Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Yeni Dünya Düzeni ve
“İkinci Aydınlanma Çağı”

Alev
Alatlı, Aristo’nun düz mantığının dolaysıyla aydınlanma çağının değerlerinin
fizik kuralları tarafından yerle bir edildiğini yeni dönemde kesin doğrular
değil olası doğrulardan bahsedilmesi gerektiğini vurguluyor. Lakin
“olası” doğrular dediği düzensizliğin alemde olmadığını ne yazık ki
göremiyor. Evet, fizik kuralları kesin doğruları yok ediyor çünkü fizik
kuralları dediğimiz bir kural yok. Sadece Allah’ın aleme sürekli ve anlık
müdahalesi mevcut. İkinci Aydınlanma Çağı da yokluğa mahkum. Biz yine de bir
fikir edinme adına Alev Alatlı’nın yazısını aynen iktibas ediyoruz. 

[Dicle
Üniversitesi]










Diyarbakır



Bugün size dünya düşünce gündemini teşkil eden birbirine bağlı üç gelişmeden
söz etmek istiyorum. Bunlardan ilki, 1920li yıllarda başveren, günümüzde
“İkinci Aydınlama Çağı” diye adlandırılagelmeye başlayan düşünce devrimi.
İkincisi, temellerini “Yuvarlak Masa,” “Bilderberg Toplantıları” ve “Roma
Kulübü” hareketlerinin teşkil ettiği öne sürülen “Yeni Dünya Düzeni,” üçüncüsü
“Yeni Dünya Düzeni”in muhalifleri ve kültler.



“İkinci Aydınlanma Çağı”nı teşhis edebilmemiz için beşyüz yıl kadar geri
gitmemiz, ilk “Aydınlanma Çağı”nı hatırlamamız gerekecek. Malûm olduğu üzere
Birinci Aydınlanma Çağı, Aristo’yu kaynak edinen Kopernik, Kepler, Galile ve
Newton’la devam eden bir dizi buluş ya da keşif sonucunda, semavi dinlerin
dünya ve kâinat açıklamalarını reddeden, onlara yeni açıklamalar getiren
sürecin adıdır. 



Birinci Aydınlanma Çağı öncesinde Kâinata ilişkin “doğrular” ya vahiy ya da
usavurum yoluyla saptanırken, Isaac Newton’un 1687 basımı “Principia”sı ile
birlikte “doğruların” gözlem sonucu olarak belirlenmesi ilkesi kesin olarak
benimsenir, gözlem ve deney bilimsel düşüncenin olmazsa olmazları olarak
yerleşir. 



Vahiye dayalı düşünce biçimini reddeden Newton, dünyanın çok sayıda olmakla
birlikte gözlemlenebilir ve çözümlenebilir verilerden oluştuğunu söyler.
Dahası, parçaların gözlemlenmeleri ve çözümlemeleri sonucunda ortaya çıkacak
birkaç sade, basit ve kesin kanunun “bütün”e uygulanabileceğini, bu sade ve
basit kanunların bütünü kesin olarak açıklayabileceğini savunur.



Günümüzde “Klasik Fizik” olarak adlandırılan Newton Fizik’inin tanımladığı
evren ve dünya, belli kurallara göre işleyen, “deterministik,” yani her olayın
bir takım sebeplerin kaçınılmaz sonucu olarak tezahür ettiği, başı sonu belli
olan bir sistemdir. Kâinat’ta belirsiz olan, bulanık olan, ortada olan hiçbir
şey yoktur. Yine Klasik Fizik’e göre kesin bir sistem olan Kâinatı oluşturan
parçacıklar belirli Fizik kurallarına göre hareket ederler. Parçacıkların
birbirleriyle olan ilişkileri “nedensellik” çerçevesinde gelişir. Biz insanlar
nedensellik kurallarının neler olduğunu keşfedersek, Kâinatın nasıl işlediğini
kesin olarak öğrenebiliriz. İnsanlığı Kâinatın nasıl işlediğini öğrenmekten
alakoyacak hiçbir şey yoktur. 



Bir başka ifadeyle, Klasik Fizik’in dünyası bir ya-ya da dünyasıdır. Doğrusal
mantığın kurallarına tabidir. Bir şey, ya doğrudur, ya da yanlış. Ya siyahtır
ya da beyaz. “Hem doğru hem de yanlış” olamaz, çünkü “doğru” tektir. Örneğin,
ışık. Klasik Fizikçiler, ışığın, ya cisimcik bölüklerinden ya da dalga
serilerinden oluşması gerektiğini düşünürlerdi. Hem dalga serilerinden hem de
cisimcik bölüklerinden oluşan ışık tanımlaması, “saçmalık”tan başka bir şey
olamazdı. 



Newton’un dünyanın çok sayıda olmakla birlikte gözlemlenebilir ve
çözümlenebilir verilerden oluştuğu, gözlem ve çözümleme sonucunda ortaya
çıkacak birkaç sade, basit ve kesin kanunun bütüne uygulanabileceği, bu sade ve
basit kanunların bütünü kesin olarak açıklayabileceği şeklindeki dünya görüşü
sadece fiziği değil, fiziğin dışındaki diğer tüm bilimleri de etkiledi. Modern
dünyayı şekillendiren sosyal bilimler, sanat, edebiyat, hatta müzik Klasik
Fizik’in kuralları doğrultusunda şekillendi. 



Örneğin, Newton’un atomlardan oluşan Kâinat fikri, ekonomide Adam Smith’in
çıkarlarını kovalayan bireysel girişimcilerden oluşan, kapitalist/liberal
anlayışının mesnedini teşkil eder. Münferit atomların birbirleriyle olan
ilişkileri ekonomide bireylerin birbirleriyle olan ilişkileri olarak algılanır.
Gerek fizikte, gerekse ekonomide kullanılan araştırma yöntemi de aynı esasa
dayanır: sistemi mümkün olan en küçük parçasına indirmek ve bu parçacıkların
davranışına bakarak, bütünün geleceğine dair karar vermek, tahmin
yürütmek. 



Newton’un dünyasında belirsizlik, bulanıklık yoktur. Bir şey ya öyledir ya da
öyle değildir. Ya siyah ya beyazdır, gri yoktur. Bu anlayışı, siyaset bilimine
taşıdığımızda iki olgu ile karşılaşırız: toplum mühendisliği ve ideolojilerin
keskinliği. 



Toplum mühendisliği, otokratik ya da en azından Jakoben/tepeden inmeci
yönetimlerle sonuçlanırken, ideolojiler keskinleşir. Örneğin, Newton’un
siyah-beyaz dünyasında ya sağcı, ya da solcu olunur. Tıpkı bir fotonun aynı
zamanda hem cisimcik hem de dalga olması düşüncesinin saçma olduğu inancı gibi,
burada da hem solcu hem de sağcı olduğunu savunan birisi ciddiye alınamaz. Ya
da, daha güncel bir örnek: hem laik, hem de Müslüman olunabileceği şeklindeki
bir iddia ya kabul edilemez bir yozlaşma olarak nitelendirilir ya da marjinal
bir tutum olarak kenara itilir. 



Newton’un dünya görüşü, edebiyata da yansır. Meselâ, roman karakterleri de ya
iyi ya kötü, ya kahraman ya da korkak olurlar. Hemen her zaman belirli bir
hedefe hizmet etmeleri, iyilik ya da kötülükte tutarlı olmaları gerekir.
Karakterleri bu kurala uymayan bir eserin roman olmadığı sonucuna varılır.
Meselâ, müzik. Müzikte notaların do-re-mi gibi kesin/matematiksel sesler
şeklinde düzenlenmesi Birinci Aydınlanma Çağının sonuçlarındandır. Türk
müziğinin ara tonları, Batı anlayışında yok sayılır. 



Özetle, Klasik Fizik’in “doğru tektir” aksiyomunun kabulü, hem o hem de bu,
anlayışının reddidir. Gri alanlar, şahsiyetsizlik, yozluk, bozukluk anlamına
geldiği için yok sayılırlar. 



Klasik Fizik’in “mekanize” dünya görüşünün sarsılmaya başlaması, 1920’lerde filizlenen
parçacık ya da kuantum fiziğindeki ilerlemelerin sonucu. “Yeni Fizik” diye
bilinen kuantum fiziği, bilim dünyasının “doğru” anlayışını altüst etmekle
tehdit eder, çünkü siyah-beyazcı Newton Fizik’inin aksine, “Yeni Fizik”te
“kesinlik” yoktur, “tek” doğru yoktur. “Hiçbir şey şey kesin değil, hiçbir şey
imkânsız değil.” Yeni Fizik’in temel cümlesidir.



Albert Einstein’ın “matematik kesin olduğunda gerçeği yansıtmaz, gerçeği
yansıttığında kesin değildir” saptamasıyla dikkatleri çeken kuantum devrimi, ışığın
hem dalga serileri hem de cisimcik bölüklerinden oluştuğunun tesbit edilmesiyle
birlikte reddedilemez bir oluşum haline gelir. Dahası, ışığın dalga veya
cisimcik niteliğini gözlemci ile adeta bir diyaloğa girerek belirttiğinin
ortaya çıkması işleri daha da karıştırır.



Arşimed’in “Evraka! Evraka!” diye bağırdığı su ve tas deneyini hatırlarsınız.
Kuantum Fizik’inin evrekası da ışığın hem dalga serileri hem de cisimcik
bölüklerinden oluştuğunu saptayan deneydir. Şöyle ki, herhangi bir ışık
kaynağının, mesela bir ampülün, önüne dalga dedektörü koyulduğunda, ışığın
dalga niteliğini açık ettiği, oysa cisimcik dedektörü kullanıldığında cisimcik
niteliğini sergilediği saptanır. Bu deneyin telmihi, ışığın biz onu nasıl
görmek istiyorsak, kendisini bize öyle gösterdiğidir! 



Deneyin sonucu öylesine garipsenir ki, kuantum Fizikcisi Erwin Schrödinger,
ışığın bu hem dalga hem de cisimcik olma niteliğini vurgulamak için
“Schrödinger’in Kedisi” diye anılan, benim de son romanıma ismini veren kuantum
deneyini tertipler. Schrödinger bu deney ile ışığın tetikleyeceği bir
tabancanın namlusunun karşısına yerleştirilen bir kutuya konan bir kedinin ölü
ya da diri olmasının, ışığın dalga ya da cisimcik gibi hareket etmesine bağlı
olduğunu göstermeyi amaçlar. Işık, cisimcik gibi hareket ederse kedi ölecek,
dalga gibi hareket ederse yaşamaya devam edecektir. Işığın ne zaman nasıl
hareket edeceği asla bilemeyeceğimiz şeylerden biri olduğu için, deney bizi
kedinin ölümle/yaşamın üstüste bindiği, süperpoze, bir durumda olduğu şeklinde
garip ve tekinsiz bir gerçeklikle karşı karşıya getirir. Böylece aynı anda ölü
ve diri olmak gibi bildiğimiz hayatta imkansız olan bir keyfiyetin kuantum
dünyasında bir gerçeklik olduğu vurgulanır. 



Anlaması zor, alışması, sindirmesi daha da zor bir gerçeklik! 



Öyle ya da böyle, “Yeni Fizik”in önümüzdeki bin yılın dünya görüşünü
şekillendireceğine kesin gözüyle bakılıyor. Tıpkı Klasik Fizik’in “Birinci
Aydınlanma Çağını” başlatıp, günümüze hakim olan “mekanize” dünya görüşünü
şekillendirdiği gibi, “İkinci Aydınlanma Çağı”nın da insanın kendisine, kendi
bedenine, topluma, Kâinatı oluşturan canlı cansız tüm varlıklara hatta
“canlılık ve ölülük” durumlarına bakışını radikal bir biçimde değiştireceği
öngörülüyor. 



Öte yandan, “İkinci Aydınlanma Çağı”nın önde gelen iki telmihinden birisi “Kaos
Paradigması,” diğeri “Fuzzy,” puslu veya saçaklı mantık. Kaos Teorisi, Klasik
Fizik’in açıklamaya muktedir olmadığı için gözardı etmeyi sürdürdüğü
“türbülans”a/karmaşaya anlam kazandıran, “dinamik sistemler” denilen fenomenlerin
işleyişini açıklayan teori. Klasik Fizik’in, “şunu şöyle etkilersen bu sonucu
alırsın” şeklindeki nedensellik ilişkilerinin işlemediği durumlar. Deniz
dalgaları, girdaplar, borsa hareketleri gibi nedenleri kesin olarak
saptanamayan, doğrusal olmayan sistemler. İnsan toplumlarının da dinamik
sistemler olmasının dünyamız için telmihi daha önemli, çünkü Kaos
paradigmasının toplum mühendisliği girişimlerini tümüyle anlamsız kılması gibi
bir sonuca götürüyor. 



İnsan toplumları gibi dinamik sistemlerin başlangıç noktalarında meydana gelen
en ufak bir değişikliğin beklenmedik sonuçlar doğurabildiği gözlemleniyor.
Kelebek etkisi diyorlar: şu anda Beylerbeyi’nde kanat çırpan bir kelebeğin, bir
süre sonra burada Diyarbakır’da fırtınaya sebep olabilmesi gibi bir durum söz
konusu olabiliyor. Böylece, ne kadar iyi düzenlendiği, denetlendiği sanılırsa
sanılsın, herhangi bir toplumsal olayın bütün bir dünyayı sarsacak kelebek
etkisi yaratabileceği ortaya çıkıyor. Diğer bir deyişle, “ateş olsa cürmü kadar
yer yakar” deyişinin hiç de gerçekçi bir deyiş olmadığı, tersine, “bir mıhın
bir nal kurtardığı, bir nalın bir at kurtardığı, bir atın bir atlı kurtardığı,
bir atlının bir muharebe kurtardığı, bir muharebenin bir ülke kurtardığı” ispat
ediliyor. 



Öte yandan, Einstein’ın “matematik kesin olduğunda gerçeği yansıtmaz, gerçeği
yansıttığında kesin değildir” şeklinde özetlediği olgu, dünyada hiçbir
oluşumun/hiçbir hadisenin kesin olarak gözlemlenemediği gibi, kesin olarak
ölçümlenemediği olgusu. Bunun böyle olduğu az önce naklediğim tekerleme de
görüldüğü gibi hep bilinir, ancak küsurat işlevsellik adına gözardı edilirdi.
Oysa, gözardı edilen küsuratın, küçücük farkın dinamik sistemlerde ülke kaybına
varıncaya kadar fırtınalar yaratabildiği ortaya çıkınca, ihmal edilmemesi
gereği ortaya çıktı. Olgular, veriler “fuzzy” veya “puslu”dur, ölçümler fuzzy
veya “puslu”dur, hatta ölü ile diri arasındaki fark bile fuzzy ya da
“puslu”dur. Nesneler arası ilişki fizikçilerin öngördüğü şekilde tezahür
etmeyebilir. Hatta, “hiçbir şey kesin değildir, ama herşey mümkündür.” 



Fuzzy ya da çokdeğişkenli mantık, hem-hem de şeklinde ifade edilen gerçekliğin
mantığıdır. A’nın hem A, hem de A olmadığı durumu tasvir eder. Aristo
mantığının siyah beyaz kesinliğini, bilgisayarların 0/1 sistemini
reddeder. 



Peki, birşeyin hem o hem de bu olduğu şeklinde muğlak bir tanım hesaba gelir
mi? Evet, geliyor. 1970’li yıllarda, California Üniversitesi Elektrik Fakültesi
Dekanı Lütfi Askerzade, ki aslen Azeridir, fuzzy mantık elektrik devreleri
düzenledi. Fuzzy mantık 1990’ların başlarında Uzak Doğu’nun teknolojik ve
kültürel amblemi olarak ortaya çıktı. “Saçaklı İhtilal” denilen bu gelişmenin
ve izleyen yüksek-teknoloji tüketim ürünleri imalatının bayraktarlığını Japonya
yaptı. Japon mühendisleri bilgisayarlardan, elektrikli süpürgelere kadar
yüzlerce alet edavatın ve sistemlerin makina zekâ quotient (IQ) arttırmak için
saçaklı mantığı kullandılar. Japon hükümeti iki büyük araştırma laboratuarı
kurdu. Saçaklılık üzerine konferanslar tertip ediyorlar. İnsanlar metrolarda
saçaklı mantığın ne menem birşey olduğunu anlatan popüler bilim kitapları
okuyorlar. Japon televizyonu Saçaklı Mühendislik belgesellerini en iyi saatte
(prime-time) yayınlıyor. Japon parlamentosunda siyasiler saçaklı mantığın
anlamı tartışılıyor. Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanlığı, MİTİ, saçaklı
ürünlerin 1990’da bir buçuk, 1991’de iki milyar dolar getirdiğini hesaplıyor.
Küresel bilgisayar pazarı yaklaşık 200 milyar lira. Fuzzy Japonlar daha
şimdiden bu pazarın yüzde birine hakimler. Ve yarış daha yeni başlıyor,
denmesine karşın Körfez krizinde fuzzy füzelerin deneme mahiyetinde
kullanıldıklarından söz ediliyor. Dahası, Güney Asya’yı perişan eden ekonomik
krizde bu ülkelerin fuzzy bilgisayar imalatında çok başarılı olmalarını
engellemek isteyen Bill Gates’in parmağı olduğu söyleniyor. Bill Gates’in
kişisel serveti bir yana kendisinin Bilderberg üyesi olduğunu ayrıca
hatırlatmalıyım. Bilderberg’in ne olduğunu birazdan açıklayacağım.



Özetle, Schrödinger’in kedisinde sembolleşen Yeni Fizik ve onun türevleri Kaos
Pradigması ve fuzzy, saçaklı mantık, kaos teorisi – bütün bu gelişmeler bizi
siyah-beyaz düşüncenin cenderesinden kesin yargıların kabalığından ve
zorlamasından kurtarıyor. Dünyada yüzde yüz doğru olan hiçbir tanım veya ölçü
olmadığını idrak noktasına getiriyor. 



Peki, yüzde yüz doğru olan hiçbir tanım yada ölçü yoksa, insanlar nasıl
düşünürler? Nasıl karar verirler? Bunun cevabı da, düşünce biçimimizin bundan
böyle bütünü kapsayacak şekilde değişeceği. “Holistik” denen, “bütüncü” yani
“küresel” dünya görüşünün hakimiyetinin gerçekleşeceği. “Holistik” düşünce, ne
kadar bölünürse bölünsün, maddenin temel olarak nitelendirebileceğimiz bir
parçasının olmadığını, hiçbir parçanın diğerlerinden daha temel olmadığını,
bütünün birbirileriyle örülü olayların devingen ağı olarak değerlendirilmesi
gerektiğini söylüyor. Kuantum mekaniğinin Potinbağı Hipoteziyle örtüşen bu
düşünce şeklinde, ‘madde’yi, yeryüzündeki yaşamın bütünü olarak yorumlamamız
halinde sadece insan ırklarının değil, milletlerin değil, tüm canlı türlerinin
birbirlerinin yaşamlarıyla örülü birlikteliklerini gözetmek durumundayız.
Hiçbir ulusun yaşam biçiminin diğerininkinden daha temel, dolayısıyla daha
vazgeçilmez, dolayısıyla daha üstün olmadığını teslim etmek durumdayız. 



Peki, “Yeni Dünya Düzeni” olarak revaç verilen oluşum, İkinci Aydınlanma
Çağının çocuğu “bütüncü” yani –tekrar ediyorum- hiçbir ulusun yaşam biçiminin
diğerininkinden daha temel, dolayısıyla daha vazgeçilmez, dolayısıyla daha
üstün olmadığını şeklindeki dünya görüşü ile çakışıyor mu? “Yeni Dünya Düzeni,”
İkinci Aydınlanma Çağının uzantısı mı diye sorarsanız, orada şöyle bir durmak
gerektiğini söylemek durumunda kalıyoruz. Çünkü hernekadar “küreselleşme” ve
“Yeni Dünya Düzeni” eşanlamlı oluşumlar olarak sunuluyor, küresel köyeden
bahsediliyorsa da, günümüz pratiğinin İkinci Aydınlama Çağının bulgularına
uymadığına dair işaretlerin ihmal edilemeyecek kadar çok olduğunu teslim etmek
zorunda kalınıyor. Kimin tarafından? Dünya entellejensiyası tarafından. 



“Yeni Dünya Düzeni”nin İkinci Aydınlanma Çağının yolverdiği holistik düşünceye
ters düştüğünün işaretlerinden birincisi, Dünya Devletinin temellerinin daha
1877 yılında John D. Rockefeller, John P. Morgan, Andrew Carnegie, Mayer A.
Rothschild, ve Cecil Rhodes beşlisi tarafından atıldığı şeklindeki yaygın
iddia. 



John D. Rockefeller malum, petrol imparatoru, Standard Oil Tröst’ün sahibi,
1890’lı yıllarda Birleşik Devletler petrol endüstrisinin yüzde yetmişbeşi
kendisine ait. Ayrıca demir madenleri, ormanları, imalat sanayinde ve ulaşım
sektöründe büyük iştirakleri var. Yaklaşık 150 yıllık bir Rockefeller
Hanedanından bahsediliyor, servetlerinin 1-2 trilyon dolar olduğu hesap
ediliyor. John P. Morgan uluslararası banker ve gezegenimizin ilk milyar
dolarlık (1901 yılı itibariyle) endüstrisinin, U.S. Steel’in sahibi,
“Amerika’yı Amerikan yapan adam” diye bilinen kişi. Andrew Carnegie 1890’da
İngiltere toplamından daha fazla çelik üreten Carnegie Çelik’in sahibi, ayrıca
kömür ve demir madenleri, şilepleri ve demiryolları var. Mayer Rothschild ünlü
Rothschild Hanedanının kurucusu banker – Rockefeller’den iki misli zengin,
2000li yılların başındaki servetlerinin 3 trilyon dolar olduğundan
bahsediliyor. Ve Cecil Rhodes, ünlü Elmas İmparatoru. Güney Afrika elmas
tarlalarını işleten, Güney Afrika’yı İngiltere adına fetheden adam. Rhodesia
adını onun soyadından alıyor. Ayrıca apartheid/ırk ayrımının mucidi. 



Bu beş adamın akıl hocaları Oxford Üniversitesi profesörlerinden John Ruskin.
1877’de “Yuvarlak Masa” adındaki gizli cemiyeti kuruyorlar. Amaçları: İngilizce
konuşan dünyayı oligarşik federasyon halinde birleştirmek. Büyük Britanya
İmparatorluğunu siyasi, ekonomik ve kültürel olarak yeniden yapılandırmak
suretiyle, oligarşik dünya federasyonuna giden yolu açmak. Otuz yıl sonra, 1908
yılına gelindiğinde, ‘Yuvarlak Masa’yı çokuluslu, Anglo-sever bir yarı açık
cemiyet olarak görüyoruz. ‘Yuvarlak Masa’ cemiyetinin iki uzantısının
‘Bilderberg Grubu’ ve ‘Roma Kulübü’ olduğu söyleniyor. 



Bilderberg Grubu, 1954’de Avrupalı Rothschild Hanedanı öncülüğünde kuruluyor,
Amerikalı rakibi, Rockefeller Hanedanı tarafından destekleniyor, ev sahipliğini
eski SS-Nazi Hollanda Kralı yapıyor. Bilderbeg adı da buradan geliyor – kralın
sahip olduğu otelin adı bu. 1954’den itibaren toplantılar her yıl dünyanın
değişik bir şehrinde yapılıyor. Gündem gizli, katılanlar gizli, meğer ki patron
olsunlar gazeteciler Bilderberg toplantılarına alınmıyorlar, A.B.D. ve Avrupa
Devletlerinin gizli teşkilatları toplantıların yapıldıkları otellere
gazetecileri sokmamak için olağanüstü önlemler alıyorlar. Katılanlar içerde
konuşulanları anlatmamaya yeminli. Kapıda biriken gazetecilerle katılanlar
arasında köşe kapmaca oynanıyor, içeriye sızmayı başarabilen bir iki muhabir
feci şekilde tartaklanıyor ve tutuklanıyor. Buna rağmen, üyelerin bir kısmının
fotoğrafları çekiliyor, bugün bu fotoğraflar internet sitelerinde “ARANIYOR”
başlığı altında yayınlanıyor. Aranıyor olmalarından kasıt, bu resimlerin
sahiplerinin adını bilen internet kullanıcılarının kim olduklarını söylemeleri
icası.



Bilderbergcilerin amaçlarının dünyayı sıkıca koordine edilmiş küçük, seçkin bir
uluslarötesi bankerler ve sanayicilerden oluşmuş, entelijensiya destekli
oligarşinin eline teslim etmek olduğu söyleniyor. Avrupa Birliği’nin Avrupa
kıtası için yaptığını dünya için yapmak ve bir Dünya Devleti kurmak istiyorlar.
David Rockefeller’in farklı zamanlarda farklı yerlerde bu arada 1999 yılı
Şubat’ında Newsweek İnternational dergisine verdiği bir mülâkatta “hükümetlerin
yerini alacak birileri olmalı ve bana öyle görünüyor ki, bunu da en iyi
şirketler yaparlar…” demekten çekinmemiş olmasına işaret ediliyor ve yaygın
söylemin aksine karşı çıkılmadığı taktirde önümüzdeki asırlarda dünyanın yeni
feodal lordların boyunduruğu altına gireceğine uyarıyorlar. 



Uyaranlar kimler? Uyaranlar, Yeni Dünya Düzeni muhalifleri. 



Muhalifler, Yeni Dünya Düzeninin anlamının, dünyanın siyasi ve yasal hüviyetini
tümüyle değiştirmek, ulus-devletlerin tarihi rollerini ortadan kaldırmak,
kontrolu uluslarötesi tröstlere devretmek suretiyle millet kavramını ortadan
kaldırarak, idareyi İngilizce konuşan anglo-sever bir oligarşiye teslim etmek
olduğuna eminler. İddiaları, Birleşmiş Milletler Teşkilatının bundan böyle
Birleşmiş Tröstler Teşkilatı olarak isim değiştireceğini şeklinde. Bilderberg
toplantılarına katılanların isimlerinin saklı tutulması, görüşmelerin basına
kapalı olması, dünya ekonomisine ve siyasetine dair kararların kapalı kapılar
ardında alınmasını ülkelerinin anayasalarının en galiz ihlâli şeklinde
algılıyorlar. Ulusal politikacılarının, özgür iradeleriyle seçtikleri
vekillerinin etkisizleştirilmesine tepki gösteriyorlar. Amerikan
başkanlarından, Dünya Bankası guvernorlarına, diğer ülkelerin başbakanlarına
varıncaya kadar dünyanın kaderini etkileyen eşhasın kapılar kapılar ardında
saptanmasına karşı çıkıyorlar. Dünya basın devlerinin Bilderbergcilerle
işbirliği içinde oldukları gerekçesiyle muhalefetlerini internet üzerinden
yapıyorlar. Seattle’da olduğu gibi zaman zaman da gösterilerine de şahit
oluyoruz. . 



Roma Kulübü, Bilderberg’e göre daha yeni bir örgütlenme. 1968’de kuruluyorlar.
Kendilerine “özel think tank” nitelemesini yakıştırıyorlar. “İnsan ırkının sesi
ve zekâsı…insanlığın yolunu aydınlatan bir deniz feneri, tüm dünyaya umut
saçacak olan ışık…” diye tanımlıyor SGI Başkanı Japon İkeda. SGI, ise dünya
budist liginin kısaltılmışı. 



Yeni feodal lordların ne denli güçlü olduklarını, ulusların kimliklerini
kaybetmemek için ne denli direnebileceklerini kuşkusuz zaman gösterecek. Ancak
Yeni Dünya Düzeni muhaliflerinin iddia ettikleri gibi “yeni bir toplumsal
mühendislik projesi” ise, ki öyle görünüyor, o zaman işlerinin zor olduğunu
kabul etmemiz lâzım. Bir yandan “İkinci Aydınlanma Çağı”nın reddettiği “tek
doğru” anlayışı, öte yandan finans oligarşisi birarada yaşayamayacak oluşumlar
gibi görünüyorlar. Nitekim, daha bugünden Birleşik Amerika’da iki buçuk milyon
muhalif kültün varlığından bahsediliyor. 



Kült, bizim için yeni bir kavram. ‘Kült’ü yakın bir tarihte, karizmatik bir
liderin önderliğinde ortaya çıkan, militan, ideolojik/dini örgütlenmeler olarak
tanımlıyorlar. Kültlerin ortak özellikleri, üyelerini psikolojik baskı
uygulayarak devşirmeleri ve kendilerine bağlı tutmaları, topluluğun seçkinci
totaliter bir yapısı olması, liderinin kerâmetinin kendinden menkûl, dogmatik,
mesihi, sorgulanamaz ve karizmatik olması, amaçların araçları caiz kıldığı
inancıyla para toplamada ya da üye devşirmede her yolun mübâh sayılması,
üyelerin örgüt fonlarından yararlanamıyor olmaları. Londra’daki Kült
Enformasyon Merkezi CIC’nin kriterlerine uygun ilk kült örnekleri geçen
yüzyılda, Jonestown’da, dokuzyüz onüç müridini siyanürlü portakal suyu ile
intihara sevkeden vaiz Jim Jones kültü. San Diego, California’daki Cennet’in
Kapısı kültü. Waco, Texas’daki Cennet’in Elçiliği Kilisesi vaizi John Joe
Gray’in ‘Branch Davidians’ı. Bu üçüncüsü devasa bir cephaneliği de olan büyük
bir çiftliğe kapanmışlar, elektrik dahil, tüm ihtiyaçlarını kendileri
karşılıyorlardı. Devletten bütünüyle bağımsızdılar, hiçbir müdahale kabul
etmiyorlardı. Başkanlarının bir polis memuruna saldırması sonucu çıkan
olaylarda, Birleşik Devletler Savunma Bakanlığı, Hazine Bakanlığı ve FBI’ya
bağlı özel timlere üç hafta direnmişler, sonunda kadın, erkek ve çocuklardan
oluşan seksen kişi yanarak ölmüşlerdi. 



Kültlerin Amerika’da olduğu gibi Avrupa ve Japonya’da da gözardı edilemeyecek
sayılara ulaşmış olmaları, bir yandan Kaos Paradigmasını, öte yandan olası bir
kelebek etkisinin sonuçlarını düşündürüyor. Bugün bir kilisede, ya da Neo-Pagan
dedikleri putperest tapınağında ya da Kızıl dergâhta meydana gelen ya da
gelmeyen bir olayın dünyada ne gibi bir fırtınaya neden olabileceğinin
kestirilemeyeceğinin bilgisi, yepyeni askeri savunma stratejilerinin
geliştirilmesini de dayatıyor. İki kutuplu dünya için düşünülmüş stratejilerin
Kaos Çağı’nda işe yaramayacağı, kültlerin ya da “rogue states” denilen
“bozguncu” ulusların – bunlara verilen ilk örnek Irak – Yeni Dünya Düzenini
tehdit eden savaşlar çıkarmaları halinde ortaya çıkacak kelebek etkisinin Kaos
teorisinin matematiksel modeli doğrultusunda çığ gibi büyüyebileceğinin bilinci
içinde, silâhlı kuvvetlerinin, diplomatlarının, BM, NATO gibi kurumların
görevleri yeniden tanımlanıyor, yeni stratejiler geliştiriliyor. 



Bana göre en ilginç olanı da savaşı meşru kılan ihlâller listesinin
uluslarararası hukuk düzenini, uluslararası kurumların inanırlılıklarını, insan
haklarını, uluslararası ticareti, ekolojiyi ve çevreyi, egemenlik haklarını,
ABD’nin güvenliğini, ABD’nin Yeni Dünya Düzeni içindeki konumunu korumak gibi,
kurulduğu iddia edilen Dünya Devletini destekler mahiyette tezahür ediyor
olmaları. 



Umarım, sizlere bir büyük düşünce turu attırırken, dünya güdemi hakkında biraz
da olsa fikir verebilmiş, dünya düşünürlerinin nelerle uğraştıklarının
ipuçlarını sunabilmişimdir. Sabrınız için teşekkür ederim. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış