FERHAT ÜNLÜ : ‘Pandemi tanrıları’ndan yapay zekâya

27 Aralık 2020
Mitolojinin bilinen en eski kaynağı olan Sümer’de ve sonrasında da Babil’de salgın hastalıkların, Nergal adlı bir ‘pagan tanrı’dan geldiğine inanılırdı. Enlil ve Ninlil’in oğlu olan Nergal, Yahudi İncili’nde şimdiki Irak <www.sabah.com.tr/haberleri/irak> sınırları içinde yer alan Kutha adlı bir şehrin ‘tanrısı’ olarak da anılıyor: “Babil’in insanları Succoth-Benoth’u, Kutha’nın insanları da Nergal’i yaptılar.”
Aztekler’de ‘salgın hastalıklar tanrısı’ ise ‘Chalchiutotolin’ adını taşıyordu.
13-16. yüzyıllar arasında Meksika Vadisi’nde büyük bir uygarlık kuran Aztekler’in panteonlarında (mitolojide tanrı gruplarını anlatmak için kullanılır) yüzden fazla tanrı vardı. Reşef ise yine Mezopotomya’daki bir başka ‘pandemi tanrısı’ versiyonudur (Mısır’daki versiyonsa Reseph) ve şimdi Suriye sınırlarında yer alan Ugarit panteonunun önemli bir üyesidir.
Yunan mitolojisindeyse ‘salgın hastalıklar işine bakan’ tanrı, Apollon’dur.
Eski Yunanlıların ‘medikal bakanı’. Tutkuyla bağlı olduğu hobileri müzik ve şiirden vakit buldukça Apollon, yeryüzüne salgın hastalık gönderirmiş!
AZTEKLER’İ ‘KIRAN’ BAKTERİ
Ne diyorduk? Aztekler. Aztekler’in sonunu getiren, telaffuzu şöyle dursun yazması bile zor olan ‘Chalchiutotolin’ değil, Avrupa’dan gelen Salmonella bakterisi oldu. BioRxiv’de yayınlanan bir araştırmaya göre, 500 yıllık bir DNA bulgusu (DNA’da Salmonella bulundu) tarihin en ölümcül salgınlarından birinin Aztek yerlileri arasında görüldüğünü ortaya koyuyor. Bu, bir Tifo salgınıydı. Mikrobu, İspanyollar, Amerika’yı istila etmek üzere geldikleri Avrupa’dan taşıdılar. Salmonella, okyanusu aşıp Amerika’ya geldikten sonra dışkı yoluyla da bulaşabildiği için İspanyol istilası sırasında oluşan sağlıksız ortam da ona güzel bir yayılma fırsatı sundu.
1519’da İspanyol Hernando Cortés, şimdiki Meksika topraklarına vardığında Aztek yerlilerinin nüfusu takribi 25 milyondu. Aradan geçen bir yüzyılda yerli nüfus 1 milyona düştü. Adamların soyuna resmen kıran girmiş! Bunun ne kadarı soykırımla temizlendi tam olarak bilinemez, ama Aztek dilinde ölümcül salgın anlamına gelen ‘cocoliztli’ yüzünden ölenlerin 7 ila 18 milyon kişi olduğu sanılıyor.
ÇİN’İN SALGIN HASTALIK TANRISI(!)
Tıpkı şimdiki Korona gibi tarih boyunca da -başta Veba olmak üzere- pek çok salgın hastalığın kaynağı olarak gördüğümüz Çin <www.sabah.com.tr/haberleri/cin> ‘de ‘salgın hastalıkların tanrısı’ ise Wen Shen <www.sabah.com.tr/haberleri/wen-shen> ‘di. Çin mitolojisine göre Wen Shen, insanlığı işlediği suçlardan ötürü cezalandırmak için virüsleri, bakterileri, yani bilumum mikropları ‘serbest bırakıyordu’. Ne tür bir günah işlendiyse artık, Çin menşeli Kovid-19 kısa sürede tüm yeryüzünü -istilacı Moğol ordusu gibi- kapladı.
Pandemi, bir kıta veya dünya geneline yayılmış salgın hastalıklara verilen isim. Eski Yunanca’da tüm anlamına gelen ‘pan’ (Panteizm’de görüldüğü gibi. Pan, aynı zamanda Antik Yunan mitolojisinde Ay Tanrıçası Selene’yi kandıran kırların ve çobanların tanrısıdır) ile insanlar ya da halk anlamına gelen ‘demos’ kelimelerinden türemiş. (Demokrasi’de olduğu gibi.)
Pandemi koşullarının oluşması için bulaşıcılık şart. Mesela ne kadar yaygın olursa olsun bulaşıcı olmayan kanser, pandemi kavramı içine girmiyor.
ESKİ VE ‘GÜNCEL’ PANDEMİLER
Bununla birlikte AIDS, küresel bir pandemi. 1960’larda ortaya çıktı, 80’lerde tam anlamıyla keşfedildi ve tanınır oldu. Artık eskisi gibi bahsi geçmiyor. Ama vaka sayıları hiç de düşük değil. 2014 yılı itibarıyla dünyada yaklaşık 36,9 milyon insan HIV virüsüyle enfekte olmuştu. 2012 yılında yaklaşık 17,2 milyon erkek, 16,8 milyon kadın ve 3,4 milyon 15 yaşından küçük çocuk AIDS hastasıydı. 2010 yılında 1,8 milyon insan AIDS nedeniyle hayatını kaybetti, bu sayı 2005 yılında daha fazlaydı: 2,2 milyon.
AIDS’e neden olan HIV virüsü Afrika’da ortaya çıktı, 1966-72 yılları arasında Haiti bölgesinden ABD’ye girdi. AIDS, başka bölgelerde de görülmesine rağmen bir Afrika pandemisi olarak nitelendiriliyor. Kovid-19 ise pandemi kavramının içini doldurur nitelikte yaygın bir salgın. Dünyanın toplam 206 ülkesinin tamamını istisnasız etkiledi. İklim koşullarından ötürü insan yerleşiminin az olduğu Antarktika’ya girmemişti, sonunda oraya da girdi.
Geçtiğimiz hafta itibarıyla 72 milyon 274 bin 687 insan Kovid-19’dan enfekte olmuştu. Ölüm sayısı 1 milyon 668 bin 174 idi.
Tarihte Kara Ölüm (Veba), Kolera, Tifo, Çiçek Hastalığı, Tüberküloz ve Grip hastalıklarının yol açtığı büyük pandemiler görüldü. Bunlardan en büyüğü 14. yüzyılda 75 ila 200 milyon arasında insanı öldürdüğü hesaplanan Veba. Tarihte daha önce görülen büyük vebalar ise Roma’da 541’de ortaya çıkan Jüstinyen Vebası ve 1855’te yine Çin’de ortaya çıkıp Hindistan’a yayılan ve 10 milyon insanı öldüren Veba.
1918 İspanyol Gribi salgını da en büyük kayıplara yol açan pandemilerden biri. Gerçi kayıplarla ilgili görüşler muhtelif. Kimilerine göre 20 milyon, kimilerine göre ise 100 milyon insan öldü bu pandemide. Ancak elbette o zamanlar pandemi kavramı yoktu. Pandemi teriminin literatüre değil ama kamuoyu hafızasına girmesi ise Kovid-19 salgınıyla gerçekleşti.
‘BEŞ GÖZ’ÜN MEDİKAL STRATEJİSİ
Aztekler’in akıbetinin bir benzerini İngiliz kolonizasyonu sırasında Avustralya <www.sabah.com.tr/haberleri/avustralya> yerlileri de yaşadı. Yalnızca soykırım nedeniyle değil, Çiçek Hastalığı yüzünden de 18. yüzyılda Aborjinler’in önemli bir kısmı öldü.
Ataları, oranın yerlilerinin soyuna kıran girdirmiş Avustralyalılar şimdi Kovid-19’a karşı Pandemi Sağlık İstihbarat Planı adlı bir planla hareket ediyorlar. Bu plan, dört temel esas üzerine oturuyor:
Epidemiyolojik durum: Vakaların oranı, hastaların yaşları, hastalığın şiddeti, enfeksiyonun kaynağı ve buna benzer diğer parametreleri izleyerek epidemiyolojik durumu tespit ediyorlar.
Kamu sağlık sistemi kapasitesi: Hastane altyapısı olarak tefsir edebilirsiniz. Türkiye <www.sabah.com.tr/haberleri/turkiye> ‘nin en çok önem verdiği boyutlardan biri bu. Daha ziyade ağır vakalar arttığında gündeme geliyor bu konu.
Koruyucu sağlık sistemi kapasitesi: Bu da evde tedavi edilen hastalardan yola çıkılarak elde edilen bir girdi.
Halkın salgını kabullenmesi ve kurallara olan bağlılığı: İşte en önemli kısımlardan biri bu. Eğer halkın bir kesimi pandemiyi ‘plandemi’ olarak görüyorsa ya da aşıya kategorik olarak karşıysa salgınla mücadelede işiniz zorlaşıyor.
İngiltere <www.sabah.com.tr/haberleri/ingiltere> de sağlık istihbaratı alanında yatırımları olan bir ülke. İngiltere’nin tıpkı Avustralya gibi ‘Beş Göz’ adlı elektronik istihbarat sisteminin üyesi olduğunu unutmayalım. Diğer ülkeler: ABD, Kanada <www.sabah.com.tr/haberleri/kanada> ve Yeni Zelanda <www.sabah.com.tr/haberleri/yeni-zelanda> . Kovid-19 ile mücadelede sadece ‘Beş Göz’ değil, NATO <www.sabah.com.tr/haberleri/nato> sistemini de içine alan bir stratejinin işe yarayacağı görüşünü ileri süren naifler var. NATO, bir medikal istihbarat paktı değil, ayrıca terör virüsüne karşı birleşememiş bir NATO’nun Koronavirüse karşı birleşmesi de şimdilik bir hayal. Zaten, farkındaysanız bütün NATO üyeleri kendi derdinde.
ÜST SEVİYE BİYO-GÜVENLİK LABORATUVARI
‘Beş Göz’ün en önemli üyesi Amerika Birleşik Devletleri ise pandemi istihbaratını Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri adlı kurum üzerinden güçlendirmeye çalışıyor. HIV virüsünün 1981’deki keşfinde önemli rolü olan bu kurumun merkezi Georgia eyaletinde. Kurum, ABD’nin Sağlık ve İnsan Hizmetleri Dairesi’nin kamu sağlığı ve kamu güvenliğinin sağlanması konusunda çalışan bir birimi. Sağlık konusundaki ilerlemelere enformasyon sağlayarak destek veriyor ve devletin diğer sağlık birimleriyle koordinasyonunu sağlıyor.
Bu kuruma bağlı olan Salgın İstihbarat Teşkilatı’nı da anmadan geçmemek lazım. Bunun da merkezi Atlanta’da. Teşkilatın temelleri epidemiyolog Alexander Langmuir tarafından atıldı. 26 Ekim 1951 tarihinde kurulan bu teşkilat; yapay virüsler, yani biyolojik silahlar üzerine de çalışıyor.
Bu kuruluşun bir laboratuvarında dördüncü, yani en üst seviye biyo-güvenlik bulunuyor. Tedavisi ve aşısı olmayan ölümcül virüslerin muhafaza edildiği bir yer burası. Vuhan’daki enstitü de böyle bir yerdi. Korona pandemisinin oradaki bir kaçak yüzünden ortaya çıktığı tezinin çok alıcısı olduğunu da bu noktada hatırlatalım.
AŞIYI YAPAY ZEKÂ MI YAPTI?
Son olarak gelelim medikal sistemde yapay zekânın kullanımına. Yapay zekâ teknolojilerinin pandemiyle mücadelede rolü giderek artıyor. 13 Aralık 2020’de bu köşede yayınlanan ‘Yapay zekânın ilahi trajedisi’ başlıklı yazıda
2019 Temmuz’unda, yani Koronavirüs pandemisinden önce Avustralya’da bir grup bilim insanının yapay zekâ ile grip aşısı ürettiğini yazmıştık. (Ayrıntılar için bkz: www.sabah.com.tr/yazarlar/pazar/ferhat-unlu/2020/12/13/yapay-zekanin -ilahi-trajedisi)
mRNA teknolojisi ile öngörülenden hızlı üretilen Koronovirüs aşının icadında/üretiminde ‘yapay zekâ’nın kullanılıp kullanılmadığı sorusunu da sormuştuk. Zira bu konuda doyurucu bir açıklama yok.
Bildiğimiz, açıklandığı kadarıyla yapay zekânın pandemide en çok kullanıldığı kısım virüsle ilgili dataların muhafaza edilmesi, potansiyel tehditlerin testi, teşhisler ve kamu sağlığı verilerini izlemek gibi unsurlar.
ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü de Temmuz 2019’daki bir ‘workshop’ta biyo-medikal keşiflerde ve klinik araştırmalarda yapay zekânın giderek önem kazandığına dikkat çekmişti. ‘Beş Göz Paktı’na üye ülkeler; Suki, Kara, Epic gibi iPhone’daki Siri benzeri ses sistemlerini Kovid-19’un klinik kayıtlarının tutulmasında kullanıyor bile.
Artık bilumum mikropların pagan tanrılarından geldiğine inanılmıyor. Bu konuda epey bir entelektüel ilerleme sağlandı! Ancak yapay zekâ, giderek ‘pandemi tanrıları’nın yerini alabilir. Gerçi henüz medikal istihbarat denilen şey de şimdi yaşadığımız gibi büyük pandemilerin çözümüne hatırı sayılır bir katkı sağlıyor değil. Yakın vadede buna kadir olacak gibi de görünmüyor.
Ama tıpkı aşının, hatta aşıların şaşırtıcı bir ivedilikle üretilmesi gibi bir tarihsel sıçrama daha yaşanırsa yapay zekâya inisiyatifi kaptırabilir insanoğlu. Ya da daha doğrusu; insanlığın, iradesini ‘post-postmodern yapay zekâ tanrıları’na teslim etmesini isteyenler, sonunda bu hedeflerini başarabilir.