YENİ DÜNYA DÜZENİ


Dünya
Düzeni 2.0 – CFR


“Trump ekibinin ‘İlk önce Amerika’
doktrini ABD’yi ve dünyanın geri kalanını daha kötü durumda bırakacaktır.”
 

“Bu makale
24.01.2017 tarihinde CFR tarafından 
World Order 2.0 başlığı
ile yayınlanmıştır”




ABD’nin önemli düşünce kuruluşlarından CFR’ın
başkanı Richard N. Haass’ın Trump’a ayar verdiği, Amerikan sermayesinin
çıkarları için yapılan müdahaleleri anmadan iklim değişikliğiyle, terörle,
salgın hastalıklarla mücadele, mültecilerin durumlarını iyileştirme gibi
kimsenin karşı çıkamayacağı sebepler sunarak ABD’nin küresel liderlik iddiasına
devam etmesi gerektiğini savunuyor. ABD’nin temelinde olduğu sorunları işaret
ederek ABD’nin küresel olarak etkin kalması gerektiğini ileri süren makale şu
şekilde:



Avrupa’da Otuz Yıl Savaşları’nı bitiren 1648’deki Vestfalya Barışı‘ndan
bu yana,  yaklaşık dört yüz yıldır, egemenlik kavramı (ülkelerin bağımsız
olarak var olma ve karar alma hakkı) uluslararası düzenin çekirdeğini
oluşturmuştur. Bununla beraber, açıkça doğru olan sebepler nedeniyle, içinde
bulunduğumuz da dahil olmak üzere her yüzyılda sınırların zorla ihlal edildiği
bir dünya, bir istikrarsızlık ve çatışma dünyasıdır



Ancak, küreselleşen bir dünyada, yalnızca egemenliğe saygı üzerine kurulu
küresel bir yönetim sistemi (buna Dünya Düzeni 1.0 diyelim) giderek
yetersiz kalmıştır. Artık çok az şey yerel kalıyor. Turistler, teröristler ve
mültecilerden e-postalara, hastalıklara, dolara ve sera gazlarına kadar hemen
hemen herkes ve her şey her yere ulaşabiliyor. Bunu sonucu olarak, bir ülkede
olanlar artık sadece o ülkenin meselesi olamaz. Günümüzün gerçekleri, egemen
devletlerin sadece haklarının değil, başkalarına karşı yükümlüklerin de olduğu
düşüncesine dayalı “egemenlik yükümlülüğü” temelinde
güncellenmiş bir yönetim sistemini (Dünya Düzeni 2.0) gerekli kılıyor.



Yeni bir uluslararası düzen, üzerinde anlaşılmış bir devlet tanımından
başlayarak, bir genişletilmiş kurallar bütününe ve düzenlemelere ihtiyaç
duyacaktır. Mevcut hükümetler, devlet tanımı üzerine önerileri ancak bir
tarihsel gerekçenin, zorlayıcı bir mantıklı nedenin ve halk desteğinin
bulunduğu durumlarda ve teklif edilen tanımın yaşayabilir olduğu durumlarda
değerlendirmeyi kabul ederler.



Dünya Düzeni 2.0, terörün uygulanması veya herhangi bir şekilde teröre
destek verilmesi üzerine yasakları da içermelidir. Daha tartışmalı olarak,
kitle imha silahlarının yaygınlaşmasını veya kullanılmasını yasaklayan
güçlendirilmiş normlar içermelidir. Şu anki durumda, dünya, nükleer
silahlanmayı, ülkelerin ilgili teknoloji ve malzemeye erişimini kısıtlayarak
engelleme konusunda görüş birliğine yatkınken, herhangi bir ülkede nükleer
silahlanma çalışmaları başladığında bu görüş birliği sıklıkla bozulmaktadır. Bu
durum, resmi bir anlaşmaya varılacağından değil ancak, sert yaptırımların
uygulanmasına veya askeri müdahale seçeneğine dikkat çekeceğinden, ikili ve çok
taraflı toplantılarda bir tartışma konusu olmalıdır.



Yeni bir uluslararası düzenin bir diğer önemli unsuru, iklim değişikliği
konusundaki işbirliğidir. Bu mesele, küreselleşmenin en belirgin hali olabilir,
çünkü tüm ülkeler sorundaki payından bağımsız olarak iklim değişikliğinin
etkilerine maruz kalmaktadırlar. Hükümetlerin, karbon emisyonlarını sınırlama
ve yoksul ülkelere bu konuda yardım etmek için kaynak sağlama üzerinde
anlaştıkları 2015 Paris İklim Anlaşması doğru yönde atılmış bir adımdı. Bu cephedeki
ilerleme devam etmelidir.



Siber alan, hem işbirliği hem çatışma ile nitelenen en yeni uluslararası
faaliyetin alanıdır. Bu alandaki hedef, siber alanın iyi amaçlı kullanımını
teşvik eden ve kötü amaçlı kullanımları caydıran uluslararası düzenlemeler
oluşturmak olmalıdır. Hükümetler, egemenlik yükümlülüklerinin bir parçası
olarak, bu sisteme uyumlu şekilde hareket etmek ya da yaptırımlar veya
misilleme ile yüzleşmek zorunda kalacaklardır.



Küresel sağlık konusu farklı birtakım zorluklar ortaya çıkarıyor. Küreselleşen
bir dünyada, son yıllarda SARS, Ebola ve Zika ile olduğu gibi, bir ülkede
ortaya çıkan bir bulaşıcı hastalık salgını, kısa sürede başka yerler için ciddi
bir sağlık tehdidi haline gelebilir. Neyse ki, egemenlik yükümlülüğü kavramı bu
alanda şimdiden gelişmiş durumda. Ülkeler, bulaşıcı hastalık salgınlarını
saptamaya çalışmaktan, uygun şekilde müdahale etmekten ve diğer ülkelere haber
vermekten sorumludurlar.



Mülteciler söz konusu olduğunda, en başta büyük mülteci akışı yaratan
durumların önlenmesi için etkili yerel eylemler kadar verimli başka bir
yol yoktur. Bu, prensip olarak, belli durumlarda insani müdahale için bir
argümandır. Ancak, bu ilkeyi uygulamaya dönüştürmek, farklı politik gündemler
ve etkili müdahalenin yüksek maliyetleri göz önüne alındığında, zor olmaya
devam edecektir. Bununla birlikte, görüş birliğinin olmadığı durumlarda bile,
mültecilere yardımları artırmak, onlar için insani muameleyi sağlamak ve
yeniden yerleşimleri için adil kotalar koymak için güçlü sebepler var.



Tanım olarak ticaret anlaşmaları, gümrük bariyerleri konusunda karşılıklı
egemenlik yükümlülüklerinin anlaşmasıdır. Bir taraf, yükümlülüklerin yerine
getirilmediğine inandığında, Dünya Ticaret Örgütü aracılığıyla tahkime
başvurur. Ancak, hükümet sübvansiyonları veya döviz kuru manipülasyonu söz
konusu olduğunda durum bu kadar net değil. Bu nedenle, karşımızdaki güçlük,
gelecekteki ticaret anlaşmalarında bu alanlardaki uygun egemenlik
yükümlülüklerini tanımlamak ve hükümetleri hesap verebilir hale getirmek için
mekanizmalar yaratmaktır.



Egemenlik yükümlülükleri kavramını uluslararası düzenin temel direği haline
getirmek onlarca yıllık görüşmeler ve müzakereler sonucu olacaktır ve o zaman
bile, bunun kabul görmesi ve etkisi tam olmayacaktır. İlerleme, tepeden inme
bir emir yerine, ülkelerin iradi eylemleriyle sağlanacaktır. Gerçekçi olarak,
devletlerin ne gibi egemenlik yükümlülükleri olduğu ve bunların nasıl
uygulanması gerektiği üzerinde anlaşma sağlanması zor olacaktır.



ABD Başkanı Donald Trump‘ın yönetimi, bu yazıda önerilenle büyük
oranda uyuşmayan bir “İlk önce Amerika” doktrini benimsedi. Bu
doktrin, ABD yaklaşımı olmaya devam ederse bugünün birbirine bağlı
dünyasının talep ettiği düzenini inşa etme yönünde ilerleme, ancak diğer büyük
güçlerin zorlamasıyla gelecek ya da Trump‘ın halefini beklemek zorunda
kalacak. Bu tür bir yaklaşım, ikinci en iyi seçenektir ve ABD‘yi de
dünyanın geri kalanını da daha kötü durumda bırakacaktır.



Şimdi gerekli konuşmaları başlatmanın zamanı geldi. Küreselleşme
kalıcıdır. Egemenlik yükümlülüğünü içeren yeni bir uluslararası düzene doğru
hareket etmek, bununla baş etmenin en iyi yoludur. Egemenlik yükümlülüğüne
dayanan Dünya Düzeni 2.0, kesinlikle iddialı bir projedir ancak
idealizmden değil, gerçekçilikten doğmuştur.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir