Metin Aydoğan : YURTSEVERLERİ BEKLEYEN GÖREV




KAYNAK : http://kuramsalaktarim.com/yurtseverleri-bekleyen-gorev/




Türkiye, bugün 1938’in değil, 1919’un
koşullarını yaşıyor. Gizli işgal’e dönüşen dışa bağımlılık, ulusal varlığı yok
etmeye yönelen kalıcı sorunlar yaratıyor. Durumun ayırdına varanlar, henüz
yeterince örgütlü değil. Gelinen noktanın sorumluluğunu taşıyan politikacılar,
yadsımadıkları bu gerçeği, “küresel çağın zorunlu sonucu” ya da “karşılıklı
bağımlılığın kaçınılmazlığı” olarak meşrulaştırmaya çalışıyor. Yoksullaşan
örgütsüz halk, dostu düşmanı seçemiyor. Ekonomik çöküntüyle yaratılan kavram
kargaşası ve yoksullaşma içinde Türkiye, göz göre göre parçalanmaya
götürülüyor. Günümüzün somut gerçeği, ne yazık ki budur.


Durum




Ülkenin durumu açık biçimde dile getirilecek
olursa, bugünkü durum şudur: Türkiye, askeri değil ama askeri işgalin amacı
olan, siyasi ve ekonomik işgal altındadır. Sevr, toprak paylaşımı dışında hemen
tüm maddeleriyle, üstelik daha kapsamlı olarak uygulanıyor. Topraklar silahla
el değiştirmiyor ancak, yabancıların toprak satın almasıyla, Anadolu’da hızlı
bir mülkiyet değişim süreci yaşanıyor. Ulusu ilgilendiren hemen her önemli
karar, ülke dışında alınıyor, içerde eksiksiz uygulanıyor. Ulusal sanayi
çöküyor, tarım yok oluyor. Yeraltı-yerüstü varsıllığımızı, dilediğimiz gibi
kullanma özgürlüğüne sahip değiliz. Ulusal değerler korunmuyor, kültürel
bozulma yaygın. Emperyalizmin örgütleyip eğittiği ayrılıkçı terör, Türk ulusuna
kafa tutuyor.




Parayla donatılmış yerli ya da yabancı
misyonerler,bu ülke için bir şeyler yapmaya çalışan yurtseverlerden daha geniş
olanaklarla serbestçe çalışıyor. Ulusal haklara saldırmada, hiçbir sınır
tanınmıyor. Vatanseverlikbaskı altında; hıyanet, getirisi yüksek bir meslek
durumunda. Halk, yoksul ve umutsuz, karamsar bir edilgenlik içinde. Basın
ihaneti yayıyor. Sanki işgal İstanbul’u yeniden yaşanıyor.


Bilinçle Görmek ya da Yaşayarak Öğrenmek




Türkiye, bugün 1938’in değil, 1919’un
koşullarını yaşıyor. Gizli işgal’e dönüşen dışa bağımlılık, ulusal varlığı
tehdit eden kalıcı sorunlar yaratıyor. Durumun farkına varanlar, henüz
yeterince örgütlü değil. Gelinen noktanın sorumluluğunu taşıyanlar ise,
yadsımadıkları bu gerçeği, “küresel çağın zorunlu sonucu” ya da “karşılıklı
bağımlılığın kaçınılmazlığı” olarak meşrulaştırmaya çalışıyor. Yoksullaşan
örgütsüz halk, dostu düşmanı seçemiyor. Ekonomik çöküntüyle yaratılan kavram
kargaşası ve yoksullaşma içinde Türkiye, göz göre göre parçalanmaya
götürülüyor. Günümüzün somut gerçeği, ne yazık ki budur.




Hiçbir yanıltma ve kandırma girişimi, hiçbir
baskı ya da göz boyama, toplumsal gerçeği uzun süre gizleyemez. Yaşam en iyi
öğretmendir ve gizlenmiş gerçekler, göremeyenlerin önüne çıkmakta gecikmez.
Düşünerek öğrenmeyenler, yaşayarak öğrenirler. Ancak, uygar olmak, ya da daha
doğru söylemle insan olmak, olayları önceden görmeyi ve önlem almayı gerekli kılar.
1919 ve sonrasında bu yapılmıştı, bugün de bu yapılmalıdır.


Yeniden Kuvayı Milliye




Bu koşullarda yapılması gereken, benzer koşullar
altında geçmişte verilen mücadeleden yararlanmak ve bu yönde çalışmaktır.
Samsun’a çıkan anlayış, Kuvayı Milliye ruhu, Müdafaa-i Hukukörgütleri,
önümüzdeki yakın dönemi belirleyecek biçimde, yeniden gündeme geliyor. Kurtuluş
Savaşı, öncesi ve sonrasıyla dikkatlice incelenmeli, güncelliğini koruyan bu
eylem, günün koşullarına uyumlu kılınarak, aynı anlayışla uygulanmalıdır.




Ülkenin parçalanmasını önlemek isteyen herkes,
Mustafa Kemal’e başvurmak, mücadelesinden ders almak zorundadır. Türkiye’de
yükselmekte olan ulusal uyanış, geçmişteki benzersiz deneyimden, kesin olarak
yararlanmalı, bu konuda bilgilenmelidir. Atatürk, bugün ona çok gereksinim
duyan Türk halkına anlatılmalıdır.


Değeri Bilmeyen Onu Koruyamaz




Bir değerin nasıl kazanıldığını bilmeyen, onu
koruyamaz, geliştirip uygulayamaz. Kurtuluş Savaşı’nın hangi koşullarda, nasıl
ve kimlere karşı kazanıldığını, ne bedel ödendiğini, ulusu ayakta tutan
kalkınmanın nasıl sağlandığını bilmeden, Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak
olanaklı değildir.




Yapılanlar çabuk unutuldu ya da unutturuldu.
Unuttukça da geriye gidildi. Ve bugün, içinde sıkışıp kaldığımız sorunlarla
dolu koşullara gelindi. Bu koşullar, nitelik olarak, Osmanlının 20.yüzyıl
başında yaşadığı koşullardır. Bunu artık herkes görmelidir. “Dünü unutursan,
yarın hatalara düşmekten kurtulamazsın” diyen Atatürk’ü güncel kılan da budur
ve doğaldır ki, emperyalist boyunduruktan kesin olarak kurtulana dek, bu
güncellik sürecektir. Her kesimden yurtsever, bu nedenle Atatürk’e yöneliyor;
Kuvayı Milliye ruhu bu nedenle yayılıyor, Müdafaa-i Hukukçular bu nedenle
yeniden ortaya çıkıyor.


Atatürk’ü Örnek Almak




Ülke için önemli olduğuna inandığımız konuları
öne çıkaralım. Milli mücadelenin hazırlanmasına, kullanılan mücadele
yöntemlerine, halkın örgütlenmesine, meşruiyet anlayışına ve bu yöndeki
tartışmalara öncelik verelim. Mustafa Kemal’in bu konularla ilgili söz ve
davranışlarını koşullarıyla birlikte dikkatlice inceleyelim. Bu söz ve
davranışların, bir tarih araştırması değil, Kemalist bir eylem önerisi olarak
değerlendirelim. Ülkenin kurtuluşu için mücadele edenler ve edecek olanlar,
Mustafa Kemal’in karşılaştığı engellerin benzerleriyle karşılaşacaklardır.
Özellikle onlar, aktarılan bilgileri, eleştirici gözle incelemeli, bugüne
uyarlamalı ve girişilecek mücadelede nelerle karşılaşacaklarını bilerek hareket
etmelidirler.




Atatürk’ü anlamak ve “izinden gitmek” bilinçli
olmayı gerekli kılar; yaptığını yapmak, insana, üstelik en ağırından sorumluluk
yükler. Atatürk öldükten sonra, Atatürkçülerin başına gelmedik kalmamıştır. Bu
sorumluluğu yüklenmek isteyenler, eyleme geçtiklerinde bu işin, “karga
kovalamak” ya da “sarı saç mavi göz” edebiyatından çok ayrımlı bir iş olduğunu
görürler. Emperyalizmle doğrudan ve sürekli mücadele demek olan Atatürkçülük,
sert mücadelelere her zaman hazırlıklı olmayı gerekli kılar. Kemalist olmak,
kolay bir iş değildir.


Yapılması Gereken




Mustafa Kemal’i ortaya çıkaran toplumsal
koşulları, eğitimini, düşünce yapısını, kendini geleceğe hazırlamasını örnek
alalım. Libya günlerini, Balkan Savaşlarını, Çanakkale’yi ve Doğu Cephesi’nde
yaptıklarını ele alalım. Kurtuluş Savaşı için Mondros’tan önce yaptığı
hazırlığı, İstanbul çalışmalarını ve Anadolu’ya geçiş koşullarını aktarmaya
çalışalım. İşbirlikçi İstanbul Hükümeti ve mandacılarla mücadelesini, Erzurum
ve Sivas Kongrelerini, Kuvayı Milliye’yi, gerilla kavramını, I.Meclis’i,
düzenli orduya geçişi ve bütün bunların sonucu olarak İnönü, Sakarya,
Başkomutanlık Meydan Savaşı’nı inceleyelim.




Türk halkının yaptığı özveriyi, çektiği acıları,
Yunan vahşetini ve emperyalist tuzakları unutmayalım. Bunları yaparsak
bilinçlenecek ve günümüze yönelik sonuç çıkarmada büyük bir olanağa
kavuşacağız. Atatürk’ten ancak böyle yararlanabilir, onu böyle örnek
alabiliriz. Bunu yaparsak yalnızca bir yaşamı ve bir ulusun kurtuluşunu değil,
adeta bir “destanı” öğrenmiş olacağız ya da daha doğru bir söylemle, örnek almaya
çalıştığımız olayın bir “destan” olduğunu göreceğiz. Bu “destan”, direnenlere
umut ve güç veren ulusal bir hazinedir. Yeter ki yararlanmasını bilelim.


Herkesin Yapabileceği Bir Şey Vardır




Ülkesi için herkesin yapabileceği bir şey
vardır. Abartmadan ve küçük görmeden, herkes elinden geleni bu ülkeye
vermelidir. Ayrılıklara izin verilmemeli, halkı içine alan yeni birliktelikler
oluşturulmalıdır. Nelerin yitirilmekte olduğunu ve gelecekte nelerin
yitirileceğini herkes görmelidir.




Çıkış yolu vardır ve elimizin altındadır. Türk
ulusunun gerçek gücünün ne olduğu bilinmeli, bu güç harekete geçirilmelidir. Bu
yolda geç kalınan her gün, kaçınılmaz gibi görünen gelecekteki mücadele
günlerinde, çekilecek acıların artmasına neden olacaktır. Kendi gücüne
dayanılmalı; dış isteklere, siyasi ve ekonomik oyalamalara izin verilmemelidir.
Gerçek dışı sanlar, aldatıcı sözvermeler ve sanal ereklerle halkın kandırılması
önlenmelidir. Bunun tek yolu, Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Türk Devrimi’ni
öğrenmek ve buna göre davranmaktır.
 

Metin Aydoğan




Metin Aydoğan, 1945’de Afyon’da doğdu. İlk ve
Orta öğrenimini İzmir’de, yüksek öğrenimini Trabzon’da tamamladı. 1969’da
Karadeniz Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesini bitirdi. Yüksek öğrenimi
dışında tüm yaşamını İzmir’de geçirdi. Örgütlü toplum olmayı uygarlık koşulu
sayan anlayışla, değişik mesleki ve demokratik örgütlere üye oldu, yöneticilik
yaptı. Çok sayıda yazı ve araştırma yayınladı, sayısız panel, konferans ve
kongreye katıldı. Sürekli ve üretken bir eylemlilik içinde olan Metin Aydoğan,
yaşamı boyunca yazdı, yaptı ve anlattı. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet