E.
TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : Yargı reformu aslında kimin için yapılıyor ????

Devlet kurumları yok olmaya yüz tutmuş, birer parti
kurumu, hatta tek adam kurumu haline gelmiş ve gelmektedir.


Bu yıl
itibarıyla; Kurtuluş
Savaşı
, Aydınlanma Devrimleri ve çağdaş
uygarlık
rotası ile taçlandırılan ve Gazi Mustafa
Kemal Atatürk
önderliğinde başlatılan Millî
Mücadelenin
100. yılını idrak ediyoruz. Karanlıktan aydınlığa
geçiş mücadelesinin başlatılmasının üzerinden bir asır geçmişken, gönlümüz daha
başka şeyler yazmayı ve konuşmayı arzu ederdi! Ama şimdilik ne mümkün! Çünkü
ülkemizde hiç ama hiç iyi şeyler olmuyor ve iktidarın antidemokratik, baskıcı
ve zorlayıcı yönetiminde zifiri karanlığa doğru tam yol ile seyretmekteyiz.


Belki 100 yıl
önceki çapta değil ama bir anlamda geniş halk kesimlerinde farkındalık
yaratacak, desteğini alabilecek, Cumhuriyetimizi fabrika ayarlarına getirecek,
demokratik değerleri, hukuku ve adaleti egemen kılacak ve çağdaş uygarlık
rotasına yeniden sokacak yeni bir milli mücadeleye ihtiyacımız var.


YARGI REFORMU DIŞ DÜNYA İÇİN MAKYAJ


Tüm iktidarlar,
ülkesine hizmet ederken yanlışlar da hatalar da yapabilir. Geçmişte bunlar
oldu, bundan sonra da olacak. Ama halen ülkemizi yöneten iktidarın yaptıklarını
yanlış veya hata olarak nitelemek doğru olmaz. İktidarın kurucumuz Gazi Mustafa
Kemal Atatürk
’le, Cumhuriyetimizin kurucu ideolojisiyle, ilke ve
devrimleriyle, çağdaşlıkla, ulus kimliğimizle ve ulus devlet yapımızla çok
ciddi ve uzlaşmaz sorunları var.


Daha açık
konuşmak gerekirse; ülkemizin güvenliği, iç barışı ve çıkarları ile iktidarın
artık iyice açığa çıkmış olan gizli ajandası uyuşmuyor, hatta çatışıyor. İşte
bu yüzden Türkiye,
her konuda felakete doğru sürükleniyor. Ama bu felakete doğru sürüklenişi
dillendirenleri ve halka anlatanları susturmaya, sansürlemeye çalışıyorlar ve
haklarında bitmez tükenmez davalar açıyorlar. Bugün hukukun ve adaletin
önündeki en büyük engel iktidardır. Bu nedenle; yargı reformu fiilen mümkün
değildir. Sadece dış dünyayı kandırmaya yönelik makyaj girişimidir.


ARTIK DEVLET KURUMLARI YOK GİBİ!


İktidarın 17
yılın sonunda Türkiye’yi
getirdiği yer tam bir felaket tablosu. Çağdaşlıkla ilgili tüm endekslerde;
insani gelişmişlik, kadın erkek eşitliği, işsizlik, eğitim ve öğretimin
kalitesi, basın özgürlüğü, demokrasi, hukuk, adalet ve yolsuzluk konularında Türkiye’nin
karnesi, bu iktidar nedeniyle berbat ve yerlerde sürünüyor.


Devlet kurumları
yok olmaya yüz tutmuş, birer parti kurumu, hatta tek adam kurumu haline gelmiş
ve gelmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ninde durumu hiç iyi
değil. İktidar, her geçen gün Türk Milletinin Ordusunu parti ordusu haline
getirmeye çalışmaktadır. Geçen ay yapılan şura, Askeri Şura değildi.
Bir parti şurasıydı. Geçmişin ince eleyip sık dokunan, kılı kırk yaran ve 3 gün
süren şuraları gitti, yerine bir saatte bitirilen, girdileri AKP
örgütünden ve saraydan verilen parti şurası geldi. Muz cumhuriyetlerini ve
kabile devletlerini ayrı tutarsanız; dünyanın hiçbir yerinde böyle bir askeri
şura yok. Bu; siyaseti Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içine, iliklerine
kadar sokar ve bizi tarihte yaşadığımız Balkan Savaşı (1912) hezimetine taşır.


TÜRK DİASPORASINI DA BÖLDÜLER!


Dış politikamız
yürekler acısı ve herkesle kavgalıyız! Nedeni ise iktidarın gizli ajandası, bu
kapsamda geçmişin aklı olan Siyasal İslamcı ideolojisi, Yeni Osmanlı
hayali, mezhepsel bakış açısı ve çağdaşlıkla olan sorunlarıdır. Diplomatlarımız
da artık ehliyetten uzak. İngiliz ajanı şeyhin önünde el pençe duranlar, İslam’ın
kutsal metinleri ilebakara makara diye dalga geçenler ve darbecinin kardeşi
olanlarartık büyükelçi olarak bizi temsil ediyor.


Bulgaristan’da Türkler, yaklaşık olarak nüfusun yüzde 10’u. Soğuk
Savaştan
ve çok partili düzene geçildiğinden beri Bulgaristan’da
Türklerin
partisi olan Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), her seçimde
üçüncü parti çıkıyor ve koalisyon ortağı oluyordu. Ama laik bir parti olduğu
için iktidarın husumetini üzerine çekiyordu. DOST adında Bulgaristan’da
dinci bir parti kurdurdular. 2017 seçiminde Türk oyları
bölündü, Türkler
iktidar ortağı olma şansını kaybetti ve üçüncü parti durumuna Türk
ve Müslüman
düşmanı aşırı sağcı ve faşist ATAKA geldi. Yani izledikleri politikalarla yalnız
Türkiye’deki
halkı bölmediler, Türk Diasporasını da böldüler. Aynı durum, Avrupa’da
ve Amerika’da
da oldu!


SURİYE’DEN ŞEHİTLERİMİZ GELMİYOR OLACAKTI


İktidar, Suriye’de
de yanlış işler yaptı. Mart 2011’de başlayan emperyalizmin vekâlet savaşının ateşine
odun taşıdı.Bu yüzden Türkiye’de terör azdı, 4 milyon Suriyeliyi kucağımızda
bulduk ve güneyimizden PKK’nın uzantısı PYD tarafından
kuşatıldık. Yanlış tarafta yer almasaydık; Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı
gibi harekâtlar yapılmak zorunda kalınmayacak ve o bölgeden şehitlerimiz
gelmiyor olacaktı. 


Petrol ve doğal
gaz olarak çok zengin olan Doğu Akdeniz’e de iktidar sahip çıkmadı ve hala Münhasır
Ekonomik Bölgemizi
(MEB) ilan etmedi. Güney Kıbrıs
Rum Yönetimi
(GKRY) ise önce MEB’ini ilan etti
ve 2003’te Mısır’la,
2007’de Lübnan’la
ve 2010’da İsrail’le
anlaştı. Ayrıca iktidar, tüm uyarılara karşın Kıbrıs’ın 2004’te
uluslararası anlaşmalara aykırı olarak AB’ye girmesine izin verdi ve aynı yıl Annan Planına
evet dedi. Yani iktidar,bugüne kadar ülkemizin lehine hiçbir adım atmadı ama Türkiye’nin
Doğu
Akdeniz
’deki çıkarlarına sahibiyet gösteren Türk Deniz
Kuvvetleri
’ne, AB 2009 ilerleme raporunda şikâyet edildiği için
Balyoz
ve diğer kumpasları yaptı.


DENKTAŞ’A DÜŞMAN, YORGO VE BARZANİ’YLE DOST OLDULAR!


Niçin Mısır’la
kavgalıyız? Çünkü iktidarda İhvan aşkı var. Rabiada onun
sembolü. İhvanise Atatürk
ve Cumhuriyet
düşmanı, cihatçı ve hilafetçi! Doğu Akdeniz çanağında,
istisnasız herkesle kavgalıyız. Bu şekilde ülkemizin çıkarlarını ve güvenliğini
koruyamayız.


İktidar geçmişte Rauf Denktaş’a
düşmanlık yaptı. Ama Yorgo Papandreu için “Erzurum
seninle gurur duyuyor”
diye slogan attırdı. Aynı şeyi Barzani
için Ankara’da
AKP
Kongresi
’nde de yaptırdılar. Türk Milleti ancak
kendisi için ter döken, katma değer üreten, savaşan ve can veren insanlarla
gurur duyar!


SIZMA DEĞİL, YARDIM VE YATAKLIK YAPILDI!


FETÖ ile mücadele de tam bir palavra! Hani FETÖ’nün
siyasi kanadı? 31 Ağustos 2013’de Pansilvanya’da, Gülen’in
çiftliğinin önünde eylem yaptık. Ben dışarıda “Bu adamın yaşaması bile
günahtır! Darbe hazırlığı içindeler! Askerin, polisin ve yargının içine
yerleştirdikleri köstebeklerle darbe yapacaklar ve Gülen’i
Humeyni
gibi Türkiye’ye
getirecekler!” diye konuşma yaparken, içeride AKP’li
milletvekilleri vardı. Hani, yargılandılar mı? Bu konuşmamı haber yapan Anadolu
Ajansı
muhabirini bile sansürlediler ve bu yüzden bana
düşmanlık ettiler.


Neymiş; Ecevit
ve Demirel
zamanında da cemaat
tarafından devlete sızma varmış! Doğru, sızma vardı. Ama bu iktidar zamanında;
atama, önünü açma, yardım ve yataklık vardı.


HALKA DİN İMAN, KENDİLERİNE HAN HAMAM!


15 Temmuz Darbe
Girişimi engellenebilirdi. Bu girişimin ne olup ne olmadığı konusu gerçekten
sorgulanmadı, hesap verilmedi ve üstü kapatıldı.


Türkiye’de tam bir ekonomik iflas durumu söz konusu.
Bu iktidarla, ekonomimizin düzelmesine imkân ve ihtimal yok. Yaptıkları;
savurganlık, Cumhuriyetin
ekonomik değerlerini haraç mezat satmak, “Devletin malı deniz, yemeyen domuz!” yaklaşımı
içinde olmak ve yüksek faizle borç para alarak saraylara ve yandaşlara sermaye
transferi yapacak projeler üretmektir. Kafasında tüy bitmemiş yetimin hakkının
yendiği dönem geçildi artık, bademleniyor ve tecavüz ediliyor!


Müslüman oldukları konusunda da ciddi şüphelerim var.
Halka din iman pompalıyorlar, öbür dünyada cennet vaat ediyorlar ama kendileri
için han, hamam, saraylaryapıyor ve bu dünyada cennetten köşeler inşa
ediyorlar.


İHTİYACIMIZ OLAN ORTAK AKIL


Son seçimlerden
önce “Beka
sorunu var”
diyorlardı; halkı korkutmak ve kendilerine oy
vermeye mecbur edebilmek için! Bugün ise beka sorunundan söz eden yok! Aslında Türkiye’nin
gerçekten bir beka sorunu var vebu sorunun nedeni iktidarın bizatihi kendisi.
Bu iktidarın Türkiye’ye
verdiği en büyük iki zarardan ilki toplumu ayrıştırması ve iç barışımızı
dinamitlemeye çalışmasıdır. İkincisi ise 80 milyonluk bir toplumu tek kişilik
akılla yönetilmeye mahkûm etmesidir. İhtiyacımız olan akıl, ortak akıldır. Bunu
da en iyi geçekleştirebilecek sistem, parlamenter sistemdir.


Tabii ki bu
iktidar giderse, her şey hemen güllük gülistanlık olmayacak. Bu 17 yılda
ülkemize büyük zararlar verdiler. Ama bu iktidar gitmeden de hiçbir şey
düzelmez ve her şey daha da kötüye gider. Bunu yaşayarak gördük ve görüyoruz.


ÇÖZÜM İKİ SAFHALI


Türkiye’yi tekrar çağdaş uygarlık rotasına sokmak ve
felaket sürecini durdurmak için iki safhalı bir çözüme ihtiyacımız var.


Birinci safha


İkinci safha ise; Türkiye’nin rehabilitasyonu ve tahrip edilen
kurumlarının onarılması safhasıdır. Bu, başka türlü birlikteliklere ihtiyaç
duyar. Ama birinci safha aşılmadan ikinci safha için şimdiden saflaşmak;
birinci safha için yapılması gereken birlikteliği bozar bizi felakete taşır.


BÜYÜK HESAPLAŞMA


Halen ülkemizi
felakete sürükleyen iktidarın karşısına çıkan herkes, her örgüt ve her siyasi
parti -yeter ki Cumhuriyet değerleri ile bir sorunu olmasın-
desteği ve ilgiyi hak eder. Bu nedenle geçtiğimiz Cumartesi (21 Eylül 2019), Rıfat
Serdaroğlu
’nun davetlisi olarak Çoban Ateşi Hareketi’nin
Afyon’daki
toplantısına katıldım ve özetle bu yazımda sunduğum durum tespitini ve çözümü
anlattım. Bu arada, en başından beri iktidarın kendisini susturmak için
açtırdığı sayısız davaya karşı korkmadan, tek başına kahramanlar gibi mücadele
eden Rıfat
Serdaroğlu
’nu saygıyla selamlıyorum.


Sınıf arkadaşım E. Amiral
Semih Çetin
’in Destek Yayınlarından çıkan “Büyük
Hesaplaşma”
adlı romanını okumanızı tavsiye ederim.


Türker Ertürk 


Odatv.com