Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Seksen
Yıllık Birikim 10 Yılda Satıldı


Vatan topraksa eğer

Ormansa
nehirse madense vatan


İşçiyse
köylüyse aydınsa vatan


Yani
yapıp yaratmaksa her şeyi yeni baştan


Sevmeyi
yeni baştan


Alkışı
yeni baştan


Bir
hesabı vardır bunun sorulur


Bir
hesabı soracaklar bulunur


Akgün
karagünden öcünü alır bir gün


(Hasan Hüseyin Korkmazgil) 


3
Kasım 2002 seçimlerinde beklenen oldu, AKP geldi tek başına iktidara. Söz ve
söylemleri belliydi, dış bağlantıları, dışarıya verdiği güvenceler belliydi. AB
ve ABD ne derse yapılacaktı kayıtsız şartsız. Kolları sıvadılar, öyle de
yaptılar. AB’ye girmeliydik ne olursa olsun.


Dünyada
düşecek yer arayan “sıcak paraya” da yol verilmeliydi mutlaka, kurtuluş
ondaydı. Türk lirası mevduatın faiz oranını, döviz kurunu aşacak oranda
artırarak verdiler bu yolu. Geldi sıcak para, TL’ye çevrildi, yüksek faizden
yararlandı, sonra borsaya girdi, oradaki yükselişten yararlandı, 1 milyon dolar
getiren, bir yıl sonra 1 milyon 600 bin lira alarak çekip gitti. Dışarıya
transfer edilen bu “tatlı kârı” millet olarak hepimiz ödedik.


Ödedik
ya, bu işin etkisi bu kadarcık değil. TL’ye verilen bu yüksek faiz, gizli çıpa
olarak döviz kurunu aşağı bastırdı. Kuru aşağıda tutarak enflasyonu da aşağıda
tutmaktı amaçları. Bunu başardılar ama ithalat patladı, patladı çünkü,
dışarıdan almak içeriden almaktan daha cazip hale geldi. Bu caziplik Anadolu’da
onlarca fabrikanın canına okudu. Çin malları sardı ortalığı. Dış ticaret açığı
ve cari açık, Cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırdı. 2002 yılına dek tüm
cumhuriyet tarihi boyunca 44 milyar dolar cari açık veren ülke, 2002-2012
döneminde 364 milyar dolar cari açık vermiş oldu.



Özalizm
ödünsüz olarak sürdürülecekti, kararlıydılar. Devlet sanayi ve ticaretten elini
çekecek, nesi var nesi yoksa satacaktı. İlk AKP Hükümetinin Maliye Bakanı Kemal
Unakıtan “Babalar gibi satarım” diyordu…


Sattılar…
Müslümanlık taslayanlar, Müslüman’ın malını gâvura da sattılar… Cumhuriyet’in
seksen küsur yıllık birikimleri elden çıkarıldı, bu elden çıkarmalar daha
üretken alanlara yatırılmak yerine, cari açığın finansmanında kullanıldılar.
Yani gelecek satıldı…


Neler
satıldı bir bakalım:


AKP’NİN
DÖNEMİNDE  SATILAN BÜYÜK İŞLETMELER


TAKSAN

GERKONSAN

SEKA Afyon işletmesi

SEKA Balıkesir işletmesi

SEKA Çaycuma işletmesi

SEKA Kastamonu işletmesi

SEKA Aksu işletmesi

SEKA Taşucu Tersane Alanı

SEKA ya ait 4 taşınmaz

TZD Sakarya işletmesi

THY USAŞ

Sümer Holdinge Ait Merinos Halı Fabrikası

SÜMER HOLDİNG ERYAĞ

SÜMER HOLDİNG Adıyaman işletmesi

SÜMER HOLDİNG 117 adet taşınmaz

KBİ 103 arsa, 89 lojman

EBÜAŞ-MEYBUZ

EBÜAŞ 54 taşınmaz

TEKEL Kaya Tuzu İşletmesi

TEKEL 30 taşınmaz

ESGAZ

BURSAGAZ

İZGAZ

ETİ BAKIR

ETİ GÜMÜŞ

ETİ KROM

ETİ ELEKTROMETALURJİ A.Ş

Çayeli Bakır işletmeleri A.Ş

KBİ Samsun işletmesi

KBİ 65 adet taşınmaz

DiV-HAN A.Ş

Amasya Şeker Fabrikası

Kütahya Şeker Fabrikası

TÜMOSAN

SÜMER HOLDiNG Malatya işletmesi

SÜMER HOLDİNG Bakırköy işletmesi

SÜMER HOLDİNG Diyarbakır işletmesi

SÜMER HOLDİNG Çanakkale Deri işletmesi

SÜMER HOLDİNGE Ait 108 Adet Taşınmaz

SÜMER HOLDİNG Ortadoğu Teknopark A.Ş

SEKA Karacasu işletmesi

SEKA Ankara Alım Satım Binası Müdürlüğü

SEKA Ardanuç işletmesi Varlıkları

TÜGSAŞ

TÜGSAŞ Gemlik Gübre San. TAŞ

TÜGSAŞ-İGSAŞ HiSSELERi % 100

TÜGSAŞ Urfa Depoları arazisi

TÜGSAŞ 23 taşınmaz

İGSAŞ Kütahya Gübre Varlıkları

TEKEL Alkolü içkiler San. A.Ş

TEKEL 60 adet taşınmaz

TEKEL İnegöl Kibrit Fabrikası T.A.Ş

TEKEL Gemlik Sun.ip.Mües. T.A.Ş

TEKEL Tuzluca Tuzlası

TEKEL Sekili Tuzlası

EBÜAŞ Samsun Soğuk Hava Deposu

EBÜAŞ Manisa Kombinası

EBÜAŞ Manisa Arsası

EBÜAŞ’a ait 101 adet Taşınmaz

TDİ ANKARA FERiBOTU

TDİ Samsun Feribotu

PETKİM 2adet taşınmaz

TEDAŞ 1 arsa, 1 adet trafo binası

TEDAŞ 1 adet taşınmaz

ATAKÖY Turizm A.Ş.

ATAKÖY Otelcilik A.Ş.

ATAKÖY Marina ve Yat işletmesi

SÜMER HOLDİNG Beykoz işletmesi

SÜMER HOLDİNG İstanbul İmar LTD.ŞTi

SÜMER HOLDİNG 2 adet Taşınmaz

TDİ Karadeniz Gemisi

TEKEL Kristal Tuz Rafinerisi

TEKEL Kağızman Tuzlası

TEKEL 49 adet taşınmaz

TÜPRAŞ 2 adet taşınmaz

TDİ 1 Adet Taşınmaz

SEKA 5 Adet taşınmaz

KÖY HiZMETLERi GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Tasfiye Edildi),

SSK Hastaneleri (Tasfiye Edildi)

SSK Eczaneleri (Tasfiye Edildi)

SEKA Kocaeli Fabrikası ve arsası

Sümer Holding Sarıkamış İşletmesi

Sümer Holding Sivas Dokuma Fabrikası

Sümer Holding Manisa Pam. Men. A.Ş.

Sümer Holding Makine Ve Teçhizat

Sümer Holding 32 Adet Taşınmaz

TÜGSAŞ Samsun Gübre Sanayi A.Ş.

TEKEL 5 Adet Taşınmaz

Karayolları Araç Muayene istasyonları

DSİ ERCİYES Sosyal Tesisi

Bayındırlık Ve iskan Bakanlığı ERCİYES Sosyal Tesisi

Karayolları ERCiYES Sosyal Tesisi

TEKEL Sigara Fabrikaları

Sümer Holding Bergama Pamuk ipliği Fabrikası

TEKEL Sigara Fabrikalarına Ait Taşınmazlar

TEKEL Puro Fabrikaları

TEKEL Alkol işletmelerine Ait Taşınmazlar

Sümer Holding Tercan Ayakkabı işletmesi

TCDD Mersin Limanı

Adapazarı Şeker Fabrikası

Ereğli Demir Çelik Fabrikası

İskenderun Demir Çelik Fabrikası

Yarımca Porselen Fabrikası

Romanyadaki Silisli Sac Fabrikası

Divriği Demir Madeni

Hekimhan Demir Madeni

Kırıkkale Çelik Çekme Boru Fabrikası

BORÇELİK

TÜPRAŞ

PETKİM

TÜRK TELEKOM

KIBRIS TÜRK HAVA YOLLARI

TÜGSAŞ Toros Gübre Fabrikası

TÜGSAŞ Tekirdağ, Tarsus, Fatsa Depoları

Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş.

OYMAPINAR BARAJI

ETİ Alüminyuma Ait Madenler

Emekli Sandığı Ankara Emek işhanı

Emekli Sandığı İstanbul Hilton Oteli.

Boğaz Köprüleri ve Otoyolların Gelirleri.


SATILAN LİMANLAR


Ege Denizindeki Limanlarımız:


İzmir Limanı: 1 milyar 275 bin dolara,
Hong-Kong merkezli HutchisonWhampoa şirketine satıldı. Türkiye’nin en büyük
konteyner ihracat limanı olan İzmir Alsancak limanından yılda ortalama 30-35
milyon T.L net gelir elde ediliyordu.

Kuşadası Limanı:2.7.2003 tarihinde 24 milyon 300 bin dolara Siyonist
Sami Ofer’e verildi.

Dikili Limanı: 20.11.2003 tarihinde 4 milyon 250 bin dolara Dikili Liman
ve Turizm İşletmeleri A.Ş’ye satıldı.


Akdeniz’deki Limanlarımız:


İskenderun Limanı: 9.9.2005 tarihinde PSA-Tekfen
ortaklığına satıldı ancak satış sonradan iptal edildi.

Mersin Limanı: 4.8.2005 tarihinde Singapur PSA’ya satıldı. Eylül 2005’de
satış iptal edildi.


Marmara Denizindeki Limanlar:


Zeytinburnu Limanı: Paravan şirketler aracılığıyla
Siyonist Sami Ofer’e satıldı.

Tekirdağ Limanı:104.923.599 dolara Akkök Şirketler Grubuna satıldı.

Bandırma Limanı:175 bin dolara çelebi OGG’ye teslim edildi.(1)


Bunların dışında AKP öncesi
iktidarlarca Marmaris, Antalya, Alanya, Sinop, Ordu, Giresun, Rize, Hopa
limanları satılmıştı.


AKP döneminde daha sonra şu
satışlar oldu:

Derince Limanı 2014 yılında Safi Katı Yakıt Şirketi’ne 543 milyon dolara,

İskenderun limanı LimakA.Ş’ye 2010 yılında 372 milyon dolara,

Samsun Limanı 125.200.000.-ABD Doları bedelle Ceynak Lojistik ve Ticaret
A.Ş.’ne 31.03.2010 tarihinde 36 yıl süreyle işletilmek üzere devredilmiştir.

Trabzon Limanı 22.4 milyon dolar ile Albayrak Turizm A.Ş. verildi.


PEKİ HANGİ KURULUŞ KİME SATILDI, BİR DE BUNA BAKALIM:


Türk Telekom Araplar’a

Telsim İngilizler’e

Araç muayene işi Almanlar’a

Başak Sigorta Fransızlar’a

Adabank Kuveytliler’e

Avea Lübnanlılar’a

PetkimAzeriler’e

Tekel’in İçki Bölümü Amerikalılar’a

Tekel’in Sigara Bölümü ABD ve İngilizler’e

Finansbank Yunanlılar’a

OyakbankHollandalılar’a

Denizbank Belçikalılar’a

Türkiye Finans Kuveytliler’e

TEB Fransızlar’a

Cbankİsrailliler’e

MNG Bank Yunanlılar’a

Dışbank Hollandalılar’a

Şekerbank Kazaklar’a

Yapı Kredi’nin yarısı İtalyanlar’a

Turkcell’in yarısı Finliler ve Ruslar’a

Beymen’in yarısı ABD’lilere

Enerjisan’ın yarısı Avusturyalılar’a

Garanti’nin yarısı Amerikalılar’a

Eczacıbaşı İlaç Çekler’e

İzocam Fransızlar’a

Demir Döküm Almanlar’a

DöktaşFinli’ye

POAŞ Avusturyalılar’a

Migros İngiliz’e

TGRT (Fox) Amerikalı’ya SATILDI,


Yalnız
Bunları mı? Hayır. Özel sektör işletmelerinin daha pek çoğu yabancılara gitti.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını çekemeyen, bu bağlamda hiçbir ciddi
çabası olmayan AKP iktidarı, özel sektör hisselerinin yabancılar tarafından
kapışılmasına çanak ve alkış tuttu. İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında
yabancıların payı yüzde 70 dolayına yükseldi. Ülkemizde yatırım yapan
yabancıların önemli bir bölümü, yıllardır üretim yapan yerli şirketleri satın
almaktaydı.(2)
Döviz geliyordu çünkü Türkiye’ye. Sonra kâr olarak bu dövizler çıkacaktı ya,
onu düşünen yoktu. Benden sonra tufan… Özellikle gıda sektöründe yabancılaşma
ve tekelleşme vahim boyutlara ulaşmıştı. Oysa gıda sektörü en kilit sektördü,
Türk Üretmeli, Türk İşletmeleri işlemeliydi, yoksa gün olur, aç kalırdık… AKP
buna da bakmadı… Gıda sektöründe şirket birleşmeleri ve satın almalarıyla
birlikte tekelleşme ve yabancılaşma yaygın hale geldi. Perakende piyasası büyük
ölçüde yabancıların eline geçti. İşte örnekler:


-Bebek
mamasının %90’ı yabancıların… GroupDanone ve Ülker HeroBaby, bu piyasanın en
büyükleri…


-Bira
pazarının yarıya yakını yabancıların. 2 milyar dolarlık hacmi olan bu pazarı,
Efes Pilsen, bir İsrail firması ile paylaşıyor.


-Sıvı
yağlarda Suudi Arabistan’ın SavolaGroup adlı firması başı çekiyor. Ayçiçek Yağı
pazarının %40’ına bu Suudi firması egemen. Yağ Sanayinde kurulu kapasitenin
%65’i, pazarın da %80’i yabancıların elinde.


-Hazır
kahvede belirleyici ve egemen olan Nestkafe, pazarın 2/3’ü ondan soruluyor.


-Çikolatanın
egemeni Ülker, şekerleme sektörünün devlerinden biri olan Kent Gıda ise
Schwepps’e satıldı.


-Türkiye’nin
fındık devi Oltan Gıda, , Nutella ve Kinder’in üreticisi İtalyan çikolata devi
Ferrero Grubu’na satıldı. 2002 yılından bu yana fındıkta ihracat şampiyonu
olan, son 500 büyük sanayi kuruluşu araştırmasında 55. sırada yer alan Oltan
Gıda’nın Türkiye’nin en büyük fındık alıcısı olan Ferrero’ya satılması dünya fındık
ve çikolata piyasasında dengeleri değiştirdi.


-Gıda
perakendeciliğinin dört büyük tekeli de yabancı. Carefoursa, Migros, Metro ve
Tesco; Fransız, Alman ve İngiliz kökenli firmaların elindedir..


-Uluslararası
firmalar Mintax, Tursil, Persil, Alo, Hacı Şâkir ve Omo’yu satın alarak
deterjan piyasasını el geçirdiler.


-Süt
Ürünleri piyasasını 6 büyük şirket denetliyor. Pınar, Ülker, Danone ilk
üçteler, onları SEK, Yörsan ve 9Dimes izliyor.


-Makarna
piyasasının %70’i üç büyük şirketin eline geçmiş, bunlar Ankara Makarnası,
Piyale, Pastavilla(3)


Perakende
piyasası… Bakkal sayısı hızla düşüyor ..“Üretme sat” politikası ve teşvikleri
sonunda, şehirler ve şehir varoşları artık fabrika yerine AVM (alışveriş
merkezi)  dolmaktaydı.


Sat,
ne satarsan sat, kimin malını satarsan sat…


Bu
AVM’lerde çalışanların çoğu Üniversite bitirip iş bulamayan gençlerdi, sosyal
güvencesi yoktu bunların çoğunun ve hiçbiri sendikalı değildi.


Bu
son on yılda, Türkiye’nin kalkınmasında sürükleyici sektör olan ve milli
sanayimiz diye övündüğümüz imalat sanayi de yabancı kontrolüne girdi. Türkiye
İstatistik Enstitüsü Kurumu (TÜİK)’in bu konudaki açıklaması aynen şöyledir :


“Yabancı
kontrolündeki üretimin yaklaşık %60’ının yoğunlaştığı imalat sanayinde;


*
Tütün ürünleri sanayinin 2007 yılında yüzde 69,0’ı;

* Otomotiv sanayinin 2007 yılında %50,3’ü;

* Elektronik sanayinin 2007 yılında %48,5’i yabancı kontrolündedir.(4)


Ülkenin
iç ve dış borcu, tavan yapıyordu bu politikalar sonunda. Yani ülkenin nesi var
nesi yoksa haraç mezat satılmış ve ülke insanın çoğu gırtlağına kadar
borçlanmıştı. AKP devrinde Türkiye 498 milyar dolar borç faizi ödedi.


Ülkede,
orta ve dar gelirli yurttaşların cebine en az 3-4 tane tefeci sokuldu! “Kredi
kartı” adını taşıyordu bu tefeciler… Halkımız, kredi kartı açısından tam bir
sarmala düşmüştü, debelendikçe batmaktaydı. 75 milyonluk ülkede 68 milyon adet
bireysel kredi kartı vardı ve Türkiye’nin yüzde 70’inden fazlası borçluydu.


Alışveriş
için değil, daha çok nakit ihtiyacı için kullanılıyordu bu kartlar ve birinin
borcu, ötekilerden çekilerek kapatılma yoluna gidiliyordu. Bu yöntem sonucu,
deniz bitiyor bir gün, icralık oluyordu milyonlarca yurttaş.


İslamcılık
iddialarıyla iktidara gelenler ve İslam adına içki yasağı koyanlar, faizi
kaldırmak şöyle dursun, Müslümanları borç batağına batırmışlardı.


2012
yılında bankaların kârları “kudurmuştu” adeta. Sebebi, bu tefeci kartlar ve
tüketici kredileri idi. %60’ı yabancıların elinde olan bankalar, normal
bankacılık faaliyeti yapmıyorlar artık tefecilik yapıyorlardı, halk kazanıyor,
onlar yiyorlardı. 2012 yılının kurumlar vergisi rekortmenler dizelgesinin
başlarını bankalar tutmuşlardı.


Yabancılar
satılan bankaların listesini de verelim:


Oyakbank,
Hollanda’nın İNG Bankı’na,

Demirbank HSBC’ye,

Dışbank Fortis’e,

Tekfenbank Yunan EFG’ye,

Finansbank eski bir EOKA-B üyesi olan bir papazın ortak olduğu Yunan NBG’ye,

TEB Fransız BNP’ye,

Sitebank Yunan Novabank’a,

Denizbank Dexia’ya,

Şekerbank Kazak Banlı Turan’a

Adabank Kuveyt Finans’a,

C bank İsrail Bank Hapoalim’e,

Yapı Kredi Bankası Unicredito-Koç’a,

Garanti Bankası’nın yarı hissesi GE-Finans’a
(5)


Ya
belediyeler? Onlar durur mu, onlar da sattılar… Kocaeli Büyükşehir Belediyesi,
şehre doğalgaz veren İzgaz’ı Fransızlara sattı ve bu satışını büyük bir başarı
olarak ilan etti. Böylece ne oldu biliyor musunuz? Daha önce yerelde iktidar
olan CHP, Kocaeli’nin suyunu Yuvacık Barajı yoluyla ve yap-işlet-devret
yöntemiyle İngilizlere vermişti. Yani Kocaeli’nin suyunu İngilizler, gazını
Fransızlar vermekteydi artık…


Hükümet,
bütün bunları doğal gelişmeler olarak takdim ediyor, yüksek faiz çıpalaması ve
kaynağı belirsiz giren karanlık paralarla aşağıda tutmayı başardığı döviz kuru
sayesinde sanal olarak yükselttiği fert başına milli gelirle, finans
sektöründe, yani geniş kitleleri hiç ilgilendirmeyen faiz-döviz-borsa
üçgenindeki büyüme rakamlarıyla övünüyor, avunuyor, avunduruyordu. Finans
sektörünün başı çektiği büyümeyi ise, kalkınma gibi yutturuyordu bilmeyenlere.


Altyapı
yatırımları yapılıyordu dış borçlarla… Otoyollar, duble yollar, yüksek hızlı tren
yolları, büyün tüneller, barajlar ve akarsu haramisi HES’ler…


Tam
burada baskı üstüne baskı yapan bir kitaptan alıntılar yapalım ve bu dış
borçlarla yapılan altyapı ve HES yatırımlarının gerçek yüzüne bakalım. Kitabın
adı “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları”, yazarı John Perkins. Yıllarca “Main”
adlı firmada bir ET, yani ekonomik tetikçi olarak çalışan ve ABD’nin ekonomik
çıkarları için projeler üretip bazı ülkelere bunları kabul ettiren Perkins, bu
kirli iş ve ilişkilerin bir bölümünü şöyle açıklıyordu:


“Biz ET’lerin en iyi yaptığı şeylerden biridir bu: Küresel bir
imparatorluk kurmak. Biz, diğer ulusları, (en büyük şirketlerimizi,
hükümetimizi ve bankalarımızı yöneten) şirketokrasiye boyun eğmeye zorlayan
koşulları yaratmak üzere, uluslararası finans kuruluşlarını kullanan seçkin bir
grubuz ve mafyadaki muadillerimiz gibi ‘iyilik’ de yaparız. Bunlar genellikle
altyapı (elektrik santralleri, otoyollar, limanlar, havaalanları, sanayi
siteleri) yatırımları için verilen borçlar şeklindedir.(6) Bu tip borçların bir
şartı da, tüm projelerin bizim mühendislik ve inşaat firmalarımız tarafından
gerçekleştirilmesidir. İşin aslı, paranın çoğu ABD’yi terk etmez bile; sadece
Washington’daki bankalardan New York, Houston ya da San Francisko’daki
mühendislik ofislerine aktarılır.


Paranın
bu şekilde şirketokrasi üyesi işletmelere (yani alacaklı tarafa) neredeyse
anında gelmesine karşın, borçlu ülke hem anaparayı hem de faizini son kuruşuna
kadar ödemek zorundadır. Eğer bir ET gerçekten başarılıysa, verilen paranın
miktarı o kadar yüksek olur ki borçlu ülke birkaç sene sonra ödemelerini
yapamaz hale gelir. İşte o zaman biz, (tıpkı mafya gibi) diyetimizi isteriz. Bu
da genellikle şunlardan birkaçını içerir: Birleşmiş Milletlerde alınacak bir
kararda ülkenin vereceği oyun kontrolü, topraklarında askeri üsler kurulması,
petrol ya da Panama Kanalı gibi değerli kaynaklara erişim. Bu arada borç
yükümlülüğü tabii ki devam etmektedir ve kürsel imparatorluğumuza bir ülke daha
eklenmiştir.”


Türkiye
bu “Küresel İmparatorluğa” ekli olmayı bırakınız, AKP sayesinde
yapıştırılmıştır adeta.


Konut
sektöründe de ilginç ve dikkati çeken işler olmaktaydı. Devletin elinde ne var
ne yok haraç mezat satan AKP, konut sektöründe TOKİ adlı dev bir KİT yaratıp,
binlerce şirket ve kooperatife rakip oluyordu. Ve bu TOKİ, doğrudan Başbakan’a
bağlanıyordu. TOKİ’nin ihaleleri akla hayale gelmeyecek alavere ve
dalaverelerle AKP’lilere veriliyordu. Cami ve şadırvanlardan bile vurgun
vuruluyordu. Bunca yıl camileri halk yapmıştı, şimdi TOKİ yeni oluşturduğu apartmanların
yanına cami ve şadırvan da yapıyordu. Fakat sanmayın ki hayır ve dini
gayrettir, hayır.


AKP
döneminde tarımda da ilginç gelişmeler oldu. Türkiye görmediklerini gördü.
İthal etmediği tarım ürünü kalmamıştı ya, saman ithal edeceği kimsenin aklına
gelmezdi, onu da eder hale geldi ülke. Hayvan ithal etti dünyanın dört
yanından. Angus fıkraları anlatılır oldu. Türk köylüsü girdi ve çıktılar
açısından tam anlamıyla esir düştü küresel çevrelere. Tohum, ilaç, gübre,
sulama ve akaryakıt açısından hiçbir söz hakkı ve belirleyiciliği yoktu
köylünün, satacağı ürünün fiyatında da söz sahibi değildi, kendi dışında
oluşturulan sisteme eklemlenmekten başka çaresi yoktu. Köy Kanununu Atatürk
kendi el yazısıyla yazmıştı, bir maddesinde “Köylerde yabancı uyruklulara
toprak satılamaz” yazıyordu. Bunlar topraklarımızı da haraç-mezat satmaya
başladılar. Bu satışlarda “karşılıklılık” ilkesi bile gözetilmedi.(7)


Ya
madenler… Onlar da, Ekonomik Tetikçi John Perkins’in anlattığı biçimde,
yabancılara paylandı… En başta da Bor, Boraks, Trona gibi stratejik önemdeki
madenler… Maden kıyakları ve yağmasının ayrıntısını Orhan Özkaya’nın kaleminden
okuyalım:


“Dünya
bor rezervlerinin %72’sine sahip olan ülkemiz, bu madenlerini 1889 yılından bu
yana sömüren Rio Tinto şirketine yeni imtiyazlar vererek yine devretmektedir.
Bor üretiminden %7 oranında ve sadece hammaddesinden yararlanmaktayız. Ancak
verilen imtiyazlarla bu olanak da elden gitmiş oluyor. Bu şirketin ruhsatlarını
yalnızca Atatürk iptal etmiştir.


Rio
Tinto’nun ilettiği bor, boraks ve tuz yatakları, Balıkesir Susurluk, Bandırma,
Balya, Sultançayırı civarındadır. Ankara Eryaman, Sincan, Güdül, Kazan,
Beypazarı ve Eskişehir Sivrihisar yöresinde trona (doğal soda) ve bor maden
sahaları bulunmaktadır. Bu alan yaklaşık 450-500 kilometrekare olup yaklaşık
1,5 Malta Adası büyüklüğündedir.


ABD,
130 yıldır ilettiği kendi bor rezervleri bitmekte olduğu için Türkiye’deki bor
yataklarını istemektedir. Çünkü bor, tıptan uzay teknolojisine kadar her alanda
kullanılmaktadır. Geleceğin petrolü olacaktır.


AnotoliaMinerals
Development Şirketi, Sivas, Malatya ve Tunceli ile Ovacık bölgesindeki altın,
gümüş ve bakır yataklarını işletmektedir. Bu alanlar Gümüşhane, Artvin ve
Kayseri’ye kadar uzanmaktadır. Bunu yüzölçümü de 700-750 kilometrekare
miktarındadır. Bu şirketin Adana’nın Saimbeyli ve Tufanbeyli ilçelerini
kapsayan sahalarda elde ettiği çinko medeni işletme ruhsatı 700
kilometrekareden büyüktür. Bu şirket Yozgat Boğazlıyan, Yenipazar ve
Sarıkaya’da bir bu kadar bakır madeni işletme ruhsatına sahiptir.


Bu
şirket Kanada kökenli olmasına karşın, Rio Tinto ile ortaklığı bulunmaktadır.
Ordu Fatsa ve Zaviköy bölgesinde bulunan altın, gümüş, çinko ve bakır
madenleriyle ilgili OdysseyResources 250 kilometrekarelik bir alanın ruhsatına
sahiptir. Çanakkale Ayvacık’a bağlı Kısacık Köyü ile Kaz Dağı eteklerinde altın
madeni bulunmuştur. Uşak-Eşme Banaz Katrancılar Köyü iel Kütahya Gediz ilçesi
Murat Dağı eteklerinde Kanadalı Eldorado Gold Şirketi işletme ruhsatına sahip.
İzmir Efem Çukuru bölgesindeki altın madeni yataklarının işletmesini yine
Eldorado Gold Şirketi almıştır.


İzmir-Bergama
Ovacık Köyündeki altın madeni işletmesini,  Normandy Şirketi’nden sonra
Fethullah’a bağlı olduğu iddiaları doruğa çıkmış Koza Madencilik Şirketi
işletmektedir.


(…)
Ülkemizin yabancıların eline geçen maden alanları çok iyimser rakamlarla
140-150 bin kilometrekare yüzölçümündedir. Yani Türkiye’nin %17-19’u
civarındadır.(8)


Petrole
bakalım bir de… AKP elbette bu alana da el atacaktı… Attı da… 2013 yılı
başlarında öyle bir yasa çıkardı ki, tam kapitülasyon… 30.05.2013 tarihli
Yeniçağ Gazetesi bu yasayı şöyle haber yapmıştı:


“Osmanlı’nın
kapitülasyonu önceki gece Meclis’ten geçen petrol yasası ile geri geldi. 
Yabancı petrol şirketi ihracattan sağladığı dövizi yurt dışında tutabilecek.


TBMM’den
geçen yeni Türk Petrol Kanunu mevcut yasadaki ‘milli menfaat’ vurgusunu
kaldırıyor ‘devlet hissesini’ kuyularda sahalara göre azaltıyor.


Yeni
yasada ‘Devlet adına arama ve işletme ruhsatı alma hakkı TPAO’ya aittir’ hükmü
çıkarıldı.


Böylece
süresi dolan petrol üretim sahalarının devlet adına üretime devam etmesi için
TPAO’ya verilmesini öngören yasa maddesi kaldırılarak, bu sahaların özel sektör
şirketlerine sunulmasının yolu açıldı.  TPAO’nun özelleştirilmesinin de
önü açılmış oldu.


Yeni
Kanuna göre, petrol hakkı sahibi yabancılar da Türk kara sularında petrol arama
ve üretim faaliyetleri icra edebilecek. Doğal gaz üretimi yapan hak sahibi
yerli ve yabancı şirketler ile yabancı şirketlerin Türkiye’deki şubelerine,
toptan satış lisansı verilecek.


Kanun,
daha önce alınan arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin hak ve yükümlülükleri
koruyor. Yasanın öngördüğü hazırlıkların yapılması ve ilgili yönetmeliklerin
hazırlanması için bir yıl süreyle yeni arama ruhsatı başvurusu alınmayacak.


Yapımı
devam eden projeler tamamlanıncaya kadar ithalat, ihracat ve kamulaştırma
haklarının yürürlüğü devam edecek.


Kanunla,
petrol işlemlerinde kullanılacak malzeme ithalinin, gümrük muafiyeti, dâhilde
alınan vergi ve fonlar ile TSE ve CE güvenlik sertifikası konularında başka
kurum ve kuruluşun iznine tabi olmadan, bakanlığın uygunluk izniyle
yapılabilmesi sağlanıyor. Petrol hakkı sahibinin Türkiye’deki petrol işlemi
için idari faaliyetleri ile bina tesislerinin ve teçhizatlarının inşası, kurulması
ve işletmesine ait malzemeler hariç, petrol işlemlerinde kullanılacak ve Genel
Müdürlükçe onaylanan malzemeyi, ekipmanı, akaryakıtı, kara, deniz ve hava nakil
vasıtalarını ithal etmesi ya da yurt içinden teslim alması, gümrük vergisinden,
yapılan işlemler harçlardan, düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden müstesna
olacak. Yabancı petrol şirketi  sahibi, sermayesine mahsuben her zaman
transfer talebinde bulunabilecek. Petrol hakkı sahibi ihraç ettiği petrolden
sağladığı dövizi yurtdışında muhafaza edebilecek. Bu döviz tutarı, Türkiye’ye
ithal edilmiş sermaye ile bunu aşan net kıymetlerin transferinden mahsup
edilecek.”


Değerli
araştırmacı-yazar Ali Külebi ise bu yasanın bir başka yanına dikkati çekiyordu:


“Suriye
sınırındaki mayınlı alanların  önemli bir bölümünde petrol bulma olasılığı
çok yüksektir. Suriye’nin petrol üretim sahalarının bir bölümü sınırımızın
hemen yanındadır. Esasen geçtiğimiz günlerde Nusaybin-Cizre arsında 40 km.
uzunluğunda, yaklaşık 400-500 metre genişliğinde söz konusu mayınlı arazide
TPAO’nun özverili mühendislerinin girişimleriyle açılan kuyuda petrol
bulunmuştur. Bu sahanın her 100 metresinde kuyu açılıp petrol çıkacağı
kanıtlanmıştır. Her ne kadar bu bölgedeki petrolün API gravitesi düşük olsa
bile dünya petrol fiyatlarının yüksekliği, fiyatların daha da yükselme
ihtimalinin olması bu alanları cazip hale getirmektedir. Mayın temizlemesini
yapacak kişi ve kuruluşların bu alanlarla ilgili olarak bir sonraki aşamada,
temizliğini yaptığı bölgenin, petrol arama ruhsatını alması durumunda kullanım
haklarından doğan nedenlerle, bu alanların 49 yıllığına petrol arama, petrol
işletme ruhsatını da alacaklardır. Böylelikle başlangıçta tarım alanı denilen
yerler, petrol arama ve işletme alanlarına dönüşecektir. Petrol 
Kanunu’nda niçin değişikliğe gidildiğinin bu boyutta da düşünülmesinde 
büyük fayda vardır.”(9)


AKP
dönemi yeni ve farklı kodamanların, haramzadelerin yaratıldığı bir dönem
olmuştur. Bunlar semirir ve sömürürken, geniş halk kitleleri tarikat ve cemaat
kültürü ve örgüt yapıları içinde muti ve uyuşmuş bir hale getirildiler. Sadaka
kültürü egemen oldu, Devlet eliyle ihtiyaç giderme yoluyla kitleler iktidara
bağlandı. Buna bir de medyanın propaganda ve beyin yıkama faaliyetleri
eklenince, işlem tamam oluyordu. Küresel sermayeye teslim olmuş, yerli ve fena
halde gayri milli olan sermaye tarafından oluşturulmuş; yandaş, yanaşma ve
dinci medya, esir almıştı halkın beynini, mangutlaştırmıştı; istediği partiye
oy verdiriyordu, istediği gibi düşündürtüyordu, istediği kitap ve gazeteyi okutuyordu,
istediği malı tükettiriyordu, istediği biçimde eğlendiriyordu.


Ol
hikâyet işte böyle efendim…


1) Yılmaz Dikbaş-İğfal

2) Yıldırım
Koç-İşçi Sınıfı ve Sendika Sorunlarına Ulusalcı Çözüm


3) Küresel
Kapitalizme Karşı Tarım Yazıları/Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı (Yeniden Anadolu ve
Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Yayınları)


4) Esfender
Korkmaz-Yeniçağ Gazetesi/26.06.2013


5) Orhan
Özkaya-Anahtar Teslimi Türkiye


6) John
Perkins, kitabında, üçüncü dünya ülkelerinin borcunun bu uygulamalarla 2,5
trilyon dolara yükseldiğini, yıllık faizinin ise 375 milyar dolar olduğunu
açıklıyor.


7) Cumhuriyet
tarihimiz boyunca gerçekleşmiş olan toprak satışlarının yüzde 90’ı AKP
döneminde yapıldı. 2003 yılına kadar 80 yıllık Cumhuriyet tarihimizde
yabancılara sadece 12 km² toprak satıldı. On yıllık AKP iktidarında ise bu
rakam 11 kat büyüyerek 137 km² oldu! Önceki kanunda “yabancılara satılacak
toprak miktarı imarlı alanların yüzde 10’u”nu geçmezken, yeni düzenleme ile
yasa metnine “özel mülkiyete dâhil alanların yüzde 10’unu geçmeyecek” ibaresi
eklendi. Böylece satışa konu olabilecek toprak miktarı genişletilmiş, tarım
alanları ve benzerleri de “satılabilir” statüne dahil edildi. Ayrıca bir defada
satılabilecek miktar –ülke sahipsiz ya- pervasızca 2,5 hektardan 60 hektara
çıkarıldı. Bu “açılımlar” ülkemizin geleceği bakımından, insanı gerçekten
dehşete düşüren uygulamalardır.


8) Orhan
Özkaya-Anahtar Teslimi Türkiye


9)
www.alikulebi.com/Sayfa.asp?islem=2&SayfaNo=345‎


Cazim
Gürbüz


(Bayburt
Postasında yayımlanmıştır)


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış