40 Soru, 40 Cevap



Yahudiler
ve Yahudilik



Holokost
hakkında temel sorular



Holokost’un
gelişimi



Naziler,
Holokost ve Müslümanlar



Yahudiler,
Müslümanlar ve Hıristiyanlar



Holokost
İnkârı Hakkında



Holokost
ve Arap-İsrail çatışması



Yahudi kimdir?


Yahudi geleneğine
göre Yahudi anneden doğan her çocuk ve birtakım sıkı kurallar ve dini törenden
geçip Yahudiliği kabul eden herkes Yahudi’dir. Bir insan Yahudi olup dindar
olmayabilir. Bu kişilere laik Yahudi denir. Yahudi dini, çok dindar
ortodokslardan tutucular ve liberallere kadar farklı akımları kapsar.


Dünyada kaç Yahudi var?


Dünyanın her bir
yanında yaklaşık 13 milyon Yahudi yaşıyor. Bu 6,6 milyar olan dünya nüfusunun
küçücük bir parçası. Yahudilerin yarıya yakını İsrail’de; büyük bir kısmı da
ABD, Rusya ve Fransa’da yaşıyor. Son 30 yılda dünya nüfusunda yüzde 60 artış
olmasına rağmen Yahudilerin nüfusu sadece yüzde iki artmıştır.


Yahudiler bir ırk mıdır?


Hayır. Biyoloji
bilimine göre insanlar tek bir ırktır. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın ilk
yarısında bazı etkin Avrupalı bilim adamları kendi ırklarının (“beyaz
ırk”ın) üstünlüğünü kanıtlamakla ilgilendiler. 1930 – 40’larda Naziler
Aryanlar’ı diğer ırklardan ayırmak için bu fikirleri kullandılar. Aryanlar’ı
“ırk merdiveninin” en üstünde, Semitik ırkı da en aşağıda
gösterdiler. Güncel bilim ve genetik çalışmalar ırk sınıflandırmasının
yokluğunu kesinlikle kanıtlamıştır.


Anti-Semitizm nedir?


Anti-Semitizmin
anlamı Yahudi nefreti, anti-Semit de Yahudi karşıtı demektir. Anti-Semitizm
sözcüğü, 1880 yıllarında “anti-Semitizmin babası” diye anılan Wilhelm
Marr adlı Alman gazetecinin makaleleri ve broşürleri sayesinde ün kazandı.
Politik anti-Semitizm 19. yüzyılda yükseldiyse de, dinsel anti-Semitizm
(anti-Yahudilik) eski zamanlarda başlayıp Ortaçağda özellikle Hıristiyan
Kilisesi kapsamında devam etti. Bunun nedeni, Yahudilerin, kendisi de bir
Yahudi olan İsa’yı mesih olarak tanımayı reddedip, Romalıları onu öldürmeleri
için kışkırtmalarıydı.


. Yahudilerin dünyaya egemen olmak için gizli bir planı mı var?


Yahudi düşmanlığı tarihte çok geriye gittiği
halde Yahudilerin gizlice dünyaya egemen olma komplosu fikri 1800’lerin sonu ve
1900’lerin başında gündeme geldi. Almanya’daki Nazi propagandasında önemli bir
yeri olan bu inanış Rusya’daki “The Protocols of Elders of Zion”
(Siyon Liderlerinin Protokolleri) adlı kitabın yayınıyla tekrar ön plana çıktı.
Bu kitap Rusya’daki Çarlık yönetimi hükümeti tarafından halkın dikkatini, içinde
oldukları ekonomik krizden uzaklaştırıp, Yahudileri ülkenin sorunlarının sebebi
olarak göstermek için yazılmıştı. Kitaba göre zengin Yahudilerden oluşan
kurmaca bir grup, 24 gizli toplantıda Hıristiyanları yok edip dünyada bir
Yahudi düzeni kurmanın yollarını araştırırlar. İlk olarak 1903’te St.
Petersburg’da bir gazetede çıkan bu kitabın daha sonra birçok değişik
uyarlaması yayınlandı.


Kitabın Arapça ve Farsça çevirileri bugün
Müslüman dünyasında maalesef geniş çapta görülmektedir. 2002 yılında Mısır
televizyonunda bu kitaba dayalı bir dizi bile yayınlanmıştı. “Atsız
Binici” adlı bu dizi birçok Arap ülkesinde yayınlanıp bu hikâyenin
yayılmasına yardımcı oldu.


Amerikan dış politikasını Yahudiler
mi yönetiyor?


Amerika’da
politik lobiler, sistemin önemli bir parçasıdır. Değişik çıkarları ön plana
getirmek isteyen gruplar, kayıtlı olarak meşru yollardan şeffaf bir şekilde
kulis yapabilir. Orada Yahudi grupların yanı sıra Arap Lobisi, İran Lobisi gibi
gruplar da mevcuttur. Zaten doğru terim Yahudi Lobisi değil, “İsrail
Yanlısı Lobi”dir. Enteresan olan bir konu da Amerika’da Evanjelist
Hıristiyanların İsrail yanlısı lobide önemli bir rol oynadıklarıdır. Amerika’da
yasayan 7 milyon Yahudi, ülke nüfusunun sadece % 2’sini kapsar. Amerikan
Yahudileri çok değişik ve çoğu zaman da aralarında karşıt fikirleri olan bir
gruptur. İsrail yanlısı lobinin Amerikan Ortadoğu politikasındaki etkisi
çoğunlukla büyütülür. Ortadoğu politikası kararlarıyla ilgili kapsamlı bir
anketin sonucuna göre, meclisin çoğunluğu gündeme gelen yüzlerce konuda
Amerikan başkanı ve İsrail lobisi AIPAC’ın karşıt olduğu konuların sadece %
27’nde İsrail lobisi yanlısı oy vermişti. 


“Holokost”
sözcüğünün anlamı nedir?


Holokost 1933-1945 yılları arasında Nazi
rejiminin ve yandaşlarının yaklaşık altı milyon Yahudi’yi işkence edip
öldürmesidir. 1933 Ocağında Almanya’da yönetime geçen Naziler Almanları
“üstün ırk”, Yahudileri ise Alman ırkını tehdit eden aşağı derecede
bir yabancı güç olarak görüyorlardı. Yahudilerin yani sıra Çingeneler, zihinsel
ve bedensel engelliler ve Polonyalılar da ırksal, etnik veya milliyetçi
nedenlerle yok edilmek için hedeflendiler.


“Son Çözüm” nedir?


“Son Çözüm” Almanya’nın bütün
Avrupa’daki Yahudileri yok etme planıdır. Bu terim 20 Ocak 1942’de Berlin’deki
Wannsee Konferansı’nda ortaya atılıp Alman subayları tarafından nasıl
gerçekleştirileceği tartışılmıştır. Naziler “Son Çözüm” adı altında
Avrupa’daki en son Yahudi’ye kadar her birini silah ateşi, gaz odaları ve diğer
yöntemlerle nasıl yok edebileceklerini artık açık bir şekilde
tartışabiliyorlardı. Holokost sırasında 1,5 milyonu çocuk olan altı milyon
Yahudi öldürüldü. Bu sayı II. Dünya Savaşından önce Avrupa’da yasayan
Yahudilerin üçte ikisiydi.


Holokost sırasında kaç Yahudi öldürüldü?


Avrupa’da yaşayan 9 milyon Yahudi’den 5-6
milyonu Holokost sırasında öldürüldü. Dört yıllık bu süreç içinde yeralan
değişik olaylardan dolayı kesin bir sayı vermek imkânsız. Ölenlerin yarısı
toplama veya Auschwitz gibi ölüm kamplarında öldü. Diğer yarısı da Nazi
askerlerin başta Almanya, Polonya ve Sovyetler olmak üzere değişik yerleşim
bölgelerinde toplu öldürmeleriyle gerçekleşti.


Onca Yahudi’nin
Naziler tarafından öldürüldüğünün kanıtı nedir?


Nazilerin 5-6 milyon Yahudi’yi öldürdüğünün
bazı delilleri:


1.Yahudiler
için inşa edilen ve kullanılan daha büyük ölüm kamplarına yollanan insan sayısı
ile ilgili tutanaklar.


2.Avrupa
Yahudilerinin II. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası demografik yapısı hakkındaki
araştırmalar.


3.Ölüm
kamplarındaki Nazi komutanlardan ve ölüm mangalarından gelen çalışma raporları.


4.Savaş
sonrasında Nazi subaylarının ve liderlerinin tanıklık ifadeleri.


5.Son
zamanlarda yapılan araştırmalar sonucu Ukrayna’da yakın zamanda kazılan Yahudi
toplu mezarları.


Nazi liderlerinin Yahudilerin yok edilmesiyle
ilgili söyledikleri bazı sözleri:


  • 1. Hitler’in propaganda şefi Joseph
    Goebbels
    ‘in günlüğünden (Lochner, The Goebbels Diaries,
    1948, pp. 86, 147-148):


14 Şubat 1942: Führer (Hitler)
Avrupa’daki Yahudileri insafsızca temizleme azmini tekrar zikretti. Bu konuda
hiçbir korkakça duygusallık olmamalı. Yahudiler sonunda başlarına gelen felaketi
hak ettiler. Onların mahvedilmesi düşmanlarımızın mahvıyl abirlikte gidecektir.
Bu süreci serinkanlı bir acımasızlıkla hızlandırmalıyız.


27 Mart, 1942: Bu yöntem oldukça
insanlık dışı ve burada daha kesin açıklanmamalı. Yahudilerden geriye fazla bir
şey kalmayacak. Toplam % 60’ı yok edilip % 40’ı da zorunlu isçi olarak
kullanılacak.


  • 2. SS şefi Heinrich
    Himmler
    ‘in 4 Ekim 1943’te teybe alınmış konuşmasından
    (Öndegelen Savaş Suçlularının Mahkemesi, 1943, Vol. XXIX, p. 145):


Simdi Yahudilerin tahliyesinden,
Yahudi halkının yok edilmesinden söz ediyorum. Bu kolayca söylenen şeylerden
biri: “Yahudi halkı yok ediliyor,” diyor parti üyeleri,
“doğrudur, bu planlarımızın bir parçası, Yahudilerin elenmesi, yok
edilmesi, bunu yapıyoruz.”


Naziler bütün diğer “düşmanlar” arasında neden sadece Yahudileri
ortadan kaldırmaya karar verdiler?


Hitler dünyaya egemen olmak için bir dünya
savaşı başlattı. Bu savaşın insan bedeli altı milyonu Yahudi olmak üzere toplam
47 milyon siville birlikte yaklaşık 72 milyon ölüydü. Yahudiler Holokost’un
hedefiydi çünkü Hitler Yahudilerden nefret ediyor ve onları dünyadaki tüm
problemlerden sorumlu tutuyordu. Hitler Viyana’da, Yahudilerin politik ve
kültürel yaşamda önde gelen kişiler olduğu şehirde büyüdü. Özellikle I. Dünya
Savaşında Almanya’nın yenilgisinden Yahudileri sorumlu tuttu. Alman halkına,
Yahudiler ve yandaşları onları “arkadan bıçaklamasalardı” birinci
savaşı kazanabileceklerini söyledi.


Hitlerin Yahudilere olan nefreti o kadar
derindi ki, pek çok biyografi yazarı bunu bir “takıntı” olarak
tanımlıyordu. Hitlerin yakin dostu Albert Speer 1977’de şöyle yazdı:


Yahudlerden nefreti Hitler’in
odaklandığı nokta, belki de ona güç veren tek şeydi. Neticede Alman halkı,
Alman üstünlüğü, Alman hükümeti hepsi anlamsızdı onun için. Böylece
vasiyetindeki  son söz de o korkunç yenilgiden sonra biz Almanları
acımasız bir Yahudi düşmanlığıyla bağlıyordu.
 


Ben 30 Ocak 1939’da Hitlerin
“Savaş çıkarsa Almanların değil, Yahudilerin yok edileceğini garanti
ediyorum” dediği Reichstag toplantısındaydım. Bu cümleyi o kadar emin
söyledi ki, bunu sonuna kadar yerine getireceğinden hiç bir şüphem olamazdı.


Alman halkı Yahudilere yapılan zulümlerin bilincinde miydi?


1930’larda Nazilerin Yahudilere ve diğer
karşıt gruplara yaptıkları zulüm Almanya’da herkes tarafından biliniyordu.
Dünyada pek çok sinemada yer alan haber filmlerinde, Kristallnacht (Kırık
Camlar Gecesi) sırasında Yahudilere, mülklerine ve ibadet yerlerine yapılan
saldırılar gösterilmekteydi. Buna rağmen Naziler Yahudilerin toplu katlini ve
soykırımı gizli tutmaya çalıştılar. Alman halkı Yahudilerin doğuya sürüldüğünü
biliyordu, ancak öldürüldüklerinden habersizdi.


. İşgal altındaki Avrupa ülkeleri toplumları, Almanların
Yahudilere yaptıklarının bilincinde miydi?


Yahudilerin katliamına karşı yerel halkın
tutumu, Nazilerle işbirliği yapmakla görmemezlikten gelmek ve Yahudilere yardım
etmek arasında değişiyordu. Bu konuda genelleme yapmak çok güç. Durum ülkeden
ülkeye de farklıydı. Polonya, Rusya, Romanya ve Baltık devletleri (Estonya,
Latvia, Litvanya)’nde “Son Çözüm” daha açık olarak biliniyordu çünkü
bu yörelerde yerel halk da bunun için kullanılıyordu. Batı Avrupa’da halk
“Son Çözüm”ün ayrıntılarını bilmiyordu. Bu süreç sırasında Avrupa’nın
her ülkesinde yürekli insanlar Yahudileri kurtarmak için kendi hayatlarını
tehlikeye attılar. Bazı ülkelerde Yahudilere yardım eden özel gruplar oluştu.
Örneğin: Hollanda’da Joop Westerweel, Polonya’da Zagota, İtalya’da Assisi
yeraltı teşkilatı, Fransa’nın Le Chambon-sur-Lignon köyü gibi.




“Ulusların İçinden Dürüstler” – “Righteous Among
the Nations” kimlerdir?


Bu terim Yahudi olmadıkları halde Holokost
sırasında hayatlarını tehlikeye atıp Yahudilere yardım eden kişiler için
kullanılır. Nazilerin işgali altında veya onlarla işbirliği yapan her ülkede
yaşayan bu dürüst insanlar çoğu zaman birçok Yahudi’nin hayatını kurtardı.
İsrail’in Holokost’u anmadan sorumlu kurumu olan ‘Yad Vaşem’, bu kişileri özel
ödüllerle onurlandırır. Bu güne kadar yapılmış olan dikkatli araştırmalardan
sonra yaklaşık 10.000 kişi bu ödüle hak kazanmıştır. Bunların arasından İslam
dinine mensup yetmiş kişi de “Ulusların İçinden Dürüstler” nişanıyla
onurlandırılmışlardır.


Yahudilerin soykırımını önlemek mümkün müydü?


Müttefik devletlerin Yahudi katliamına olan
reaksiyonu maalesef yetersizdi. ‘Vicdanın Sesi’ olması gereken Papa’dan da ses
çıkmadı. Müttefikler 17 Aralık 1942’de Nazilerin Yahudilere yaptıklarını
şiddetle kınamakla kaldılar, 1944’e kadar da başka bir deklarasyonda
bulunmadılar. Üstelik Yahudileri sistemli bir şekilde öldüren Nazilere yardım
etmekten vazgeçmelerini, Avrupa halkına kimse söylemedi. Bazı kişilere göre
Müttefikler Auschwitz’i bombalasaydı belki de ölüm makinesi yavaşlayacaktı.
Buna olasılığa rağmen sistematik soykırımı durdurmak veya yavaşlatmak aslında
her şekilde imkânsızlaşmıştı.


Tarihte birçok insan felaketlere kurban gittiği halde neden
Yahudiler Holokost’u eşi benzeri olmayan bir olay olarak tanımlarlar?


İnsanların çektiği değişik acıları
sınıflandırmak ve diğerlerinin acılarını küçümsemek vicdanen yanlıştır. Her
felaket ve soykırım diğer felaket ve soykırımlara hem benzer, hem de
değişiktir. Ancak Holokost; uygar bir milletin bir etnik veya dinsel azınlığı
erkek, kadın, çocuk demeden son bireyine kadar (Avrupa’nın büyük şehirlerinden
en uzak Yunan adalarına kadar) izini sürüp sistematik bir şekilde topluca yok
edilmesinin politik hedef olarak göstermesi yönünden tarihte halen, benzeri
görülmemiş bir soykırım olarak yer etmiştir. Naziler sırf bu hedeflerine
ulaşabilmek için mükemmel bir bürokratik sistem kurdular.


Nazi rejiminde
toplama kamplarıyla ölüm kampları arasındaki fark neydi?


Naziler değişik amaçlı kamplardan oluşan bir
sistem geliştirdiler. Toplama kampları birer hapishaneydi. Çalışma kampları
Almanya’nın savaş mekanizmasını beslemek için kullanılan bir çeşit köle
kampıydı. Ölüm kampları da Polonya’da kurulan, Yahudi ve diğer azınlıkların
topluca öldürüldükleri altı kamptı.


Naziler ölüm kamplarını neden Almanya’nın dışında kurdular?


Kampların ülkelerinin dışında olması, onları
Alman halkından gizli tutmayı kolaylaştırıyordu. Ayrıca öldürülen Yahudilerin
çoğunluğu doğu veya güneyde kalan fethedilmiş topraklardan geliyordu. Ölüm
kamplarının onlara yakın olması ulaşım kolaylığı sağlıyordu.


Yahudiler
Nazilere karşı direnmeyi denediler mi?


Nazi kontrolü altındaki Avrupa’da koşullar
Yahudiler için çok güç olmasına rağmen Nazilere karşı silahlı direnişte bulunan
çok Yahudi oldu. Bu direnişler üç çeşitti: Getto ayaklanmaları, toplama ve ölüm
kampları direnişleri ve silahlı partizan çatışmaları. Bunlar arasında 19 Nisan
1943’te başlayan ve 5 hafta süren Varşova Gettosu ayaklanması en çok bilinen
silahlı direniş olmasına rağmen bunun gibi birçok getto ayaklanması oldu.


Ölüm, toplama ve işçi kamplarındaki feci
şartlara rağmen Yahudi tutuklular Nazilerle 2 Ağustos 1943’te Treblinka, 29
Eylül 1943’te Babi Yar, 14 Ekim 1943’te Sobibor, 19 Kasım 1943’te Janovska, ve
7 Ekim 1944’te Auschwitz’te çarpıştılar.


Yahudiler ayrıca Nazilere karşı yerel milli
direniş hareketlerinde ve Yahudi partizan gruplarında aktif rol aldılar.


Naziler
Müslümanlar hakkında gerçekten ne düşünüyorlardı?


Nazilerin ırkçı ideolojilerine göre Araplar
Semit ırkından olup Yahudiler gibi “insanlık altı”ydılar. Hitler
“Mein Kampf” – Kavgam –  adlı kitabında dünyaya egemen olma
çabasını Aryanlar ve Aryan olmayanlar arasında süregelen ırksal, kültürel ve
politik bir çatışma olarak açıklar. Hitler’in ırk hiyerarşi merdiveninde Alman
Aryanlar en yukarıda, Yahudiler ve Çingeneler ise en alt sıradaydı. Bu
sıralamada Araplar ve Müslümanlar da Yahudilerle aynı şekilde hor görülen
hizmetkâr seviyesindeydiler.


Hitlerin 1939’da bir kişisel konuşmasında,
Ortadoğu’da yaşayanlardan “kırbaca müstahak boyalı maymun adamlar”
diye söz ettiği bilinir. Naziler yine de kendi ideolojik görüşlerinin daha
önemli politik unsurlara engel olmamasına özen gösterdiler. Arap ve Müslüman
dünyasının kendi yanlarında olmasının önemini bildiklerinden kamuya yaptıkları
açıklamalarda onlarla ilgili esas görüşlerini gizlediler. “Kavgam”
adlı kitabı 1938de Arapçaya çevrildiğinde “ırk merdiveni” teorisini
kitaptan çıkarmayı Hitler kendisi öngördü.


Müslümanların
Nazilere karşı tutumu neydi?


1930’lar boyunca Naziler, Arapların ve
İranlıların İngiltere’nin Ortadoğu egemenliğine karşı rahatsızlığından
yararlanmaya çalıştılar. Naziler Araplara, İngilizlerden ve Fransızlardan
kurtuluş sözü veriyordu ki, Araplar Nazi ırkçı rejiminin ileride kendilerini
ülkelerinde köle durumuna getireceklerini kavrayamayıp onlara inandılar.


Müslüman dünyasında genelde Nazi Almanya’sına
sempati duyulmasına rağmen, bu durum Nazi ırkçı doktrinlerini desteklemekten
ziyade kuvvetli bir İngiltere düşmanlığına dayanıyordu; anti-Semitizm nadirdi.
Avrupa’daki savaş Müslümanların çoğundan çok uzakta kaldığı halde Naziler
aralarından bazılarını kendi saflarına çekmeyi başardılar. Arnavutluk’ta ve
Bosna’da iki Müslüman SS birliği oluşturdular, ancak zamanla bu birliklerin
etkisiz ve  Alman hükümeti için savaşmaya isteksiz olduklarını gördüler.
Naziler Hitler’in 21 Kasım 1941’de Kudüs müftüsü Hacı Muhammed Emin El Hüseyni
ile görüşmesini propaganda malzemesi olarak kullandılar ve çok reklâmını
yaptılar. El Hüseyni ile Müslüman SS birlikleri Islam Dünyası’nın Nazilere
yaklaşımının doğru örnekleri değildi, diğer taraftan Afrika, Hindistan ve
Sovyetlerden gelen yüz binlerce Müslüman asker, müttefik kuvvetlerin yanında El
Alamein, Monte Cassino, Provans ve Stalingrat’ta faşizme karşı savaştılar.


Müslümanlar
arasında Nazi katliamından kaçan Yahudileri kurtaran oldu mu?


Evet. Avrupa’nın, çoğunluğu Müslüman olan tek
ülkesi Arnavutluk’ta savaşın bitiminde öncekinden daha fazla Yahudi vardı. 800
bin kişilik Arnavutluk’ta, II. Dünya Savaşından önce sadece 200 Yahudi
yaşıyordu. Savaş sırasında çeşitli Avrupa ülkesinden kaçan birçok Yahudi
Arnavutluğa sığındı.


“Ulusların İçinden Dürüstler”
arasında resmen onurlandırılmış yetmiş Müslüman arasında birçok cesaret ve
özveri örneği görüldü. Bu kişilerden Bosnalı Derviş Korkut, Mira Papo adlı genç
bir Yahudi direnişçi kızı saklayıp dünyanın en değerli Yahudi el yazması olan
Saraybosna Agadası’nı kurtardı. Türk konsolos Selahattin Ülkümen’in de elli
Yahudi’yi Auschwitz fırınlarından kurtararak gösterdiği kahramanlığa Naziler,
oğlu Mehmet’in doğumundan hemen sonra hanımı Mihrinissa’yı öldürerek karşılık
verdiler. On altı yaşındaki Arnavut Refik Vesili, sekiz Yahudi’yi ailesinin dağ
evinde saklayarak kurtardı.


Yahudiler ve Müslümanlar hep birbirlerine düşman mıydılar?


Hayır. İslam ve Yahudilik birbirine çok benzer
dinlerdir. İkisi de tek Tanrı’ya inanır. İkisinde de dinsel kanunlar,
yenilmemesi gereken yiyecekler ve bireyler arası ilişkileri denetleyici
ayrıntılı kurallar vardır. İkisi de dinlerinin yazıldığı dilde öğrenilmesini
emreder. Müslümanlar, Yahudileri ve Hıristiyanları “Kitabın
İnsanları” olarak tanımlar.


Müslüman ülkelerinde yaşayan Yahudiler her
zaman toplumdaki putperestlerden daha fazla korundular. Yahudiler ve
Hıristiyanlar yüzyıllarca belirli bir ek vergi karşılığında “zimmî” -
ikinci sınıf vatandaş – konumunda yaşadılar. On dört yüzyıl boyunca Yahudi
azınlıklar birçok farklı rejim altında İslam Dünya’sında barış içinde
yaşadılar. Bu süreçte bazı ülkelerde barış ortamları da sıkıntılı dönemler de
geçirdiler. Örneğin Osmanlı Sultanlarının boyunduruğunda dini ortam oldukça
hoşgörülü idi. Tam tersine, İran’da 1501-1722 yılları arasında Safavi Hanedanı
süresince dini azınlıklar – Yahudiler, Zerdüştler ve Ermeniler’e- düzenli bir
şekilde zarar verildi, işkence edildiler ve din değiştirmeye zorlandılar.


Yahudiler
geçmişte İslam altında, Hıristiyan ülkelerde olduklarından daha mı iyi
yaşadılar?


On dört yüzyıllık İslam tarihini yirmi
yüzyıllık Hıristiyanlıkla karşılaştırmak kolay olmasa da, genel olarak İslam
dünyasında zaman zaman Yahudilere karşı ayrımcılık yapılmış olsa da zulüm
olaylar seyrekti. 


Hıristiyan Avrupa’sında, Yahudilerin kendi
dini inançlarını reddetmeleri için çok çaba harcandı. Yüzyıllar boyunca
Yahudileri kendi dinlerine döndürmek için uğraştılar; İslam ülkelerinde bu çok
daha az oldu. Bu süreçte birçok Hıristiyan din adamı ve Kilise’nin ileri
gelenleri anti-Semit söylenceler ve klişeler uydurdular. Geçmiş yüzyıllarda
Müslüman düşünürler bu konuda daha duyarlı oldular. Eski İslam edebiyatında
“Yahudi canavarı” diye bir şey yoktu. Müslüman dünyasına ilk
anti-Semit klişeler 19. yüzyılda, Arap topraklarındaki Avrupa sömürgelerinden
geldi. Ne gariptir ki, bugün Arap ve Müslüman dünyasında hızla artan anti-Semit
mitler hep Hıristiyan ve batı dünyasında yaratılmıştır.


Tarihte Yahudilerle Müslümanların barış içinde yaşamışlığının
örnekleri var mı?


Yüzyıllar boyunca dünya Yahudi nüfusunun büyük
bir kısmı Müslümanların egemen olduğu topraklarda yaşadı. Hep “zimmî”
oldukları halde Yahudilerin serbestlik ve hatta refah zamanları da oldu. Onuncu
ve on birinci yüzyılda İspanyada Endülüs’te Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman
sanatı ve bilimi yan yana gelişti. En güzel Emevi sarayları inşa edildi;
hattatlar ve sanatçılar Tevrat parşömenleri, İnciller, Kuranlar yarattılar;
dilbilimciler Latince ve Arapça yazıları birbirlerine çevirdiler. Yahudiler
Kordova Halifesi Abdal Rahman III (912- 961)’ın divanında yer aldı. Bu süreç
fanatik Kuzey Afrikalı Berberler, Almohad’ların Endülüs’ü fethiyle sona erdi.
Almohadlar “zimmî”lere kötü davrandılar. Ölüm ya da din değiştirme
seçimleri arasında kalan çoğu Yahudi ve Hıristiyan başka ülkelere göç etti.
Tanınmış Yahudi filozof Maimonides’inki gibi birçok aile doğudaki hoşgörülü
Müslüman ülkelerine kaçtılar; bazıları da kuzeyde gelişmekte olan değişik
Hıristiyan krallıklarına yerleştiler. 1492’de İspanya’nın Katolik kralı
Yahudilerin sürülmesini emrettiğinde Sultan II. Bayezit bütün vilayetlere
“Yahudilerin girişlerini engellememelerini, onları içtenlikle
karşılamalarını” duyurdu. Amerikalı tarihçi Bernard Lewis’e göre “Yahudiler
Osmanlı topraklarına kabul edilmekle kalmayıp, aksine cesaretlendirildiler,
destek ve yardım gördüler, bazı durumlarda da mecbur kaldılar.” Yahudiler
birçok Osmanlı hükümdarı altında yükseldiler, bilime ve devlete önemli
katkıları oldu. Müslüman ülkeler arasında ilk basımevi 1493’te İstanbul’da bir
Yahudi tarafından kurulmuştur.


İslam, Yahudileri
nasıl anlatıyor?


Yahudilerin ve Hıristiyanların İslam’da özel
bir yeri vardır. Müslümanlar Allah’ın, sözünü İbrahim, Musa ve İsa
peygamberlerden geçirdiğine inanır. İsa’nın annesi Meryem’in adı İncil’den çok
Kuran’da geçer. Kuran’da ayrıca Tevrat’tan ve Yahudi peygamberlerden söz
edilir. Yahudiler İbrahim ve Sara’nın neslinden, Müslümanlar da İbrahim ve
Hacer (Sara’nın hizmetkârı, ona ilk oğlu İsmail’i doğuran kadın)’ın neslinden
gediğini kabul ederler.


İslam inancına göre, İbrahim Mekke’de Kâbe’yi
oğlu İsmail ile birlikte inşa etmiştir. Müslümanlar Allah’ın Musa ve İsa’ya
öğrettiklerinin yanlış bilindiğine ve Hazret-i Muhammed’den gelen sözün Allah’ın
tek, sonsuz ve doğru sözü olduğuna inanır. Kuran’da Tevrat, peygamberler ve
İncil’den alıntılar olduğu gibi, ayrıca Hazret-i Muhammed’in Arap yarımadasında
Yahudi kavimlerle savaşları geçer. İslam’ı kabul etmeyi reddeden üç Yahudi
kavim Muhammed zamanında orada yaşamaktaydı. Peygamberin ordusu iki kavmi
624-625’te Medine’den püskürttü. Birkaç yıl sonra da üçüncü kavmin erkekleri
öldürülüp kadınları ve çocukları köle olarak satıldılar. Muhammed’in Medine
Yahudileriyle olan çatışmaları Kuran’ın ana konularından değildir, önemi azdır.
Buna rağmen Kuran’da Hz. Muhammed’in Yahudilerle olan uğraşı konusu son
zamanlarda Müslümanlar arasında Yahudi karşıtı hisleri kabartmak için aşırı uç
fikirliler tarafından devamlı gündeme getirilmekte. Bu kişiler Kuran’da ve Hz.
Muhammed’in sözlerinde geçen, Yahudilere olumlu kısımları tamamen göz ardı
etmekte. Örneğin Sure 2:47 “Ey İsrailoğulları, size ihsan ettiğim nimetimi
ve vaktiyle sizi diğer varlıklara üstün yaptığımı hatırlayın.” (Elmalılı
Meali)


İslam Yahudilere
karşı mı?


Hayır, çünkü İslam, Yahudileri “Kitabın
insanları” olarak tanır. Bu nedenledir ki, biz Müslümanlar olarak İslam
dünyasında bunca anti-Semit efsanenin yayılmasından üzüntü duyuyoruz.


İslam dünyasında birçok değişik akımın var olduğu
bir gerçek. On dört yüzyıllık tarihte İslam dünyasının, özellikle
Hıristiyanlara kıyasla aralarındaki Yahudi azınlığına gösterdiği göreli
hoşgörüyü unutmamak gerekir. Osmanlı İmparatorluğundaki ve Endülüs’teki dinsel
serbestlik içinde Yahudilere çok nadir eziyet edildi.


Günümüzün İslam dünyasında var olan Yahudi
düşmanlığı Avrupa’da icat edildiği halde günümüzde birçok Müslüman ülkede var
olan anti-Semit düşüncelerin ve klişelerin gücünü ve kötü niyetliğini göz ardı
etmemek, önemsemek gerekir. Yahudileri vatan haini ve komplocu insanlar olarak
gösteren, kan iftirası ile suçlayan bu klişelerin çoğunu uzun yıllar öncesine,
Hıristiyan Avrupa’dan gelen kökenine kadar izleyebilmek mümkün. Gene de
Hıristiyan veya İslami antisemitizmden konuşmak anlamsız. Antisemit olan dinler
değil, kendi politik çıkarları için başkalarının dini duygularıyla oynayan
uçlardaki insanlardır.


Biz Müslüman aydınlar olarak, Müslümanlara
yapılan ayrımcılığı herkesten önce Batıdaki Yahudi aydınların kınadığı gibi,
Müslüman ve Arap düşünürleri ve ileri gelenlerinin de İslam adına Yahudi
düşmanlığına karşı çıkmalarını bir vicdani sorumluluk olarak görüyoruz.


İslam karşıtı ayrımcılık gibi Yahudi
düşmanlığı da mağdur kişiyi değil, faili rezil eder ve alçaltır.


Avrupa tarihinin
bir parçası olan Holokost’un Müslümanlarla ne ilgisi olabilir?


Holokost, milyonlarca Yahudi’nin Naziler
tarafından katliamı, sadece Avrupa’nın değil, insanlık tarihinin önemli bir
bölümüdür. Bu soykırımda milyonlarca insana yapılanlar dinimiz ve düşüncemiz ne
olursa olsun, hepimizi ilgilendirir.


Holokost’un acı gizemlerinden biri de
görünüşte medeni bir toplumun planlayarak sistematik bir şekilde milyonlarca
kişiyi öldürebilmesiydi. Holokost’tan ders alabilmek için Almanya’daki
demokrasiyi hiçe sayıp bütün bir nesli kandırarak dünyayı küresel bir çatışmaya
sokan ve bütün bir toplumu tehdit edici Holokost’a kadar varan karanlık güçleri
bütünüyle anlayabilmek gerekir.


Holokost inkârı nedir?


Holokost inkârı, Nazilerin Yahudileri maruz
bıraktığı toplu cinayetin asılsız olduğunu; Yahudilerin verdiği kayıpların
sayısının çok abartıldığını, Holokost’un sistematik veya resmi bir politikanın
sonucu olmadığını veya Holokost’un hiç bir zaman olmadığını savunmaktır.
Holokost’un delillerini saklamaya çalışan ilk kişiler Nazilerdi. Paul Rassinier
adında bir Fransız II. Dünya Savaşı’nda sadece 500 bin ile bir milyon arası
Yahudi’nin öldüğünü ve bunların Nazilerin elinde değil de, günün kötü şartları
yüzünden öldüklerini iddia etti. Onu diğer sahte bilginler ve “tarih
revizyonistleri” izledi. Holokost inkârcıları nefret dolu bildirilerini
internet yardımıyla yaymaya, beyaz üstünlükçüler gibi gruplar da internet
sitelerinde olayları kendi çarpık açılarından açıklamaya devam ettiler.


Nazilerin kurbanlarını gazla öldürdüğünün kanıtı nerede?


Holokost sırasında Yahudileri öldürmek için en
çok kullanılan yöntemlerden biri ölüm kamplarındaki gaz odaları idi. Naziler
1941 sonbaharında büyük boy gaz odalarının kullanımı hakkında talimatlar
yayınladıklarında daha küçük boydaki ölüm odaları zaten kullanılmaktaydı. Ölüm
kampları kurulmadan önce gaz odaları Hitler’in genetik ıslah programında önemli
bir yer tutuyordu. Ocak 1940 ile Ağustos 1941 arasında bedensel ve zihinsel
engelli 70.273 Alman vatandaşı 20-30 kişilik “duş odası”- 
tecrit edilmiş gaz odalarında can verdi.


Bu sürede Almanya’nın doğu seferberliğinde
Yahudiler toplu olarak ateşli silahlarla öldürülmeye devam ediyordu. 1941
Ekim’ine gelindiğinde bu yöntem yetersiz olmaya başladı. Kasım 1941’den
itibaren Chelmno ve Treblinka’da dizel kamyonların egzozunu kullanarak
taşıdıkları insanları gazlamaya başladılar. Çoğunluğu Yahudi olan 320 binden
fazla Chelmno tutuklusu bu yöntemle öldürüldü. Treblinka’da gaz kamyonları ve
gaz odalarında toplam 870 bin Yahudi öldürüldü.


Gaz odaları Belzec, Lublin, Sobibor, Maydanek
ve Auschwitz-Birkenau’da 3 Eylül 1941’den 1944 Kasım’ına kadar kullanıldı.
Bilirkişiler gaz odalarının 2 ile 3 milyon Yahudi’nin ölümünden sorumlu
olduğunu tahmin ediyor.


Neden Holokost’u
sorgulayanlar antisemit veya Neo-Nazi olmakla suçlanıyor?


Altı milyon Yahudi’nin II. Dünya Savaşı
sırasındaki katliamı tarihte en iyi belgelenmiş insanlık karşıtı suçtur. Bu
vahşetin, başta Nazilerin kendi tutanakları olmak üzere planlama ve işi yerine
getirme aşamaları ile ilgili birçok resmi belgesi var. Ayrıca toplama
kamplarının kurtarılması ve toplu mezarların kazılması sırasında çekilmiş
birçok fotoğraf ve film, aralarında kamplardan kurtulanların da olduğu sayısız
şahidin anlattıkları bulunmakta. Bütün bu deliller karşısında Holokost inkârı
hep politik amaçlar içerir. Holokost inkârı çoğu zaman Neo-Naziler tarafından
yeni üyeleri cezbetmek için kullanılır.


Birçok araştırmacı ve akademisyen, yakın
tarihte Holokost inkârıyla antisemitizm ve Nazizm arasındaki bağlantıyı
gösteren çeşitli örnekler sunmuştur. Amerika’da Holokost’u inkâr eden kuruluş
“Institute for Historical Review” Başkanı Greg Raven 1992’de
“Hitler büyük bir adamdı… Churchill ve Roosevelt’in toplamından da
büyük… Almanya’nın başına gelebilecek en iyi şeydi” demiştir.


Geçtiğimiz yıllar boyunca dünyada Holokost’u
araştıran yüzlerce ünlü tarihçiden bir tanesi bile Holokost inkâr teorilerini
onaylamamıştır.


Neden birçok Avrupa ülkesinde Holokost inkârı suçtur?


Holokost inkârı ayırımcılığa, vahşete,
ırkçılığa ve zenofobiye (yabancı düşmanlığı veya korkusu) teşvik nedeniyle
Avrupa ülkelerinde kanuna aykırıdır. Bütün geçmişteki mahkemeler, anıtlar,
müzeler, hatıratlar, filmler karşısında bu olayı inkâr eden bir insan,
Holokost’un büyük çapta bir hile olduğunu iddia etmiş olur. Birleşmiş Milletler
İnsan Hakları Kurulu 1996’da Robert Faurisson’un inkârı hakkında şöyle
yazmıştır: “Sözde tarafsız akademik araştırma görüntüsü altında Nazilerin
kurbanlarını sahtekârlık yapmakla suçluyor.” Holokost inkârı, bir tür,
Yahudilere karşı kışkırtma yolu olduğu için suç kabul edilir.


Holokost inkârı
neden Arap ve Müslüman ülkelerinde yaygın?


İslam dünyasında yakın zamanlarda yaygınlaşan
Holokost inkârı hükümetlerin desteği, radikal İslam’ın yayılışı ve Arap-İsrail
çatışmasının şiddetlenmesinden kaynaklanıyor.  Holokost inkârı Ortadoğu’da
tanınmış kişilerin konuşmalarında, devlete ait televizyon kanallarında, gazete
makalelerinde ve profesyonel organizasyonlar desteğiyle sürekli gündemde.
Holokost inkârının temel direği olan “Yahudiler Holokost hikâyesini kendi
çıkarlarını korumak için uydurdular” iddiası Arap ve İslam ülkelerinde
gittikçe daha yaygın olarak kabul edilmekte.


Arap ve Müslümanların Holokost kavramı hiç bir
zaman tek şekilde olmadığı gibi, Arap-İsrail kavgasının durumuna göre de
değişmektedir. İran ve Suriye gibi ülkelerde Holokost inkârı doğrudan devlet
teşvikiyle baş gösteriyor. Başka ülkelerde II. Dünya Savaşı’nda Yahudilerin
katliamını küçümsemek, İsrail ve Amerika’yla olan ilişkilerin düzelmesine
karşıt olan partiler ve gruplar tarafından teşvik ediliyor.


Holokost inkârı İslam dünyasına nasıl “ithal” edildi?


Holokost inkârı Arap dünyasında ilk olarak
1970’lerde ortaya çıkmasına rağmen, 1990’lara kadar Ortadoğu medyasında yaygın
değildi. Batıdaki inkârcılar arasında eski bir komünist olan Fransız Roger Garaudy,
İslam dinine geçtikten sonra Holokost inkârı ve antisemitizmi İslam dünyasında
yaymaya başladı. Fransız hükümeti Garaudy’u ırkçılığa teşvikle suçlayınca
kendisi Ortadoğu’da kahraman oldu.


Aralık 2000’de Institute for Historical Review
14’cü konferansını 2001 Nisan ayında Beyrut’ta düzenleyeceğini açıklayınca
Batılı inkârcılarla Arap dünyasındaki bağ daha da belirginleşti. Birçok Arap
aydını bunu bir rezalet olarak açıkça protesto etti. Sonuçta Lübnan hükümeti bu
konferansı yasakladı. İran dışişleri bakanlığının 2006 Tahran Holokost
konferansında eski Ku Klux Klan lideri David Duke, gözden düşmüş birkaç
akademisyen ve birçok ‘supremacist’ (beyazların üstünlüğünü savunan) yer aldı.


Holokost inkârı
Müslümanlara ne kazandırır?


Hiçbir şey, ancak büyük bir insanlık faciasını
inkâr etme Müslümanların kendi özgüvenini ve ahlak değerlerini sarsar.
Aramızdaki Müslümanların da belirttiği gibi, hiç bir dava II. Dünya Savaşı’nda
milyonlarca Yahudi ve diğer azınlıkların Naziler ve yandaşları tarafından
öldürülmesinin getirdiği büyük acıyı inkâr ederek veya küçümseyerek
kazanılamaz. Holokost inkârını Ortadoğu çatışmasında bir politik araç olarak
kullanma teşebbüsü aksine bu yöredeki güvensizlik ve düşmanlığı körükler.


Yahudiler İsrail’i kurmak için Holokost’u mu kullandılar?


Yahudi devletinin varoluşunu Hitler’e borçlu
olduğunu söylemek hatalı bir düşüncedir. Yahudi milliyetçiliği – Siyonizm,
Avrupa’daki Yahudiler yok edildiğinde yarım yüzyıllık geçmişi olan bir
kavramdı. Hitler 1933’te iktidara geldiğinde ve 1936’da Filistin’in bölünmesi
teklif edildiğinde, Yahudi devletinin temelleri çoktan atılmıştı. Bundan dolayı
İsrail, Holokost’un doğrudan bir sonucu olmuyordu.


Birleşmiş Milletlerin 1947-1948 yılları
arasında yer alan müzakerelerine bakılırsa, Holokost’un bu konuda karar
yönlendirici veya önemli bir rolü olduğunu bile kanıtlamak zor. Şu da gerçektir
ki, Holokost dünya kamuoyunda Yahudilere ait bir vatanın yasallığını
hızlandırdı. Ancak Holokost ve İsrail arasında bir sebep – sonuç ilişkisi yok.


Holokost’u
konuşmak İsrail’e çıkar sağlamıyor mu?


Hayır. Holokost bir İsrail meselesi değil.
Ayrıca, Müslümanların Holokost inkârı, Filistinlilerin davasına yardımcı
olamadı. İsrail devleti ve İsrail hükümeti hakkındaki politik görüşümüz ne
olursa olsun, tarihte Holokost’un varlığının kanıtları değişmez. Yahudi
milletinin soykırımını inkâr veya küçümsemenin hiç bir ahlaki temeli olamaz.


Holokost’u kabul etmek, Filistinlilerin
haklarını reddetmek veya onların davalarını inkâr edip küçümsemek anlamına
gelmez.


İsrail – Filistin
çatışması neden Holokost’la kıyaslanamaz?


İsrail’le Filistinliler arasındaki anlaşmazlık
ırkçı değil, milliyetçi bir davadır. Politik ve toprak sorunudur. İki milletin
küçük bir toprak parçası için verdiği uğraştır. Bu sorun yıllardan beri kimi
zaman şiddet kullanarak, kimi zaman da anlaşmaya çalışarak devam etmiştir. Bir
barış anlaşmasına varılamadığı durumda, şiddet ortamı gerek Araplara gerekse
Yahudilere azap vermekte, Filistinliler de kötü durumda yaşamaya devam
etmekte. 


Her şeyden önce, Yahudilerin katliamı ırkçı
Nazi ideolojisinin bir sonucuydu. Bu ideolojiye göre Yahudiler varlıklarıyla
Almanya’yı ve bütün uygarlığı tehlikeye sokan çok kötü bir ırktı. Nazilerin
Yahudilere yönelik kavgası toprak veya varlık gibi elle tutulur bir kazanç
uğruna değildi. Onların hedefi dünyayı Yahudilerin sözde zararlı etkisinden
kurtarmaktı.


Holokost Nazilerin ırkçı ideolojilerinden
doğdu ve onlar Yahudilerin tümünü öldürmeyi denediler. Holokost’ta egemen bir
millet, devletin bütün kaynaklarını belirli bir milletin sistemli toplu katlini
gerçekleştirmek için kullandı.


Naziler Yahudileri ölüm kamplarında silahla ve
özel olarak tasarlanmış gaz odalarında düzenli bir şekilde öldürdüler. Ayrıca
Nazi idaresi altında gettolarda, kamplarda ve köle işçi olarak çalıştıkları
yerlerde, yüz binlerce Yahudi ölünceye kadar çalıştırıldı. Sonuç 6 milyona
yakın Yahudi’nin ölümüydü.


İsrail-Filistin çatışması çok acı olduğu halde
Holokost’la kıyaslanamaz. Ortadoğu’daki durumu açıklamak için Holokost’un
tarihinden terimler kullanmak olayları ve sonuçlarını açıklığa kavuşturmak
yerine daha da bulandırır.


Holokost’la ilgisi olmayan Filistinliler neden onun cezasını
ödesin?


Bir insanlık felaketi olan Holokost konusunu
İsrail’in kuruluşu ve özellikle İsrail siyasetinden ayrı tutmak gerekiyor.


Filistinlilerin ve İsraillilerin hisleri ve
düşünceleri kutsal tarih, acı dolu bir geçmiş, birbirlerine karşı batıl
inançlarla o kadar dolu ki, geçmişte veya günümüzde birbirlerinin çektiği acıyı
bir türlü anlayamıyorlar.


Filistinlilerin (ve Arapların) Yahudi tarihine
bakışı, Yahudilerin Filistin (ve Arap) tarihine bakışı gibi kötülük ve
söylencelerle dolu. Bu söylenceleri düzeltmenin sorumluluğu her iki tarafın da
aydın kişilerine aittir. Müslüman aydınlar, Yahudileri Nazilerle eşleştirip
Yahudi (Davut) yıldızını Nazilerin gamalı haçı gibi çizmenin anlamsız olduğunu
bildirmekle kalmayıp Holokost kurbanları ve ailelerine en büyük hakaret
olduğunu beyan etme cesaretini gösterebilmelidir.


Yahudi aydınlar da diğer Yahudilerin
Filistinliler ve meşru istekleri hakkındaki mit ve kötü niyetli düşüncelerini
silmek için çalışmalıdır.


En önemlisi, Holokost konusunun politik
anlaşmazlıklar arasında yeri olmamalıdır. Holokost İsrail’in kuruluşundaki
kararı yönlendirdiyse de; Arapların Yahudilerin başına gelen felakette bir suçu
yoksa da; Müslümanların Holokost’u inkâr etmesinin ya da kabulünün İsrail’e
destek veya Filistin haklarına ihanet olarak görmek ahlaki vicdana uymaz.


Holokost konusu
neden bu kadar çok konuşuluyor?


Holokost konusu sadece Nazizmin kurbanlarını
hatırlamak ve onurlandırmak değil. Bu bir ülkeyi yönetenlerin, belli bir dini
veya etnik zümreyi hedef alarak onları ülkenin sorunlarıyla suçlayıp, çözümü
kin yoluyla basitleştirmenin nelere yol açabileceğini gösteren uyarıdır.


Hedeflerine nefret yoluyla ulaşmak isteyenler
azınlıkta olduğu halde, karşılarına çıkan olmadığı sürece çoğunluk olarak
görünürler. Holokost’tan öğrenmemiz gereken tek bir şey varsa, o da adaletin en
büyük düşmanının sessizlik olduğudur. Geçmişteki hataları kavramak istiyorsak
Holokost’u tarih diye geçiştirmemeli, ondan ders almalıyız.


Biz Müslümanlar – ve herhangi bir inancı olan
her insan – Holokost’un nedenlerini ve sonuçlarını, özellikle ona öncülük eden
yıllardaki politik liderlerin, makale yazarlarının ve yorumcuların üsluplarını
anlamalıyız. Holokost’un Auschwitz veya gettolarda başlamadığını da
unutmamalıyız. Holokost ondan çok uzun zaman önce cehalet içinde üreyen bir
nefretin yaygınlaşmasını sessizce izleyenlerin kalplerinde başlamıştı.


KAYNAK : http://www.projetaladin.org/holocaust/tr/40-soru-40-cevap/the-holocaust-and-arab-israeli-conflict.html