YABANCI ORDULAR & SAVAŞ TAKTİKLERİ & TEÇHİZATI & YÖNTEMLERİ

GENERAL PATTON’UN
NORMANDİYA ÇIKARTMASINDAN HEMEN ÖNCEKİ ORDUYA MORAL KONUŞMASI

Oturun.

Beyler Amerika’nın savaş istemediğine savaşın dışında
kalmayı arzu ettiğine dair duyduğunuz her şey zırvadan ibaret. Amerikalılar
savaşı sever. Bütün gerçek Amerikalılar savaşın gürültü patırtısını sever.
Hepiniz çocukken en iyi nişancıya en hızlı koşucuya en yıldız sporculara ve en
sert boksörlere hayrandınız. Amerikalılar kazananı sever ve kaybedene tahammül
etmez. Amerikalılar her zaman kazanmak için oynarlar. Bu yüzden Amerikalılar
hiç savaş kaybetmediler ve hiç kaybetmeyecekler. Kaybetme düşüncesi bile
Amerikalılar için tiksinti vericidir. Savaş bir erkeğin girişebileceği en
önemli rekabet alanıdır. Savaş en iyi olanı ortaya çıkarır ve aşağılık olanı
ortadan kaldırır.

Hepiniz ölmeyeceksiniz. Bugün burada olanların yalnızca
yüzde ikisi büyük bir savaşta zayiatımız olurdu. İlk çarpışmada herkes korkar.
Korkmuyorum diyen tanrının belası bir yalancıdır. Ama gerçek kahraman korkarken
bile savaşmaya devam edendir. Bazıları korkularını ateş altında geçen bir
dakikada yenerler bazıları bir saatte bazıları içinse birkaç gün gerekir. Ama
gerçek bir erkek ölüm korkusunun şerefine ülkesine karşı görev bilincine ve
doğasındaki erkekliğe üstün gelmesine asla izin vermez.

Bütün ordu eğitiminiz boyunca boktan talimler dediğiniz
şeyden karılar gibi car car şikayet ettiniz. Hepsi bir amaç içindi – emirlere
anında itaat ve daimi tetikte olma bilincini size kazandırmak için. Bu her
askere kazandırılmalıdır. Her zaman pür-dikkat olmayan asker sikimde bile
değildir. Ama talimler hepinizi deneyimli askerlere dönüştürdü. Hazırsınız!
Nefes almaya devam etmek isteyen herkes sürekli tetikte olmalıdır. Olmazsa bir
Alman orospu çocuğu arkasına sızar ve içi bok dolu çorabıyla öldürene kadar
döver. Sicilya’da şu an temizinden dört yüz mezar taşı var görev yerinde uyuyan
bir adam yüzünden- fakat bunlar Alman mezarları çünkü piçin birini komutanından
önce biz uyurken yakaladık.

Ordu bir takımdır. Takım olarak yaşar yer uyur ve savaşır.
Bireysel kahraman lafları saçmalıktan ibaret. Saturday Evening Post’ta yazan
huysuz piçler savaştan sikişmekten anladıklarından daha fazla anlamıyorlar. Ve
bizim takımımız en iyisi- en iyi yiyecek ve ekipman bizde en iyi ruh ve
dünyadaki en iyi erkekler. Şu an karşılarına çıkacağımız zavallı piçlere
acıyorum aslında.

Gerçek kahramanlar hikaye kitaplarındaki savaşçılara
benzemezler. Bu ordudaki her adam hayati bir rol oynuyor. Bu yüzden asla
gevşemeyin. İşinizin önemli olmadığını düşünmeyin. Bütün kamyon şoförleri
bombaların gürültüsünden hoşlanmadığına karar verip sapsarı kesilip kafa üstü
bir hendeğe atlasa ne olurdu? Bu korkak piç kendisine “Cehennemin dibi kimse
beni fark etmez binlerce adamdan bir kişi eksilecek” diyebilirdi. Ya herkes
böyle deseydi? Hangi cehennemin dibinde olurduk şimdi? Hayır tanrıya şükür.
Amerikalılar böyle demez. Her adam görevini yapar. Her adam önemlidir. Ordu
donatım mühimmat sevkiyatı için gereklidir levazımcı bize yemek ve giysi
getirmek için- çünkü gittiğimiz yerde çalabileceğimiz çok şey yok.
Yemekhanedeki her lanet olası adam bokumuzu temizlemek için suyu kaynatan adam
bile bir görev için burada.

Her adamın yalnızca kendisini değil yanında savaşan
arkadaşını da düşünmesi lazım. Orduda sarı benizli korkaklar istemiyoruz.
Bunlar sinek gibi ezilmeliler. Öldürülmezlerse savaştan sonra eve gidip
üreyecekler daha fazla korkak yetiştirecekler. Yiğit adamlar yiğit
yetiştirirler. Lanet korkakları öldürelim ve yiğit adamlardan oluşan bir
milletimiz olsun.

Afrika operasyonunda gördüğüm en yiğit adamlardan biri
Tunus’a ilerlediğimiz sırada kurşun yağmuru altında bir telgraf direğinin
tepesindeydi. Durup yukarıda ne bok yediğini sordum. “Kabloyu tamir ediyorum
komutanım” dedi. “Yukarıda durmak şu an biraz sağlıksız değil mi” dedim. “Evet
komutanım ama bu tanrının belası kablonun tamir edilmesi gerekiyor” dedi. “Yolu
bombalayan uçaklar rahatsız etmiyor mu?” diye sordum ben de. “Hayır komutanım
ama siz bayağı rahatsız ediyorsunuz” dedi. Pekala işte o adam gerçek bir
askerdi. Gerçek bir erkek. Bütün varını görevine adamış bir adam ölme ihtimali
ne kadar yüksek olsa da görevi o an ne kadar önemsiz görünse de.

Gabes’e giden kamyonları görmeliydiniz. Şoförler
muhteşemdi. Geceler ve gündüzler boyu o orospu çocuğu yollarda direksiyon
salladılar asla durmadılar sağda solda patlayan bombalara rağmen rotalarından
şaşmadılar. 40 saatten uzun süre direksiyon sallayanlar vardı. Amerikan yüreği
sayesinde oldu hepsi. Bunlar muharip adamlar değillerdi. Ama görevi olan
askerlerdi. Bir takımın parçasıydılar. Onlar olmasa savaş kaybedilirdi.

Tabii hepimiz eve dönmek istiyoruz. Bu savaş bitsin
istiyoruz. Ama savaşı yatarak kazanamazsın. Savaşı bitirmenin en hızlı yolu onu
başlatan piçin hakkından gelmektir. Oraya gidip ortalığı temizleyeceğiz ve
sonra pembe sıçan Japonlara sıra gelecek. Ne kadar hızlı haklarından gelirsek o
kadar hızlı eve döneriz. Eve giden en kısa yol Berlin ve Tokyo’dan geçiyor. Bu
yüzden sürekli ilerleyin. Ve Berlin’e gittiğimizde o kalpazan orospu çocuğu
Hitler’i şahsen vuracağım.

Bir adam bomba sığınağında yatarken bütün gün orada
kalırsa eninde sonunda Hans gelip onu bulur. Cehennemin dibi. Benim adamlarım
siper kazmaz. Siperler sadece hücumu yavaşlatır. Sürekli ilerleyin. Bu savaşı
kazanacağız ve bu savaşı yalnızca Almanlara bizde onlarda olduğundan ya da
olacağından daha fazla ciğer olduğunu göstererek kazanacağız. O piçleri sadece
vurmayacağız canlı canlı bağırsaklarını söküp tanklarımızın pedallarını
yağlayacağız. Hun siki yalayan o bitlileri alay alay kıracağız.

Bazılarınız ateş altında tırsıp tırsmayacağını merak
ediyor. Endişlenmeyin. Hepinizin görevini yapacağına sizi temin ederim. Savaş
kanlı bir iş ölümlü bir iş. Naziler düşmanımız. Onlara girişin kanlarını dökün
ya da onlar sizin kanınızı dökecekler. Bağırsaklarına ateş edin. Karınlarını
yarın. Etrafınıza bombalar düşerken ve suratınızdan kiri silerken ve kir
sandığınızın aslında az önce en iyi arkadaşınız olan şeyin kanı ve bağırsakları
olduğunu fark ettiğinizde ne yapmanız gerektiğini anlayacaksınız.

“Mevkiimi tutuyorum” diyen mesajlar istemiyorum. Hiçbir
şeyi tutmuyoruz. Sürekli ilerliyoruz ve düşmanın taşakları dışında herhangi bir
şeyi tutmakla ilgilenmiyoruz. Taşaklarından tutacağız ve götünü tekmeleyeceğiz
taşaklarını kıvırıp canı götünden çıkana kadar döveceğiz. Operasyon planımız
ilerlemekten ibaret ve ilerlemeye devam edin. Düşmanın içinden klozet
borusundan bokun geçişi gibi geçeceğiz.

Adamlarımıza çok yüklendiğimize dair şikayetler olacak.
Hiç umrumda değil. Bir damla terin bir varil kanı kurtaracağına inanıyorum. Ne
kadar bastırırsak o kadar Alman öldüreceğiz. Ne kadar Alman öldürürsek o kadar
az adamımız ölecek. Çok yüklenmek daha az zayiat demek. Hepinizin bunu
hatırlamasını istiyorum. Benim adamlarım teslim olmaz. Vurulmadığı sürece
komutam altındaki hiçbir askerden teslim olduğunu duymak istemiyorum.
Vurulsanız bile savaşa devam edebilirsiniz. Lafın gelişi söylemiyorum.
Libya’daki göğsüne dayanmış bir Luger varken silahı eliyle kenara itip öbür
eliyle miğferini çıkarıp Hans’ın kafasına vura vura patlatan teğmen gibi
adamlar istiyorum. Sonra Luger’i de alıp bir diğer Alman’ı vurmuştu. Ve bütün
bunları yaparken ciğerlerinde bir kurşun vardı. Alın size erkek gibi erkek!

Unutmayın burada olduğumu bilmiyorsunuz. Hiçbir mektupta
geçmemeli bu. Dünyanın bana ne olduğunu bilmemesi lazım. Bu orduyu komuta
ettiğimi bilmemeliler. İngiltere’de bile değilim şu an. Bunun ilk farkına varan
piçlerin lanet olası Almanlar olmasını sağlayalım. Bir gün sidik lekeli arka
ayaklarının üzerine dikilip “Ah! Yine şu tanrının belası üçüncü ordu ve Patton
denen orospu çocuğu!” diye ulumalarını istiyorum.

Bu savaş bitip evlerinize döndüğünüzde söyleyebileceğiniz
bir şey olacak. Bundan otuz yıl sonra ateşin başında torununuz dizinizde
otururken “İkinci Dünya Savaşı’nda ne yaptın?” diye sorduğunda öksürüp “Deden
Louisiana’da bok kürüyordu” demek zorunda kalmayacaksınız. Hayır beyler
gözlerinin içine bakıp “Evlat deden tanrının belası bir orospunun evladı Patton
ve büyük üçüncü orduyla at sürdü” diyebilirsiniz.

Pekala sizi orospu çocukları. Şimdi nasıl hissettiğimi
biliyorsunuz. Sizin gibi harika herifleri ne zaman nerede olursa olsun komuta
etmekten gurur duyacağım. Hepsi bu.




































General George S. Patton Birleşik Krallık 1944.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir