Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Not: 3 Ekim 2016 Pazartesi günü Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde
gerçekleşen “Yeni Dünya Düzeni ve Neo Kolonyalizm” başlıklı panelde yapılan
konuşmanın metnidir. Deşifre ve düzenleme,
İsmail Kaplan tarafından
yapılmıştır.


Konumuz şu: Yeni dünya düzeni ve neo-kolonyalizm.


Neden bu başlığı seçtim, onu söyleyeyim. Yanı başımızda Suriye’de,
altı yılda yüz binlerce insan öldü. Ölen insan sayısı gayrı resmi rakamlara
göre bir buçuk milyon. Resmi rakamlar beş yüz binin üzerinde. Tabii milyonlarca
yaralı var. Sadece bu değil; bir tarafta Filistin var, bir tarafta Keşmir var,
İslâm dünyasının çözülmeyen onlarca sorunu var. Yanı başımızda da bir sorun var
fakat bir türlü çözülemiyor. Bunun nedeni ne? Altı yıldır Suriye’deki savaş
neden devam ediyor?


Birkaç ay önce, Türkiye’de Emniyet’in yayınladığı bir rapor vardı,
IŞİD’e kaç ülkeden insan katıldı diye yapılan ankette, yüz elliden fazla
ülkeden katılım olduğu söyleniyor. Bu sadece IŞİD için mi geçerli? Hayır.
Esed’in ordusuna katılan kaç ülkeden insan var diye baktığınızda, İran’ın
teşvikiyle de daha çok, altmışa yakın ülkeden insan var. Afrika’dan var,
Afganistan’dan var, Irak’tan var, Yemen’den var, Fas’tan var, Avrupa’dan var…
Yani İran’ın daha çok Fars çıkarları için Şiiliği kullanarak çektiği Şii
gençler var bu coğrafyaya. “Gelin, Hz. Zeyneb’in mezarını koruyoruz biz orada”
deyip, dini anlamda tahrik edip çektiği gençler var. Peki, PYD’ye kaç ülkeden
katılım var? Ona da kırk ülkeden katılım var. Bizde PYD bir grup Kürt genci olarak
gösterilir. Hayır, öyle değil. Bir alakası yok. En son, hatta telefonumda
görüntüleri de var, mesela Mısır istihbaratından iki kişi PYD ordusu içinde
öldürüldü bir ay önce. İngiliz var öldürülen, Fransız var, Sırp var… Birçok
ülkeden PYD’ye katılan insan var ve ölenleri kendi sitelerine koyuyorlar.
Bunlar bizim şehitlerimiz diye kendi sitelerinde yayınlıyor PYD’liler.


KÜRESEL BİR SAVAŞIN İÇİNDEYİZ


Bu şunu gösteriyor, aslında yanı başımızda çok büyük bir küresel
savaş var. Hani deriz ya biz, “bu Suriye savaşı ne zaman bitecek?” Bitmeyecek!
Çünkü bu, küresel bir savaş. Biz de küresel bir savaşın başındayız.


Geçen hafta Rusya Araştırma Merkezi şöyle bir rapor yayınladı:
Amerikan seçimleri sonrası, Amerika’nın yeni jeopolitiği çerçevesinde bu
coğrafyada ya yeni bir küresel sistem, yeni dünya düzeni ortaya çıkacak yahut
Üçüncü Dünya Savaşı’na doğru gidiyoruz. Aslında Suriye, Üçüncü Dünya Savaşı’nın
bir başlangıcı. Bize basit geliyor ama hakikaten öyle. Bunun birçok nedeni var.
Bir tane daha örnek vereceğim. ABD’nin 2015 Ulusal Askeri Stratejisi. Her
birkaç yılda bir Ulusal Askeri Stratejisi’ni yayınlarlar. Geçen yıl yayınladığı
Ulusal Askeri Stratejisi’ni iki eksende topluyor; bir, hangi ülkeler bizim
düşmanımızdır ve biz hangi ülkelerle savaşmalıyız. İkincisi de, bu iki neden
hangi ülkelerde varsa biz onlara savaş ilan edeceğiz diyor; bir, bağımsız dış
politikaya sahip ülkeler, hangi ülkeler bağımsız bir dış politika uyguluyorsa,
biz ona savaş açabiliriz, o bizim düşmanımızdır diyor. İkincisi, uluslararası normlara
uygun şekilde hareket etmeyen… Uluslararası normlar derken? Hangi normlar?
Amerikan normları. Onlar belirliyor. 11 Eylül sonrası “önleyici savaş” diye bir
tabir ortaya attılar. Bu şu demek, “ben istediğim gün, istediğim saatte, haber
vermeden ir ülkeye savaş açabilirim.” Bush’un teorisiydi bu. Uluslararası
hukuk… Gerçi artık uluslararası hukuk diye bir şey kalmadı, şu anda
uluslararası alanda “orman kanunu” uygulanıyor.


Peki biz ne düşünüyoruz bu konuda? Bu orman kanunları içinde
Türkiye’de hükümet kendine bir yol bulmaya çalışıyor. Tabii yol bulmaya
çalışırken sağdan darbe yiyor, soldan darbe yiyor, kroşe, aparkat, direkt…
Yumruklar sağdan soldan geliyor. Amerikalı bir düşünürün bir sözü vardır,
“Ortadoğu’da eğer bir olay oluyorsa, bunun iki muharriki vardır; hem iç
sebepler, hem de dış sebepler.” Bu coğrafyada bir olayı sadece iç sebepler
üzerinden değerlendiremezsiniz. Bunun mutlaka dış sebepleri de vardır. Bir
olayı da sadece dış sebeplere bağlayamazsınız. Mutlaka onun iç sebepleri de
vardır. Onun için bu coğrafyada neden olaylar oluyor, Suriye neden bu halde
sorularına cevap bulmanın yolu, uluslararası siyaseti iyi okumaktan geçiyor.
Yoksa bunun cevabını veremeyiz, oturur birbirimizle uğraşırız. Bu da bizi
Şii-Sünni kavgalarının ve başka kavgaların içine sokar. Ama asıl mesele bu
değil. Şu anda bütün dünya burada savaşıyor. Amerika’sı burada, Rusya’sı
burada, Avustralya’sı burada, Hindistan’ı burada… Yüz elli ülke burada. Bunlar,
istihbaratçılar. Postmodern dünyada savaşlar böyle yürüyor.


TANIMSIZLIKLAR ÇAĞI


Alman filozof Carl Schmitt’in bir kitabı var, bu kitapta bu çağın
en büyük sorununun terör olduğunu söylüyor. Diyor ki: Geçen yüzyıllarda biz
düşmanın kim olduğunu bilirdik. Ama öyle bir zamana geldik ki, düşman kim
bilemiyoruz.  Bu çağın özelliği diyebilirsiniz buna. Bu çağın özelliğidir
bir şeyi tanımlayamamak. Bu, Batı’nın ürettiği bir şey. Düşman ortada,
 kavga ediyorsunuz fakat yumruğu sallayacağınız kişiyi bilemiyorsunuz.
İşte böyle bir şey terör. Terör diye bir mefhum ortaya attılar, fakat bugün
terörü tanımlayamıyorlar. Birleşmiş Milletler hâlâ terörün tanımını yapamadı.
Şu anda piyasada dolaşan şey; terör demek, Müslüman demek. Ama terörün mânâsı
bu değil. Geniş bir tanım lâzım. Carl Schmitt diyor ki, “Batı bilerek bunu
yapmayacak, çünkü istediği şey de bu.” Bu dünyada birincisi kaosu istiyor,
ikincisi düşmanı tanımlamak istemiyor. Düşmanla bazen dost olabilirsiniz, ama
burada dost yok, düşman yok… Düşman tanımı yok, terörün tanımı yok. En büyük
sıkıntı bu.


ABD istediği yere saldırabilir, istediği insanı kaçırıp işkence
edebilir, istediği ülkede darbe yapabilir… Uluslararası hukukta Amerika’ya bu
konuda hiç kimse dokunamaz. Bu Amerika’nın hakkıdır. Neden? Çünkü Birleşmiş
Milletler’in merkezi Amerika’da Amerikan Dışişleri Bakanlarından Madeleine
Albright, Birleşmiş Milletler’de reform konusu konuşulduğu zaman şunu
söylemişti, “maaşlarınızı biz veriyoruz, ona göre konuşun. Kapatırız gerekirse
Birleşmiş Milletler’i.” Amerika bunu rahatlıkla konuşabiliyor. Dünya böyle bir
yer ve Cumhurbaşkanı Birleşmiş Milletler’de “dünya beşten büyüktür” diyor ve
yeni bir tanım koyuyor. Bölgemizde küresel bir savaş var ve biz dünyanın
eksenindeyiz.


HERKES BİR ALTERNATİF ARIYOR


Peki, yeni bir dünya düzeni doğacak mı? Birinci Dünya Savaşı
sonrası çok kutuplu bir dünya vardı; İngilizler, İtalyanlar, Fransızlar… İkinci
Dünya Savaşı sonrası çift kutuplu bir dünya oluştu, buna alternatif sadece
Bağlantısızlar Hareketi vardı. Bu hareket hâlâ devam ediyor ve on sekizinci
toplantısını bir ay önce yaptı. Birleşmiş Milletler toplantısından bir hafta
önce Brezilya’da bir adada bu toplantı gerçekleşti ve yüz yirmi ülke katıldı.
Bakın, çift kutuplu dünyaya karşı olan yüz yirmi ülke. Bu, şunu gösteriyor,
dünya aslında bir alternatif arıyor. Amerika’nın dışında, Rusya’nın dışında…
Fakat bulamıyor. Bunun dışında Hindistan, bölgesel güç olmaya çalışıyor, Çin’in
genişlemesini engellemeye, Pakistan’ı zayıflatmaya çalışıyor. Çin, Hindistan’a
doğru alanını genişletmek istiyor, Pakistan’la işbirliği yapıyor, Pakistan’da
büyük bir liman kurup Arap yarımadasındaki petrol ve doğalgaza ulaşmak istiyor.
Amerika bunu istemiyor. Rusya dünya siyasetine yeniden çıkıp, yeniden bir
kutbun parçası olmak istiyor… Mesela Gambiya devlet başkanı, geçen haftalarda
Amerika’ya meydan okudu. “Ey Amerika, bizi sömürdüğün yeter, biz Afrikalılar
artık kendi geleceğimizi kendimiz belirlemek istiyoruz” dediler. Aynı şeyi
geçen hafta Filipinler devlet başkanı da söyledi. Herkes meydan okuyor şu anda,
çünkü Amerika orman kanununa döndü, haydutluğun zirvesinde şu anda. İstediği
gibi darbe yapıyor, kimse ses çıkarmıyor. Türkiye’de de gördük bunu.


SÖMÜRGECİLİĞİN MODELLERİ


Yeni dünya düzeni nasıl ortaya çıkacak? Ben bunu biraz daha geriye
götüreceğim, sömürgecilikle burayı açıklamak istiyorum. Sömürgeciliğin tarihi
aslında 16. Yüzyılda, yani Endülüs düştükten sonra başlıyor. Portekizliler ve
İspanyollar başlattı sömürgeciliği. Örneğin Portekizliler Brezilya’ya
gidiyorlar 1500’lü yıllarda. O yıllarda oradaki yerlilerin sayısı, 
American Survival örgütü tarafından 2000 yılında yayınlanan bir raporda, beş
milyon olarak geçiyor. Yine aynı raporda 2000 yılında kalan yerli sayısı, 350
bin. Bakın, beş yüz yıl önce beş milyon olan halktan, beş yüz yıl sonra 350 bin
kalıyor. Yani sömürgeciler sadece bizim coğrafyamızda değil, Uzakdoğu’da, Latin
Amerika’da milyonlarca insanı katlettiler. Ve bu 350 bin insan, sömürgeciliğin
500. yılında bir rapor yayınladılar. Brezilya: Direnişle Geçen 500 Sene.


Peki, İslâm dünyası kaç yıldır direniyor? 300 yıldır. Bizde ilk
sömürgecilik, İngilizlerin Hint alt kıtasını işgali ile ve Hollandalıların
Malay bölgesini işgali ile başlıyor. Ama bizim kitaplarda genelde Napolyon’un
Mısır’a girişiyle birlikte, 1798 yılında başlar. O dönemde Fransız Lamartine,
Napolyon’un doğuyu işgalinden sonra o bölgeye bir seyahat düzenliyor. Bununla
ilgili yazdığı kitabın adı da Doğu’ya Seyahat. 1833’te yazdığı bu kitapta,
“Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması durumunda, Avrupalı devletlerin her biri
kongre kararları gereği imparatorluktan kendilerine ayrılan parçaya manda yönetimi
adı altında sahip olacaktır” diyor. Bakın, Lamartine 1833’te Osmanlı çökecek,
Avrupalı devletler Ortadoğu’dan parçalar kapmak için yarışacaklar diyor.


Aslında Avrupa Haçlı Seferleri’nde yenildikten sonra bu bölgede
bir hareket başlattı, misyonerlik hareketleri. Bu hareketler 1200’lü, 1300’lü
yıllarda başladı. Bu coğrafyayı tanımak için… Örneğin Eskişehir Osmangazi
Üniversitesi’nde gençler ne düşünüyor? Hocaları nasıl ders veriyor?
Medreselerde eğitim nasıl? Misyonerlerin o dönemde yaptıkları faaliyet buydu.
Bir örnek vereceğim. Bunlardan birisi, 1312 yılında Raymond Lulle Alem-i
İslâm’ı gezdikten sonra diyor ki, “biz bu coğrafyayı yok edebiliriz. Bunun için
acilen bizim üniversitelerimizde Arap Dili ve Edebiyatı bölümlerine ihtiyacımız
var.” Ve o dönemde onun önerisiyle birçok üniversitede Arap dili kürsüleri
açılıyor. Bu üniversitelerde Arap Dili Enstitüleri kurulunca, oryantalizm
başlıyor. Oryantalistler bu coğrafyada neler yaptılar peki? Onlarca örnek
verilebilir… Bugün oryantalistlerin Arapça bilgileri, bizim hoca dediklerimizin
birçoğundan bile daha fazla. Ama yanlış yerde kullanıyorlar, o ayrı bir şey.


1312’de bunları kurarken hedefleri, İslam dünyasını içeriden nasıl
fethedebilecekleriydi.


Batılılar bunları önce misyonerlik, sonra oryantalizm adı altında
yaptılar. Şimdi ne adı altında yapıyorlar? Günümüzde think-tank’ler
aracılığıyla, düşünce kuruluşlarıyla yapıyorlar bunu. Bizim literatürümüze
think-tanklerin girişi son 10-15 yılda oldu. 90’lı yıllarda başlıyor bu. Fakat
Batı’da think-tanklerin tarihi 150 yıl öncesine gidiyor.  Mesela
Brookings’in kuruluş tarihi 1916. Yani 100 yıl önce. Böyle çok fazla enstitü
var. Peki, biz neden böyle geriden takip ediyoruz? Onu sonra konuşacağız.


Bir örnek daha vereyim. Napolyon Mısır’ı işgal ettiğinde yanında birisini
daha götürüyor. Bu kişi Silvestre de Sacy. Ünlü oryantalistlerden biri.
1758-1838 tarihleri arasında yaşamış. 1797 yılında Napolyon’un işgalinden önce
Mısır ile Suriye’yi ziyaret ediyor. Napolyon’a bir rapor sunuyor. Efendim,
diyor, sizin işgal etmeniz gereken birinci yer Mısır, ikinci yer Suriye. Şöyle
şöyle işgal edebilirsiniz diyor. Tamam diyor, bir yıl sonra işgale geliyor.
Napolyon’a, ekselansları, diyor, siz Mısır’ı işgal ettikten sonra size bir
konuşma metni hazırlayacağım, siz Arapça “selamun aleykum” deyin ve şu söyleri
söyleyin: “Ey Mısır halkı, ben de bir Müslümanım, ben cihad için yola çıktım,
ben İslâm’ı yeniden diriltmek için gelen adamın.” Hâlâ Fransa’da ve
İngiltere’de Napolyon’un Müslüman olduğunu savunanlar var. Hâlbuki Napolyon bunu
bir oyun olarak yapmıştı, çünkü aynı şeyi Yahudilere de yaptı. Onlara da “ben
sizi Kudüs’e götürecek adamım, benim yanımda savaşın” dedi. Bunun bir oyun
olduğunu herkes biliyor. Fakat Napolyon Silvestre de Sacy’nin önerisine uydu.
İlk Arapça gazeteyi de o dönemde Napolyon çıkarıyor. Yani İslam dünyasına da
ilk gazeteyi Napolyon getiriyor. Fransızca ve Arapça çıkarıyor gazeteyi. Sonra
2. Mahmud bizde de gazete serüvenini başlatıyor.


Yine mesela Max Muller var, 1823-1900 yıllarında yaşayan.
Cambridge’de hocalık yapıyor Doğu dillerinin birçoğu dâhil 25 dil biliyor bu
adam ve bu dillerde tercümeler yapıyor. Bu adamın görevi de, İngiltere’nin bu
bölgeye gönderdiği diplomatlara eğitim vermek. Ben bugün bile Pakistan’a,
Hindistan’a gidip bizim büyükelçilerle karşılaştığımda utanç duyuyorum. Bizim
büyükelçi Hintçe bilmez, “aaa Pakistan yemekleri çok kötü,” der. İngiliz
büyükelçisi bayan, Pakistan milli kıyafetini giyer, Pakistanlılarla birlikte
sokakta gezer, Pakistan yemeklerini yer, Hindistan yemeklerini yer. Onlar da
diyor ki “bakın İngilizler bizim değerlerimize nasıl saygı gösteriyor.”
Bizimkiler ise, “Türkiye sınırları içinden çıkmam” diyor. Ama bir Amerikalı
büyükelçi, çıkıyor, sokakta geziyor. Yemek yiyor, halkla kaynaşıyor, onların
dilini kullanıyor. Monşerler işte, böyle bir kafa!


Batı, bu coğrafyada olan, bizim olan her şeye el koydu. Ve
Batı’nın bu coğrafyaya bakışı şu; bir, hegemonya, bu coğrafyayı tamamen
tahakküm altına almak, ikincisi, hilelerle, desiselerle insanların bilgilerini
çalmak, zihin dünyalarını çalmak. Geçmişte Oryantalizm bunları yapıyordu, bugün
raporlarla, gazetelerle think-tank kuruluşları yapıyor. Biz bu kuruluşları hep
bağımsız sanırız ama hazırladıkları raporlarla bizim zihin dünyamızı alt üst
ediyorlar. Onlarca örnek var, ben buralara girmeyeceğim.


MODERNİZM VE GELENEKÇİLİK


Napolyon’ın Mısır’ı işgali ve İngilizlerin Hint alt kıtasını
işgali sonrası İslam dünyasında iki türlü düşünce ortaya çıkıyor bizde.
Birincisi ıslah hareketleri. Fakat ıslah hareketleri başlarda her ne kadar iyi
niyetle ortaya çıkmış olsa da, bakıyoruz ki bu ıslah hareketlerinden birçok
kişinin Batılılaşma ile moderniteyi karıştırdığını görüyoruz. Bu sefer bunun
karşısına gelenekçi bir yapı çıkıyor. Aslında bugün bizim konuştuğumuz
modernist ve gelenekçi Müslüman tabirleri, Fransızların ve İngilizlerin bu
coğrafyaya gelmesinden sonra ortaya çıkıyor. Gelenekçi düşünce, eski klasik
düşünce anlamında kullanılmıyor aslında. Modernistler için de keza. Moderniteyi
ve geleneği anlamak istiyorsak soracağımız sorular, Batılı anlamda bu kavramlar
neyi ifade ediyor ve bize bunlarla taşıdıkları şey ne? Bizde de ilahiyatçılar
birisini modernistlikle veya gelenekçilikle suçlayınca biz neyin tartışmasını
yapıyoruz, bunu iyi bilmemiz gerekiyor. Bence biz hakkıyla henüz bu tartışmayı
yapamadık. Herkes bildiğiyle bu tartışmalara giriyor fakat bu tartışmanın
doğduğu yer Batı ve biz bunun Batılı kökenleri üzerinden tartışmazsak, yanlış
yaparız. Bunun bizimle bir ilgisi yok. Bu iki kavram da Batı’nın içimize
soktuğu kavramlar. Fakat henüz bunların doğru tanımları yapılamadı.


Modernleşme bu coğrafyada hızlı bir şekilde siyasi anlamda
yayıldı. İngilizler ve Fransızlar bize parlamenter sistemi, azınlıkların önünün
açılmasını, ekonomik anlamda bir modernliği önerdi. Batı pazarıyla
bütünleşmemizi sağladılar. Kültürel anlamda, Batı tipi büyüme felsefesini bize
dayattılar. “İnsan insanın kurdudur” dediler ve böyle bir felsefenin temelini
attılar.


Son zamanlarda yaptığımız en büyük tartışma nedir? İslam ve terör
değil mi? İslam ile terör bütünleşir mi? İslam, terörün bir parçası değildir
diyoruz. Batı, her yüzyılda böyle bir tartışma çıkarıyor Müslümanların önüne.
Biz onu tartışırken, onlar bizim coğrafyamızı sömürüyorlar. 19. yüzyılda da
şöyle bir tartışma çıkardılar: “İslam, terakkiye manidir.” Birçok İslam
düşünürü buna reddiye verdi. Türkiye’de Namık Kemal, Mehmed Akif, Hint alt
kıtasında Şibli Nümani reddiye verdi… Bu dönemde biz neyi tartışıyoruz? Terörü.
Yeni ve güncel bir tartışma önümüze koydular ve diyorlar ki, ey Müslümanlar,
siz bunu tartışın. Biz de şimdi Batı’ya İslam terörle bağdaşmaz, diyoruz. Fakat
bu konuda yeterli kitaplar da henüz yazılmadı.


MÜSLÜMANLARIN DÜNYAYA VEREBİLECEĞİ
EN BÜYÜK KATKI


Bir yanda yeni bir dünya sistemi kurulurken, bir yanda yeni bir
sömürgeciliğin kapısı aralanırken, bu coğrafyanın tabii kaynaklarının
sömürülmesi için planlar yapılırken, biz Müslümanlar dünyaya neler sunabiliriz?
Birincisi, Müslümanların dünyaya verebileceği en önemli şey, tevhid düşüncesi.
Bakın, İslam’ın ortaya çıktığı dönemde, tevhid önemli bir rol oynar. O dönemde
Müslümanların parası yoktu, binaları yoktu. Tevhid için paraya ihtiyaç yok,
güzel binalara ihtiyaç yok. Siz fakirken de tevhidi anlatabilirsiniz. Önemli
olan, o ruhu iyi bir şekilde benimsemeniz. Kur’anı, Resulullah’ı iyi bir
şekilde özümsemeniz gerekiyor. Tevhid o kadar basit ki… Bunu gidip bir Hindu
ile konuşun, diyor ki “aaa, bu düşünce daha güzel.” Siz bir Yahudi ile de
konuşun, onu o kelam tartışmalarından, ilahiyat tartışmalarından çıkarın,
“İslam’ın tevhid inancı daha basit” diyor. Bunu Hristiyan da diyor, Yahudi de
diyor, Hindu da diyor. İslam’ın özelliği bu zaten. Bu yüzden bir Batılı Kur’an-
Kerim’i okuduğunda hemen oradaki tevhid düşüncesinden etkileniyor. Bu yüzden
Müslümanların yapması gereken, tevhidi iyi bir şekilde anlatmak ve Batı’ya şunu
demek: “Nasıl ki bir çocuk küçükken bir şeyden etkilenirse, büyüyünce de o etki
sürer.  Modern batı dünyası da Haçlı Seferleri’nin son dönemlerinde ortaya
çıktığı için, sizde Haçlı Seferleri’nden kalan bir tortu var.” Bizim buna karşı
fikrî bir mücadele yürütmemiz gerekiyor.  Batı düşüncesini vurabileceğimiz
birçok zayıf nokta var. Bunun üzerine çalışmamız gerekiyor.


İkincisi, Batı’nın modernlik, aydınlanma dediği şeyin, Batı’nın
Hristiyanlıkla bir kavgası olduğunu, İslam ile yapılan bir kavganın ürünü
olmadığını bizdeki laiklere oturup anlatmamız gerekiyor. Önce kendi içimizdeki
kavgayı sona erdirmemiz gerekiyor. Tevhid düşüncesini iyi anlattıktan sonra,
bilimci, aydınlanmacı, pozitivist düşüncenin batıl bir inanç olduğunu, Batı’nın
bile bugün onlardan sıyrılmaya başladığını görüp anlatmak gerekiyor.
Televizyona çıkıyor, diyor ki “ben bilimsel, aydınlanmacı düşünüyorum”
Kavramlar güzel. Peki, bilimsel düşünce, aydınlanmacı düşünce ile neyi
kastediyorsun? Batı’nın kendi içindeki o kavgasını sana aktarmaya çalışıyor.


EĞİTİM SİSTEMİMİ BAŞTAN SONA
DEĞİŞMELİ


Son olarak, eğitim sistemimizin baştan sona değişmesi gerekiyor.
İlkokullardan tutun, üniversitelere kadar bütün eğitim sistemimizin değişmesi
gerekiyor. Bir örnek vereceğim. 1977’lerde Militan İslam diye bir kitap
yayınlanmış Batılı bir düşünür tarafından. Kitapta o Batılı düşünür diyor ki,
biz İslâm dünyasını sömürdüğümüzde şunu gördük, Müslüman dünya mütefekkir
çıkarmaya müsait bir toplum. Neden? Çünkü eğitimi 2-3 yaşından başlatıyorlar.
Mısır’da mesela bir çocuk 5-6 yaşlarına gelmeden Kur’an’ı ezberliyor. Bir
çocuğa siz küçük yaşta bir şeyi ezberlettiğiniz zaman, kelime hazinesi geniş
olduğu zaman, 15-20 yaşlarında bir şey verdiğinde onu hızlıca kapar. Onun için
mesela bizim kültürümüzde şudur, küçük yaştaki çocuklara şiir ezberletilir,
Kur’an ezberletilir, hadis ezberletilir, güzel sözler ezberletilir. Geçmişte
böyle bir eğitim sistemi vardı. Mesela Moritanya’da hâlâ bu gelenek sürüyor, bir
çocuk iki türlü hafız oluyor altı yaşına geldiğinde. Hem Kur’an hafızı, hem de
bir divan ezberliyor. “Sen hangi divanı ezberledin” dersiniz, der ki “ben
altmış bin beyit ezberledim.” Onun için hâlâ Arapçanın en iyi şekilde korunduğu
yerlerden birisidir. Bugün hangi Arap ülkesine giderseniz gidin, gazete
editörleri, devlet liderlerinin metin yazarları hep Moritanyalıdır. Çünkü
Arapçayı en iyi hâlâ onlar koruyor. İkincisi Yemen. Yine o Batılı yazar diyor
ki, “Batı’nın İslâm dünyasına vurduğu en büyük darbe, eğitim yaşını yediden
sonraya almasıdır. İslâm dünyası uyandığında büyük bir nesli kaybedecektir”
diyor. Çünkü yedi yaşına kadar çocukların zihin dünyasının bazı şeylere açık
olması gerekiyor.


Son olarak, Muhammed İkbal’den bir şey söyleyeceğim. Allah insanı
yeryüzüne halife olarak gönderdi. Yeryüzünü insana emanet etti. Bizim yeniden
bu emanete sahip çıkmamız gerekiyor. Batı insanı öldürdü. Rönesans’tan beri
insana öğrettiği şey şunlar; gaddarlık, kıyım, işgal, ele geçirmek. Bunlar
üzerine kurdu tüm dünyasını. Fakat İslâm dünyasının insanlığa vereceği iki
önemli şey var bugün. Birincisi tevhid, ikincisi insana dönüş. Muhammed İkbal
bununla ilgili diyor ki: “Kur’an’ın asıl hedefi, insanın Allah’la ve kâinat ile
olan sayısız ilişkilerinde en üstün bilinç ve duyarlılığı oluşturmaktır.” Bugün
Müslümanlar bunu oluşturursa, dünyaya verebilecekleri çok şey var. Bunu
yaparsak, bu yüzyıl Müslümanların yeniden dirilişine sahne olacak diye
düşünüyorum.


Teşekkür ediyorum hepinize.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış