ZAFER ARAPKİRLİ : Devlet ve sırları


26 Haziran 2020


Son yıllarda giderek daha da sık ziyaret eder
olduğumuz Çağlayan Adliyesi’nde, çarşamba günkü duruşmalar sonunda, aralarında
sütun arkadaşım sevgili Barış Terkoğlu’nun da bulunduğu üç meslektaşımızın 4
aylık haksız tutukluluk hali sona erdi. Üç meslektaşımız da hukuksuzluğun
kurbanı olmayı sürdürüyorlar.


Terkoğlu’na, Aydın Keser ve Ferhat Çelik’e geçmiş
olsun derken Murat Ağırel, Barış Pehlivan ve Hülya Kılınç’ın da bir an önce
özgürlüklerine kavuşmalarını diliyorum.


Yargılandıkları dava dosyasının, daha önceki pek çok
kumpas davalarının ruhu ile benzerlik gösteren ve adeta hukuk tarihine geçecek
şekilde, “Olmayan bir suçu önce dizayn ve sonra imal edelim. Sonrası sanığa
kalmış. O kendi ispatlasın masumiyetini” şeklindeki içeriği ortada. Kendileri
ve avukatları, bu konuda (gerçek anlamda da) kitap boyutunda ve hukuk teorisi
arşivlerine de girecek nitelikte savunmalar yaptılar.


Özetle; daha önceden açık kimlikleri ve görevleri,
üstelik en üst düzeyde resmi ağızlarca açıkça dillendirilmiş istihbarat
görevlilerini “deşifre etmek” gibi bir suçu işlemedikleri halde, sırf muhalif
kimlikleri, yazdıkları kitaplar ve bağımsız, boyun eğmeyen nitelikleri
nedeniyle, üzerlerine bu “fabrikasyon suç” yapıştırılmak isteniyor.


Dileriz, ceza hukukun temellerinden biri olan “Delilden
sanığa gitme” ilkesi sonunda çalışır ve tam tersi mantıkla açılmış bu dava da
daha önceki kumpas davaları gibi bir an önce düşer ve meslektaşlarımızın hepsi
özgürlüklerine kavuşur.


Ben bu vesile ile olayın bir başka yönüne, “Devletin
gizli faaliyeti, gizli görevlileri ve devlet sırrı” kavramları üzerinde biraz
durmak istiyorum.


Her meşru devletin, “ortalık yerde görünmeyen, rutin
açıklamalarla ifşa edilemeyecek, ülke güvenliği alanında sivil ve askeri
örgütlenmeleri ve bu yapılarda görevli kamu görevlileri üzerinden içeride ve
dışarıda bazı faaliyette bulunma” hakkı vardır. Buna genel bir tanımlama ile “gizli
istihbarat toplama ve operasyon faaliyeti” diyebiliriz. Buraya kadar kimsenin
itiraz edebileceği bir durum yoktur. Örnek vermeye de gerek yoktur. Dünyanın en
büyük güçlerinin en bilinen “marka” teşkilatlarının ve ülkemizin bu
birimlerinin tarihi uzun yıllara dayanır.


Sorun, bu noktadan sonra başlıyor.


Devletlerin demokrasi seviyelerine ve olgunluklarına
bağlı olarak, bu faaliyetlerin de aynen “açık” faaliyetleri gibi, bir tür
denetime tabi olması esastır. Yani, “Devlet olma hakkı. Meşru bir yapı olma
hakkı” yönetme konumunda bulunanlara bu “gizlilik imtiyazını” kullanarak
yasadışı (ulusal ya da uluslararası düzeyde) iş yapabilme özgürlüğü tanımaz. Daha
da açık ifade edeyim, “Yürütme”nin elindeki bu “Gizli iş yapabilme araçları ve
ehliyetinin” kötüye kullanılıp kullanılmadığı ülkelerin en üst denetim
makamları, en başta da “Yasama Organı” ve “Yargı”nın da denetimine açık
olmalıdır.


Elbette, işin muhtevası gereği her gizli faaliyetin (gizlilik derecesine bağlı olarak)
ortalık yerde konuşulup tartışılması mümkün olmayabilir. Bunun ülke güvenliği (bakın özellikle Devlet sözcüğünü
kullanmıyorum – Devlet’i, yürütme organını elinde bulunduranlarla özdeş anlamda
kullananlara karşı kasten yapıyorum bunu)
açısından önemini kimse göz ardı
edemez.


Ancak bu denetim zorunluluğu ve bu zorunluluğu, “icracı
makamların” omuzlarında hissetmesi, son derece büyük bir önem taşıyor. “Ucu
açık bir ehliyet” demokrasilerde hem söz konusu olamaz, hem de önemli mahzurlar
taşır. O yüzden, mesela demokrasisi bizden daha gelişkin rejimlerde (ABD ve Britanya’yı başat örnekler olarak
vereyim)
Yasama Organı (ABD Kongre ve
Britanya Avam Kamarası)
ilgili komisyonlarında (okumak ve bilgilenmek isteyenler için) bu tür “hesap sormaların” sayısız
örnekleri vardır.


Hesap sormak babına girmişken, “kamu adına” hesap
sorucu Dördüncü Kuvvet, medyanın da bu anlamda “kamusal” denetimini kimsenin
denklem dışı tutmaması gereği de ortadadır. Yani “Medyayı ilgilendirmez bu
işler” deyip geçmemelidir kimse. Daha da açık yazayım: Gerektiğinde medya da
yasalar ve medya etiği çerçevesinde “Devletin, meşruiyet dışına çıkıp
çıkmadığını denetleyebilme hakkı ve daha da ötesinde vazifesi” ile doğal olarak
donatılmıştır.


“Nazik ve netameli” mevzular bunlar. Biliyorum. Ama “Size
ne kardeşim?” mantığını sorgulamak gerektiğinden, bir not düşmek adına yazmak
istedim bunları. Unutmayın, çok eskilerde bir Batılı devlet insanının
vurguladığı şu doğruyu hatırlatarak:


“Demokrasilerde, kamusal yaşamda sadece insanların
dini inançları ve sandıkta oyunu hangi partiye attığı ve tabii ki ülkenin
savunma-savaş planları gizlidir. Ondan gayrı gizli (ve örtülü) bir şey olamaz.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet