Zencani
: Türkiye’de 8,5 milyar dolar dağıttık


Türk medyası
Zencani’nin 26 duruşmalık yargı sürecini tek bir muhabirle bile izlemedi. Oysa
Zencani, Türkiye’de dağıtılan ‘komisyonun’ toplam rakamını bile verdi
duruşmada: 8.5 milyar dolar!..


 


Nokta Dergisi, Reza Zarrab’ın ABD’de tutuklanmasının ardından
İran’daki ortağı Babek Zencani’yi merceği altına aldı.




 


Dosyada Babek
Zencani’nin Türkiye’de medyada hiç yansımayan ifadeleri  yer aldı.


 


İşte Nokta
Dergisi’nde çıkan o haber: 


 


Bugün karar günü…


 


“Zindan
Evin”de yani Evin Cezaevi’nde neredeyse ikinci senesini doldurmuştu.
Hücresinde, on bilemedin yirmi riyallik tek tip cezaevi elbisesini giyerken
Manhattan 5. Cadde’den satın aldığı 1800 dolarlık saf yün Armani takımları
aklına geldi.


 


Nereden nereye…


 


Sakallı, sert
bakışlı devrim polislerinin eşliğinde yargılamanın yapıldığı salona çıktı.
Elinde, üç klasörden oluşan savunmasını taşıyordu. Aslında o da farkındaydı
çırpınışlarının beyhude olduğunun..


.


Bugün 26. duruşma.


 


Konuştu…
Konuştu… Acaba bir önceki duruşmada devrim savcısının “Fesat Fil
Arz” yani yeryüzünde yolsuzluğu yaymak suçlamasıyla talep ettiği cezayı
değiştirebilir miydi? İslam Devrim Mahkemesi kararını açıkladığında minicik de
olsa taşıdığı o umut zifiri karanlıklara gömüldü. Karar iki kelimeden ibaretti:
“Mücazati idam!” Yani ölüm cezası… Ajanslar idam kararını
Zencani’nin gözyaşlarına boğulduğu o fotoğrafla dünyaya duyurdu.


 


26 duruşma boyunca
söyledikleri ise Amerika ve Türkiye dahil pekçok ülkede yeni gelişmeleri
tetikleyecek nitelikteydi. Türkiye’yle ilgili kurduğu cümlenin içinde geçen
“8.5 milyar dolar” ifadesi Anadolu topraklarında duyulmadı bile. Ancak Amerikan
yargısının Zencani’nin söylediklerini hayli ciddiye aldığı görülüyor.


 


SARIŞIN MİLYONER




 




Eski bir asker olan
Babek Zencani, ticaret hayatına deri sektörüyle başladı. İhracat-ithalat
sistematiğini bu sırada öğrendi. Ahmedinejad’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde İran
Devrim Muhafızları’yla sıkı ilişkiler kurmasını sağlayan ise asker geçmişiydi.


 


Ahmedinejad’ın
yürüttüğü siyaset ve nükleer program nedeniyle uluslararası toplumun uyguladığı
ekonomik ambargonun İran’ı soktuğu darboğazı -bir şekilde- aşan becerikli
Zencani, ülkesinin Bakanlar Kurulu toplantısına katılacak kadar büyük bir
siyasi güce ve milyarlarca dolarları çeviren esrarengiz bir beyine dönüştü.


 


Para, Zencani’nin
hayat standardını müthiş biçimde yükseltti. Milyon dolarlık harcamalarının
basının ilgisini çekmesi uzun sürmedi. Zencani, BM tarafından İran’a ekonomik
ambargo uygulandığı dönemde ambargoyu delmekle suçlanmış, ABD ve AB tarafından
kara listeye alınmıştı. “Sarışın Oligark, Sarışın Milyoner” olarak
anılmaya başlayan Zencani için işler, İran’da politik değişimlerle birlikte
sarpa sardı. Suriye politikalarında attığı doğru hamlelerle başlayan süreçte
İran, dünya siyasetiyle barışmaya başladı. Amerika’nın arkasında durduğu
ambargoları gevşetmesiyle birlikte artık İran’da bir dönem kapanıyordu.
Gazeteci Tolga Tanış’ın deyimiyle “Zencanilerin, Zarrabların dönemi”…


 


Yeni dönemde İran,
kendi göbeğini kesti. “Sarışın Oligark”ına operasyonu Aralık 2013’te
yaptı. Zencani, İran Petrol Bakanlığı’na ait 2.8 milyar dolarlık petrol
parasını çalmakla suçlandı ve 30 Aralık 2013’te İran Cumhurbaşkanı Hasan
Ruhani’nin talimatıyla tutuklandı. Uzun ve uluslararası dengeleri etkileyecek
tam 22 aylık yargı süreci böylece başlamış oldu.


 


UZUN SORUŞTURMA, HIZLI YARGILAMA




 




Tahran Devrim
Mahkemesi yargıcı Ebul Kasım Salavati’nin karşısına çıkan Babek Zencani,
26’ıncı duruşmada idam cezası aldı. Farça deyimiyle “Mücazati
idam”… Duruşma süreci, Zencani’nin Türkiye’de kurduğu sistemi
aydınlatması bakımından oldukça önemliydi. Ancak enterasan olan, böylesine
önemli yargı sürecini hiçbir Türk gazeteci izlememişti. Bu nedenle Zencani’nin
Türkiye’de dağıtılan rüşvet ve Reza Zarrab hakkında söyledikleri yeterince
yansımadı Türk medyasına…


 


Zarrab’ın aniden
Amerika’ya gitmesini anlayabilmek için Zencani’nin yargı sürecini didik didik
etmekte fayda var.


 


2013 yılının Aralık
ayında tutuklanan Zencani’nin yargılanmaya başlaması yaklaşık iki yıl sonra;
Ekim 2015’te başladı. Sürenin bu denli uzun olmasına; soruşturmanın titiz
biçimde sürdürülmesi de denebilir, İran’ın uluslararası sonuçları olacak bu
yargılama için uygun küresel siyasi iklimi kollaması da…


 


Zencani davasının
ilk üç duruşmasında Tahran savcısı davanın üç sanığıyla ilgili iddianameyi
okudu. Dördüncü ve 13’üncü duruşmalarda söz Babek Zencani’deydi. On duruşma
boyunca 200 sayfa tutan geniş bir savunma yaptı.


 


Babek Zencani’nin
savunması sürerken 8’inci duruşmada İran Petrol Bakanlığı, 9’uncu duruşmada ise
İran Mesken Bankası araya girerek ek şikayetlerde bulundular. Bu yeni
şikayetlerle ilgili Zencani’nin avukatları hazırlık yapıp, dört duruşma sürecek
ek savunma yaptı. Böylece Zencani’nin savunması 14 duruşma sürmüş oldu.


 


SIRLAR… SIRLAR…


 


Ardından savunma
sırası davanın iki numaralı sanığı M.Ş.’ye geldi. Avukatlarıyla birlikte üç
duruşmada savunma yaptı. Davanın üç numaralı sanığı H.F.H. Zencani’yi İran
istihbaratı, İran Bankacılık sistemi yöneticileri ve Petrol Bakanı’yla nasıl
tanıştırdığını ve onların bu suçların ne kadarının içinde olduğunu anlatmaya
başladı. Zencani’nin daha önce talep ettiği ama mahkemenin reddettiği “gizlilik
kararı” H.F.H. konuşunca kabul edildi. Üçüncü sanığın konuşmaları gizli kaldı.


 


Yirmi birinci
duruşmaya gelindiğinde Türkiye’de “çapraz sorgu” denilen yöntem
başladı. Yargı, petrol parasının kayıp kısmının nerelerde olduğuna ilişkin daha
detaylı sorguya geçti. Bunaltıcı sorgunun üçüncü oturumunda, yani 23’üncü
duruşmada Zencani ülkesine borcunu ödemek istediğini ancak SWIFT sistemine
(Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication. Tüm dünyadaki
bankalar arasında elektronik fon transferi standardı sağlayan sistem…) dahil
olmamaları nedeniyle parayı İran’a getirmesinin fiilen imkansız olduğunu dile
getirdi


 


Bu noktada kritik
bir uluslararası hamle gerçekleşti ya da denk geldi. Amerika Birleşik
Devletleri, ambargonun en güçlü ayağını ortadan kaldırdı ve İran’ı tekrar SWIFT
sistemine dahil ediverdi. Bu hamle İran yargısı karşısında Zencani’yi köşeye
sıkıştıran en güçlü darbe oldu. Zencani sözünü ettiği paraları getiremedi.
Tahran yargısı bunun bir oyalama olduğuna hükmetti ve davayı karara
bağlayacağını duyurdu.


 


Babek Zencani’nin
Tahran Devrim Mahkemesi’ndeki yargılanma maratonu 5 ay sürdü. Zencani, 3 Ekim
2015’te başlayan davada, İran’da cezası idam olan “Fesat Fil Arz”, yani
yeryüzünde yolsuzluğu yaymak ile suçlanıyordu. Zencani’nin birlikte
yargılandığı ve eski iş ortakları olan iki kişiye de idam cezası verildi.


 


Zencani çıkarıldığı
26’ncı duruşmada idama mahkum edilirken gözyaşları içinde kaldığı fotoğraf
ertesi gün birçok gazetenin birinci sayfasında yer alacaktı.


 


 TÜRKİYE VE ZARRAB






Zencani’ye idam kararı verilmesi ülkede iki farklı biçimde
yorumlanıyor. Bir tarafta “adalet yerini buldu!” diyenler var. Diğer
tarafta ise “Zencani feda edildi. Asıl suçlular korunuyor” diyenler.
Asıl suçlulardan kasıt İranlı pekçok üst düzey devlet görevlisi ve uluslararası
sistemdeki bağlantıları…




 


Dava boyunca İran medyasında, yargılamanın Türkiye’yi de kapsayan
bir süreç olduğuna ilişkin haberler çıktı. Haberler ‘ismini vermek istemeyen
İranlı yetkileler’e dayandırıldı. Haberdeki yetkililer, Babek Zencani’nin
İran’dan çaldığı paranın büyük bir kısmının Türkiye’de olduğunu vurguluyorlardı.




 


 4 Nisan 2016 tarihinde Amerika’da başlayacak
Zerrab davası bu iddianın doğruluğu hakkında yeni bir aşama olacak. Çünkü
Zencani, Zarrab’dan Türkiye’deki kolu olarak net biçimde sözetti. Duruşmalarda
ve iddianamede Türkiye’nin adı sıkça geçti. Zencani, rüşvet verdiğini inkar
etmedi hiçbir zaman. Bin 500 kilo altının İstanbul’da uçakta yakalandığında
rüşvet vererek uçağı nasıl havalandırdığını açık açık anlattı. İran’ın petrol
paralarını Türkiye’deki ortağı Rıza Zarrab’a verdiğini de aynı açıklıkla dile
getirdi.


 


PLAN B: “ZENCANİ ÇARKI”


 


Zencani ve Zarrab
olayını anlayabilmek, İran’a ambargo ile birlikte oluşturulan kayıtdışı
ekonominin işleyişini bilmekten geçiyor.


 


İran, 37 yıldır
ambargolarla yaşayan bir ülke. Önceki Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, nükleer
programı yeniden başlattığını duyurunca Amerika halihazırdaki ambargoyu daha da
ağırlaştırdı. Alınan uluslararası kararlarların yanısıra daha boğucu ekonomik
ambargo yöntemleri de lobi/baskı gücüyle fiilen uygulandı. Ambargo, İran’ın
petrol ihracatı yaptığı ülkelere dönük baskıya da dönüştü.


 


Bir enerji devi
olan İran, dünya petrol rezervinde dördüncü; doğalgazda ise dünya ikincisi
konumunda. Ülke ekonomisinin temeli petrol ve doğalgaz satışı üzerine kurulu.
Uzun vadeli anlaşmalar nedeniyle doğalgaz, ambargo dışı tutuldu. Ancak petrol
ihracatında İran neredeyse “kımıldayamaz” duruma geldi. Günlük
üretilen 3 milyon varil petrol satışından gelecek gelir, İran halkının
ihtiyaçlarını karşılamak için vazgeçilemez konumdaydı.


 


Ambargo dayanılamaz
hale gelince İran “B Planlarını” devreye soktu. Ambargo sadece
devletleri kapsadığı için İran, özel şirketler üzerinden bunu delme
alternatifine gitti. Ahmedinejad’a yakın kişilere dünyanın çeşitli ülkelerinde
onlarca ithalat/ihracat şirketi kurduruldu.


 


“B Planı”
sistemin işleyişi özetle şöyleydi:


 


ADIM 1): Ulaşım
sektöründen şirketler satın alındı. (Tanker filoları, havayolu şirketleri ve
limanlar…)


 


ADIM 2): Küçük
tankerler, İran’dan petrolü alıp Malezya açıklarına götürmeye başladı.


 


ADIM 3): Petrol
burada büyük tankerlere aktarılarak; Kore-Singapur-Hindistan ve spot petrol
piyasasına satıldı.


 


ADIM 4): Dolar
olarak alınan para altına çevrildi.


 


ADIM 5): Altın,
Malezya İslam Bankası başta olmak üzere farklı ülkelerdeki bankalar üzerinden
dolaşıma sokuldu.


 


Peki bu tonlarca
altın İran’a nasıl dönecekti? Sistemde dönen para oldukça büyüktü. Zencani’nin
duruşmada verdiği bilgiye göre bazen günde 2 milyon varil (250 milyon dolar)
petrol satıldığı olmuştu.


 


İran’ın petrol
üretim kapasitesini düşündüğümüzde yıllık 80-90 milyar dolar büyüklükten
sözediyoruz. Bu kadar “kara para”yı dolaşıma sokmak büyük bir zorluktu.
“Zencani Çarkı” tam bu noktada devreye girdi. “Sarışın
Oligark” tek başına iki yılda 170 milyar dolarlık kara parayı aklayıp
dolaşıma soktu. Adımlara devam:


 


ADIM 6): Zencani,
Uzakdoğu ülkelerinde bulunan külçe altınları ilişkide olduğu büyük finans
kuruluşlarına finanslattı.


 


ADIM 7): Satın
aldığı havayolu firmaları (İddiaya göre Türkiye’de Onur…) ya da kiraladığı
uçaklarla bu altınları Türkiye’ye soktu.


 


ADIM 8): Altın,
“değerli taş” ya da başka isimlerle gümrüklenerek Dubai’ye nakledildi.


 


ADIM 9): Dubaili
mücevherat üreticileri bu altınları eritip ziynet eşyasına dönüştürdü.


 


ADIM 10): Ziynet
altınları teknelerle İran’a gönderildi.


 


ADIM 11): Ziynet
altınları İran’da tekrar eritilip külçeye dönüştürüldü.


 


DEV KOMİSYONLAR


 


Zencani’ye göre
oluşturulan bu dev kayıt dışı ekonomide komisyonlar kaçınılmazdı. İfadesine
göre; para trafiğinde yüzde 20-25’lik kısmı “aklanma komisyonu”
olarak dağıtıldı. Kendi payı ise; yüzde 2 idi. Zencani komisyonun yüzde 5’inin
Dubai’de, yüzde 5’inin ise Türkiye’de kaldığını söylüyordu.


 


Mahkeme bu noktada daha net sorular yöneltiyordu tabi. Zencani,
kendisine ait havayolu şirketleriyle Türkiye’ye soktuğu altın/paranın
çıkarılması sırasında Türkiye’deki ortağı aracılığıyla Türk yetkililere yüksek miktarda
rüşvet verildiğini itiraf etti. Zencani üç Türk bakana bizzat ne kadar para
verdiğini isimlerini vererek anlattı. Verdiği rakam toplamda 137 milyona denk
geliyordu. Zencani, Türkiye’de dağıtılan rüşvetin toplam rakamını da verdi: 8.5
milyar dolar! İddia ettiği 8.5 milyar dolar “komisyon”un asıl büyük kısmının
dağıtımını ise “Türkiye’deki kolunun” bildiğini söylüyordu.




 


İDAM VE ULUSLARARASI DENGELER


 


Zencani savunması
boyunca yaptığı tüm faaliyetlerin İran’a uygulanan ambargoyu delmek, ülkesini
ve halkını rahatlatmak için olduğunu söyledi. Ancak İran tüm bunlara rağmen
idam kararı verdi. Zencani’nin ayaklarının altındaki sandalyeyi çeken ise
ABD’nin SWIFT sistemini yeniden açması oldu. Bunun işaret ettiği anlam oldukça
açıktı.
 


 


Mahkeme,
Zencani’nin para akışında Petrol Bakanı ile birlikte sahte alındı makbuzlarıyla
en az 14 milyar doları “iç ettiği” görüşünde. Hatta mahkemenin elinde
bu çarkın içinde dönemin devlet başkanı, dini lideri ve çok sayıda devlet
yetkilisinin olduğuna ilişkin deliller var.


 


Mahkemenin bu
yetkililere doğru uzanma ihtimali Ruhani yönetiminin elindeki çok büyük bir
koz. Nitekim Ruhani hükümeti idam kararının ardından “Zencani idam edilerek
asıl suçlular izini kaybettirmek istiyor” açıklamasında bulundu. Karardan
memnun olmadığına ilişkin bir hamleydi bu. ABD’nin mevcut reformist yönetim
Ruhani’yi desteklediği düşünüldüğünde, Zencani’nin ayağının altındaki
sandalyeyi tekmelemesi çok daha iyi anlaşılıyor


 


ZARRAB’I YOLA ÇIKARAN AÇIKLAMA


 


Ruhani’nin bir
kritik hamlesi de “Asıl suçluların bulunmadığı ve diğer ülkelerdeki
bağlantılarının ortaya çıkarılacağı güne kadar mücadelenin devam edeceği”
şeklindeki açıklamasıydı. Bu uluslararası paslaşmaların eşliğinde Rıza Zarrab,
eşi ve çocuğunu yanına alarak Amerika’ya gitti ve FBI tarafından gözaltına
alınıp tutuklandı.


 


Bu hamleyle ABD’nin Rıza Zerrab üzerinden ilk etapta kendi ulusal
çıkarlarına yönelik tehditi yok etmek, ikinci etapta ise; İran iç siyasetinde
Ruhani’nin yapamadığını yaparak İran ekonomisi ve siyaseti üzerinde etkin olan
derin gücü çökertme peşinde olduğu belirtiliyor. İran-Batı anlaşması gün
geçtikçe gelişirken masadaki Zarrab davası, ABD’nin İran karşısında elini güçlü
tutacak sağlam bir koz aynı zamanda.




 


Birçok otoriteye göre dava, tarihte iz bırakan siyasi davalardan
birine dönüşebilir. ABD tarafından ele geçirilip delil niteliği kazanan
Zarrab’ın mektubundaki “ekonomik cihat” kavramı, CIA’in İran Devrimi’nden bu
yana mücadele ettiği bir kavram.




 


Bu davada, birkaç ülkeyle birlikte Türkiye’nin de, özellikle bir
kamu bankası, Hazine Müsteşarlığı ve bazı siyasiler üzerinden sıkıştırılması
muhtemel. Türkiye temelde bir rüşvet soruşturması olan 17 Aralık’ı bağımsız
biçimde yargılayamadı, Zarrab’a karşı hukuku işletmedi.




 


Cezaevinde olacak Zarrab, şimdi yaban ellerde güçlü bir koz.
Türkiye ise uluslararası sistem önünde “kara para aklama” ve “bankacılık
sisteminde sahtekarlık” gibi büyük suçlamalarla yüzleşme riski ile karşı
karşıya… İran başta da dediğimiz gibi yeni dönemi çok iyi okudu ve kendi
göbeğini kendi kesti.




 


KAYIP 20 MİLYAR DOLAR NEREDE?




 


Asreteadol ve
Deutsche Welle’nin konuyla ilgili yaptıkları araştırmalarda hiçbir biçimde
açıklanamayan kayıp 20 milyar dolardan sözediliyor. İddiaya göre bu paranın iki
milyar doları bizzat İran tarafından Suriye’de savaşan Şii milisler ve
Hizbullah’a gönderildi. Bir milyar doları ise Türkiye tarafından Suriye’de
savaşan El Nursa, Ahrar’a verildi. Bir milyar dolara yakını da Dubai üstünden
IŞİD’e aktarıldı. Suriye’deki savaşın tüm taraflarının aynı kayıtdışı ekonomi
ile finanslandığına ilişkin iddialar oldukça ciddi.
 


 


ONUR AIR’I ALAN İŞADAMINA DA İDAM


 


Babek Zencani’nin
Türkiye’de de şirketleri bulunuyordu. İran Petrol Bakanlığı, Onur Air’in
tamamının Zencani’nin yediemini Mehdi Şems’e, dolayısıyla İran devletine ait
olduğu iddiasıyla Türkiye’de dava açmıştı. Zencani ile birlikte yargılanan ve
idam cezası alan diğer iki sanıktan, adının başharfleri M.S. olarak geçen kişi;
Zencani adına Onur Air hisselerini satın alan Mehdi Şems’ten başkası değildi.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet