Mahmut Özyürek : YABANCILARA
TOPRAK SATIŞI VE TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ 




14
Temmuz 2014 Pazartesi


Mahmut ÖZYÜREK

Ulusal Eğitim Dern.

Isparta Şb. Bşk., 13.7.14



Yabancılara toprak satışı emperyalizmin Doğu’ya yönelttiği beş silahtan
biridir.



Bu silah 19. yüzyılda Osmanlı’ya karşı da kullanılmıştır.



O zamanın büyük devletleri maliyesi bozuk Osmanlı’dan, bazen para karşılığında,
bazen tehdit ederek birçok ödün almıştır. Bunlardan biri de yabancıya toprak
satışıdır.

Bir ihanet olan bu uygulamaya Atatürk döneminde son verilmiş, ne yazık ki AKP
ile birlikte Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde 2003 yılında yeniden
başlatılmıştır. Böylece Lord Curzon, Lozan’da cebine koyduklarından birini daha
çıkarıp önümüze itmiştir.

Atatürk, Osmanlı Devleti’nin başına gelen Batı kaynaklı felaketlerden ders
aldığı için Türkiye Cumhuriyeti’nde yabancıya toprak satışını son derecede
zorlaştırmıştı. Ne var ki toprak satışları bütün diğer belalar gibi AKP
döneminde yeniden başladı ve çok vahim sorunları peşi sıra sürükleyerek kısa
sürede büyük bir ivme kazandı.

Cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümet bu performansı tutturamadı. Sekiz yıldır en
değerli topraklarımız hızla yabancıların, İngiliz’in, Alman’ın, Fransız’ın,
Yunan’ın tapulu malı haline geliyor. 2003-2010 yıllarında, yani AKP iktidarı
boyunca yabancılara satılan toprak miktarı rekor seviyeye çıktı. Kasım 2010
itibariyle yurt genelinde 110 bin 514 yabancı gerçek kişiye, toplam 69 milyon
metrekare taşınmaz satılmış bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin 80 yılında
satılan toprağın dört katı sadece 8 yıl içinde yabancıların oldu: 52 milyon
metrekare!…

(Bkz. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Resmi İnternet Sitesi, Yabancı Mülkiyeti
Türkiye Geneli, http://www.tkgm.gov.tr/yabancilar)

“Türkiye Batı’nın gözdesi!…”

“Türkiye yabancı emlak alıcılarının yeni gözdesi!…”

Böyle yazıyor İngiliz dergileri. Dikkat isterim, “gözdesi” demiyor, “yeni
gözdesi” diyor. Demek ki Türkiye, AKP sayesinde birilerinin eski gözdesini
tahtından indirmiş. Başka bir deyişle öncekinin işi bitmiş, sıra tazesinde…
Aynı dergilere göre Türkiye “bir içim su” imiş. Kış mevsimi ılıman, Nisan
ayından ta Kasım ortasına kadar güneşli, sahilleri nefes kesiciymiş. Özellikle
kıyı bölgeleri cennetten bir köşe imiş…

Eminim, bu övgüleri okuyunca etkilendiniz, birçoğunuzun göğüsleri kabardı…

Çünkü bizi buna şartlandırmışlar. Şunu işlemişler kafalarımıza: Batılı
üstündür,

o ne derse doğrudur, ne yaparsa iyidir, onun övgülerine mazhar olmak güzel
şeydir, bir ayrıcalıktır. Ama işin çok acı başka bir tarafı vardır ki onu
gizlerler bizden. İşte ben bu gerçeği aşikâr eden bir paragrafı İngiliz
gazetesi Times’in [12.2.1856] sayfalarından aşağıya alıyorum. Yazı 1856 Islahat
Fermanı’nda İngiltere’ye Osmanlı ülkesinde yabancıya mülk edinme hakkının
tanınacağı hükmünün yer alması üzerine kaleme alınmıştır:

“Yabancıların toprak satın almalarının önündeki tüm engellerin kaldırılması …
kısa zamanda büyük sonuçlar doğuran diplomatik çabaların bir sonucudur.
Önümüzde zengin ve işlenmemiş bir ülke var. Batı’nın sermayesi bu ülkeye
girebilir ve ona sahip olabilir. Bu sebeple, zamanın lehimize işlemesinden
hoşnut olabiliriz.”

Pasaj bu!… Özellikle şu ifadelere dikkat edelim: İşlenmemiş bir ülke (Yani
Türkiye), o ülkeye sahip olma (yani Türkiye’ye), zamanın lehlerine işlemesi!…

Bu satışların önümüzdeki 25 yıl, 50 yıl boyunca da devam edeceğini düşünün… Ne
olacak Türkiye’nin hali? Tapusu yabancı sermayenin elinde olan, bütün ekonomik
varlıkları özellikle Yahudi, Ermeni, ve Rum sermayesi tarafından teslim alınmış
bir ülkeye dönüşecek Türkiye…! Bu gidişle Silahlı Kuvvetlerimiz de zamanla
“yabancı sermayenin jandarmalığı”nı yapma konumuna düşecektir.

Toprak satışını haklı göstermek için çoğunlukla karşılıklılık ilkesi ileri
sürülür, bu ilke; yasayı savunanların cankurtaranıdır; “biz de o ülkelerde mülk
alıyoruz, canım” deyince, akan sular durur, tartışma biter. Oysa gerçek
farklıdır. Karşılıklılık ilkesi tehlikeyi gidermez, tersine artırır, üstelik
gerçeklerin görülmesini engeller.

Karşılıklılık ilkesi mevcut şekliyle Türkiye’nin aleyhinedir. Çünkü ülkelerin
“yapısal farklılığı” hesaba katılmıyor. Bir yanda dünya servetinin en büyük
bölümüne sahip, ortalama kişi başına yıllık geliri 30-40 bin dolar olan
ülkelerin vatandaşları, öbür yanda kişi başına geliri yılda 3 bin doları
bulmayan, yoksul Türk köylüleri…



Eğer Türkiye’de Türkler her bakımdan güçlü, örgütlü, bilinçli ve donanımlı
olsalardı, yabancılara toprak satışından gocunmamız için hiçbir sebep olmazdı.
Diyebilirdik ki, biz Türkler de gider, sözgelimi Batı Trakya’da,
Bayır-Bucak’ta, Kuzey Irak’ta veya Türkler için millî ve tarihî değeri olan bir
başka yabancı ülkede bunun kat kat fazlası toprak alırız. Türk Devleti de bu
durumu millî siyaset ve millî hedefler bakımından değerlendirir ve belki de -el
altından destekleyip- yönlendirirdi. Bugün ortada ne böyle bir devlet ve ne de
bir millet var. Türkiye Türkleri, bırakın yabancıların sömürüsünü -ki buna
artık alışmış ve alıştırılmıştır- dahası içimizdeki “yerli-yabancılar”
tarafından da alabildiğine sömürülmektedir.



Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde yabancıya
toprak satışları serbest değildir, kurallara bağlanmıştır. Örneğin; İspanya,
Danimarka, Norveç ve İngiltere’de toprak millîdir. Bu konuda koruyucu kanunlar
vardır, birey ve toplum yeterli ölçüde bilinçlenmiştir. Yabancıya ev
satılmaktadır; ama toprak satılmamaktadır.

İngiltere’de “Toprak devletin asli unsurudur” anlayışı geçerlidir, yani
İngiltere toprakları Büyük Britanya Kraliçesi’ne aittir ve 49-99 yıllığına
kendi vatandaşlarına dahi kiraya vermektedir. Satış yapılınca, arazinin tapusu
verilmez. Halk, sadece toprağın üzerine dikilen konut ve işyerlerinin kullanım
hakkına sahiptir.



İsrail’de de topraklar devletin olup yüzde 5’i vatandaşın, yüzde 13’ü Yahudi
Ulusal Fonu’nundur.



Türkiye’de ise toprak millî değildir. Yani ülkemiz “mutlak mülkiyet tapusu”
vermektedir. Türkiye’de satışlar, yabancıları dahi şaşırtan bir kolaylıkla
sürüp gitmektedir. Peki ne için; ne amaçla?…



Olaya geniş perspektiften bakınız: Yabancılara toprak satışları, yabancılara
maden satışları, Türk görünümlü yabancı şirketler, misyonerlik faaliyetleri,
kiliselerin açılması, yabancı vakıflar kanunu, dinler arası diyalog, ılımlı
İslam, Büyük Ortadoğu Projesi, Siyonizm, azınlıklarla ilgili yasalar,
özelleştirmeler, vb. vb.…



Çoğumuz ince gözlem yapmaya üşendiğimiz, meseleyi bütün yönleriyle
düşünemediğimiz için, yabancılara toprak satışına kayıtsız kalıyoruz.

Para, refah, büyüme her şey demek değildir; onur, haysiyet, bağımsızlık denilen
değerler de vardır. Türkiye gibi özel bir tarihi ve stratejik konumu olan
ülkede, yabancıların arazi ve emlak edinmesi salt bir mülkiyet sorunu gibi
değerlendirilemez.



SONUÇ



1) Yabancılara toprak satışında Binde 5 sınırının il boyutunda belirlenmesi
yanlıştır. Bu oran “idari birim” boyutunda belirlenmeliydi. Ya da uygulama buna
göre yapılmalıdır. İlçelerde, daha küçük birimlerde binde 5 ölçütü bu
birimlerin kendi alanlarına uygulanmalıdır. Aksi halde toplam satışlar il
alanına vurulduğunda binde 5 sınırını aşar. Bir örnek: İl alanı 1000 birim
olsun, binde 5 itibariyle satış sınırı 5 birim olur. Bu ilin her birinin alanı
500 birim olan iki ilçesi olsun. Satışlara yine binde 5 uygulanırsa sınır
aşılmaz: (2,5 birim) artı (2,5 birim), (5 birim) eder ki bu da il yüzölçümünün
binde 5’i eder. İl yüzölçümünün binde 5’i olan 5 birim her ilçeye ayrı ayrı
uygulanırsa sınır aşılır: (5) artı (5) toplam olarak 10 birim olur. Bu da il
alanının binde 10’u eder. Dahası ilçe sayısı arttıkça, sınırı aşma derecesi üç,
dört,… katına çıkacaktır.

Binde 5 oranının hesaplanmasında paydaya, toplam alan değil iskâna, ekonomik
faaliyete elverişli, verimli ve değerli alanların yüzölçümü alınmalıdır.
Yabancı, gidip dağın başında arazi satın almıyor.

2) Yabancıya toprak satışları, misyonerlik faaliyetleri ile birlikte
düşünülmeli, satışlar bu açıdan ayrıca analiz edilmelidir.

3) Yabancı şirketlerin, toprak alımlarında Türk görünümlü aracı şirketler
kullandıkları anlaşılıyor. Bu yola neden gidiyorlar? Ciddî araştırmalar, başta
“parafesör”lerimiz, üniversite öğretim üyelerimizi bekliyor.

Özellikle İsrail ortaklı yerli şirketler mercek altına alınmalıdır.

Yabancıya toprak satışında “gizli satış” uygulaması vardır, araştırılmalıdır.

4) Toprak satışı sürecinde görünürdeki iyi niyetler (üretim, teknoloji
getirme,…) arka planda kötü niyetleri gizlemek için kullanılabilmektedir.

5) Türkiye’deki her toprak alımını bireysel girişim olarak görmek yanlıştır.
Toprak satın alan İsrailli ve diğer ülke vatandaşlarının arkasında güçlü
lobiler olduğuna dair işaretlere rastlıyoruz. Toprak alan yabancılar arasında
daha önce Türkiye’den göçmüş Ermeni ve Rumların torunları vardır. Bunların
gizli bir plan çerçevesinde hareket etmeleri olasılığı çok yüksektir.

6) Topraklar yalnızca toprak olarak değil, altındaki maden kaynakları için de
satın alınabilmektedir. Dolayısiyle yabancıya toprak satışı derken, bu boyutu
da göz önünde tutmak gerekir.

7) Yabancıların gayrimenkul edinmeleri sınırsız ve koşulsuz olamaz. Dileyen her
yabancı, Türkiye’nin her yerinde gözüne kestirdiği her arsayı, her tarlayı, her
binayı parasını bastırıp alamamalıdır.

8) Yabancıya mülk satışları konusunda halk bilinçsizdir. Aydınlatılmalı,
uyarılmalıdır.

9) Karşılıklılık ilkesi liberalizmin hukuk alanına uygulanmasından başka bir
şey değildir. Bu sebeple ideolojiktir. Mütekabiliyet gerekçesi ancak eşit güçte
olan ülkeler arasında bir anlam ifade eder. Oysa Türkiye bu bakımdan ABD ve
Avrupa ülkeleri karşısında dezavantajlı bir durumdadır. Bu sebeple Diğer
ülkelerdeki satışları örnek olarak göstermek yanlış bir muhakemenin ürünüdür.
Bu husus Türkiye’nin jeopolitik durumu, potansiyeli bakımdan da doğrudur.

10) Hükümetin yabancılara toprak satışını serbest bırakmasının temelinde
yalnızca AB’nin talep ve baskısını görmek eksik bir yaklaşımdır. Konu
emperyalizm boyutunda değerlendirilmeli ve yorumlanmalıdır. Nitekim 1856’da
Osmanlı’ya da toprak satışı dayatılmıştı.

Ortadoğu ülkelerinde, dolayısiyle Türkiye’de yabancılara toprak satışı, ABD’nin
Büyük Ortadoğu Projesi’nin araçlarından biri olabilir.

11) Çağımızda ülke savunması öylesine karmaşıklaşmıştır ki, sadece silahlı
savunmaya indirgenemez. Ordu yurt savunmasını her alanda takip eder: Ekonomide,
yabancı sermayede, özelleştirmede, dış borçlanmada, azınlık konularında, tabii
yabancıya toprak satışında da… Ülkenin savunması bu noktalardan başlar. Eğer bu
cepheler ihmal edilirse, koşullar öyle bir duruma gelir ki silahlı savunma
hiçbir işe yaramaz.

12) Azınlık faktörü Batı’nın bizim gibi ülkeleri çökertmek için kullandığı 5
silahtan biridir. Toprak satışları AKP iktidarına bu silahı güçlendirmek için
dayatılmıştır.

İşin bu yönü çok önemlidir. Toprak satışlarına bu gözle bakmalıdır.

13) Yabancıya toprak satışının uluslararası boyutları ile gelecekte doğuracağı
sorunlar titizlikle araştırılmalı ve ortaya konmalıdır. AKP hükümetinin bu
çalışmayı yapmadığı anlaşılıyor.

14) Bütün bu sebeplerden dolayı, yabancılara toprak satışları Türkiye
Cumhuriyeti’nin çıkarlarına aykırıdır, derhal durdurulmalıdır. 8 Aralık 2010
01:19, Yunus Yıldız / Mesajhaber.com




Kaynakça



_  Prof. Dr. Cihan Dura, Türkiye’de Yabancılara Toprak Satışı Üzerine
Gözlemler ve Hipotezler

LİNK : http://www.cihandura.com/index.php?option=com_content&task=view&id=47&Itemid=63


_  Prof. Dr. Cihan Dura, Yabancılara Toprak Satışı: Gafletin Boyutları

LİNK : http://www.cihandura.com/index.php?option=com_content&task=view&id=279&Itemid=63




LİNK : https://ankhukuk1.blogspot.com/2014/07/yabancilara-toprak-satisi-ve-turkiyenin.html?