Semih
Hiçyılmaz, Reza Zarrab’ın ABD’de yakalanması ve Türkiye’ye etkilerini yazdı.


DOSYA: REZA NE ANLATACAK?


Hazırlayan: Semih Hiçyılmaz


17
Aralık sabahı Türkiye bir operasyon haberiyle çalkalandı. Bazı bakanların ve
yakınlarının evlerine polis baskın düzenlemişti. Bu operasyonda gözaltına
alınanlardan biri de Rıza Sarraf (Reza Zarrab) idi. Basılan her yerden oluk
oluk para yağıyordu. Ayakkabı kutularının içi, yatak odaları, evlerdeki kasalar
para doluydu. Bu paraların çıktığı evlerin sahibi olan bakan yakınlarının,
bürokratların gelirlerinin yüzlerce, binlerce kat üstündeki bu paraların
kaynağı herkes tarafından merak ediliyordu. Telefon dinlemeleriyle baskınlarda
ortaya çıkanlar birleşince Türkiye tarihinin en büyük rüşvet operasyonuyla
karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyordu. 


Operasyon
sonrası hazırlanan fezlekeler tam 32 klasör tutmaktadır. Ama bu büyük
operasyona maruz kalanlar da boş durmamış, operasyonun daha ileriye ve yukarıya
sıçramasını engellemiş, bunun için polis şefleri ve savcılar görevlerinden
alınmıştır. Daha sonra konu ile ilgili Mecliste bir araştırma komisyonu
oluşturulunca hazırlanan bu fezlekeler 11 klasör olarak Meclise gönderilmiştir.
Yani ifadelerin, dinlemelerin bulunduğu 21 klasör ortadan yok edilmiştir.
Kaybolan 21 klasörde ne olduğunu bilemiyoruz ancak 11 klasörde yazanlar
kaybolanlarda neler olabileceği konusunda fikir veriyor.


İRAN
PARALARI HALKBANK’TA


Soruşturma
dosyasının hemen girişinde yazanlar tüm olayın özeti gibidir:


‘Yapılan
adli takip ve teknik çalışmalarda, Rıza SARRAF liderliğinde olarak tanımlanan
örgütün, Ekonomi eski Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan, İçişleri eski Bakanı
Muammer Güler, Avrupa Birliği eski Bakanı Egemen Bağış fiili birleşme ve
hiyerarşik ilişki çerçevesinde haksız maddi menfaat ilişkisi geliştirdiği, bu
kapsamda Ekonomi eski Bakanı Zafer Çağlayan yöneticiliğinde ve İçişleri eski
Bakanı Muammer Güler yöneticiliğinde iki ayrı gurubun, Rıza Sarraf
liderliğindeki örgüt ile rüşvet suçunu işleme amacıyla ve tek bir
organizasyonun çatısı altında fiili ve sürekli bir birliktelik sergiledikleri,
bu örgütlerin rüşvet vermek ve rüşvet almak suçlarını belli bir hiyerarşi ve
koordinasyon ağıyla, belli sistemde ve sürekli olarak işlediklerinin
belirlendiği yer almıştır.’


Bu
özetten anlaşıldığı gibi hükümetin bakanları Reza ile birlikte ve onun
liderliğinde gizli bir örgüt kurarak rüşvet almakta ve vermektedir. Reza sahibi
olduğu şirketler aracılığıyla esasında İran’a ait olan ama kendisininmiş gibi
gösterdiği paraları Halk Bankası’ndaki hesabına yatırmaktadır. Bu paralarla
altın satın alınıp, ihracatla ağırlıkla Dubai’ye gönderilmektedir. Halk
Bankasındaki hesaba gelen her paranın binde dördü veya beşi Zafer Çağlayan’a
aktarılmaktadır (Oran ihraç edilen mala göre değişmektedir. Altında oran binde
beş gıdada binde dörttür). Yapılan teknik takip sonucundan anlaşıldığına göre
bu rüşvet ilişkisinde Reza’nın Zafer Çağlayan’a verdiği paranın ilk teslimatı
19.03.2012 tarihinde yapılmıştır. Reza, Zafer Çağlayan’a o kadar çok para
vermiştir ki takipteki polisler de rüşveti verenler de atlamamak için bir excel
tablosu bile oluşturmuşlardır.


BAKAN
KURUŞU KURUŞUNA TAKİP ETTİ


Sistem
kurulmuştur. Reza, İran’ın ambargoya takılan parasını kendi şirketleri
üzerinden Halk Bankasına yatırmakta, gelen paranın miktarı üzerinden binde dört
veya beş, bakana kayıt dışı, elden ödeme yapılmakta, bankadaki parayla da altın
alıp ihraç edilerek aklama işlemi sürdürülmektedir. İşler böyle tıkır tıkır
yürümektedir. Polis fezlekesine göre örgüt üyeleri, hadi biz ortaklar arasında
diyelim derin bir muhabbet sürmektedir. Verilen paraların yanında pahalı
hediyelerin lafı bile olmamaktadır. Ancak, insanoğlu çiğ süt emmiştir. Ne
yapacağı belli olmaz. Ne kadar güvenirsen güven dikkatli olmakta fayda vardır.
Bunu iyi bilen Bakan Çağlayan gelen paraları kuruşu kuruşuna takip etmektedir.
Halk Bankasına ne yatırıldı kendisine ne verildi. Bu dikkatinin ve fikri
takibinin faydasını da görmüş ve eksik ödemeleri yakalamıştır. Maazallah,
dikkatsiz olsa onca emeğinin karşılığı heba olacaktır. Kendisine ödenenlerle
bankaya yatanlar arasındaki tutarsızlığı da Reza’ya bildirerek sitemlerini
iletip, gerekli düzenlemenin yapılmasını, yani eksik paranın verilmesini
istemiştir.


Bakanın
bu sitemi üzerine Reza ile işlerinin başındaki adamı Abdullah Happani
arasındaki şu görüşme telefon dinlemelerine takılmıştır:


‘Reza
Zarrab: Senin verdiğin rapor var ya… O raporu verdim O incelemiş… avro olarak
diyor ki aldıklarımızda bir 10 kağıt fark var diyor. Abdullah Happani: ‘10
kağıt fark olur mu abi ya mümkün mü’, Reza Zarrab: ‘Abi, senin sizin
yazdığınızdan ben 10 daha aşşağı aldım diyor’. Abdullah Happani: ‘Abi verdiği
tarihleri falan Sadık bilmiyor mu’. Reza Zarrab: ‘Biliyor’. Happani: ‘E tamam
yani onun hesabı kitabı belli hangi tarihte ne verdiğimiz belli bizim’. Reza
Zarrab: ‘Şöyle var mesela Süleyman’a vermişiz ona geçmişizdir’. Happani: ‘zaten
iki milyon Süleyman’a verdiğimiz para… he şeyleri falan da çıkarmadıysan bir
küsur falan da o çıkar Saatçi Yusuf falan’


10
kağıt diye bahsedilen on milyon avrodur. Zafer Çağlayan uyanık davranmasa para
iç edilecektir. Ama O, kaçın kurasıdır. Sanki ilk defa yapmaktadır böyle
alışverişleri. Verdikleri saati, Süleyman’a verilenleri kendi hakkından düşmeye
kalkmaktadırlar. Saat dediğin zaten hediye. Bedeli 800 bin dolar ama olsun.
Hediyenin büyüğü küçüğü olur mu? Süleyman’a verilen onun kendi hakkı. Süleyman
demişken, bahsedilen Süleyman, Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’dır.
Baskında evinde ayakkabı kutuları içinde iki milyon avro yakalanmıştır. Banka
müdürüdür ama bankalara güvenmediğinden paraları evde ayakkabı kutularında
saklamaktadır. Ortada bir saadet zinciri vardır ama kimse kimseye
güvenmemektedir. 


İçişleri
Bakanı Muammer Güler’in oğlunun evine yapılan baskında ortaya çıkan para sayma
makineleri bunun sonucudur. ‘Ulan, zaten rüşvet 100 avro eksik olsa ne olur’ dememeli,
kuruşuna kadar sayılmalıdır. “Yolda bulsan da say” diye boşuna dememiştir
büyükler. Çocuk bu yüzden sabahlara kadar para saymaktan helak olmaktadır.
Bütün bu eziyetine karşılık da kendisine ‘üç kuruş para’ kalmaktadır. 


KALAN
1 TRİLYONSA…


17
Aralık 2013’te saat 7.39’da İçişleri Bakanı Muammer Güler ile oğlu Barış Güler
arasındaki şu telefon görüşmesi dinlemelere takılmıştır:


‘Barış
Güler: ‘altı buçukta geldiler Celal Kara diye bir savcı… arama kararı çıkarmış
örgüt kurmak işte’. Muammer Güler: ‘ne var oğlum senin evinde’. Barış Güler:
‘hiçbi’şey yok baba’. Muammer Güler:’para ne var’. Barış Güler: ‘yani kendi
param üç beş kuruş kalan param var’. Muammer Güler: ‘kaç para’. Barış Güler:
‘sen biliyorsun’. Muammer Güler: ‘kaç lira’. Barış Güler: ‘Bir trilyon civarı
param var o kadar’.


Görüldüğü
gibi Sayın Bakan son derece sabırlı. Kırk kere soruyor kaç para var diye oğlan
eveleyip geveliyor. Sinirlenmiyor, baba şefkatiyle bir daha soruyor. Tanıyor
tabii oğlunu. Demek biliyor anlayışının biraz kıt olduğunu. Ama normal, ne de
olsa Bilal’in arkadaşı. Telaşlanacak bir şey yoktur. Evde bulunan üç beş kuruş
para oğlanın cep harçlığıdır. Üç beş kuruş dediği bir trilyon civarıdır. Bu
paradan Barış Güler ‘kalan’ diye bahsetmektedir. Kalan bir trilyonsa varın gideni
siz hesap edin.


ULUSLARARASI
KAÇAKÇIYA DANIŞMANLIK MI?


PARALARIN
Reza’dan Barış Güler’e verildiği takip sonucu kanıtlanmaktadır. Bu işin sonu
kötüye gidecektir. Tam da burada İçişleri Bakanı tecrübesini konuşturarak işin
içinden sıyrılmaya çalışmaktadır. Oğluna vereceği ifadeyi tane tane
anlatmaktadır. ‘Benim danışmanlık şirketim var. Rıza’lara danışmanlık
yapıyorum. Babam bakan olduğundan yanlış anlaşılır diye resmi mukavele yapmadım
ama ben Rıza’ya gayriresmi danışmanlık yapıyorum. Bu paraları onun için Rıza
bana verdi. Bi’de bizim bi’akraba var. Rüçhan. Rıza’nın yanında çalışıyor.
Ondan da benim alacağım vardı. Geciktiriyordu. Rıza’dan rica ettim. Rüçhan’dan
alacağıma karşılık o verdi. Aynen böyle söylersin’. Barış Güler de aynen böyle
söylüyor, sonra da Rüçhan’dan alacaklı olduğunu kanıtlamak için eski tarihli
senetler tanzim ediyorlardı. Operasyonu yürüten savcılar görevden alındıktan
sonra atanan yeni ve güvenilir savcılar bu ifadeye inanıyor ve dava
kapatılıyordu. Ama hiçbir savcının aklına ‘Barış Bey, siz bu uluslararası
kaçakçıya gayriresmi de olsa hangi konuda danışmanlık yapıyordunuz’ diye sormak
gelmiyordu.


AMERİKALILARIN
BİLMESİ KUVVETLE MUHTEMEL


REZA
çuvalla parayı rüşvet olarak dağıtmaktadır ama bundan pek de şikayetçi
değildir. İşlerin böyle yürüdüğünü iyi bilmektedir. 29.03.2013 tarihinde Reza
ve adamı Happani’nin telefon görüşmesinde hem bundan bahsedilmektedir hem de
ona kadar Zafer Çağlayan’a verilen paranın miktarından:


‘Reza:
‘Abdullah bu güne kadar 37 filan mı vermişiz’. Abdullah Happani: ‘36 buçuk
ikisini şeye vermişiz işte’. Reza: ‘ 34 vermişiz yine az değil ki… euro mu
bu’. Abdullah: ‘Euro evet’. Reza: ‘50 yeşil yapar ya… Vermeseydik olur muydu
sence’. Abdullah: ‘Zor olurdu yani’. Reza: ‘Biz yapamazdık, bize
yaptırmazlardı’.


Bakan
Zafer Çağlayan’ın Reza’dan 50 milyon dolar tutarında para aldığı bu konuşmayla,
teknik takiple, diğer delillerle defalarca kanıtlanmaktadır. Üstelik bu paranın
uluslararası bir kaçakçının para aklama operasyonunun önünü açmak için
yapıldığı da ortadadır. Ancak bütün bu kanıtlara rağmen yeni savcılar
bakanların yargılanmasına gerek olmadığına karar vermiştir. 50 milyon dolar
para nerededir? Bakan bu parayı tek başına mı yemiştir? Para kimler arasında
paylaşılmıştır? Paranın ne kadarı ne kadar yukarılara çıkmıştır? Biz şimdilik
bunları bilmiyoruz. İleride öğrenebilir miyiz o da meçhul. Ama Reza’yla kafa
kafaya veren Amerikalı yetkililerin bunları gayet iyi bildiği kuvvetle
muhtemel. Bunları günün birinde kamuoyuna açıklarlar mı yoksa yalnız
muhataplarıyla konuşup aralarında mı hallederler, bekleyip göreceğiz.


AMERİKA
FİRMALARINA SİTEM


BAKAN
Zafer Çağlayan kendisine verildiği olan görevi hakkıyla yerine getirebilmek
için konuyu yakından takip etmekte, her gelişmeyle ilgilenmektedir. Bu görevin
kendisine bizzat dönemin Başbakanı tarafından verildiğini de söylemekten
çekinmemektedir. 


03.10.2013
tarihinde Bakan Zafer Çağlayan ile Halk Bankası Müdürü Süleyman Aslan telefonda
şunları konuşmaktadır:


‘Zafer
Çağlayan: ‘Nasıl o şey ihracat iyi gidiyor mu?’. Süleyman Aslan: ‘İhracat fena
değil belli bir rakam yaptık bugün de bir araya geldik nasıl daha artırabiliriz
diye konuştuk sayın bakanım..bayağı üzerimize baskı geliyor sayın bakanım.’
Zafer Çağlayan: ‘Gelirler gelirler ama onu tabii başbakanın talimatı o yönde’. Süleyman
Aslan: ‘Öyle biz de yönlendiriyoruz gerekçelerimizi anlatıyoruz kendilerine’.
Zafer Çağlayan: ‘Tabi canım tabi kardeşim.. kendi adamım
varken…ihracatı…açığı verirken… nasıl kalacak gitsin başka ülkede yapsın
transiti… gitsin Amerika da kendi yönetimini hayır kendi yönetimini ikna
etsin kendi yönetimi üzerinden kaldırsın ambargoyu.. ambargoyu koyan o gelip
tekrardan burda Amerika firmalarına burda alt yapı kuruyor öyle şey olur mu.
Valla Süleyman sana şöyle söyliyim en az 3-4 milyar dolar ihracata ihtiyacı var
şu anda Türkiye’nin. Şu anda rakamlar iyi gitmiyor. Çünkü daha şimdi açıklandı.
Dün akşam da 2 saat toplantı yaptık Sayın Başbakanla İstanbul’da… Ben
kendisine durumu anlattım. Onların baskılarını işte bu transit hadisesini
falan… Hiçbir şekilde orda gevşeme olmasın dedi… Çünkü neticede bizim dış
ticaret rakamlarımız negatife döndü mü Türkiye’nin faiz…  En iyi bilen
sensin.’


SEÇİME
KADAR İHRACAT ŞART


BİR
hükümet politikası olarak bu işlerin yapıldığı ortadadır. En yukarıdan verilen
talimatla görevlendirilen bakanlar, banka genel müdürleri işi takip etmektedir.
Para kokusu alan Amerikalı firmalar da pastadan pay istemektedir ama
bizimkilerin bu işten hem cepleri para görmektedir hem de ekonomi kötüye
giderken ihracat rakamlarını şişirmeye yaramaktadır.


Konunun
ciddiyetinin farkında olan Reza da ihracat rakamlarının artırılması gerektiğini
ellerinden gelenin fazlasının yapılması gerektiğini adamlarına anlatmaktadır.
28.05.2013 tarihinde yaptığı telefon görüşmesinde Reza Zarrab’ın Abdullah
Happani’ye: “bi’pompala gitsin bi’ ihracat artsın … Ordan hep yap tabi ihracat
biraz artsın bu seçime kadar ihracata ihtiyaç var’. Seçim sonuçları Reza’yı da
yakından ilgilendirmektedir.


Emniyetin
dinleme kayıtlarına takıldığı kadarıyla 17 aralık 2013 tarihine kadar
Reza tarafından Bakan Zafer Çağlayan’a 23 kez rüşvet verilmiştir. Para
İstanbul’dan nakit olarak (Sadık) Mohammadsadegh RASTGARSHISHEHG, Ahmet Murat
ÖZİŞ veya Omid SAEİDZAMAN tarafından Ankara’ya götürülerek Zafer ÇAĞLAYAN’ın
oğlu Salih Kaan ÇAĞLAYAN’a teslim edilmektedir. Parayı alan Salih Kaya Çağlayan
babasını arayarak telefonla şifreli bir şekilde bilgi vermektedir. Reza da
paranın teslim edildiğine dair her iki taraftan teyit almaktadır. Yandaki
kutuda bulunan çizelgede verilen rüşvetlerin dökümü açıkça gözükmektedir.


Yarın: Özal’a kadar uzanan kökler


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet