YAZAN
:

CÜNEYT ŞAŞMAZ /// cesuryorum@gmail.com

Bundan iki
sene dört ay
 önce…

31
yaşındaki Ross Ulbricht, ABD’de ömür boyu hapis cezasına
çarptırıldı.

Silk
Road
 (İpek
Yolu) sitesinin kurucusuydu.

Site “deep
web”
te, yani derin internetteydi.

Arama
motorlarında listelenmiyor, standart tarayıcılarla erişilemiyordu.

Çünkü, Silk
Road internet üzerinden uyuşturucu satıyordu.

Federal savcılar,
rakamın 200 milyon doları bulduğunu 
iddia etti.

Silk
Road
 esasen bir
tür alışveriş sitesi
ydi.

Genç
adam, üç yıl boyunca siteyi işletmeyi başarmıştı.

2013’te yakalandıktan
sonra Silk Road kapatıldı.

Kullanıcılar
siteye sadece TOR aracılığıyla girebiliyordu.

TOR şu:

Kullanıcıların
internette kimliği ya da bulundukları ülke belli
olmadan gezinti 
ya da işlem yapabildikleri anonim ağ.

Esasen bu
sistemi Amerikan hükümeti kurdu.

Amaç,
aktivistlerin kimlikleri belli olmadan faaliyet gösterebilme
siydi.

Lakin doğası
gereği, yasa dışı faaliyetlerin gözdesi 
oldu.

Silk
Road’dan sanal para Bitcoin’le her türlü uyuşturucu alınabiliyordu.

Öyle
ki sahte pasaport bile satın almak mümkündü.

FBI,
sitenin 1 milyon kullanıcısı olduğunu tahmin etti, kaçının aktif olduğunu
bulamadı.

Çok tartışmalı
bir dava
dır bu.

Geçen,
kimsenin pek dikkat etmediği bir yazı gözüme çarptı.

Yazar, davadaki
çelişkileri
 ele alıyor, Amerikan hukuk sisteminisorguluyordu.

Özetle
söylediği şu:

ABD,
İzlanda’daki yabancı bir server’ı hack’ledi 
ve Silk
Road’un kuruluşundan itibaren tüm arşivini ele geçirdi.

Davada
buldukları her delili kullanıp yargıcın sadece savcılık lehine kararlar
almasıyla Ulbricht ömür boyu hapse mahkum
 edildi.

Savunma
makamına, “Bu delilleri nasıl buldunuz?” sorusunu
sordurtmadılar.

Davanın,
ABD hukuk içtihadındaki yeri hala tartışmalı.

Ayrıca ABD
Anayasası’nın 4. ek maddesiyle birebir çelişiyor.

Madde, “Anayasa’ya
aykırı olarak elde edilmiş bulgular, mahkemede delil olarak sunulamaz”
 diyor.

Bu,
her hukuk devleti anayasasında
 (bizde 38. madde) olan, genel geçer bir yasadır.

Yargı
kararı olmadan yasa dışı arama, dinleme ve takiplerin hepsi bu kapsama girer.

Buraya
kadar geldiyseniz, ByLock’u düşünmemeniz mümkün değil.

Çünkü, birebir
aynı.

Hatta
ByLock, hukuksuzluğun dibinin dibi.

Fakat
yazarın mevzusu bu değil.

Yazarın
konusu, ABD’deki Reza Zarrab davası.

Ve bu
davadaki dijital deliller.

Yazı,
Sabah gazetesinde 12 Eylül Salı günü çıktı.

Yazarı
ise Hilal Kaplan.

Silk
Road davasını hatırlatıp
 yukarıda 8 maddede özetlediğim tespitleri yaptıktan
sonra sorgulamaya devam
 ediyor:

-
New York Güney Bölge Federal Savcılığı’nın sunduğu delillerin nerdeyse
hepsi ‘gizemli’ telefon kayıtlarını içeriyor.

-
Üstelik bu telefon kayıtlarında, 17–25 Aralık’ta sızdırılandan daha
fazlası da mevcut.

-
Yani NSA ve/veya CIA’in de içinde olduğu bir yapı, Zafer Çağlayan,
Süleyman Aslan ve diğerlerini hukuksuzca dinlenmiş.

Hilal
Kaplan,
 elmalarla
armutları karıştırmış.

Gizli
bir internet sitesinin server’ının hack’lenmesi başka şeydir, yasal telefon
dinleme, teknik takip, polis dedektifliği başka.

Hilal Kaplan,
Silk Road davasını hatırlatarak ByLock’u aklamış…

İlişki
kurulması imkansız Reza Zarrab davasının ise 17/25 Aralık dosyalarından
daha kabarık olduğunu
 açık etmiş.

Merdi
kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler.

Yani, yaptığının
ne büyük hata olduğunu bilmeyi bırak,
 ilginç olan bunu bir
meziyet olarak sunması.

Hem ByLock,
neden hukuksuzluğun dibinin dibi
 biliyor musunuz?!

Şundan:

Gizli
değil, derin internette hiç değil.

Apple
ve Google’ın sanal store’larından herkesçe indirilebiliyor.

2016
Şubat’ında kapatıldığı güne kadar tümüyle güncel, legal ve erişilebilir.

MİT’e
göre 1 milyon kişi indirmiş
 (mahkemeye yollanan 88 sayfalık rapordan).

Aynı MİT,
sayıyı önce 215 bine, sonra 102 bine düşürdü.

900
bin kişi nasıl ayıklanmış, belli değil.

Veriler
nasıl ele geçirilmiş, belli değil.

Hoş, ByLock’ta
veri bütünlüğü dahi yok.

Yani, MİT
kafasına göre liste güncelliyor, mahkemelere yolluyor.

Rivayet, server’ının
hack’lendiği 
yönünde.

Apple
ve Google’a “kaç kişi indirdi” diye yazmaya gerek bile
duyulmamış.

Soran,
sorgulayan da yok!

Ne
mahkeme soruyor, ne savcı, ne avukat, ne siyaset, ne medya, ne hukukçular, ne
barolar, ne akademi, ne de vatandaş!

Esasen
herkes neyin ne olduğunu biliyor.

Hukuk
ve anayasa 
anca
kendi işlerine gelince akıllarına geliyor.

İnsan
hakları
 da
öyle.

Silk
Road hakkında 8 maddede özetlediğim tespiti yapan kalemin, ByLock hakkında
döktürmesi gerek, ama yapmıyor.

ByLock’un
aklına gelmemesi mümkün değil, ama o konuda ülkesinde emsal oluştuğu
için içi rahat.

Tek
başına “ByLock’u yükleme suçu” 6 yıl 3 ay hapis cezası,
temyizi de yok.

Dert “hukuk” değil.

Hukuk,
güç savaşında kullanılan bir estrüman
 sadece.

İşte bu
yüzden, yarın öbür gün köşelerinde, Twitter’da, orda burda, bas bas
bağıracaklar; HUKUK
 diye…

İşiten
olmayacak.

Kendi
yasa ve içtihatlarıyla sorgulanacak, hesaba çekilecekler.






































































































































































































































































Yaşattıklarını
yaşamadan gitmeyecekler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet