Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Milletlerin kaderini şekillendirmiş, tarihin akışını değiştirmiş,
tüm bölgesel ve küresel dengeleri altüst etmiş siyasi olay ve antlaşmaların pek
çoğu genel halk açısından yaşandığı an itibariyle hak ettiği değer ve önemi
görememiştir. Genel açısından bu tür olay ve antlaşmaların ne manaya geldiği bu
olayların sonuçları açığa çıktıkça anlaşılmıştır.


İran, Rusya ve Türkiye arasında “Suriye eksenli” olarak imzalanan
“Moskova Deklarasyonu” kanaatimce bu türden bir gelişmedir. Mutabakatın sahaya
ne kadar yansıyabileceği ve özellikle de Türkiye’nin yol, yöntem, ideoloji,
sosyal ve siyasal şartları itibariyle imzasının ardında hangi oranda sabit
durabileceği konularına gerekli rezervleri koyarak (ki bu iki durumu ancak
bekleyerek gözetleyebileceğiz) şu tespiti yapmakta bir beis görmüyorum:
“Moskova Deklarasyonu, öncelikle bölgesel yeni bir Ortadoğu düzeninin ve buna
bağlı olarak ta küresel yeni bir dünya düzeninin kapılarını aralama
potansiyelini bağrında taşımaktadır.”


Kanaatimce şu an pek çok değerli okuyucunun zihninde iki soru
belirmekte. Birincisi: “Moskova Deklarasyonu’nda imza altına alınan nedir ki,
bu denli iddialı bir öngörüde bulunuyorsunuz?” İkincisi ise: “Sen nerede
yaşıyorsun? Türkiye’de hala devam etmekte olan yaklaşım, söylem ve eylemleri
görmüyor musun?”


Öncelikle “en üst düzey diplomatik bir dil” ile hazırlanmış ve
yine aynı üslup ile deklare edilmiş olan “Moskova Deklarasyonu”nun ne manaya
geldiğini analiz edelim.


Deklarasyonun birinci maddesi şöyle: “İran, Rusya ve Türkiye, çok
sayıda etnik yapı barındıran, çok dinli, mezhepçi olmayan, demokratik ve
seküler bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine,
bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne saygılarını bir kez daha ifade
ederler.” İkinci maddenin giriş cümlesi ise şöyle: “İran, Rusya ve Türkiye,
Suriye ihtilafının askeri çözümünün olmadığına emindir.” Ve beşinci madde de
şöyle: “İran, Rusya ve Türkiye Suriye Hükümeti ile muhalefet arasındaki
muhtemel anlaşmanın müzakerelerinde garantör olmaya ve kolaylaştırmaya hazır
olduklarını ifade ederler.”


Evet, şimdi analiz edelim. Bu sözler ne manaya geliyor?


1- Küresel
emperyalizm ve siyonizmin BİP (Büyük İsrail Projesi)’ni inşa etmek için on
yıllarca önceden hazırlayarak iki binli yılların başında sahneye koyduğu yirmi
beş İslam ülkesinin sınır ve rejimlerini değiştirmeyi hedefleyen BOP (Büyük
Ortadoğu Projesi) bu hali ile çökmüştür. Zira öyle ya da böyle projenin
sahadaki baş aktörü Türkiye projeden çekilmekle kalmayıp aynı zamanda saf /
taraf / blok değiştirmiştir.


2- Türkiye, Suriye
ve Esad üzerindeki tüm politikalarından vazgeçmiştir. Türkiye attığı imzayla
dünü ve bugünü itibariyle Suriye rejiminin “çok dinli, mezhepçi olmayan,
demokratik ve seküler bir devlet” ve Esad’ında tüm bunların uygulayıcısı ve
teminatı meşru bir yönetici olduğunu kabullenmiştir.


3- Suriye rejiminin
ve bu rejimin tepe yöneticisi olan Esad’ın hiçbir şekilde “mezhepçi olmadığı”
imza altına alınmıştır ki, bu zımnen aynı zamanda: “Her kim Suriye meselesine
“Alevi-Sünni” sorunu olarak yaklaşıyorsa o “mezhepçinin ta kendisidir”
demektir.


4- Türkiye, yöneticilerinin
“eş başkanlığı” dolayısıyla her daim övündüğü BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) saha
baş aktörlüğünden çekilirken aynı zamanda projenin gerçek sahipleri ve
senaristlerine de çalım atma da ve örtülü bir meydan okuma gerçekleştirme de.
Bu durum Türkiye’yi ABD ve AB (tabiatıyla örtülü olarak İsrail)’den oluşan
“Atlantik Cephesi (NATO)” ile Rusya, Çin ve Hindistan’ın (ve örtülü olarak
İran) öncülüğündeki “Pasifik Cephesi (Şangay İşbirliği Örgütü)” arasında bir
yol ayrımına getirmiştir.


5- Deklarasyonun
sekizinci ve son maddesi olan: “İran, Rusya ve Türkiye, IŞİD ve El Nusra’ya
karşı birleşik mücadele ve silahlı muhalif grupları onlardan ayırma
kararlılıklarını tekrar ederler” maddesi ile Türkiye IŞİD ve El-Nusra’yı
uluslararası bir belge ile terör örgütü olarak kabul etmiş bulunmakta. Bundan
sonra gerek iç kamuoyu ve gerekse uluslararası kamuoyunda Türkiye bu gerçeklik
ile hareket etme durumunda kalacaktır ki, bu şu demektir: “Türkiye’nin Irak ve
Suriye’de ki hareket alanı neredeyse yok olmuştur. Artık tek bir çıkış yolu
vardır: O da İran ve Rusya ile beraber hareket etmektir.!”


Tüm bu gelişmelerin ışığında şimdi Türkiye özeline dair bazı
tespitler yapalım.


1- Atlantik
Cephesi’nin verdiği gaz ile “mezhepçilik ve kavmiyetçilik” hamuru ile
yoğrulmuş, “Neo-Osmanlı / Sünni Hilafet” hayali ile kurgulanmış, bölgesel lider
küresel oyun kurucu hayali ile kuramsallaştırılmış “Stratejik Derinlik” teorisi
çökmüştür.


2- Tüm bölgeye
vaziyet etme, “Osmanlı’nın hinterlandı” üzerinde uydu ve yandaş hükümetler
yeşertme hayaliyle çıkılan yolun sonunda “vatan savunması” yapar hale
gelinmiştir.


3- Şu hakikat çok
acı bir şekilde test edildi: “Mezhepçilik” fitnesini körüklenmesi, milli ve
bölgesel meselelere “mezhep” penceresinden yaklaşılması geçici / günübirlik
kazanımlar getirse de uzun vade de sadece diğer ülke ve toplumları değil aynı
zamanda bizi de yakacak kör bir ateştir.


4- Türkiye’nin (her
ne düzeyde olursa olsun) entelektüel aklı, maalesef süreçleri doğru okuyamamış
ve doğru öngörülerde bulunamamıştır. “Entelektüel akıl” kendisini yöneticilere
yol gösterecek bir konumda görememiş bilakis kendini yönetimlerin fikir ve
icraatlarını savunacak ve meşrulaştıracak bir araç haline dönüştürmüştür.


5- Türkiye
İslamcılığının “derinlik ve genişlikten yoksun sığ ve dar” bir anlayış olduğu
açığa çıktı. ruhen Boğazına kadar “pragmatizm ve makyavelizm” batağına
saplanmış Türkiye İslamcılığının ellerindeki tek argümanın “kavmiyetçilik ve
mezhepçilik” olduğunu maalesef korkunç bedeller ödeyerek müşahede ettik…


Moskova Deklarasyonu ile Türkiye normal şartlarda on yıllara
yayılması gereken bir dönüş ve değişimi aylara hatta haftalara sığdırmaya
çalışıyor. “Atlantik Cephesi”ne mesafe oluşturma, “mezhepçi” politikaları
sonlandırma, “tekfirci cihadist” hareketleri terör kabul etme ve onlara karşı
mücadele, Suriye rejimi ve Esad’ın meşrulaştırılması, Irak’ta ki askeri
varlığın geri çekilmesi, bölgede İran ile aynı cephede yer alma..! Şu an herkes
şaşkın. Taraftar ya da muhalif, tüm toplum olup biteni anlamlandırma ve
içselleştirme de büyük bir sorun yaşıyor.


Neredeyse ikinci on yılı yarılamış olan politikalar, yaklaşımlar,
yol ve yöntemler ile yol arkadaşlarının haftalar içerisinde terk edilmesi ve
hatta tam bunların zıddı anlayış ve yol arkadaşları edinilmesi, taraftarlar ve
bu zamana kadarki paydaşlar başta olmak üzere tüm toplumda, bölgesel ve küresel
ortaklarda korkunç bir sindirim sorununu açığa çıkaracağı kesindir. Bu sindirim
sorununun iyi yönetilememesi durumunda yoğun bir istifranın olacağı ve
ortalığın yeni bir ifrazat ile dolacağını tahmin etmek de zor değildir.


“Dostum sen nerede yaşıyorsun? Türkiye’de hala devam etmekte olan
yaklaşım, söylem ve eylemleri görmüyor musun?” sorusuna ise bir örnekle cevap
vermek istiyorum.


Gerçekte gitmesi gereken yönün tam tersi istikamette son sürat
ilerlemekte olan bir araç en sert bir şekilde fren yaptığında dahi duruncaya
kadar bir müddet daha yanlış yönde ilerlemek zorundadır. Ve durduğunda da
doğrunun tersi olan en uç bir noktadadır. Bu gerçeklik, yönü değiştirip
başlangıç noktasına gelebilmek çok büyük bir azim, kararlılık ve sebat
gerektirmekte. Türkiye’nin şu anki sosyal, siyasal eylem ve söylemleri ile
medya, akademi, cemaat ve din adamlarının mevcut hali pür melali işte budur.


“Peki, Türkiye bahsi geçen azim, kararlılık ve sebatı sergileyebilip
en azından başlangıç noktasına dönebilecek mi?” İşin doğrusu Türkiye bu zamana
kadar ki tüm şans ve denemelerde bizi yanılttı. Ve bu seferde yanıltma
potansiyelini en üst düzeyde taşımakta. Ancak kanaatimce bu seferki gerçeklik
diğer tüm denemelerden farklılık arz etmekte. Devlet büyüklerinin kendi
ifadeleri ile Türkiye bir “beka sorunu” yaşamakta.!


Son söz olarak benim önerim şudur: “Geçmiş hata ve zulümleri
unutmadan ve ayrıca oluşabilecek yeni aldatmaca ve sapmalara karşı uyanık
olmakla beraber onlara saplanıp kalmadan Türkiye (doğal olarak tüm bölge ve
“insanlık cephesi”) için açığa çıkmış bu fırsatın olabilecek en üst düzeyde
pratik bulabilmesi için sorumlu davranmak ve yeni bir Ortadoğu’nun kapılarını
aralayabilecek bu şansa omuz vermektir.


Muntazar Musavi / Rasthaber


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış