• YENİ DÜNYA DÜZENİ DOSYASI /// MUHAMMED MUSTAFA ASLANTÜRK : NEW WORLD ORDER NEDİR ??? (2 BÖLÜM)
  • Kategori : YENİ DÜNYA DÜZENİ & THE NEW WORLD ORDER

BÖLÜM 1 :

Es Selamun Aleyküm değerli dostlar, gönüldaşlar, davadaşlar…

 

Bu yazımız seri halinde olacak ve yazımızın serisinde kamuoyunda sıkça konuşulan, tartışılan “Yeni Dünya Düzeni” projesine değinmek istiyorum. Tabi ki biz kamuoyu olarak sadece onların bizim bilmemizi istedikleri kadarını biliyoruz ve böylesi kısıtlı bilgiler ışığında yorum yapabiliyoruz yada tartışıyoruz…

 

Yazımızın ilk serisinde “Yeni Dünya Düzeni” projesini biraz tanıyalım diğer serilerde ise dünya genelinde neler yaptıklarına, hangi kanlı senaryoları hayata geçirdiklerine elimizden geldiğince göz atacağız…

 

Haydi Bismillah diyelim ve başlayalım…

 

“Yeni Dünya Düzeni” ilk kez Trilateral Komisyonda tasarlandı, Bilderberg Toplantısında icraata döküldü dersek zannımca yanılmış olmayız.

 

“Yeni Dünya Düzeni” sahipleri özetle tek bayraklı, sınırları olmayan devlet görünümlü şirketleri ve dinsiz toplumları hedeflemektedir. Bu sayede tüm dünya ekonomisi ve politik gücünü tekellerinde olurştururken kendi empoze ettiği öğretilerle bütün dünya milletlerini kendilerinin baskıları altına almış olacaklar.

 

Kısaca Trilateral Komisyon ve Bilderberg Toplantıları hakkında bilgi verelim.

 

Trilateral Komisyon;

 

İlk kez 1973’ün Temmuz ayında David Rockfeller ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski öncülüğünde toplandı. Kurulan oluşuma daha sonraları Asya, Avrupa, Kuzey Amerika’nın önde gelen iş adamları,politikacıları,bankacılık sektörü liderleri ile birlikte 325 kişinin dahil olduğu biliniyor.

 

Tabi ki komisyon bununla sınırlı değil. Pek çok araştırmacının da ortak görüşü, komisyonun amacının İlluminati örgütüne hizmet olduğu, hedeflerinin New World Order “Yeni Dünya Düzeni” olduğu buna mütevellit olarak tüm dünyayı ekonomik ve politik açıdan kendi güçlerinin tahakkümü altına almak olduğu biliniyor. Komisyonun özellikle eski ABD Başkanı Carter döneminde zirve noktasına ulaştığı da bilgiler arasında.

 

Bilderberg Toplantısı;

 

Bilderberg Toplantıları, dünya çapında etkin siyasi liderlerin yanı sıra iş dünyası, basın-yayın ve akademi çevrelerinin en önde gelen temsilci ve uzmanlarının bir araya gelmesiyle yapılan yaklaşık 150-200 kişinin katıldığı yıllık, özel toplantılardır. Bu toplantıların ilki Hollanda’da 1954 yılında gerçekleştirildi. İsmini de ilk toplantının yapıldığı Bilderberg otelinden aldı. Toplantılar her sene farklı ülkede gerçekleştiriliyor.

 

Peki bu komisyonları ve toplantıları kim ya da kimler finanse ediyor kısaca bir göz atmakta fayda var. Birkaç aile ve vakıfların listesi şöyle ;

 

Baron Rotschlid Ailesi,

David Rockfeller Ailesi:11 vakfının servetleri tahimini olarak 1,1 triyon dolar,

Ford Vakfı: 3,320 milyar dolar,

Dupont Ailesi: tahmini servetleri yarım trilyon dolar,

CFR (Dış İlişkiler Konseyi)

NED-National Endowment for Democracy (Uluslararası Demokrasi Vakfı)

Cambridge Vakfı,

CRICH (Bilgisayar ve Haberleşme Kuruluşu)

GUDP (Siyasal Yapılanma Kuruluşu)

PRS GP (Saydam Devlet Danışma Kuruluşu)

CAG ( Siyasi Danışmanlık Kuruluşu)

CCC ( İnsan Hakları Kuruluşu)

 

İşte bu ismi geçenlerin hepsi “Küresel Elitlerin” kurduğu,organize ettiği, yönettiği  vakıf ve kuruluşlar…. İşte özetle “Yeni Dünya Düzeni” oluşumu, hedefleri, vakıf ve kuruluşları böyleydi. Faaliyetlerine  yazımızın ikinci serisinde devam edeceğiz…

Devletimiz, milletimiz daim ve kaim olsun. Allah İslam Ümmeti ve hakiki yöneticilerinin yar ve yardımcısı olsun…

Allah’a emanet olunuz…

BÖLÜM 2 :

Es Selamun Aleyküm değerli dostlar, gönüldaşlar, davadaşlar…

27 Mart 2018’de Yeni Dünya Düzeni-New World Order isimli yazı dizimizin ilk bölümünü sizlerin beğeni ve görüşlürenize sunmuştum. Özetle ilk yazımda “Yeni Dünya Düzeni” nedir? Kimler, hangi vakıflar finanse ediyor? Gibi sorulara cevap bulmaya çalışmıştık.

Yeni Dünya Düzeni-New World Order (2)’de yavaş yavaş kısaca Dünya genelinde yürüttükleri kanlı senaryo ve oyunlarını hep beraber  çözmeye ve anlamaya çalışacağız…

Haydi Bismillah diyelim ve başlayalım…

1990’ların başında Dünya’nın en borçlu ülkesi ABD idi. Klasik sanayi ile bu kısır döngüden kurtulamayacağını anlayan ABD doğrudan silah sanayine ve enerji kaynaklarına yöneldi, bu sayede 1990’ların başındaki o borçlu ABD, bugünlerin “Süper Güç” ve ya “Çekiç Güç” diye tabir edilen dünyanın ekonomik ve politik dengesini yöneten lokomotif ülkelerinden birisi oldu.

Tabii ABD’nin “Süper Güç” olması yolunda milyonlarca insan öldü, nice tarihi şehirler tarumar oldu hatta“Derin ABD” bu uğurda gözünü kırpmadan kendi ülkesinin vatandaşlarını dahi hedefine alabildi.

11 Eylül 2001’de İkiz Kulelere gerçekleştirilen terör saldırısından sonra Afganistan’a ve dahi Ortadoğu’ya girilene kadar Usame Bin Ladin’i dilinden düşürmeyen ve işgalden hemen önce “Yeni Haçlı Seferleri Geliyor!” açıklamasını yapan dönemin ABD Başkanı George Bush, işgalden sonra hedefinde ki Bin Ladin’i doğru düzgün anmaya anmaya unutuvermişti ta ki yine dönemin ABD Başkanı Barack Obama Usame Bin Ladin’in öldürüldüğü açıklamasını yapana kadar,  ABD medyası da unutmuştu…

Çünkü Bush’un değimiyle “Yeni Haçlı Seferlerinin” Ortadoğu’ya yönelmesi için bir düşman üretmek lazımdı bu yolda da 11 Eylül’ü gerekli gördüler… 

“Küresel Elitlerin” tek icraatları elbette 11 Eylül’le sınırlı değil.  Katliamlar, acılar Afganistan, Irak derken Soros’un darbe imalatçısı örgütü OTPOR’un organizasyonu ile kayıtlara “Yasemin Devrimi” olarak geçen Arap baharı izledi. Her şey Tunus’ta bir simitçinin kendisini yakmasıyla başladı. Bu protesto ülkede adı yolsuzluklarla anılan dönemin Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin’i devirmeye yönelik protestolara dönüştü. Soros’un organize edip alevlendirdiği halk hareketi olarak gözüken olaylar Tunus’tan Cezayir’e Libya’ya,Mısır’dan Suriye’ye, Yemen’e kadar sıçradı. Bugün gelinen noktada hiçbirisi henüz demokrasiyi bulabilmiş değil.

Çünkü Bilderberg toplantılarında ki konu başlıklarının en çok üzerinde çalışılan konu enerji kaynakları olduğu aşikar. Ve enerji kaynakları ne dikta rejimlerine ne de bölge halklarına bırakılamayacak kadar değerlidir…

Ve bakınız ki bunca hadisenin, kargaşanın, katliamların gerçekleştiği coğrafya dünya enerji rezervlerinin neredeyse %75-80’ne sahip.

Bilderberg toplantılarının ana gündemini meşgul eden;

Dünya Petrol Fiyatları Oluşum Mekanizması,

Dünya Petrol Arz Talep ve Stok Analizleri,

Suudi Arabistan, İran, Kuveyt , Irak , Suriye, Türkiye, Hazar Denizi Petrol ve Doğalgaz Potansiyeli,

Alternatif Enerji Kaynakları (Hidrojen – Füzyon – Bor Analizleri)

Gibi  konular olduğu gelişen olaylarla birlikte herkesin malumudur.

İşte bu enerji kaynaklarının gücünü yani dolayısıyla dünya ekonomisinin gücünü elinde tutmak isteyen“Küresel Elitler” Suriye’de yıllardan beri vekalet savaşı yürütüyor.

Sınırlarının günden güne tehlikeye girmesi zaten Türkiye’yi on yıllardır rahatsız ediyordu fakat hem“Derin NATO’nun” devlet içerisine yerleştirdiği hainlerden dolayı hem de silah ve savunma sanayinde ki birçok eksikten dolayı hareket kabiliyeti neredeyse hiç yok gibiydi. 

Bu makus tarihi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan değiştirdi. “Yerli ve Milli” yazılımlar, savunma teknolojileri ve silahlar ile atılıma geçenTürkiye,15 Temmuz hain işgal girişimi sonrasında sert olarak kurumlarında tasfiyeye gitmesiyle Ortadoğu’da tekrar söz sahibi olup operasyonel faaliyetler yürütür hale geldi. Hatta öyle ki Afrin zaferi bütün “Süper Güç” ülkeleri tedirgin etti. BMGK; “Türkiye Mümbiç’te inisiyatif alabilir” kararını almak zorunda kaldı. ABD’de Suriye’den çekileceğini açıklarken, Fransa önce Mümbiç’te terör örgütüne destek vereceğini açıkladı lakin bu destek açıklamasının üzerinden henüz bir gün bile geçmemişti ki sözlerini geri almak zorunda kaldılar.

Bu durum karşısında enerji ve para baronları elbette eli kolu bağlı izleyecek değil. Bunun için doğrudan Türkiye’yi hedef almak yerine Türkiye’nin etrafında toplanan, destek olan ülke yönetimlerini hedef almaya başladı. Aslında bir nevi yıllarca uykuda olan “Ulusalcılar-Küreselciler” güç savaşı yeniden filizlendi.

İşe ilk olarak Katar krizi ile başladılar. 17/25 Aralık Yargı Darbesi Girişimi, Gezi Parkı olayları ve 15 Temmuz hain işgal girişimi sırasında tüm gücüyle Türkiye’nin yanında yer alan ve gerektiğinde can siperane yardıma koşan Katar hedef tahtasına oturtuldu. Önce ABD taşeronları eliyle adeta haraç kesmeye kalktı Türkiye ile omuz omuza direnen Katar’a yaptırım kararları tabiri caizse sökmeyeceği görülünce klasik darbeye yöneldiler fakat yine Katar ve Türkiye’nin dik duruşu ile bu girişim de sekteye uğratıldı.

Şimdi sırada Rusya var. Eski Rus ajan Sergey Skripal’in zehirlenmesi sonrası İngiliz hükümeti jet hızıyla Rusya’yı sorumlu gösterdi ve hemen 23 Rus diplomatın sınır dışı edilmesi kararını aldı. Daha sonra İngilizler bütün batı ülkelerini yanında durmaya çağırdı ve anında karşılık buldu. Öncelikle batının en güçlü dört ülkesi ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa ortak olarak sert bir bildiriye imza attılar. Bildiri sonrası Rus hükümeti misilleme olarak 23 İngiliz diplomatı sınır dışı edince diplomasi savaşında darbeler sertleşmeye başladı. Ve Batı Bloğu harekete geçti. 17 AB ülkesi bir bir Rus diplomatların sınır dışı edileceğini açıklarken, ABD 60 diplomatın sınır dışı edileceğini açıkladı. Gelen bu haberler ile ajan krizi zirveye ulaşarak adeta yeniden tekrar “Soğuk Savaş” düzenini oluşturdu. Sosyalist Sovyetler Birliği’nden sonra ilk kez taraflar tekrar bu kadar net ve keskin tavır aldılar. Başkanlık seçimlerini yeniden kazanan Vladimir Putin’de aynı sertlikte misillemelere imza atarak, 60’ı ABD diplomatı olmak üzere Batı’lı ülkelerin 150 diplomatının sınır dışı edileceği ve St. Petersburg’taki ABD Büyükelçiliği’nin kapatılacağı duyuruldu.

Fakat “Diplomasi Savaşı” veya “Soğuk Savaş” adına ne dersek diyelim bu uzun sürecek gibi durmuyor. Artık 3. Dünya Savaşı Cumhurbaşkanımız dahil bir çok ülke liderlerinin dilinde bu büyük sıcak savaş için her şey bir kıvılcıma bakıyor.

ABD ve İngiltere’nin; Letonya, Estonya, Polonya, Bulgaristan, Gürcistan, Suriye ve Akdeniz’e yaptığı devasa askeri yığınak elbette bir tedbir için değil savaşa hazırlık. Peki ya Rusya, İran ve Çin’in Ortadoğu ve Akdeniz’e yönelip artık burası “Batı Bloğunun” tekelinde değil bizde varız demesi ve büyük hazırlık içine girmesi elbette batıya bizde en az sizin kadar savaşa hazırız bekliyoruz mesajıdır.

Ve son olarak tarafları incelediğimizde bir tarafta “Küresel Elitlerin” doğrudan seçtiği ve finanse ettiği  “Yeni Dünya Düzeni” projesinin hizmetkarı NATO,AB,ABD,İngiltere ve sömürgeleri altındaki diğer ülke yönetimleri, öbür tarafta “Küresel Elitlere” ve projelerine direnen ve karşı mücadele gösteren Rusya, İran, Çin ve tabii onlarında sömürgesi altındaki ülke yönetimleri…

Türkiye ise müthiş bir denge politikası yürütüyor ne batı ne de doğu tarafında. Sadece ve sadece İslam Ümmeti’nin yükünü omuzlamanın verdiği sorumluluk ve bilinçle hem tekrar bağımsızlık mücadelesini yürütüyor hem de artık biz geri döndük bizim onaylamadığımız hiçbir proje, plan, harita hayata geçemeyecek ve biz ne olursa olsun beka mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz mesajını tüm Dünya’ya çok sert ve keskin bir dille, icraatlarıyla ortaya koyuyor.

Devletimiz, milletimiz daim ve kaim olsun. Allah İslam Ümmeti ve hakiki yöneticilerinin yar ve yardımcısı olsun…

Allah’a emanet olunuz.

KAYNAK : https://www.bihavadis.com/yazarlar/muhammed-mustafa-aslanturk/yeni-dunya-duzeni-new-world-order-1/656/