YENİ DÜNYA DÜZENİ


KAYNAK : http://soyledik.com/tr/makale/3932/dunya-duzeninin-gelecegi–ersin-dedekoca.html


Geçtiğimiz
yıla damgasını vuran ve etkilerini önümüzdeki yıllarda göreceğimiz dört başat
gelişmeyi aşağıdaki başlıklarda toplayabiliriz:


·        
Birleşik Krallık’ın
AB’den çıkma konusundaki halk iradesini ortaya koyan referandum,


·        
Donald Trump’ın ABD’nin
yeni başkanı seçilmesi,


·        
Suriye’de, 2011 yılından
bu yana süren iç savaş vahşeti


·        
Liberalizme bir tepki
olarak, doludizgin yayılan “popülizm”.


Dikkat
edilirse anılan dört gelişme, Amerika, Avrupa ve Ortadoğu gibi, yerkürenin en
önemli bölgelerinde yaşanmıştır. Yukarıdaki yaşananları aynı zamanda, uzun
zaman önce (en azından 2008 küresel ekonomik krizle) başlayan, liberal
kurallara dayalı global sistemin dağılması/çözülmesi olarak da
değerlendirebiliriz. Söz konusu argümandan hareketle, bu gelişme ve bununla
ilgili emarelerin irdelenmesi, aşağıdaki çalışmamızın konusu olmuştur.


Uluslararası Kurumlarda ve Kurallardaki Yetersizlik


Bilindiği
gibi, II. Dünya Savaşı (II.DS) sonrasında tesis edilen liberal global düzen,
uzun yıllardır gözlenen bir gerginlik içindeydi. En azından, hukukî yapı ve
kurumlardaki gelişmelerin yetersizliğine karşı bu gelişme izlenebiliyordu. Bir
diğer ifade ile yaşananlar, “21.Yüzyıl global gücünün ‘yuvarlak’ gerçeğini,
II.DS’nın sonrasının ‘köşeli’ deliklerine uydurma” olarak da
nitelendirilebilir.[1]


Söz konusu
çarpıklık/yetersizliğin en belirgin olduğu hususlardan ikisini, “yetersiz ve
eski dönemi yansıtan temsiliyet”in hakim olduğu BM Güvenlik Konseyi ile, IMF’in
yönetim meclisi olarak sayabiliriz. Her ikisinin de mevcut yapısı, anılan
kurumların günümüz sorunlarına etkin çözüm bulabilmesinde yetersizliğe yol
açtığı gibi, bu kurumların “meşruiyet/temsiliyet” konularını da tartışmaya
açmaktadır.


Bu
konuda çeşitli çevrelerce yükseltilen bir diğer ses de, gelişmekte olan
ekonomilerin, mevcut uluslararası kurumlarda daha fazla temsil edilmeleri
şeklindedir. Bu bağlamda üzerinde durulan bir diğer konu da, devlet dışı
aktörlerin (sivil toplum kuruluşları/NGO ve iş hayatının temsilcileri) daha
etkin olarak mevcut uluslararası kurumların “karar mekanizmaları” nda yer
almaları talebidir. Böylesi gelişme ve isteklerin sonucu olarak G-20 gibi,
resmi olmayan (informal) sistem uygulamaya girmiş ve henüz denenmemiş bir
kuruluş olan Asya Altyapı Yatırım Bankası faaliyete geçmiştir.


Liberal Uluslararası Düzende Yıpranma ve Sapmalar


Liberal
uluslararası sistemin felsefi özünün, çağdaş dünya ile özdeşleşmiş bazı temel
değerler vasıtasıyla, giderek altının oyulduğu gözlenmektedir. Söz konusu
çağdaş temel değer/düşüncelerin en başta gelenlerini, serbest ticaret,
demokrasi ve insan hakları olarak sayabiliriz. Kimilerine göre, 70 yıldır
görülmemiş barış ve gönenç sağlayan liberal uluslararası sistemdeki bu aşınma,
çağdaş dünyanın anılan fikrî gerçeklerinin kabulüne kadar sürecektir.[2]


70
yıldır devam eden mevcut sistem, bir aydınlanma ve farkındalığın ürünüydü.
Kökleri, insanlığın acımasızca gelişme/ilerlemesine olan ve evrensel boyut
taşıyan tutkulu düşünceye dayanıyordu. Bu düşüncenin temelinde, doğaya
hakimiyet ve çıkarın/tatminin maksimize edilmesi yatıyordu. Bu bağlamda hukuk
kuralları, insan haklarının korunması ve ticaret, önceki cümlede belirttiğimiz
ana hedefin gerçeklemesi yolunda “araç” konumundaydı.


Günümüzde
ise bu görüşler ve sistemin amacı önemli ölçüde sallanmakta ve
tartışılmaktadır. Her şeyden önce şu gerçek çok iyi biliniyor ki: sistemin
amacını destekleyecek kaynaklar sınırsız değil. Bir diğer anlatımla yerkürenin
artan nüfusunu, önceki hayat standartlarında yaşamasını desteklemesi artık
olanaksızdır. Bunun bir örneği, 2016 yılında petrol konusunda yaşandı. Mevcut
evrensel sistemin etik anlayışı, amaçları ve beklentilerinin temelden gözden
geçirilmesi gerçeği ile yüz yüze gelindi.[3]


Mevcut Düzendeki Yıpranmanın Onarılması


Bu
yapılacakların başında “olanak ve gereksinimlerinin hesaplanması” gelmektedir.
Daha açık bir ifade ile, aydınlanma/farkındalık retoriklerine ve dogmalarına
sıkı sıkı bağlanma yerine, dünyanın imkân sınırlarını tanımak ve tüm
çalışmaları, onu keşfedip/sömürmek yerine, onu korumaya doğru yön değişikliği
yapılmalıdır. Böylesi bir yaklaşımın da, bu yönde bir vizyonu destekleyen yeni ve
çağdaş bir global düzen gerektirdiği açık
tır.


Böylesi
bir düzen değişimi, gelecek kuşakların daha fazla olanakları olacağını öngörmek
yerine, “onların daha iyi olması için ne yapmalıyız” ı plânlamayı
gerektirmektedir. Bu yöndeki çalışmaların da, GYMH veya ticaret dataları
yerine, “servet dağılımı”, “eğitim”, “hayat kalitesi(standartları) gibi, daha
ince ayrıntılar içeren ölçümlere gereksinim duyduğu bilinmektedir.[4] Bu tür bir ölçüm değişikliği çeşitli
ekonomistlerce de desteklenmektedir.[5]Diğer yandan, temeline “kazan-kazan
politikası” nı almayan gerçekçi yeniden dağıtım politikalarına da ihtiyaç
bulunmaktadır.[6]


Bu
bağlamda ortaya çıkan en ana gereksinim de, yeni uluslararası sistemin mutlaka
evrensel etik ve amaçlarla desteklenmesidir. Diğer yandan bu konunun iki yüzü
bulunmaktadır. Bunların ilki, yeni uluslararası sistemin yeterli evrensel
normlarla desteklenmemesi halinde, dünyanın sürekli olarak etki-tepki içinde
(reactive) olmasının gerektiğidir. Böyle bir model verimsiz/etkisiz ve
istikrarsız olacak, gelecek için yapıcı bir vizyon getiremeyecektir.


İkincisi
de, yeni düzenin yeterli amaç/amaçlar ile beslenmemesi hali olup, bu durumda da
sistem kişisel çıkar ve hırsları destekleyecek; kararların sistematik değil,
işlem ve olay bazında alınması sonucuna ulaştıracaktır. ABD’nin yeni başkanı
D.Trump’ın bu ikinci yolu tercih ettiği ve bunu Suriye sorununda uygulamak
istediği anlaşılmaktadır. Trump’ın göreve başlama konuşmasında da, yeni global
düzene dönüşüm konusunda önemli vurgular bulunmaktadır.[7]



Popülizmin Hız Kazanması


“Halk
için” ve “halka rağmen” parametrelerini, birbirine zıt da olsa içinde
barındıran, yığınları kısa vadede memnun etmek adına yine aynı kitlenin,
genellikle orta-uzun vadeli çıkarları ile çelişebilecek siyasi ve ekonomik
politikalar olarak tanımlayabiliriz. Bu tarz bir yönetişim tarzında, uzmanlık
bilgileri ve rasyonel düşünce gerektiren “objektif gerçekler” pek önemsenmez;
tepkisel duygular ve önyargılar ağırlık kazanır. Bu tür bir politikanın temel
aldığı yaklaşım, tüm taraflar için “kazan-kazan” politikasıdır.[8]


Popülizmin son yıllarda hız kazanmasının temelinde, liberal
düzenin mutlu etmediği yığınların tepkisi gelmekte

ve bu gelişme, mevcut sistemin açıklarını, karanlık noktalarını açığa
çıkarmaktadır. Tarihçi Ash’ın belirttiği gibi, her hegemonik düzen, kendi memnuniyetsizliklerini
yaratır.
[1] Batı demokrasilerinde görülen bu
gelişmeyi Daron Acemoğlu, anılan ülkelerin, sandıktan çıkan otoriter, popülist
“şahsi yönetimlere” karşı donanımlı olmamalarına bağlamakta ve bu gerçeği de
“demokrasinin yumuşak karnı” olarak nitelendirmektedir.[9]


Söz
konusu bu eğilimin sevindirici yanı ise mevcut sisteme olan
memnuniyetsizliğin beslediği bu gelişimin, liberal dünya düzeninin daha
tutarlı ve kucaklayıcı bir sistem ile ikâmesini hızlandıracağı beklentisidir.
Ancak burada öne çıkan bir diğer husus da, bu gereksinmenin, hâlihazırdaki
kurum, kural ve değerlerin daha çok yıpranmadan ve yaşadığımız tepki sistemi
kalıcılaşmadan hayata geçirilmesi olmaktadır.


Yeni Dünya Düzeni ve Suriye Örneği


Yeni
global düzenin etkinliği ve sürdürülebilir olması için gerekli yukarıdaki iki
koşulu Suriye sorunu bağlamında da gözleyebiliriz. Halep şehri yaklaşık altı
yıldır çok kanlı bir kuşatma ve çatışma altında olmasına karşın, Batılı
liderlerin gözünde sorunun halâ, gerçek (sonuç alıcı) müdahaleyi hak etmediği
izlenmektedir.


2011
yılından bu yana, kapsama alanı ve tarafları hızla genişleyen Suriye kanlı iç
savaşında komşu ülkeler, yangını söndürmekten öte, pay alma ve sorunu lehlerine
çözme endişesi ile hareket etmektedirler. Aynı endişe ve yaklaşımı Rusya ve
ABD’de de görmekteyiz. Soruna, kuralsızlıklar plâtformunda ve evrensel normlar
yoksunluğunda yaklaşılmakta, çözüm de giderek uzamaktadır. Hâlbuki Suriye
konusu bu kadar karanlıklar içinde kalmamalı ve tüm taraflar/ilgililer,
söz/ağıt/sızlanma yerine, kalıcı ve adil çözüm üretmelidirler.



Sonuç Yerine


II.DS
sonrası kurulan “liberal dünya düzeni”, özellikle son on yılda sorunlara ve
gelişmelere karşı yetersiz kalmış, sonucunda da yıpranmıştır. Bunun gerisinde
yatan ana etmenin, bu düzeni fikrî olarak besleyen temelin, günümüz sorunlarına
ve bugün ulaşılmış olan düşünce ve değerler karşısında yetersizliği olduğu
görülmektedir. Mevcut düzenin kurum ve kuralları/kuralsızlıklarının yetersizlikleri
artık sorgulanır olmuştur. Çünkü mevcut sistem içinde yığınların refahı
arttıramaz olduğu gibi, servet dağılımı da giderek daha bozulmuştur. Öte yandan
sistemin, serbest ticaret, demokrasi, insan hakları gibi konularda yetersizliği
ve krizlere kalıcı/makul çözüm üretemediği de anlaşılmıştır.


Mevcut
sistemin “liberal” niteliğine olan tepkinin en görünür olanı da, giderek
yaygınlaşan sağ nitelikli “popülizm” olmuştur. Daha doğrusu, doğan boşluktan en
çok yararlanan gelişme popülizm olmuş ve bu desteği de oya çevirmeyi
başarmıştır. Bir diğer anlatımla, daha çok demokrasi, adil gelir paylaşımı,
insan hakları derken, ülke yönetimlerinin bir kısmının, oy desteği ile
“otokratik” nitelik kazanması ve liberal demokrasiden uzaklaşması bir realite
olarak yaşanır ve hatta kanıksanır hale gelmiştir.


Bugün yaşadığımız dünyayı sarmış olan popülizm, mevcut sistemin
açıklarını, karanlık noktalarını açığa çıkarıyor.

Sistemin bu şekilde sürdürülmesi halinde, Doğu Avrupa ülkeleri, Türkiye,
Hindistan, ABD gibi demokrasinin hakîm olduğu ülkelerde gerçekleştiği gibi,
diğer ülkelerde de Putin ve Trump benzeri popülist ve otoriter liderlerin
seçilmesi, bu akımın daha da yaygınlaşması olası durmaktadır. Ancak bu anılan
gelişmenin “mevcut düzene başkaldırma” olarak değerlendirip; bu tıkanıklığın
“sistemin yenilenmesi/düzenlenmesi” ile aşılabileceğinin anlaşılması ile, çağın
ihtiyaçlarına cevap veren yeni bir sisteme geçilmesi hızlanacaktır. Bunun için,
liberal dünya sistemi ile ilgili hayıflanma ve yas bir kenara bırakılarak, çağdaş/paylaşılmış/yerkürede
yaşayanların refahını arttırıcı/sorunlara etkin/hızlı şekilde çözüm bulucu yeni
bir dünya düzenine hızlıca geçilmesi hepimizin amacı olmalıdır.


[1] Çınar Oskay,”Timothy Garton Ash
ile, otoriterleşme ve popülizm dalgası hk.söyleşi”,Hürriyet,19.02.2016


[1] Ana Palacio,” The Next World
Order”,Project Syndicate,9.01.2017, https://www.project-syndicate.org/commentary/trump-end-of-liberal-world-order-by-ana-palacio-2017-01


[2] Palacio, agm.


[3] Ersin Dedekoca,”Petrol Bolluğunun
Ekonomi-Politiği: Tehdit mi, Fırsat mı?”,Bilgesam,11.02.2016, http://www.bilgesam.org/Images/Dokumanlar/0-32-20160211201291.pdf


[4] Edoardo Campenella,”Is It Time to
Abandon GDP?”,Project Syndicate,4.11.2016, https://www.project-syndicate.org/onpoint/is-it-time-to-abandon-gdp


[5] Joseph E.Stiglitz,”The Price of
Inequality”,Project Syndicate,5.06.2012, https://www.project-syndicate.org/commentary/the-price-of-inequalityhttps://www.project-syndicate.org/commentary/productivity-paradox-disruptive-innovation-by-barry-eichengreen-2015-12


https://www.project-syndicate.org/commentary/joseph-e–stiglitz-argues-that-the-impact-of-technological-change-on-living-standards-has-become-increasingly-unclear 


[6] Kemal Derviş,” The Win-Win
Fantasy of Liberal Democracy”,Project Syndicate,5.12.2016, https://www.project-syndicate.org/commentary/failure-to-predict-brexit-and-trump-by-kemal-dervis-2016-12


[7] “Donald Trump and the New World
Order”,Spiegel International,20.01.2017, http://www.spiegel.de/international/world/trump-inauguration-signals-new-world-order-a-1130916.html


[8] Antonio Argandoña,”Why Populism
Is Rising And How To Combat It”,Forbes,24.01.2017, http://www.forbes.com/sites/iese/2017/01/24/why-populism-is-rising-and-how-to-combat-it/#98c88c71dd79


[9] Daron Acemoğlu,”We Are the Last
Defense Against Trump”,Foreign Policy,18.01.2017, http://foreignpolicy.com/2017/01/18/we-are-the-last-defense-against-trump-institutions/


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir