YARGI & ADLİYE & CEZAEVLERİ & HUKUK & SİYASİ DAVALAR

“Örgüte
üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek ve devletin gizli kalması
gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek…”

Bu suçlamalar, Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın (CIA) otuz
yıl sonra gizliliği kalktıktan sonra açıkladığı belgelerdeki gibi kimi
kısımları sansürlenmiş Rahip Brunson iddianamesinin girişinden… 29
Nisan’da bu köşede ‘Bir espiyonaj iddianamesi’ başlığı ile yazdığım bu iddianame,
Andre Craig Brunson‘ın ev
hapsine alınmasından sonra ABD‘nin, Trump da
dâhil en yetkili ağızlardan “Rahibi serbest bırakın, yoksa ekonomik
yaptırım uygularız” tehditlerinden ötürü yeniden gündemde.

Peki, kim bu Brunson? ABD için neden bu kadar önemli? Ve
Washington’ın, tutuklandığı ilk günden beri Kemal Sunal‘ın Sahte Kabadayı filmindeki
gibi nasırına basılmış mafya lideri misali inlemesine sebep olacak ne özelliği
var?

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu
Savcısı Berkant Karakaya’nın hazırladığı 2018/1536 numaralı, 5 Mart 2018
tarihli iddianameden (iddianamenin tek şüphelisi Brunson) anladığımız kadarıyla
Brunson, Türkiye‘ye karşı
espiyonaj (casusluk) faaliyetleri yürütmekle kalmamış, Türkiye karşıtı iki
büyük örgütle PKK ve FETÖ ile de işbirliği içinde yıkıcı, bölücü
faaliyetlere katkı sağlamış.

Birkaçı ‘iri kıyım’, onlarca
terör örgütünün, üst aklın maestroluğunda bir araya gelip yıkamadığı, tek bir
çakıl taşı dahi alamadığı koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni tek başına bir rahibin
yıkması düşünülemez elbette. Ama mesele bu kadar basit değil. Brunson, en az
beş asırlık geçmişi olan misyonerlik maskeli Türkiye karşıtı casusluk
faaliyetlerinin sembolü olarak görülen ve bu doğrultuda hakkında adli süreç
başlatılan bir isim. Yani Türkiye, bu yargılama ile Brunson’ın şahsında ABD’ye
ve giderek tüm Batı’ya, “Artık bu tür faaliyetlerine göz
yummayacağım” demiş oldu.

ABD, Brunson konusunda verdiği
tepkiye benzer bir tepkiyi Başkonsolosluk çalışanı Metin Topuz için de
göstermişti ama o krizin çapı bu kadar büyümemişti.

NE SAVAŞ NE BARIŞ, SÜREKLİ
GERGİNLİK

Brunson olayı her açıdan bir ilk.
ABD’nin, olaydan böylesine rahatsız olmasının sebebi bu. Brunson meşhur Thomas
Edward Lawrence misali konvansiyonel savaş dönemi casusluğundan ziyade ABD ile
“Ne savaş ne barış, sürekli gerginlik” durumunun hâkim olduğu günümüzde
postmodern formlarda casusluk faaliyeti yürütüyordu. Bunu da iddianameye
dayanarak söylüyoruz. İddianamenin istihbari yönden güçlü bir arka planın ürünü
olduğu görülüyor. Bir başka deyişle Brunson’ın faaliyetleri bir süredir takip
altında imiş. Anladığımız bu.

Brunson iddianamesinde esas
konuyla da doğrudan ilgisi bulunmayan CAMA, Mormonlar gibi bahisler de var.
(CAMA adlı gizli örgütün üyesi olan Thomas Tofilon adlı bir tarihi eser
kaçakçısı misyonerin hikâyesini 15 Mayıs 2016’da bu köşede okumuştunuz.)

İddianamenin girişinde yazılan
kanıtlar şunlar: Dua kod isimli gizli tanığın beyanı, Ateş kod adlı gizli
tanığın beyanı, Göktaşı kod isimli gizli tanığın beyanı, diğer tanık beyanları,
şüphelinin telefonu ve malzemelerden elde edilen teknik materyaller, gizli
tanığın teslim ettiği doküman ve materyaller, Göç İdaresi yazıları ve diğer
deliller.

İddianameye temel teşkil eden Dua
kod adlı gizli tanığın söyledikleri ve savcılığa verdiği belgeler de bir
kişinin, ayrıntılarına kadar her şeyi hatırladığı olaylar zincirinin parçası
değil de istihbarat faaliyeti yürütmüş tüzel bir kişiliğin çalışmaları gibi
duruyor.

Gizli tanık Dua, FETÖ’nün Ramazan
kod adlı Ege Bölgesi eski imamı Bekir Baz ile Brunson’ın temas içinde olduğunu
söylüyor. Bu ilişki, FETÖ’cünün soyadıyla müsemma ‘baz’ istasyon kayıtlarıyla
da doğrulanan bir ilişki. Gizli tanık, Baz’ı fotoğraflarından teşhis ediyor.
Bekir Baz’ın, 17-25 Aralık sürecinden beri Türkiye tarafından turuncu
kategoride aranan bir FETÖ firarisi olduğunu da hatırlatalım.

ABD CENTİLMENLİK ANLAŞMALARINA
UYMUYOR

Ülkelerin istihbarat servisleri
arasındaki meseleler genelde kapalı kapılar ardında, gizli bir centilmenlik
anlaşmasıyla çözülür. Haklı olan ülke taleplerini sıralar, aksi takdirde daha
çok diplomatlar için kullanılan ‘Persona non grata’ (İstenmeyen adam) sınıfına
giren şahıslarla ilgili tasarruflara devam edeceğini duyurur.

ABD, bu tür gizli centilmenlik
anlaşmalarına riayet etmediği, bilhassa PKK ve FETÖ konusunda Türkiye’ye
verdiği sözleri tutmadığı için köşeye sıkıştırılıyor.

ABD ile bu sorunları neden yaşadığımız sorusunun pek çok yanıtı
var elbette. En önemlilerinden biri liderlik meselesi. Türkiye ile Rusya’nın
Suriye konusundaki işbirliğinin sağlıklı yürümesinin en önemli sebebi Başkan Recep Tayyip Erdoğan‘ın ve Rusya Lideri Vladimir Putin‘in güçlü liderlikleri. Aynı iradeyi Donald Trump‘ta göremiyoruz ve o yüzden ABD sözlerini
tutmadığı için Brunson türü krizler yaşanıyor.

Andrew Craig Brunson 9 Aralık 2016’da gözaltına alındı. O tarihten
bu yana, ev hapsine alınana kadar tutukluydu. 15 Temmuz olmasaydı Türkiye muhtemelen böyle bir
tasarrufta bulunmazdı. 15 Temmuz, bu manada Türkiye’nin ABD’ye
“Yaptıkların yeter” diyerek rest çekmesinin miladıdır.



































ABD yönetiminin anlamadığı şey, uzun ‘sözde ittifak, özde bağımlılık’
mazimizde olduğu gibi Türkiye’nin ABD’ye bu tür konularda boyun eğeceğini
sanması. Rahip Brunson olayı vesilesiyle şunu anlamaları gerekiyor: Papaz her
zaman pilav yemez. Türkiye, ABD’nin ‘asimetrik kazıkları’ konusunda artık
perhizini bozdu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir