MÜYESSER YILDIZ
: Tahliye edilsem


Trump’ı arayıp…


Müyesser Yıldız, Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu G4 Blok, 14 Ağustos
2020


Ülkemiz
bu kadar sorunla karşı karşıya kalmışken, kendi durumum ve soruşturmamdan söz
edip gündemi meşgul etmek istemiyorum, ama yine mecbur kaldım.


Biliyorsunuz,
8 Haziran’da gözaltına alındım, 11-12 Haziran gecesinde tutuklandım. O tarihten
bu yana dosya üzerinde ayda bir yapılan incelemeyle tutukluluğumun devamına
karar veriliyor.


Son
olarak 10 Ağustos Pazartesi günü aynı karar verildi, ama öyle bir gerekçeyle ki
inanamadım, inanamazsınız.


Süreci
en baştan anlatayım ki daha iyi anlaşılsın. 11 Haziran gecesi Başsavcı Vekili
şu gerekçeyle tutuklanmamı istedi:


Soruşturmada gelinen aşama itibarıyla ‘zincirleme olarak devletin
güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama’ suçunun yasal
unsurlarını oluşturduğuna dair kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olguların
bulunduğu, delillerin tam olarak toplanmamış olması nedeniyle karartılma ihtimalinin
olduğu anlaşılmıştır. Şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli
suç şüphesinin varlığını gösteren olayların ve tutuklama nedeninin bulunduğu
anlaşılmakla; şüphelinin üzerine atılı suçun vasfı ve mahiyeti, mevcut delil
durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi dikkate alınarak
tutuklanmasına karar verilmesi kamu adına talep olunur.”


Ankara
3. Sulh Ceza Hâkimliği de diğer şüpheli E.B. ile birlikte tutuklanmama karar
verdi. Gerekçe şöyleydi:


Tape kayıtlarında geçen konuşmaların içerdiği, şüpheli Müyesser Uğur’a
ait köşe yazılarının içerikleri, dijital materyallere ilişkin rapor içerikleri
ve tüm dosya kapsamı birlikte ele alındığında, atılı suçu işledikleri yönünde
kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, soruşturmanın devam ettiği, delillerin tam
olarak toplanmadığı, bu nedenle serbest bırakılmaları halinde delillere etki
etme ihtimallerinin bulunduğu, şüphelilerin eylemlerinin sabit görülmesi
halinde almaları muhtemel ceza miktarı da dikkate alındığında kaçma
şüphelerinin bulunduğu, bu haliyle adli kontrol tedbirlerinin tek başına
yeterli kalmayacağı, tutuklamanın ölçülü olduğu kanaatine varılması nedeniyle
tutuklanmalarına karar verildi.”


Oğlumun
bilgisayarları ve cep telefonu dâhil evde ne varsa imajını dahi almadan el
koydular… Daha o gün “Dijital materyallere ilişkin rapor içerikleri” de
ellerinde olduğu halde geçen 2 ayda yasanın açık hükmüne rağmen bunları iade
etmediler… Köşe yazıları dedikleri de halen yayında olan 3 haber… Bir de
neymiş, “kaçma ihtimalim” varmış. Ben ve kaçmak!.. Her neyse!


Tehlikeye Dikkat


1
ay sonra…


Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı, 9 Temmuz’da tutukluluk halinin devamı talebiyle, aylık
incelemeyi yapmak üzere Ankara 4. Sulh Hâkimliği’ne yazı yazdı.


Sulh
Hâkimliği, dosya üzerinde aynı gün yaptığı inceleme sonucunda yine E.B. ve
benim hakkımda şu kararı verdi:


Tutuklama tarihinden sonra şüpheliler lehine gelişen bir durumun
olmadığı, şüphelilerin üzerine atılı suçun niteliği, mevcut delil durumu,
tahkikatın sonuçlanmamış olması, delillerin karartılması ihtimalinin mevcudiyeti,
tutuklama sebeplerinin devam etmesi ve kuvvetli suç şüphesi dikkate alınarak,
CMK 100. Maddesi ve ilgili düzenlemeler ile AİHS 5. Madde kapsamında tutuklama
nedenlerinin bulunması, verilen tutuklama kararlarının ölçülü oluşu ve adli
kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla, tutukluluk
halinin devamına…”


İkinci
ay incelemesi ve verilen karara gelelim.


Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı 10 Ağustos’ta bu defa 5. Sulh Ceza Hâkimliği’ne yazdı.
Yine tutukluluk halinin devamını istedi.


Hâkimlik
dosyayı aynı gün inceleyip, “tutukluluğa devam” dedi.


Gerekçe
mi?


Dosyada mevcut bilgi, belge ve araştırma tutanakları, arama ve el koyma
tutanakları ile somut deliller”
uyarınca;


Ne
demekse; “Şüphelilerin şekilde kaçma ihtimallerinin bulunması” diye
başlıyor ve şöyle devam ediyor:


– Delillerin henüz tam olarak toplanmayışı…


– Şüphelilerin delillere tesir ederek, delilleri değiştirme ihtimalinin
bulunması…


– Delilleri yok etme, gizleme, değiştirme ihtimalini gösteren olguların
bulunması…


Klasik
şablon, malum gerekçeler!..


Ancak
önceki kararların hiçbirinde yer almayan, inanılmaz bir gerekçe daha var.
Deniyor ki;


AİHM’in birçok kararında da belirtildiği üzere şüphelilerin
salıverilmesi halinde adaletin işleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma
tehlikesinin olması…”


Kendi
adıma konuşacak olursam; anladım ki, tüm planlarım öğrenilmiş, suçüstü
yakalandım!..


Tahliye
edilsem, “adaletin işleyişine zarar vermek için” hangi “faaliyetlerde”
mi bulunacaktım?


Öncelikle
bir gece yarısı Adliye’ye girip dosyayı ortadan kaldırmaya, vermedikleri
dijitallerimi çalmaya çalışacaktım!..


Bunu
başaramazsam; Trump’ı devreye sokup, “Müyesser’le ilgili soruşturmayı
kapatın. Yoksa ekonominizi mahvederim. Biliyorsunuz, daha önce de yaptım.”

şeklinde tweet atmasını ya da Merkel’in, “AB’nin Türkiye’ye yaptırım kararı
alacağı toplantı öncesi Müyesser’in dosyasını halledin, elimi rahatlatın.”

demesini sağlayacaktım!..


Böylesi
bir iddia karşısında, “El insaf, el vicdan, el hukuk” diyor, başka da bir şey
söylemiyorum. Bakalım gelecek ayki kararda listeye nasıl bir gerekçe
eklenecek!..


Son
bir not:


Malum,
tutuklanmama gerekçe yapılan 3 yazımızdan birisi Libya ile imzalanan askeri
eğitim ve danışmanlık mutabakatı çerçevesinde bu ülkeye dönemin Genelkurmay 2.
Başkanı Korgeneral Metin Gürak’ın gönderildiğine, yerine Korgeneral Selçuk
Bayraktaroğlu’nun vekâleten atandığına ilişkindi.


Sanki
gizli saklı gönderildi ve “devlet sırrı” idi!..


Böyle
olsa, Temmuz sonunda yapılan YAŞ toplantısı öncesinde iktidarı destekleyen Yeni
Şafak Gazetesi, Metin Gürak’ın orgeneralliğe terfisinin beklendiğini
duyururken, Libya’daki komutan olduğunu vurgular mıydı?


Veya
YAŞ toplantısından sonra Hürriyet, orgeneralliğe terfi edip 2. Ordu
Komutanlığı’na atanan Gürak’ın “bir süredir Libya’da görev yaptığını” ve
“Gürak Libya’dayken Genelkurmay 2. Başkanlığı’na vekâleten getirilen
Korgeneral Selçuk Bayraktaroğlu’nun bu görevine devam edeceğini”
yazar
mıydı?


Benim
yazmam suç ise Yeni Şafak ve Hürriyet’in yaptığı ne?


Ya
da onlarınki suç değilse benimki ne?


Tabii
ki, sadece kurt ve kuzu hikayesi!..


Sincan’dan
Silivri’deki Barış Pehlivan’a, Hülya Kılınç’a, Murat Ağırel’e ve açık
cezaevindeki tüm dostlara kucak dolusu sevgiler…