YENİ DÜNYA DÜZENİ


Münih
Güvenlik Konferansı ve Yeni Dünya Düzeni


1963’ten
bu yana her sene Münih’te gerçekleştirilen Güvenlik Konferansı, güvenlik
politikasıyla ilgili en etkin kişilerin bir araya geldiği tek milletlerarası
platform özelliğini taşımaktadır. Bu yıl 17-19 Şubat 2017 tarihlerinde
53’üncüsü düzenlenen konferansta 25 ülkenin devlet ve hükümet başkanları, 80’i
dışişleri ve savunma bakanı olmak üzere dünya çapında karar alıcı 500’den fazla
kişi bir araya geldi.


Münih
Güvenlik Konferansı’nda yapılan sunumlar bize dünya siyasetinde küresel ve
bölgesel politikaların ne şekilde dönüşeceğine dair ipuçları vermesi açısından
önemlidir. Örneğin Putin, katıldığı 10 Şubat 2007 tarihli Münih Güvenlik
Konferansı oturumunda yaptığı konuşmada, Soğuk Savaş sonrasında öngörülen tek
kutuplu dünyayla ilgili değerlendirmelerde bulunmuş, “Günümüz dünyasında, tek
kutuplu dünyanın kabul edilemez olmasının yanı sıra, aynı zamanda imkânsız
olduğu kanaatindeyim” demişti. Putin’in bu konuşması uluslararası toplumda çok
konuşulmuş ve yeni bir dünya düzenine doğru gidildiğine dair ciddi tartışmalar
yapılmıştı.


Putin’in
bu konuşmasının ne anlama geldiğini daha sonra dünya fiilen yaşayarak öğrendi.
2008’den bu yana Gürcistan-Osetya savaşı, Ukrayna iç savaşı ve Kırım’ın ilhakı
gibi konularda Rusya’dan önemli hamleler geldi. Ayrıca Arap Baharı ile birlikte
Ortadoğu’nun kaosa girmesi ve Rusya’nın özellikle Suriye’deki duruşu dünyaya
bir mesajdı. Keza 2008 ekonomik krizi ile birlikte ABD ve AB’nin ekonomik
anlamda gerilemesi ve Çin’in hızlı bir şekilde büyümeye devam etmesi,
İngiltere’nin Brexit kararı ve ABD’de Trump’ın başkan seçilmesiyle küresel
anlamda paradigmaların değiştiğine ve yeni bir dünya düzenine doğru gidildiğine
dair imgeler ortaya çıktı. Putin 2007’de “Tek kutuplu dünya bitiyor” derken
aradan geçen çalkantılı 10 yıldan sonra bugün küresel anlamda farklı bir
ortamla karşı karşıyayız.


Yeni bir soğuk savaş mı?


2017
Münih Güvenlik Konferansı’nın ana gündem maddeleri ise; Donald Trump’ın ABD
başkanlığına seçilmesi, İngiltere’nin AB’den ayrılması, Suriye’deki barış
arayışları, Asya-Pasifik bölgesindeki ticari ve askeri gelişmeler oldu.
Konferansta; NATO kapsamında Transatlantik ilişkilerin geleceği tartışmaları
ile ABD, Rusya ve AB’nin birbirlerine karşı verdiği mesajlar önemliydi. Rusya
Dışişleri Bakanı Lavrov’un konferansta yaptığı konuşmada Soğuk Savaş’ın henüz
aşılmadığını ifade etmesi, “Yeni bir soğuk savaşa doğru mu gidiyoruz?”
değerlendirmelerine neden oldu.


Lavrov
ayrıca, NATO’nun genişlemesinin Avrupa’daki tansiyonu artırdığını savunarak,
hem Rusya hem de Batı’nın kaygılarının giderilmesi ve diyaloğun sürdürülmesi
için Rusya ile NATO arasında askeri iş birliğinin yeninden başlatılması ve
bunun için de NATO’nun bir Soğuk Savaş kuruluşu olmaktan çıkması gerektiğini
söylemesi de dikkate değerdi. Keza Münih Güvenlik Konferansı Vakfı tarafından yayımlanan
“Münih Güvenlik Raporu 2017: Gerçeklik Sonrası, Batı Sonrası, Düzen Sonrası?”
(1) raporunun önsözünde ve giriş bölümünde dünyanın liberal olmayan bir döneme
girdiği, Batılı ve liberal milletlerarası düzenin en temel değerlerinin
zayıflamakta olduğu, açık toplum karşıtlarının atağa geçtiği bir süreçte
milletlerarası güvenlik ortamının daha da kırılgan hale geldiği ifade
edilmektedir.


Konferans
Başkanı Wolfgang Ischinger’ın raporun önsözündeki milletlerarası güvenliğin,
II. Dünya Savaşı’ndan bu yana günümüzdeki kadar kırılgan bir durumda olmadığı
ifadesi dikkat çekmektedir. Ischinger aynı zamanda dünyanın Batı sonrası döneme
geçmekte olduğuna, yani Batı’nın hâkimiyetindeki liberal dünya düzeninin sonuna
yaklaşıldığı tezine de yazısında yer vermiştir. Bunun nedenleri arasında AB
bünyesindeki dayanışmanın zayıflaması, bilgi akışındaki yeniden yapılanma ve
Trump’ın ABD Başkanlığına seçilmesi sayılmaktadır.


Küresel güvenlik riskleri


2017
Münih Güvenlik Raporu’nda bahsedilen diğer küresel güvenlik riskleri ise
şöyledir: (2)


-
Bağımsız Amerika: Trump yönetiminde tek yanlı politikaların ABD dış
politikasını daha sert ve az tahmin edilebilir hale getirmesinin ABD’nin
müttefik ve rakipleri için yeni sınama alanları oluşturması ve de ABD
liderliğindeki milletlerarası kuruluşların etkinliğinin azalması.


-
Çin’in tepkisi: Komünist Parti’nin 2017 sonbaharında yapılacak kongresinde
Devlet Başkanı Şi Jinping’in yabancı yatırımcıları ve milletlerarası piyasaları
tedirgin etmemek için alacağı önlemlerin ABD ile ilişkileri germe ihtimali.


-
Merkel’in güç kaybı: Merkel’in sonbahardaki seçimlerde güç kaybetmesi nedeniyle
İngiltere’nin ayrılma kararıyla sarsılan AB, Rusya ve Türkiye ile ilişkilerde
çeşitli sıkıntıların ortaya çıkması ve Yunanistan’ın mali krizinin derinleşme
riski.


-
Reformların durması: Hindistan, Rusya, Almanya, İngiltere, Fransa, Çin,
Türkiye, Brezilya ve Suudi Arabistan gibi pek çok ülkede gerçekleşmesi
planlanan reformların iç siyasi nedenlerle duraklama ihtimali.


-
Teknoloji ve Orta Doğu: Enerji alanında yaşanan gelişmelerin petrol ve gaz
ihracatçısı ülkelerin istikrarını bozması ve bunun iletişim teknolojilerindeki
gelişmelerle birleşerek vatandaşların öfkesi haline dönüşmesiyle Orta Doğu’daki
otoriter rejimlerin şeffaflığa zorlanması ve böylelikle daha kırılgan hale
gelmeleri riski.


-
Siyasileşen merkez bankaları: ABD ve Avrupa’daki merkez bankaları, hükümetler
tarafından alınan kararlardan daha çok etkilenir hale gelmektedir. Bu bağlamda
2017 yılı için Trump’ın FED’i hedef tahtası haline getirerek FED kararlarına
baskı uygulama riski.


-
Beyaz Saray-Silikon Vadisi çatışması: Trump, güvenlik ve kontrol; teknoloji
şirketleri ise serbestlik ve müşterilerinin özeline saygı istemektedir. Trump
daha çok kişiye istihdam isterken aynı şirketler insanı devreden çıkartacak
otomasyon peşindedir. Bu iki gücün araştırma yatırımları konusunda çatışma
ihtimali bir güvenlik riski oluşturmaktadır.


-
Kuzey Kore: Kuzey Kore’nin nükleer silahlarla ABD’ye büyük bir tehdit oluşturup
oluşturmayacağı kesinleşmese de, Çin’in Kuzey Kore’yi savunması nedeniyle ABD
ile ilişkilerini gerecek hamleler yapma riski.


-
Güney Afrika: Başkan Jacob Zuma’nın içerideki sorunlarla başa çıkma çabasını
artırması nedeniyle Güney Afrika’nın bölgesindeki krizleri engelleyici gücünün
zayıflama ihtimali.


Selefi propaganda


DEAŞ
terörünün Avrupa’ya sıçramasına farklı tepki gösterildiği, Fransa’da olağanüstü
hal ilan edilirken, Almanya’nın polis baskınlarıyla yetindiği de dile getirilen
güvenlik raporunda, Avrupa’nın tek tip savunma yöntemlerine başvurması
gerektiği ve Avrupa’nın terörle ancak uzun vadede iş birliğini artırdığı
takdirde başa çıkabileceği ifade edilmektedir. Raporu hazırlayan uzmanlar
tarafından DEAŞ’ın Avrupa’da militan kazanma becerisinin büyük bir sorun teşkil
ettiği, örgüt propagandasının yayıldığı ve klasik suç örgütleriyle terörizm
arasındaki bağların güçlendiği görüşü ileri sürülmektedir. Raporda aynı zamanda
İslam dünyasındaki anlaşmazlıkların radikal Selefi propagandayı potansiyel
teröristlerin gözünde akla yatkın kıldığına işaret edilmektedir.


Özetle
“yeni dünya düzeni” tartışmalarının yapıldığı bu günlerde Münih Güvenlik
Konferansı’nda tartışılan ve üstünde durulan konular, uluslararası siyasette
popülizmin yükseldiği ve liberal olmayan söylemlerin arttığı şeklindedir. Bu
durumun, Batı tarafından bir sorun olarak gündeme getirilmesinin, bu eğilimin
Batı için bir tehlike unsuru olmaya başlamasından kaynaklandığı düşünülebilir.
Mevcut durumda liberal değerlerin çıkış noktası olmasını bir meşrulaştırma aracı
olarak kullanan Batı dünyası, farklı demokrasi anlayışlarını eleştirerek
değerler üzerindeki tekelini kaybetmek ve bunların temsilcisi olmaktan
uzaklaşmak istememektedir.


II.
Dünya Savaşı’nın sonunda kurulan uluslararası sistem, özellikle ekonomi ve güvenlik
sistemi, tıkanmış ve 21. yüzyılda işlevsiz kalmıştır. Özellikle Rusya, Çin ve
ABD’nin son dönemdeki dış politika hamleleri, AB’nin karşılaştığı sorunlar ve
Ortadoğu coğrafyasının içinde bulunduğu kaosu da göz önüne alırsak, küresel ve
bölgesel anlamda yaşananları gelecek olan “yeni dünya düzeninin” sancıları
olarak değerlendirebiliriz.  Ülkemiz açısından dikkat etmemiz gereken
nokta da yaşanan bu küresel ve bölgesel mücadelede Türkiye’nin rolünün nasıl
olacağı ve bölgesel ve küresel arenada çıkarlarımızı nasıl koruyacağımızdır. 


https://www.securityconference.de/en/discussion/munich-security-report/
 , Erişim Tarihi: 21.02.2017.



https://www.securityconference.de/en/discussion/munich-security-report/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir