Yapay zekâ üzerine temel tezler


Sosyalist
Gelecek ve Planlama Sempozyumu’nun Bahar -2020 Çalıştayı Üçüncü Oturumu için
sunulan “Yapay Zekâ Üzerine Temel Tezler” başlıklı makale.


Bilim ve
Aydınlanma


11.05.2020


Yavuz Köroğlu*


Özet


Yapay Zekâ
(YZ) bugünün gerçekliğine damgasını vuran teknolojik ve bilimsel bir
gelişmedir. Her geçtiğimiz gün yeni bir gelişmenin olduğu YZ’nin doğru ve
bütünlüklü anlaşılabilmesi, insanlığın sosyalizme uzanan geleceğinde ilerleme
için vazgeçilmez teknolojik ve bilimsel gelişmelerin pozitif yönde katkı
koyması açısından çok önemli bir yere sahiptir. Bu bildiri, YZ’nin ve YZ ile
ilgili gelişmelerin doğru yorumlanabilmesi, bilinçli kullanımı ve geliştirimi
adına temel bir çerçeve oturtmayı ve öne sürdüğü tezlerle insanlığın geleceği
için tehlikeli olabilecek bazı yanılgıları gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır.
Bu tezlerin kısa vadede YZ ile ilgili günlük hayattaki gelişmelere karşı
bütünlüklü ve tutarlı bir fikir üretiminin önünü açması, uzun vadede de
sosyalist emek-üretim ilişkilerinde belirleyici olması beklenmelidir.


1. Giriş


Yapay Zeka
(YZ), bugünün gerçekliğine damgasını vuran teknolojik ve bilimsel bir
gelişmedir. Toplumun her kesiminin artık varlığına dair bir fikri olduğu YZ’nin
bireysel yaşantımızda birçok pratik kullanım alanı vardır. Hastalık teşhisi
[13], dil çevirisi [5], yazım ve anlatım bozukluklarının tespiti [2], genlerin
incelenmesi [9], öneri sistemleri [8] ve benzeri sayısız birçok alanda YZ en
iyi çözüm olarak kullanılmaktadır.


Çağımız için
çok önemli bir gelişme olan YZ hakkında gerek toplumun gerekse bilim
insanlarının aklında birçok soru vardır. YZ kendi bilincine ulaşarak insanlığa
düşman mı olacak? YZ ölümcül bir silah olarak mı kullanılacak? YZ insanların
yerini alabilir mi? YZ işlerimizi çalabilir mi? Stephen Hawking ve onun gibi
birçok bilim insanı YZ’nin büyük felaketlere yol açabileceğini belirtmektedir
[7]. YZ hakkındaki negatif yorumlar yadsınamayacak düzeydedir.


Her yeni YZ
gelişmesine yapılan yorumlardaki farklı yönelimler genelde bir kafa karışıklığı
yaratmaktadır. YZ ve YZ gibi son teknolojik gelişmelerin bütünlüklü ve doğru
yorumlanmaması, hiç kuşkusuz insanlığın geleceği için tehlikeler
barındırmaktadır. Bu bildiri, YZ’nin ve YZ ile ilgili gelişmelerin doğru
yorumlanabilmesi, bilinçli kullanımı ve geliştirimi adına temel bir çerçeve
oturtmayı ve öne sürdüğü tezlerle insanlığın geleceği için tehlikeli olabilecek
bazı yanılgıları gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır.


2. Tanımlar


YZ üzerine
bazı temel tezler öne sürebilmek için öncelikle öğrenme, akıl ve bilinç gibi
bazı temel kavramların doğru ve bütünlüklü tanımlanması gerekmektedir. Bu
bölümdeki tanımların arkasında YZ’nin ne olduğunu anlama amacı kadar onunla
nasıl ilişkilenmemiz gerektiğini çözme uğraşı da yatmaktadır. Bu diyalektik
uğraş YZ ile ilgili soruları cevaplamak adına kilit öneme sahiptir.


2.1. Öğrenme


Öğrenmek, bir
öznenin, şeyler arası ilişkileri anlaması/kavraması durumudur. Örneğin,
insanlık ateş ile yemek pişirebileceğini, pudingin lezzetli
olduğunu, işine en hızlı metro ile gidebileceğini ve bunun gibi birçok şeyi o
şeylerle etkileşerek öğrenir. Etkileşim ile elde edilen veri sadece öğrenilen
şeyin varlığına işaret etmez, o şeyin öğrenen özne ile nasıl bir ilişkide
olması gerektiğine dair ipuçları da içerir. Diyalektik gereği hiçbir özne
etkileşim kurmaksızın, bir şeyi kendisine ”geri döndürmeksizin” öğrenmez.


Günümüzde
öğrenme yükünün, yani bir problemin çözümünü öğrenmek için yaptıklarımızın
büyük bir bölümü YZ’lere devredilebilmektedir. Bu tarz öğrenmeye yapay öğrenme
denmektedir. İnsanlığın tarihsel birikimi, günümüzde insanlığın
bir şey veya o şeyin verisiyle nasıl bir ilişkisi olduğunu öğrenme sürecini
tamamen biçimselleştirmesine, yani matematiksel olarak formüle ederek ve
mühendislikle gerçekleyerek otomatize etmesine olanak tanımıştır.


YZ, yapay
öğrenmede öğrenilen bilginin nasıl kullanılacağı sorusunu öğrenme sürecinin
kendisinden ayırır ve böylece öğrenmeyi mekanikleştirir.


Yapay
öğrenmenin doğal öğrenmeden temel farkı işte budur. Yapay öğrenmenin sonuçları her
zaman biçimsel bir düzlemde var olabilir ve bu biçimselliği inceleyen insanlık
öğrenme sürecinin sonucuna vakıf olarak, ya da o sonuçları yorumlayarak bu
süreci tamamlayabilir. Örneğin veri analistliği mesleği de YZ sonuçlarının
yorumlanması ihtiyacı ile günümüzdeki yerine ulaşmıştır.


Tarihsel
olarak şimdiye kadarki bütün öğrenme süreçleri insanlığın öğrendiği bilgiyi
kullanarak çevresindeki dünyayı değiştirmesiyle sonuçlanmıştır. Dolayısıyla
doğal öğrenme süreci her zaman o sürecin zemin hazırladığı eylemlerle ilişkili
olmuştur. Yapay öğrenmede ise öğrenilen bilginin ”yorumlanarak insanlığa geri
döndürülmesi” süreci bilginin işlenilerek öğrenilme sürecinden ayrılmıştır,
makinenin öğrenmesi bilginin işlenilerek bir biçimselliğe dönüştürülmesi
sürecine indirgenmiştir.


2.2. Bilinç


Bir şeye dair
bilinçli olmak, bir öznenin şeyler arası ilişkileri anlaması/kavraması ve
eylemlerini bu anlam/kavrayış üzerinden belirlemesi durumudur [14]. Örneğin bir
yemekhanede yemek hazırlanması bilinçli bir eylemdir, çünkü yemeği
hazırlayan ekip içinde var oldukları toplumun bir parçası olduklarının, o
toplumun ihtiyaçlarını karşıladıklarının farkındadır ve eylemi de işte bu
farkındalıkla gerçekleştirmektedir.


Tersinden
bilinç dışılık ise şeyleri etkileyecek eylemlerin o şeyler üzerine bir kavrayış
olmadan belirlenmesi ya da var olan kavrayışa rağmen belirlenememesi durumudur
[14]. Örneğin, birinin ses çıkarmaması gerektiği bir yerde istemsizce
hapşırması bir bilinç dışılık durumudur, çünkü insan bu eylemi ve sonuçlarını
kavrayabilir ama bu kavrayışa rağmen eylemi yapmamayı ya da örneğin sessiz
yapmayı seçemez. Benzer şekilde bir su otomatının para karşılığı birine su
uzatması da bilinç dışı bir durumdur, çünkü bu durumda da otomat
gerçekleştirdiği eylem hakkında hiçbir kavrayışa sahip değildir.


Bilinçli bir
eylemde bulunmak, çevremiz ile ilişkilenirken bir özne olma halidir.


Bilinçli olmak
eyleme geçmeyi gerektirdiği için diyalektikte bilinçli bir varlıktan söz
edilirken aslında o varlığa özne niteliği atfedilmektedir. Öncelikle günümüz
kapitalist düzeni içerisinde yemekhanede çalışanların işyerinde bir özne
olmadığı, yani işyerine dair bir bilince sahip olmak zorunda olmadıkları,
yaptıkları işin yararının farkında olmadan da bu işi sırf para için yapmaya
devam edebilecekleri vurgulanabilir. Kapitalizmde Marx’ın sözünü ettiği
emekçinin emeğine yabancılaşması durumu genel anlamda elimizdeki bilinç
tanımına göre bir bilinç kaybına zemin hazırlamaktadır.


Öğrenme
sürecinin ikinci ”yorumlanarak insanlığa geri döndürülmesi” kısmı
bilinçli eylemin varlığını gerektirir. Bir YZ’nin bilinci olmadığına, yani özne
olmadığına en güçlü gösterge de bu sürece bir katkısı olmamasından ileri gelir.
YZ’nin ürettiği bilgiyi kullanacak bir özne olmaması bir ikincil sonuç daha
doğurur. Yapay öğrenmede YZ, kendisinin değil, son tahlilde insanlığın şeylerle
ilişkisini kavramak için vardır. Mikroskop görüntülerinden hastalık teşhisi
yapabilen YZ’lerde bu durum çok barizdir, sonuçta YZ asla hasta olmayacaktır,
yani öğrenilen bilgi YZ’nin kendi işine yaramamaktadır. Daha bulanık örnekler
ise ilerleyen bölümlerde açıklığa kavuşacaktır.


2.3. Akıl


Marx’a göre
akıl, bir şeyin gerçekte inşa edilmeden önce imgelemde inşa edilme becerisidir
[14]. Diğer bir deyişle akıl henüz gerçekleşmeyen veya gerçekleşmiş ama gerçekleştiğine
tanık olunmamış bir inşanın kurgulanabilme yeteneğine işaret eder. İnsanlığın
tarihsel birikimi, henüz inşa edilmemiş şeylerin imgelemde
kurgulanma süreçlerini biçimselleştirmiş, yani matematiksel olarak modellemiş
ve insanlığın aklının bir kısmını gerektikçe makinelere aktarılabilir duruma
getirmiştir. İnsanlığın aklını veya onun bir kısmını miras alan makinelere ise
biz YZ’li makineler ya da kısaca YZ diyoruz.


2.4. Teknofobi
/ Teknofili


Teknofobi,
teknolojik ilerlemeye karşı bir korku ve panik halidir. Bu kavramın tanımını
diyalektik bir şekilde somutlayacak olursak neden olduğu eylemlere değinmek
gerekir. Örneğin Terminatör filmindeki robotların gerçekten var olacağı
düşüncesiyle teknolojiden uzak bir şekilde bir ormanda tek başına yaşamak bir
teknofobi olabilir. Teknofobi içerisinde teknolojik gelişmelere özne niteliği
atfetme vardır. Yani bildiri boyunca örneğin atom bombasına dair duyulan
korkuyu teknofobi saymayacağız, çünkü bu bombanın kendisinden değil,
birilerinin bunu atmasından korkulmaktadır, yani atom bombası orada bir özne
değildir.


Teknofili,
teknolojik ilerlemenin dünyadaki bütün problemleri kendiliğinden çözeceğine
dair bir inanç ve buna bel bağlama, adeta teknolojiye tapma halidir. Burada da
teknofobide olduğu gibi yine teknolojik gelişmelere özne niteliği
atfedilmektedir.


2.5. Tam
Otomasyon


Tam otomasyon,
inşa, ulaştırma ve planlama dâhil olmak üzere, bir üretim sürecinin tüm
aşamalarından insan emeğinin çıkarılması durumudur. Otomasyon hâlihazırda
birçok fabrika ve hizmet noktasında kullanılan bir yöntemdir. Bugün birçok
devlet kuruluşu bürokratik işlemler için bilgisayarlı sistemlerden
yararlanmaktadır. Başvurular ve dilekçe gönderimi gibi süreçler elektronik
ortamdaki otomasyonlarla gerçekleştirilebilmektedir. Fabrikalarda bir sürü ürün
elektronik sistemlerle üretilip paketlenmektedir. Bu sistemlerin hepsi
otomasyondur, ancak tam otomasyon durumuna geçebilmeleri için başlarında
bu sistemi kontrol eden gözlemcilerden ve sistemlerin çalışma şekillerini ve
zamanlarını kontrol eden yönetici ve planlayıcılardan kurtulmaları gerekir. Bir
ürünün tam otomasyonla üretilmesi o ürüne insanlığın kullanımına zaten hazır,
doğada bulunuyormuş gibi bir nitelik kazandırır. Bunun nedeni ürünler yine
insanlığın ihtiyaçları için üretilirken bu üretim için emeğe gerek kalmamış
olmasıdır.


3. Sorular


Bu bölümdeki
sorular akıl-bilinç-YZ üçlüsü üzerinden bir tartışma geliştirecektir. Bu
soruların amacı yerleştirdiğimiz tanımları detaylandırarak biraz daha
bütünlüklü kılmaktır.


Başka akıllar
üzerine düşünmek için insanlığın aklını esas almak gerekli mi?


İnsanlığın
aklının tüm özellikleri belki başka bir akılda olmak zorunda değildir. Bu durum
akıl üzerine yorum yapmayı neredeyse imkânsız kılabilir. Bu bildiri YZ ile
insanlığın nasıl ilişkilenmesi gerektiğine olabilecek en bilimsel cevabı
vermekle yükümlüdür. Dolayısıyla yapabileceğimiz en iyi şey örnek
alabileceğimiz, kendisine vakıf olduğumuz biricik akıl olan insanlığın aklını
veri almaktır. Burada dünyamızda yaşayan diğer canlıların (maymunların, diğer
hayvanların) da kısıtlı da olsa akılları olduğunu, kastedilenin doğayı kolektif
olarak dönüştürme yeteneği olduğunu ve bunun da insanlığa özgü olduğunu
vurgulamak gerekir. İnsanlığın aklının tüm olası akıllara genellenmesi, aklı
çevremizde gördüklerimizi kullanmadan yoktan yaratamayacağımıza göre bu bildiri
açısından bir zorunluluktur. Nitekim YZ de insan aklının işleyişinden yola
çıkarak modellenmiştir.


Aklın
özellikleri nedir?


  1. Karşılaştırılabilir: Kurgulayabildiği şeylerin niceliği ve niteliğine
    göre bir varlık diğerinden daha akıllı olabilir. İki aklı
    karşılaştırmanın zeminini kurgulanacak şeyler belirler. İnsanlığa hiçbir
    katkısı olmayan şeyler kurgulayan bir akıl, bu kurguları
    gerçekleştiremeyen bir akıldan bir açıdan daha akıllı olabilir ama hiç
    kuşkusuz daha az akıllı olanın bu koşullar altında eksik sayılmasına gerek
    yoktur. Böylece biz de bir YZ’yi karşılaştırırken günlük hayatta bize ne
    kadar yararlı kurguları olursa o kadar akıllı olduğunu düşünürüz. Bir
    diğer önemli nokta ise kurgulanabilecek şeylerin insanlığın yararına da
    olsa sonsuz sayıda olması, bu durumun sonucu olarak da bir konuda bir zekâ
    daha akıllı olabilirken diğer bir konuda ise öbürünün daha akıllı
    olabilmesidir. Dolayısıyla yapılan karşılaştırmaların mutlak olduğu
    kesinlikle düşünülmemelidir.
  2. Biçimselleştirir: Akıl şeyleri kurguda inşa edebildiğine göre onları
    kavranabilir bir biçimselliğe de indirgemektedir. Tarihte matematik ve
    geometri, binaların inşasından bilim dallarının ortaya çıkmasına kadar
    birçok alanda bu biçimselleştirme sürecinin yöntemi olmuştur. YZ de zaten
    aklın kendisinin biçimselleştirilmesi ile mümkün olmuştur.
  3. Aktarılabilir: Bir akıl, yazı ve söz gibi araçlarla, matematik ve
    geometri, yani biçimsellik kullanarak başka akıllara aktarılabilir. Bu
    yöntemle belli konularda bir akıl diğerinden akıl alarak ilerleyebilir,
    gelişebilir.
  4. Biriktirilebilir: Akıl başka akılların aktardıklarını toplayarak
    biriktirilebilir. Özellikle biçimselliğe dökülen aklın nesillerin ötesine
    aktarılabileceği gerçeği, aklın birikeceği sonucunu kaçınılmaz kılar.
  5. Tarihseldir: İnsanlığın aklı aktarılarak birikmiştir. Yani dün yokken
    bugün yoktan var olmamıştır. O halde aklın tarihselliği de kaçınılmazdır.
  6. Kolektiftir: Bir arada yaşayan, aynı dertleri, aynı zorlukları
    paylaşan akıllar birlikte kurgular, aktarır, nesilden nesile biriktirir ve
    bir kolektif olarak ilerler. Böylece belli zümrelerin akıllarını
    geliştirmesi ve aktarması birim birim gözlenebilirken aynı zamanda daha
    geniş ölçekte insanlığın kolektif aklının genel yönelimi de incelenebilir.
    Bu genel yönelimin tekliği kolektifi oluşturan parçaların aynı nesnelliği
    paylaşmasından ileri gelmektedir.


YZ nedir?


YZ, aklın
kendisinin biçimselleştirilerek bir makineye aktarılmasıdır. YZ’nin aklı biçimselleştirdiğine
emin olabilmek için önce ondan önceki makinelerin nasıl çalıştığını anlamak
gereklidir. YZ öncesi makineler genel olarak algoritma adı verilen, makinenin
yanlış veya farklı anlamayacağı ve kolaylıkla gerçekleştirebileceği sıralı
adımlardan oluşan iş tarifleri ile programlanırdı. YZ’li makineler ise belli
bir problemi çözecek sabit adımların yerine o adımları belirleyecek bir
algoritma içerirler. Böylece insanlığın aklı söz konusu problemi çözmek için
gerekli adımları kurgulama yükümlülüğünden kurtulur, makinenin kendisi bu
adımları kurguda inşa edebilir hale gelir. Böylece insanlığın aklı YZ’ye
aktarılmış olur. Uzmanlar bir makinenin YZ’li olup olmadığını o makinenin
problemin çözümü için direkt olarak proglamlanmış bir algoritmaya ihtiyaç duyup
duymamasından anlayabilir.


Herhangi bir
akıl kolektif mi olmak zorundadır?


Aklın
aktarılabilirliği ve biriktirilebilirliği aklın kolektif olabilmesine zemin
hazırlamaktadır ama bu zorunlu olarak öyle olması anlamına geliyor mu? Aklın
kolektif olma zorunluluğu üç yoldan açıklanabilir.


  1. Çelişkisel Açıklama: Akıl kolektif olmasaydı, her yeni nesil önceki
    neslin aklını miras almayacak, sıfırdan başlayacaktı. Eğer aklın
    ilerleyişi kolektif olmasaydı insanlığın bugünkü seviyeye gelemeyeceğini
    açıkça görebiliriz.
  2. Evrimsel Açıklama: Evrimsel süreçte insanlığın aklı kolektif olarak
    gelişmiştir. Bildiğimiz tek akıl da insanlığın aklı olduğuna göre başka
    akılların da öyle olacağını varsaymamız gerekir.
  3. Diyalektik Açıklama: İnsanlık sadece akıllı değil, bilinçlidir, yani
    çevresindeki evrenin öznesidir. Aklın kolektifliği de insanlığın doğaya
    karşı geliştirdiği bilinçli bir yönelimdir.


Bilinç ile
akıl arasındaki fark nedir?


Aklın ürettiği
şey soyut bir düzlemde kalabilir, yani kurguda inşa edilen şey asla
gerçekleştirilmeyebilir. Aksine bilinç tanım gereği yürütülen akıl sonucu
gerçekleştirilen eylemi de kapsar. Bilinçli eylem içinde bulunulan evreni
değiştirir ve eylemin sahibine geri dönerek onu olduğundan fazlası yapar. Zaten
bir eylemin bilinçli yapıldığı kanısına da ancak bu geridönüşü gözlemleyerek
varabiliriz.


YZ’nin bilinç
kazanarak insansılaşması mümkün değil mi?


YZ’nin bilinç
kazanması mümkün olmasa da ona bilinç kazandırılması teorik olarak mümkün
olabilir. Bu tartışmayı açarken yine bildiğimiz tek bilinç olan insanlığın
bilincini ele almalıyız. Bu bilinç ancak ve ancak canlıların büyük bir evrimsel
süreçten geçmesi ile, kolektif yaşamın gerekliliği ve içinde yaşadığımız
dünyanın nesnel gerçeklikleri içinde oluştu. YZ’li makinelerin de ancak böyle
bir ortamda evrimleşmeye ve kolektif bir varlığa zorlanarak bilinç
geliştirebileceklerini varsayabiliriz.


YZ insanlık
ile aynı süreçlerden geçerek değil de bir laboratuar ortamında kendiliğinden
bilinç kazanamaz mı? Evrimsel ve kolektif bir süreç gerekmeden bilinç
kazanılabildiğine inansak bile en azından bilincin rastgele kazanılamayacak
kadar karmaşık bir şey olduğunu kabul etmeliyiz. YZ’nin kendiliğinden bilinç
kazanma olasılığı tıpkı bir maymunun piyano başında rastgele Beethoven çalması
olasılığına benzemektedir. Olasılık teorisine göre yeterince maymunu yeterince
uzun süre piyano başında koyarsak bu olabilir, ama pratikte böyle bir şeyin
asla olmamasını beklemeliyiz. Aynı durum YZ’li makinelerin kendiliğinden
bilinçli bir özne haline gelmesi ihtimali için de geçerli olmalıdır.


4. Yanılgılar


YZ ile ilgili
düşebileceğimiz yanılgılar güncel gelişmeleri yorumlarken çeşitli tuzaklara
düşmemize neden olabilir. YZ’nin her şeyden önce buharlı makineler ve elektrik
gibi üretim ve iletişim kapasitelerinde büyük gelişmeler sağlayan önemli bir
teknoloji olduğu unutulmamalıdır. YZ üzerine yapılan yanlış yorumlar bu teknolojinin
çeşitli iş alanlarının yenisi yaratılamadan yok olması gibi insanlığın aleyhine
kullanımına ortam hazırlayabilir. Bu yüzden bu bölümdeki yanılgıların ne
oldukları ve nereden geldiklerinin anlaşılması önemlidir.


YZ insandan
daha akıllıdır.


YZ’li makineler
bugün en iyi satranç oyuncusunu bile satrançta oynanan oyunların çoğunda
yenebilmektedir. O halde YZ’ler satrançta insanlardan daha akıllıdır.
Oysa çevremiz sürekli değişmekte ve insanlığın önüne çözmesi için sürekli
sonsuz sayıda problem koymaktadır. Satranç oynayan bir YZ ise sadece satranç
oynayabilir, yani diğer konularda tamamen aptaldır! Bunun aksi doğru olsaydı
satranççı YZ’ler örneğin çok kuvvetli siyasetçiler veya bilimciler olabilirdi,
ama tabii ki içinde yaşadığımız dünya bu şekilde işlememektedir.


YZ’nin
akıllılığı kurgulanacak şeyin sabitlenmesinden ve bu sabit ile YZ’nin
niceliksel olarak güçlendirilmesinden ileri gelmektedir. Satranç örneğinde YZ
insandan çok daha fazla pozisyonu kesin olarak değerlendirebildiği için daha
büyük bir akıl ortaya koyabilmektedir. Oysa satranç insanlığın hayatı boyunca
yüzleştiği sonsuz problemden sadece birisidir, işte bu yüzden insan aklı
satranç için bir makine kadar özelleşemez. Çok küçük yaştan beri satranç
çalışıyor olsa bile bir toplumsal varlık olan insanlık başka problemlere de
vakit ayırmak zorunda kalacaktır.


Akıllı
varlıklar bilinçli olmak zorundadır.


Şimdiye kadar
bildiğimiz tek akıl insanlığın aklı, tek bilinç de insanlığın bilinciydi. Böyle
olduğunda akıllı olmak ile bilinçli olmak karıştırılabilir, biri varken öteki
de kesin vardır sanılabilir. Biz YZ kullanarak aklı onun bilinçli eyleminden
soyutladığımız için artık bilinçli olmayan ama akıllı varlıkların olabileceğini
biliyoruz.


Bugün bir
YZ’li robotun Suudi Arabistan vatandaşlığı aldığını biliyoruz [1]. Bu robot
insan gibi görünüyor, kendisine yöneltilen sorulara insanmış gibi cevap
veriyor. Ama diyalektik materyalist açıdan bir şeyin bir ülkenin vatandaşı
olması için o ülkenin vatandaşlık sorumluluklarını yerine getirmesi,
vatandaşlık haklarından yararlanması beklenir. Oysa bu robot bunların hiçbirini
yapmamaktadır. Yani sorulara akıllı cevaplar vermek bu robotu bilinçli bir
vatandaş
yapmamıştır.


YZ’ye
aktarılan akıl YZ’yi insansılaştırır.


İnsan olmak
demek insana ait olduğu bilinen pek çok özelliği içinde barındırmak demektir.
Sadece bir özelliğe sahip olmak makineyi insanlaştırmamaktadır. Örneğin,
fotoğraf makinesi bulunmadan önce gerçekçi portreler yapmak sanatçılar için çok
büyük bir uğraştı. Fotoğraf makinesi ise bu uğraşı kolaylıkla gerçekleştirebilen
bir makine olarak icat edildi ama fotoğraf makinesi bu özelliğe sahip olsa da
ressam olmadı. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi YZ de insanın aklını devralmış
olabilir ama sırf buna sahip diye insan olmadı. Bilinçli bir özne olmak gibi
birçok özellik insana özgü kalmış oldu.


YZ tarihsel
olarak şimdiye kadar üretilmiş makinelerden çok farklıdır.


YZ’li
makineler de diğer bütün makineler gibi makinelerin sahip olduğu en önemli
özelliği devralmaktadır. Bu özellik de makinelerin birer nesne oluşudur. Nesne
olmak eylem içerisinde sorumluluk alma ihtimalini ortadan kaldırır.


Örneğin bir
savaşta savaş makinelerini, yani topu, tankı, tüfeği suçlamayız. Bunları kim
kullanıyorsa, kim üretiyorsa onları suçlarız. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi bir
Mars robotu ya da insansız bir otomobil kaza yaptığında gidip YZ’nin kendisini
cezalandırmayız. Şu halde YZ’lerin belli açılardan diğer makinelerden pek de
farklı olmadığını kabul etmemiz gerekir.


Karmaşık
işlemleri gerçekleştiren tüm bilgisayarlar YZ’dir.


YZ’nin diğer makinelerden
farklı olduğu yanılgısına düşenlerin karmaşık işlemler gerçekleştiren zekâsız
makineleri YZ sanması ironik bir durumdur. Örneğin, milyonlarca nüfuslu bir
ülkenin veri tabanından 40-45 yaşları arasında üniversite mezunu kadınların
sayısını bulmak istediğimizi düşünelim. Bu bilgiyi bize sadece saniyeler
içerisinde toplayan bir veritabanı yazılımı genelde YZ’li değildir. Uzmanları
bilirler ki aslında insanlık YZ’den önce bu tarz problemleri olabilecek en iyi
verimlilikle çözecek algoritmalar geliştirmişti. Şu halde aslında karmaşık
görünen elimizdeki problem aslında çözmek için hiç akıl gerektirmemektedir. Bir
problemin akıl gerektirme niteliği de tarihsel olarak değişir. Örneğin bu
söylediğimiz veriye ulaşılması insanlığın aklı ona bir algoritma geliştirene
kadar gerçekten de akıl gerektiriyordu.


Robotlar
bilinçliymiş gibi hareket edebildikleri için bilinçlidir.


Bu yanılgı
modern bilgisayarın gelişimine büyük katkıları olan Turing’in bile düştüğü bir
yanılgı olmuştur. Bir Mars robotu düşünelim, iniş noktasından belli bir
kraterin tam ortasına varıp oradan numune alması gerekiyor olsun. Robot bu
görevi başarabilmek için dengesini korumalı, düşmemeli, hasar almamalı. Bunu
başarabilmek için çevresindeki engellere göre dengesini ve hızını ayarlamayı öğrenmeli.
Kısaca görevini tamamlayana kadar hayatta kalmalı. Bu yüzden sırf hayatta
kalmak adına görevi daha az riskli, uzun bir yoldan yapmayı tercih edebilir. Şu
halde bu robot çevresindekilerin farkında mıdır ve bu farkındalıkla mı hareket
etmiştir? Çünkü eğer öyleyse bu robotun bilinçli olduğunu kabul etmek
durumundayız.


Bir robotun
akıllı olduğunu ama bilinçli olmadığını kanıtlamamız için onun içinde bulunduğu
nesnel koşulları o aklı yenebilecek kadar değiştirmemiz gerekir. Örneğin Mars
robotunun aklını paletli robottan dört ayaklı bir robota geçirseydik, Mars
yerine başka bir gezegene yollasaydık, belki yine de hayatta kalmayı
başaracaktı. Peki ya ona bir silah doğrultsaydık ve ateş etseydik?
Kaçmayacaktır ve hasar alacaktır, çünkü o robotun içinde sadece belli
koşulların altında görevini tamamlaması için gereken kadar akıl vardır. Bu
aklın sınırlarını yenebilmek, bu aklı dönüştürmek için gerekli bilinç o robotta
yoktur.


Turing testini
ele alalım [6]. Bu testte bir insan iki akıllı varlığa sorular yöneltiyor ve bu
insandan hangi varlığın YZ hangisinin insan olduğunu anlaması bekleniyor.
Turing, bu testte insanı kandırmaya özelleşmiş bir YZ’nin testi geçeceği,
böylece bilinçli olmadığı kanıtlanamayacağı, dolayısıyla pratik her açıdan
bilinçli sayılması gerektiğini düşünür. Turing şu açıdan haklıdır, bu YZ’nin
bilincinin varlığı ancak deney kurallarının dışına çıkıldığında test
edilebilir, bu deneyle test edilemez. Örneğin, bir soru sormadığımızı,
onun yerine bilgi verdiğimizi düşünelim; çok büyük bir yangın çıktığını ve
herkesin binayı tahliye ettiğini bildirelim. Panikle bulunduğu odadan çıkan
insan bize hangi varlığın YZ hangisinin değil olduğunu açık etmiş olacaktır. Bu
söz ettiğimiz şey çok belirgin bir hile gibi görünebilir ancak YZ ile uğraşan
bilgisayar bilimcilerin çekişmeli sinir ağları (adversarial neural networks)
adı altında uğraştığı çok önemli bir YZ sınıfı vardır. Bu çalışmalarda görülen
o ki YZ’nin bir resimde rahatlıkla tanıyabildiği bir objeyi o resmin sadece
birkaç pikselini değiştirerek insan için hala kolaylıkla tanınabilir ama YZ
için tanınamaz hale getirebilmekteyiz [10]. Bunun en önemli nedeni bilinçli bir
varlık olan insanın resimlerdeki objeleri bağlamlarıyla beraber kavrayabilmesi,
buna karşın YZ’nin ise bu bağlamdan kopuk bir öğrenme gerçekleştiriyor,
dolayasıyla gerçeklikten kopuk olabilecek soyut bağlamlar üretiyor oluşudur.


Bağlamdan
kopukluğun izleri Searle’nin Çin odası deneyinde [4] açıkça görülmektedir. Bu
deneyde Turing testini geçebilen bir YZ Çince girdiler alıp Çince çıktılar
vermektedir. Searle’nin önermesine göre bu YZ tek kelime Çince anlamıyor olsa
da bu işi becerebilir. Searle bu argümanını desteklemek için YZ’yi Çince
anlamayan bir insan ile değiştirir. Bu Çince bilmeyen kişinin işi YZ’nin
algoritmasını takip ederek başka bir dildeki sembolleri Çince sembollere
çevirmektir. Bir insan bu algoritmayı Çince anlamadan takip edebilip çeviri
yapabileceğine göre YZ de aslında Çince’yi anlayarak değil, bağlamından kopuk
ya da daha dar başka bir bağlam içerisinde çevirmektedir.


Bazı
problemler YZ olmadan çözülemez. Diğer bir deyişle, YZ insan aklının niteliğini
artırır.


Bilgisayar
bilimciler Church-Turing tezinden yola çıkarak YZ ile çözülebilecek her problem
için birer sabit algoritma bulunabileceğini rahatlıkla söyleyebilir. Kısaca,
“YZ olmazsa olmaz.” diyemeyiz. YZ olmasaydı da daha uzun yollardan, belki de
çok daha büyük bir emek harcayarak aynı sonuçlara ulaşabilirdik. Örneğin,
“Sovyetler Birliği’nde YZ olmasa merkezi planlama yapılamazdı.” diyemeyiz. YZ
sadece insanlığın çözdüğü problemlerin miktarını ve boyutlarını artırabilir,
kısaca üretkenliği artırır. Bu da insanlık için önemli bir faydadır.


Öte yandan,
YZ’ler bizim aklımızın nasıl işlediğini anlamak için iyi bir olanak
sunmaktadır, çünkü bir YZ aslında insan aklının belli bir kısmının modellenmiş
halidir. İnsanlık bu modelleri inceleyerek kendisi için yeni düşünme
yöntemleri, yani yeni akıllar geliştirebilir, kendi aklını artırabilir.


YZ çok büyük
miktarda öğrenme gerçekleştirebilirse bilinç kazanabilir.


Bu yanılgı
popüler kültürde çok yaygın olarak düşülen bir yanılgıdır. Örneğin, Terminatör
2 filminde YZ’li Skynet sisteminin 1997 senesinde aktif hale geldiği,
insanların stratejik savunmada karar mekanizmasında rol almamaya başladıkları
ve nihayet Skynet’in geometrik oranlarda öğrenmeye başlayarak 25 günde kendinin
farkına vardığı geçmektedir. YZ’nin kendiliğinden bilinç kazanması
gerçekleşmeyecek bir olasılık olduğuna göre, elbette bilinç için öğrenmenin
miktarından fazlası gerekmektedir. Bunun nedeni öğrenmenin birden fazla yönde
sonsuza kadar gerçekleştirilebilmesinden ileri gelmektedir. YZ bir konuda
satrançtaki gibi insandan çok daha fazla şey öğrenerek daha akıllı hale
gelebilir ama bağlamdan kopukluk nedeniyle o konuya sıkışıp kalır.


5. Tezler


Bu bölümde YZ
ile ilgili ortaya koyabileceğimiz tezler üçe ayrılmaktadır; YZ ile ilgili genel
tezler, kapitalizm-YZ ilişkisi ve sosyalizm-YZ ilişkisi.


5.1. YZ
ile İlgili Genel Tezler


Bu bölümde YZ
ile ilgili bazı genel tezler yer almaktadır.


YZ bir
makinedir. Makineler için geçerli tüm yasalar YZ için de geçerlidir.


YZ’nin diğer
makinelerden, örneğin bir fotoğraf makinesinden tek farkının kendisine
aktarılan akıl olduğunu kabul ediyorsak, bunun onu insanlaştırmaya yetmediğini
artık biliyoruz. O halde YZ insanlığın kolektif aklını miras alan bir
makinedir. Tıpkı buharlı makineler gibi insanlığın yararı için üretilirler,
üretkenliği artırırlar. Bugün makineleri kapsayan tüm doğal, tarihsel yasalar
ve ilkeler YZ için de geçerlidir.


YZ insanlığın
aklını nicel olarak güçlendirir.


İnsanlığın
aklını makinelere aktardıkça üstünde uğraşabil diğimiz problemlerin
sayısı artmaktadır, çünkü belli problemleri YZ’ye aktardığımız akla bırakarak
bu problemler için emek harcamaktan kurtuluyoruz. Ayrıca gen incelemeleri ve
çok miktarda yazının taranması gibi alanlarda daha önceden iş yükü nedeniyle
kalkışamadığımız çözümleri YZ’ye bırakabiliyoruz. YZ’nin varlığının insanlığı
olduğundan daha fazlası yapacağı, ilerleteceği kuşkusuzdur.


YZ tam
otomasyona geçiş sürecini hızlandırır.


Tam
otomasyonlu bir sistem planlama ve istisnai durumlar karşısında eyleme geçmeyi
gerektirir. Bu ihtiyaçlar için gereken aklın YZ ile sağlanabileceğine dair
çalışmalar bu sürecin hızlandığını bize göstermektedir. Örneğin YZ kullanarak
bir şehrin bütün planlaması insan emeği harcanmadan gerçekleştirilebilir [11].
Şu halde YZ’nin tam otomasyona geçiş sürecini hızlandırdığını düşünebiliriz.


​​​​​​​5.2. Kapitalizm
ile YZ İlişkisi


YZ’nin kapitalizm
ile ilişkisini inceleyebilmek için artı değer teorisini ele almak gerekir [3].


YZ ürettiği
her şeye tamamen yabancıdır.


Bilinçli
özneler ürettikleri şeyleri kendilerine geri döndürebilirler, yani şeyleri
kendilerini ilerletmek ve geliştirmek için kullanabilirler. Oysa YZ’ler
ürettikleri şeyleri kullanmamaktadır, YZ’nin tüm potansiyeli onu üreten
insandan geçmektedir. Dolayısıyla, YZ’li makineler nesneler üretebilen nesneler
olabilirler ama nesne oldukları için ürettikleri şeylere anında tamamen yabancılaşırlar.
Bu üretilen şeylerin tüm faydası insanlığa ne sağladığı ile ölçülür.


YZ değer
üretmez. Kendisine yüklenen değeri aktarır.


İlk defa
Nevzat Evrim Önal’ın 16 Ocak 2020 tarihli Yapay Zeka ve Planlama Konferansı’nda
açıkça belirttiği bu tez, yine YZ’li makinelerin nesne olmasından ileri gelir.
YZ’lerin ürettikleri YZ’ye bir şey katmaz, onun sahiplerine kazandırır.


İnsanlık
YZ’nin insanlaşmasından daha hızlı bir biçimde makineleşmektedir.


Kapitalist
üretim biçiminde emekçinin emeğine yabancılaştırılması ulaşılmak istenen,
kapitalizmi güçlendirecek ve sermayeyi zenginleştirecek bir şeydir. Ancak
emeğine gittikçe yabancılaşan emekçi toplumsal bir bilinç kaybı, bir
bilincşizleşme sürecine girmektedir. Rutinleşen, monotonlaşan ve yaratıcı
düşünmeyi gerektirmeyen işler hem sayıca hem de yükçe artmaktadır. Bu durum
emekçi sınıfın makineleşmesi olarak kodlanabilir, çünkü bilinçli eylemden
soyutlanmış her insan aslında bir YZ’ye benzeyecektir. Dolayısıyla bilimin bir
konusu olarak YZ insanlaşma yolunda ilerliyor olsa bile bu ilerlemenin hızını
içinde yaşadığımız koşullar altında olduğundan çok daha hızlıymış gibi görürüz.


YZ bir
kapitalizm krizidir.


Teknolojik
gelişim kapitalizm için bir rekabet konusudur ve bu yüzden durdurulamaz. YZ de
tüm teknolojik süreçler gibi ilerletilmeye devam etmektedir. Bu ilerleme de
ancak tam otomasyonla sonuçlanabilir. Tam otomasyon ise ürünlere doğada hazır
bulunuyormuş gibi bir nitelik kazandırır. Böylece örneğin bir noktadan ötekine
ulaşmak hava solumamız kadar kolay duruma gelebilir. Böyle olduğunda ürünler
üzerinden kâr edilebilecek metalar olmaktan çıkar, artı değer sıfırlanır. Artı
değer olmadan şirketler büyüyemez, kapitalizm işlemez duruma gelir.


Kapitalist
sermaye YZ’nin tam otomasyona kadar gelişmesini istemeyecek, ancak YZ’yi
ilerletmeyi durduramayacaktır. Bu durum kapitalizm içinde büyük bir ikilem
yaratmaktadır. Bu ikilemin burada sözü geçen temel nedenleri çok önemlidir.
Örneğin, Amy E. Wendling, Marx’ın teknoloji ve yabancılaşma ile ilgili
görüşlerinden söz ettiği bir kitabında burjuva sınıfının hem teknofiliyi, hem
de teknofobiyi beslediğinden bahsetmiş, ancak aynı anda bu iki zıt olgunun
neden bir arada bulunduğunu açıklayamamıştır [12]. Bu bildiride ise ortaya
konduğu üzere, kapitalizmin YZ’yi ilerletecek tarafı teknofiliye, YZ’yi
durdurmak isteyecek tarafı da teknofobiye yanaşacaktır.


Bugün ABD’nin
teknolojileri geliştirme patentini üzerine alarak Çin gibi diğer emperyalist
odakları henüz söz konusu teknolojiler geliştirilmemişken saf dışı bırakmak
istediğini biliyoruz. Bugün emperyalizmin ulaşmaya çalıştığı şey YZ ve onun
gibi teknolojilerin gelişiminin kontrolünü ele geçirmek, emek sömürüsünü
sıfırlayacak olan tam otomasyonun böylece önüne geçmektir. Tam otomasyonun
önüne geçmek, hem günümüz emperyalist dengeleri, hem de kapitalizmin temel
rekabetçi mantığı nedeniyle neredeyse imkansız gözükmektedir. İşte bu durum da
bugün YZ ile ilgili kapitalizmin krizidir.


​​​​​​​5.3. Sosyalizm
ile YZ İlişkisi


Sosyalizmde
YZ’nin üretimdeki yeri kapitalizmden çok farklı olacaktır, çünkü kapitalizmdeki
emekçinin emeğe yabancılaşma süreci sosyalizmde tersine çevrilmektedir. Bu
bildiride örneklenen yemekhane işçilerinin para karşılığı yemek hazırladıkları
için toplumsal bilince sahip olmaya gereksinim duymamaları durumu sosyalizmle
ortadan kalkmış olur. Sosyalizm-YZ ilişkisini bu bilgilerle incelediğimizde
aşağıdaki tezlere ulaşabiliriz:


YZ,
sosyalizmde insan emeğinden rutini ve monotonu çıkarır.


Bugün insan
emeği şoförlük, hamallık ve nöbetçilik gibi rutin, monoton ve yapana çok bir
şey katmayan birçok iş üstlenmiştir. Yabancılaşmanın tersi istenen sosyalizm
düzeninde ise bu rutinlerin olabildiğince YZ’ye devrdilmesi tercih edilecektir.
Böylece insanlık da tüm aklını ve potansiyelini bilim ve sanat gibi yaratıcı,
ilerletici uğraşlara aktaracak özgürlüğe ulaşmış olacaktır.


YZ,
sosyalizmde uzmanlaşmanın önüne geçmeyi kolaylaştırır.


Bugün belli
meslekler birçok bilimsel alanda yıllarca, belki on yıllarca süren uzmanlaşmayı
gerektirmektedir. YZ’nin satranç örneğinde olduğu gibi belli konuları
soyutlayıp o konularda hızlıca uzmanlaşabilme yeteneği büyük ihtimalle
uzmanlaşmaya duyulan bu gereksinimi azaltacak ve insanın çok yönlü sorunlara
odaklanmasını sağlayacaktır.


YZ, zorunlu
emeği azaltarak komünizme geçişi hızlandırır.


Komünizm için
çok önemli bir şart, Nevzat Evrim Önal’ın birinci Sosyalist Gelecek
ve Planlama Sempozyumu’nda belirttiği gibi insanlığın devam edebilmesi için
zorunlu olan ağır iş yükünün önemsiz duruma gelecek kadar küçülmesidir. YZ’nin
insan emeğinden rutini ve monotonu koparması tam da bu şartın sağlanması için
zemin hazırlayacaktır.


6. Tartışma


Bilgisayar
bilimciler YZ içeren ve içermeyen makineler arasındaki ayrım hakkında tartışmak
isteyebilirler, çünkü bu ayrımı yapmak her zaman kolay olmayabilir. Bu tartışma
biraz teknik bir tartışma olup bu bildirinin kapsamı dışında kalmaktadır.
Burada örneklerle aradaki ayrımı somutlamak yerine okuru bu tartışma üzerine
çalışmaya teşvik etmek daha doğru olacaktır.


Bu çalışmada
insanları makinelerden bilinçli özneler olması yönüyle ayırdık. YZ’lerin
ileride bilinçli olmalarına ise ihtimal verdik. Bilinçli YZ’ler var olduğunda
insanların da makine olduğunu kabul etmek ve o bilinçli YZ’lerin artık makine
olmadığını söylemek aslında aynı gerçeği iki farklı makine tanımıyla açıklamak
anlamına geliyor. Bu çalışmada makineyi bir nesne olarak tanımladık. O yüzden
bilinçli YZ’ler var olurlarsa onları makine saymamış oluyor, makinelikten
çıkmış kabul ediyoruz.


YZ’ye çok
büyük bir akıl aktarılsa ve tüm üretimde bu sayede otomasyon sağlansa bile,
insanlığın tüm geleceğinde ortaya çıkabilecek tüm nesnel koşullar göz önüne
alınamayacağından eldeki otomasyon er ya da geç bakım ve değişiklik
gerektirecektir, o yüzden tam otomasyon bilincşiz YZ’ler ile asla
gerçekleştirilemez. Tam otomasyonun ideal gerçekleştirilimi için YZ’ye bilinç
kazandırılması şart olacaktır. Ancak tam otomasyondan bahsederken insanlığın
tarihinde şimdiye göre çok ileri bir dönemden söz ettiğimiz için, spekülasyonlar
içinde boğulmamak adına bu bildiride sadece yakın gelecekle ilgilenilmiştir.


Özne olmak ile
bilinçli olmak arasındaki ilişki bu yazı okunduğunda sanki birebirmiş gibi
algılanabilir. Oysa özne olmanın düzeyleri vardır, bir özne bilinçsizce de bir
özne olabilir. Bu bildiride özne olmak ile kastedilen yüksek seviyede bir özne
olma halidir, öznenin gerçekleştirdiği eylemle kendisine ne kattığının farkında
olması durumudur.


Kapitalizmin
YZ’nin ilerlemesini tamamen durduramayacağı vurgusu aslında teoride yanlıştır.
Örneğin, ultra-emperyalizmde teknolojik gelişme tekelleştirilebilir ve
insanlığı ilerletecek ama kapitalizmi krize sokacak araştırmalar kolaylıkla
engellenebilir. İnsanlık sonuçta bu teknolojik gelişmeler dursa da var olmaya
devam eder. Bu yazıda yapılan vurgu, bugünkü serbest piyasa ekonomisinde
teknolojik gelişmeyi serbestliğin tanımı gereği kontrol edilmeyen bir rekabetin
konusu yapmıştır. Yani bugünün kapitalizminde YZ’nin ilerlemesi durdurulamaz.
“Ultra-emperyalizm mümkün mü?”, ya da “Mümkünse bile kalıcı
olabilir mi?” gibi sorular ise bu bildirinin kapsamı dışındadır. Öte
yandan, “YZ’nin ilerlemesinin durdurulamaması kesin bir çöküş getirir,
kendiliğinden bir devrim yaratır” şeklinde bir çıkarım yapmak da
kesinlikle yanlış olur. Bu yazıdaki vurgu YZ’nin ilerlemesinin bir kriz
başlatacağı öngörüsünün ötesine geçmemektedir.


YZ’nin
komünizme geçişi hızlandırması tezi, komünizme geçişte öznenin rolünün
azımsanmasına sebep olabilir. Bu bildirinin vurgusu asla değişimlerin
kendiliğinden olacağı iddiası değildir. Nitekim YZ’nin zorunlu emeği azaltması
için egemen düzenin de buna ortam sağlayacak koşulları hazırlaması gerekir.
Zaten bu yüzden bu tez YZ’nin sosyalizm ile ilişkisine ait bir tezdir, YZ’nin
sadece kendisine değil.


7. Sonuç


Bu çalışmayla
YZ ile ilgili bazı temel tanımlar oturtularak popüler bilimde sıkça düşülen
yanılgılar ortaya konmuş oldu. Bu tartışmalardan yola çıkarak vardığımız tezler
YZ’nin bir kapitalizm krizi olduğu ve sosyalizmde insanlığın yararı için
kullanılabileceği iddiasını taşıyor. Bu iddiaların güçlenmesi ise ancak YZ ile
ilgili güncel gelişmelerin bu tezler ışığında incelenmesi ile mümkün olabilir.


Bu çalışmanın
daha derinlikli duruma getirilmesi için öncelikle YZ’nin insanlığın yararına en
iyi sosyalizmde kullanılabileceğine dair bir tartışma yürütülmelidir. Günümüzde
YZ’li olan ve olmayan makinelerin kullanım alanları incelenmeli, YZ’ye geçiş
yapan üretim birimlerinde ne gibi değişiklikler gözlemlendiği ayrıntılı olarak
araştırılmalı, vaka çalışmaları yapılmalıdır. YZ’nin sosyalizmde merkezi
planlamada nasıl kullanılacağı ve merkezi planlamayı yöneterek kitleleri nasıl
yönlendirebileceği üzerine yeni tezler oluşturulmalı, tartışmalar yapılmalıdır.


8. Teşekkür


Bu bildirinin
hazırlanmasında katkı koyan Sercan Kabakcı, Nevzat Evrim Önal, Onur Güngör, Cem
Şanal ve Simge Taşdemir arkadaşlarıma teşekkürü bir borç bilirim.


* Bilim ve
Aydınlanma Akademisi, Kolektif Yaşamı Kurgulama BA, Yapay Zekâ ve
İleri Teknolojiler Komisyonu


Kaynaklar


  1. BBC.
    Dünya’nın ilk robot vatandaşı Suudi Arabistanlı, 2017. https://www.bbc.com/turkce/haberlerdunya-41780346.
  2. Grammarly
    Inc. Grammarly: Free grammar checker, 2017. www.grammarly.com/about.
  3. Karl
    Marx. Value, price, and profit, 1865.
  4. John R.
    Searle. Minds, brains, and programs. Behavioral and brain sciences,
    3(3):417–424, 1980.
  5. Jonathan
    Slocum. A survey of machine translation: Its history, current status, and
    future prospects. Comput. Linguist., 11(1):1–17, Ocak 1985.
  6. Alan M.
    Turing. Computing machinery and intelligence. Mind, 59(236):433,
    1950.
  7. Sputnik
    Türkiye. Hawking: Yapay Zeka İnsanlığı Bitirebilir, 2017. https://tr.sputniknews.com/bilim/
    201711031030860825-hawking-yapay-zeka-insanlik/.
  8. G.
    Adomavicius ve A. Tuzhilin. Toward the next generation of recommender
    systems: a survey of the state-of-the-art and possible extensions. IEEE
    Transactions on Knowledge and Data Engineering
    , 17(6):734–749, Haziran
    2005.
  9. Modan K
    Das ve Ho-Kwok Dai. A survey of dna motif finding algorithms. BMC
    bioinformatics
    , cilt 8, sayfa S21. Springer, 2007.
  10. Mahmood
    Sharif ve Sruti Bhagavatula ve Lujo Bauer ve Michael K. Reiter.
    Adversarial generative nets: Neural network attacks on state-of-the-art
    face recognition. ArXiv, abs/1801.00349, 2018.
  11. Rachel
    Katoshevski-Cavari ve Theo A Arentze ve Harry JP Timmermans. Sustainable
    city-plan based on planning algorithm, planners’ heuristics and
    transportation aspects. Procedia-Social and Behavioral Sciences,
    20:131–139, 2011.
  12. Amy
    Wendling. Karl Marx on technology and alienation. Springer, 2009.
  13. Çiğdem
    Demir ve Bülent Yener. Automated cancer diagnosis based on
    histopathological images: A systematic survey. Kasım 2004.
  14. Alp
    Öztarhan. Zihin-beden sorunu. Marksizm Bilime Yabancı mı? Yazılama
    Yayınevi, 2014.


Katkılar


Yazarın Notu


Öncelikle
buraya yazı olarak dökmenin mümkün olmadığı çok sayıda sözlü katkı aldığımı
söylemeliyim. Bu bildirinin gördüğü büyük ilgi adına çok mutlu oldum. Elimden
geldiğince bütün katkıları bildirinin son haline aktarmaya çalıştım. Bildirinin
son halini eksik veya yetersiz bulan arkadaşlarımdan rica edebileceğim tek şey
tüm bu derin katkılar adına yapmam gereken değişiklikleri kısıtlı sürede
gerçekleştirme yükümlülüğüm olduğu için beni affetmeleri ve ileriki
çalışmalarda bu bildirideki fikirleri geliştirmemiz için çok değerli
katkılarını esirgememeye devam etmeleridir.


Bu noktadan
itibaren yazılı katkıları ve onlara verdiğim yanıtları sıralıyor olacağım.


Erhan Nalçacı


Yapay Zeka
Üzerine Temel Tezler
oldukça kafa açıcı ve sempozyum sürecine önemli bir
katkı niteliği taşıyor.


Bir yandan
kapitalizm otomasyonu geliştiremediği için işçiler açı çekiyor, bir yandan
geliştirdiği için işsiz kalıyor, gerçekten günümüz kapitalizminin çelişkisi iyi
özetlenmiş. Sermaye sınıfı bir yandan üretici güçlerin gelişmesini engellerken
bir yandan da SİHA’lar gibi savaşa robotlarını daha fazla devreye sokuyorlar.


Emekçi
sınıflar iktidarı ele geçirdiklerinde tüm üretim araçları ile birlikte YZ’li
makineleri de devralacaklar. İnsanlık dışı amaçlarla kullanılanları devre dışı
bırakacak ve otomasyon ve merkezi planlama için YZ’li makinelerin
olanaklarından yararlanacak ve geliştirecekler.


Sonraki
çalıştaylar için önerim, YZ için çalışırlarken elektronikçilerin
sinirbilimcilerle birlikte bir ekip oluşturmasıdır. Örneğin bildiride defalarca
akıldan bahsedildiği halde beyin ve sinir hücrelerinin bir kez bile adı
geçmiyor. Ayrıca akıl ve bilinç sadece insana atfediliyor.


Bilinç ve
akıldan bahsedebilmek için biyolojik evrime bakmak gerekiyor. Duysal ve hareket
olanakları, dilin gelişimi, yazı, matematik dili, bu yollarla gelen verilerin
bütünleştirilmesi vb.


Sosyalist bir
dünya düzeni kurulduğunda, YZ’lı makinelerin gelişebileceği alanlar var mı, şu
anda lüks bir tartışma ama akılda durmalı. Uzay araştırmaları gibi. Bugün bile
gelişkin robotlar insan vücudu için uygun olmaya ortamlarda uzun yıllar
çalışabiliyorlar. Belki bu konu Uzay Araştırmaları Komisyonuyla birlikte
çalışılabilir.


Yazarın Yanıtı


Değerli
yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Sinirbilimcilerle ve Uzay Araştırmaları
Komisyonuyla ortak çalışmak bence de çok iyi ve gerekli bir fikir.


Ali Somel


Tek bildiğimiz
akıl ve bilinç türünün insan ait olduğunu söylemek herhalde biyoloji bilimi
açısından doğru olmaz. Akla sahip ve iradi hareket etme yetisi açısından
bilinçli de sayabileceğimiz pek çok canlı olduğu muhtemel. İnsanı ayırt eden
özelliğinin akıl ve bilinçle birlikte doğayı kolektif olarak dönüştürme
yeteneği olduğunu belirtmek gerekir. YZ tartışmasında da insanlar ve insansılar
arasında aşılamayacak farkı burada tarif etmek gerektiği kanaatindeyim.


– “O
halde YZ’ler satrançta insanlardan daha akıllıdır. Oysa çevremiz sürekli
değişmekte ve insanlığın önüne çözmesi için sürekli sonsuz sayıda problem
koymaktadır”


Bu sadece
insanın çok sayıda farklı problemlerle ilgilenmesiyle ilgili değil, üretim
araçlarının gelişkin bir temsilcisi olan YZ’nin tek bir probleme ilişkin dahi
kolektif aklı kullanıyor olmasıyla ilgilidir. Bu tür deneyler olsa olsa
kolektif aklın bireye üstünlüğünü ispatlar ancak bu YZ olmayan diğer makinalar
için de geçerlidir. YZ’nin diğer makinalardan farklı olmadığı konusundaki
ileride değinilen yanılgıda YZ’nin diğer makinalar gibi nesne oluşlarını öne
çıkarmışız; buna ek olarak diğer makinalar gibi kolektif aklın ürünü
olduklarını da belirtebiliriz.


– “Bu
bildiride ise ortaya konduğu üzere, kapitalizmin YZ’yi ilerletecek tarafı
teknofiliye, YZ’yi durdurmak isteyecek tarafı da teknofobiye
yanaşacaktır.”


YZ’nin
durdurulması değil de az önce ifade edilen tam otomasyona geçişin durdurulması
mı kast ediliyor?


-
“YZ’lerin ileride bilinçli olmalarına ise ihtimal verdik. Bilinçli YZ’ler
var olduğunda insanların da makine olduğunu kabul etmek ve o bilinçli YZ’lerin
artık makine olmadığını söylemek aslında aynı gerçeği iki farklı makine
tanımıyla açıklamak anlamına geliyor.”


İnsan ve
makine arasında tanımlı bir işlemi değerlendirme biçimi açısından şu aşamadaki
fark ‘bilinç’ ve ‘akıl’ farkı olarak ifade edilebilir. Fakat bilinç de bu
yazının başında belirtildiği gibi evrim sürecinde, özellikle de dönüştürme
yeteneği ile ortaya çıkmıştır. İnsanı özne kılan bilinç ile dönüştürme
yeteneğinin diyalektik bütünlüğüdür.


– “YZ’nin
insan emeğinden rutini ve monotonu koparması tam da bu şartın sağlanması için
zemin hazırlayacaktır”.


YZ’nin
insandan devralabileceği iki tür iş olabilir: Birincisi burada sayıldığı gibi
monoton-vasıfsız işlerdir. İkincisi karmaşık (dolayısıyla vasıf gerektiren)
ancak aşırı uzmanlık (yoğun kolektif akıl) gerektiren işlerdir. İlki
sosyalizmden YZ olmadan da makinalaşmayla çözülmesi hedeflenen bir sorun
türüdür. İkincisi ise YZ ile aşılabilecek ve insanın çok yönlü sorunlara
odaklanmasını sağlayabilecek bir sorun türüdür.


Yazarın Yanıtı


Detaylı
yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Çoğu yorumunuzda haklısınız. Öncelikle
insanlığın kolektif aklının biricik olması hususunda kaygılarınıza ithafen
“Burada dünyamızda yaşayan diğer canlıların (maymunların, diğer
hayvanların) da kısıtlı da olsa akılları olduğunu, kastedilenin doğayı kolektif
olarak dönüştürme yeteneği olduğunu ve bunun da insanlığa özgü olduğunu vurgulamak
gerekir.” ekledim.


Satranç
oynayan YZ’nin insanlığın kolektif aklını miras aldığı konusunda haklısınız.
Ama vurgulamak isterim, onun karşısında satranç oynayan birey de aynı aklı bir
ölçüde miras almaktadır. Büyük ihtimalle o güne kadar yazılmış satranç kitaplarını
okuyan, hocasından yeni stratejiler ve taktikler öğrenerek yetişen bu birey de
kapasitesi ve imkanları ölçüsünde insanlığın kolektif aklını miras almıştır.
Dolayısıyla YZ’nin satrançta kazanmasını kolektif aklın bireyin aklına
üstünlüğü olarak tanımlayacak olursak YZ’nin kolektif aklı eksiksiz miras
alabildiği varsayımını yapmış oluruz. Belki YZ satranç konusunda kolektif aklı
herhangi bir bireyden daha az eksik ile miras alıyordur, yani YZ satranç
konusunda bireyden daha akıllıdır. Ama bu niye böyledir? Yani insan neden
kolektif aklı YZ’den daha fazla eksikle miras alıyor satrançta? İşte bu sorunun
cevabı illaki YZ’nin problemi soyutluyor ve başka şeylerle ilgilenmiyor
olmasında yatmak zorundadır.


YZ’nin
insanlığın kolektif aklını miras aldığı vurgusu belirttiğiniz üzere çok önemli.
Öneriniz üzere Bölüm 5.1 içerisindeki ilk tezde bu vurguyu yapmış
bulunmaktayım.


Kapitalizm tam
otomasyonu durdurmayı amaçlıyor tabii ki. Ama sadece bunu durdurup geri kalan
YZ’yi geliştirelim gibisinden bir kontrol sahibi olamazlar. Tam otomasyonu
durdurma amaçlı alınacak her pozisyon kaçınılmaz olarak YZ’yi genel olarak
geriletmek, durdurmak isteyecektir. Çünkü YZ alanındaki hangi ilerlemenin bizi
tam otomasyona yaklaştırıp hangisinin uzaklaştıracağı önceden kestirilemez.
Bilimsel araştırmanın doğası gereği tüm araştırma sonuçlarına vakıf
olabilseydik yaptığımız şeye araştırma demezdik. Şu halde örtük olarak
kapitalizmin içinde YZ’yi geriletecek bir unsur olduğu vurgusunu azaltmamak
için YZ’yi geriletme ifadesini değiştirmedim.


İnsanı özne
kılan özelliği bir cümle ile tüm açıklığı ile gözler önüne sermişsiniz. Bu
yazıda dikkat ederseniz YZ’nin de bu özelliği kazanma ihtimali olduğuna dair
açık bir kapı bırakıyorum. Gerçekten de YZ bu özelliği kazandığında hala ona
makine diyecek miyiz? Bir başka deyişle insanlık kendisini de bir makine olarak
görebilir. Açıkçası bundan kaçınmak istiyorum, çünkü bence halk dilinde makine
denildiğinde örtük olarak sizin ortaya koymuş olduğunuz özne niteliğinden
yoksun otomatlar kastediliyor.


Bilinç ve
dönüştürme yeteneğinin diyalektik bütünlüğü de benim için özellikle kafa
karıştırıcı. Bu yazıda bilinci akıldan ayırabilmek için dönüştürme yeteneğini
bilinçli olma şartı olarak ekliyorum. O zaman da söylediğiniz bütünlüğe vurgu
yapmak bir totoloji haline geliyor. Büyük ihtimalle söylediğiniz bütünlük
gerçekten de iki ayrı şeyin bütünlüğü, o zaman da bilinci tanımlarken
dönüştürme yeteneği şartını çıkarmak lazım. Bu şartı çıkarınca da bilinci
akıldan ayırt edemez hale geliyorum. Bu zorluklardan kaçınmak için pek de haz
almadığım şöyle bir kaba materyalist numara yapıyorum; varlığını ölçmenin başka
bir yolu olmayan bilinci, dönüştürme yeteneği ile bir tanımlıyorum. Açıkçası
diyalektik materyalizm ve felsefe üzerine benden daha yetkin biri burada daha
düzgün bir yol bulabilirdi. En azından şu haliyle bildirinin bütünlüğünü
koruduğunu düşünüyorum.


İnsanlığın
büyük vakit ve emek harcayarak uzmanlaşmasını gerektirecek işleri de YZ’nin
devralabileceği vurgusu bence de çok önemli. Çok ince gördüğünüz bu vurguyu
Bölüm 5.3 içerisine bir tez olarak ekliyorum. Yalnız YZ’nin kapitalizmde insan
emeğinden rutini ve monotonu koparabileceğine inanmıyorum. Aksine tıpkı buharlı
makinelerin, bilgisayarlı Endüstri 4.0 sistemlerinin yapmış olduğu gibi rutini
ve monotonu artıracaktır. Bugün bir akademisyen olarak taramalı tüfek gibi
makale yazmam bekleniyor, bu makalelerin içeriğinden çok sayısı belirliyor
başarım oranımı. Google Scholar sağolsun her hafta bu kalitesiz makalelerden
tonlarcasını okumak zorundayım tezimi yazabilmek için. Okurken de hızlı
olabilmek için özet, deney sonuçları ve tartışma kısmına şöyle bir göz
gezdiriyorum, tamam. Oysa yaptığım iş hiç bu kadar rutin ve monoton
olmamalıydı, teknolojik gelişmenin vaadi bu değildi. Bu kısmı sizin gibi
diyalektik materyalizme hakim biriyle yüzyüze tartışmayı çok isterdim.


Kıvanç İbrahim
Ünlütürk


Öncelikle
Yavuz’un eline sağlık. YZ’nin ne olduğu, nereye varacağı konusundaki tartışmalar
çok fazla hata içeriyor. Bu alandaki idealist sapmalara Marksist bir yanıt
vermek çok önemli. Bugüne kadar YZ’nin nasıl kullanılabileceği üzerine fikirler
belirtmiştik ve bu bağlamda YZ’nin kendisinin ne olduğu konusuna da
değinilmişti tabii ama doğrudan bu meseleye eğilen bir şey yayımlanmamıştı
sanıyorum. Bu bildiri bu açığı kapatıyor. Gayet kapsamlı ve profesyonel bir
şekilde yazılmış. İlerideki tartışmalar için de sağlıklı bir zemin sunuyor.


Yazarın Yanıtı


YZ gibi
üzerine henüz çok yazılıp çizilmemiş nispeten yeni bir alan hakkında doğru
yolda olduğumuzu gösteren değerli görüşleriniz için teşekkür ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet