EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI
: POTANSİYELİ VE GELECEĞİ
 

Analiz No : 2020 / 2


Yazar : Selim SEÇKİN


Tarihçe


1985 yılında oluşturulan Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT)’nin
kökenleri 1955’te kurulan CENTO[1]’ya kadar ulaşmaktadır. Bir savunma örgütü
olan CENTO zaman içerisinde haberleşme ve ulaşım üzerinde yoğunlaşan kalkınma
programları vasıtasıyla ekonomik bir nitelik de kazanmıştır[2]. İlerleyen süreçte teşkilatın ekonomik
yanını teşkil eden, 1964 yılında İstanbul’da kurulan ve 1977 yılında İzmir
Antlaşması ile yasal statüsü oluşturulan Kalkınma için Bölgesel İşbirliği (KBİ)
örgütü kurulur. Bu örgüt günümüzdeki EİT’nin temeli olarak görülmektedir.


KBİ köklü bir ortak tarihi ve kültürel mirasa sahip ülkeler olan
Türkiye, Pakistan ve İran tarafından kurulmuştur. Dönemin koşulları
değerlendirildiğinde bu işbirliği platformunun etkin ve üye ülkelerinin
ilişkilerinin geliştirilmesi açısından yararlı bir nitelik taşıdığından
bahsedilebilir. 


Ancak 1979 yılında İran’da meydana gelen rejim değişikliği
sonrasında KBİ’nin de faaliyetleri giderek azalmış ve örgüt işlevsiz bir hale
dönüşmüştür. Öte yandan işlevsel bir örgütün eksikliği bölgesel bütünleşmenin
sağlanması açısından net bir şekilde hissedilmiştir. Hissedilen bu eksiklik
neticesinde 1985’te Türkiye, Pakistan ve İran öncülüğünde bu sefer Ekonomik
İşbirliği Teşkilatı (EİT) adıyla işbirliği tekrar tesis edilmiştir.


EİT’nin Temel Hedefleri ve
Potansiyeli


EİT’nin temel işlevleri üye ülkelerin sürdürülebilir ekonomik
kalkınması, ticaretin önündeki engellerin kaldırılması ve bölge içi ticaretin
teşvik edilmesi, EİT bölgesinin artan dünya ticaretinde daha fazla rol alması,
üye ülkelerin birbirleriyle ve dünya ile bağlantısını sağlayan ulaştırma ve
haberleşme altyapısının geliştirilmesi, ekonomik serbestleşme ve özelleştirme,
EİT bölgesinin kaynaklarının harekete geçirilmesi, EİT bölgesinin tarım ve
sanayi potansiyelinin etkin kullanımı; uyuşturucu ticaretinin önlenmesi,
ekoloji ve çevrenin korunması ve EİT Bölgesindeki halklar arasında tarihi ve
kültürel bağların güçlendirilmesi, bölgesel ve uluslararası örgütlerle
karşılıklı yararlı işbirliğinin tesis edilmesidir[3].


EİT, bu hedefler doğrultusunda ülkemizin üye ülkeler ile
ilişkilerinin geliştirilmesinde çok yönlü bir platform olarak dikkati
çekmektedir.


1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasından
sonra Orta Asya Cumhuriyetleri’nin bağımsızlıklarını ilan etmesi ile bölgedeki
işbirliği ve fırsatlar açısından yeni bir döneme girildiği belirtilebilir.


1992 yılında İslamabad’da yapılan olağanüstü Bakanlar Konseyi
Toplantısı’nda Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan,
Tacikistan ve Türkmenistan da örgüte üye olarak kabul edilmişler ve üye sayısı
10’a yükselmiştir.


Belirtilen ülkelerin EİT’ye üye olmasıyla birlikte EİT coğrafi
olarak Çin, Rusya ve Avrupa’nın ortasında kalan bir alanda konumlanmıştır. Salt
bu husus dahi örgütün günümüzdeki potansiyelini ortaya koymaktadır. Buna ek
olarak 440 milyonu aşkın bir nüfus ve 8 milyon km2 yüzölçümü ile EİT
gerek bölgede gerekse küresel anlamda ekonomi, ticaret, ulaşım ve enerji
alanlarında önemli bir güç olma potansiyeli taşımaktadır.


Günümüzde gerçekleştirilmeye çalışılan hedefler de bir bakıma bu
önemli potansiyelin üye ülkelerce benimsendiğinin ve artık değerlendirilmesi
gerektiği yönündeki iradenin göstergesidir. Bu doğrultuda EİT “2025 Vizyonu”
belgesinin de incelenmesinde fayda bulunmaktadır.


Söz konusu belgede gelişmiş işbirliği ortamı ile EİT’nin eğitim
düzeyi yüksek toplumlar ve gelişmiş yönetişim vasıtasıyla bölgesel
bütünleşmeye, sürdürülebilir ekonomilere ve serbest ticaret bölgesine olanak
sağlaması amaçlanmaktadır[4]. Bunlara ek olarak ticaret, ulaşım ve
bağlantısallık, enerji, turizm, ekonomik büyüme ve üretim, sosyal refah ve
çevre konularında da işbirliğinin geliştirilmesi bu Vizyon belgesinin ana
hedeflerini oluşturmaktadır.


EİT’nin 2025 Vizyonu çerçevesinde özellikle ticaret ve ulaşım
alanlarında örgüt içerisindeki işbirliği ortamının sağlanması ve daha da
geliştirilmesine yönelik önemli gelişmeler yaşanmıştır. 2015 yılında EİT üye
ülkeler içerisindeki ticaret hacmi 648 milyar Amerikan Doları’na ulaşmıştır. Bu
Vizyon çerçevesindeki stratejik hedef de bu hacmin artırılmasıdır. Buna ek
olarak, EİT’nin küresel ticarette de ithalat değerinin azaltılması ve ihracatın
artırılması ön plana çıkmaktadır.


Bu hedeflerin gerçekleştirilmesinde EİT Ticaret Antlaşması (EİTTA)
ve EİT Transit Ticaret Antlaşması (TTA)’nın önem arz ettiği belirtilmelidir. Bu
antlaşmalara taraf olan üye ülke sayısının artırılması şüphesiz hedeflen
ticaret rakamlarının yakalanmasında önemli bir etken olacaktır.


Ayrıca, özellikle üye ülkeler arasında transit geçişleri
kolaylaştırma hedefi güden TTA ile tariflerin azaltılması ve tarife dışı
engellerin kaldırılmasıyla üye ülkeler arasındaki ekonomik işbirliğinin
güçlendirileceği ve ortak prensipler temelinde ticaretin artırılacağı
belirtilmelidir[5].


2008’den bu yana yürürlükte olan EİTTA’nın 2025 yılı itibariyle
EİT 2025 Vizyonu çerçevesinde Afganistan, İran, Pakistan, Tacikistan ve Türkiye
tarafından uygulanarak serbest ticaret bölgesine geçilmesi öngörülmektedir.


Ticaretin yanı sıra ulaşım alanındaki gelişmeler de EİT üyesi
ülkeler arasındaki işbirliğini geliştirecek bir başka alandır.  Bu
çerçevede EİT Vizyon 2025, EİT’nin ulaşım alanındaki çabalara verdiği önemin
anlaşılması açısından önemli bir belgedir. Nitekim ilgili belgede de
bahsedildiği üzere ulaşım koridorlarının kolaylaştırılması ile ticaret alanında
yapılan antlaşmaların etkisinin daha da artacağı belirtilmektedir. Dolayısıyla
bir bakıma ulaşım alanında sağlanmak istenen işbirliği ortamının ticaretteki
hedefler açısından tamamlayıcı bir rolü bulunduğundan bahsedilebilir.


10 üyesi bulunan EİT’de sadece üç ülkenin deniz kıyısı bulunurken
geri kalan yedi ülkenin karalarla çevrilmiş olması da ulaşım ve dolayısıyla
ticarete ilişkin örgüt hedefleri bakımından üzerinde durulması gereken bir
husustur.


Türkiye, Pakistan ve İran, EİT üyesi ülkeler arasında denize
kıyısı olan ülkelerdir. Dolayısıyla ulaşım ve ticaret alanında diğer üye
ülkelere nazaran daha farklı konumda bulunduklarından bahsedilebilir. Bununla
beraber, İran’ın ilerleyen bölümlerde de bahsedileceği üzere yaşadığı
sıkıntılar aslında bu ülkenin var olan deniz ulaşım imkânlarını
kısıtlamaktadır. Dolayısıyla, özellikle deniz ulaşımı bakımından Türkiye ve
Pakistan’ın pozisyonları çok önemlidir. Kaldı ki bu husus; Türkiye ve
Pakistan’ın imzalayacakları serbest ticaret antlaşması ile daha da önem
kazanacak ve yasal bir zemine oturtulmuş olacaktır.


Gerek EİT’nin coğrafi konumu gerekse ulaşım ve ticaret
hedeflerinden bahsedilirken sadece bölge için değil küresel ölçekte çok önemli
bir proje olan ve Çin Devlet Başkanı Xi tarafından 2013 yılında resmi olarak
açıklanan “Bir Kuşak Bir Yol” projesinden de bahsetmek gerekmektedir. “Bir
Kuşak Bir Yol” projesinin temel amacı Çin ile Avrupa arasında kesintisiz bir
ulaşım ve ticaret ağı oluşturmaktır. Bu bakımdan proje yeni “İpek Yolu” olarak
da adlandırılmaktadır.


Bu doğrultuda gerek karayolu gerek denizyolu ulaşımına yönelik
Çin’in önemli projeleri hayata geçirilmektedir. Ülkemizin de destek verdiği bu
projelerle EİT coğrafyasının Çin ile Avrupa arasında bir köprü görevi
üstlendiği belirtilebilir. Bu da gerek üye ülkelerin gerek EİT’nin gerekse
küresel ekonominin gelişimi açısından önemli bir ticari potansiyeli ifade
etmektedir. Ayrıca, bu projenin tam da EİT üyesi ülkeleri kapsadığı
unutulmamalıdır[6].


EİT ve Türkiye


EİT coğrafyasının en batısında yer alan ve işlevsel iki denizyolu
ulaşımından birine sahip ülke olan Türkiye bakımından EİT tarih boyunca önemli
bir konumda olmuştur. Ülkemizin dış politikada bölgesel istikrara ve işbirliği
gösterdiği hassasiyet bağlamında EİT önemli bir bölgesel örgüt olarak dikkati
çekmektedir.


SSCB yönetimi dolayısıyla Orta Asya Cumhuriyetleri ile uzun bir
süre istenilen ilişkiler kurulamamıştı. Ancak SSCB’nin yıkılmasıyla kurulan
Türk Cumhuriyetleri ile kuruldukları günden itibaren siyasi, ekonomik ve
kültürel ilişkiler geliştirilmesi ülkemizin önceliklerinden olmuştur. Bu
kapsamda 1992 yılında bahsi geçen Türk Cumhuriyetleri’nin de EİT’ye üye olması
ülkemizin bölge devletleri ile arzu ettiği ilişkilerin oluşturulmasına olanak
sağlamaktadır.


Türkiye, EİT 8-9 Kasım 2019 tarihlerinde Antalya’da düzenlenen 24.
Kıdemli Memurlar ve Bakanlar Konseyi Toplantıları sonucunda EİT dönem
başkanlığını Tacikistan’dan devralmıştır. Bu Türkiye’nin EİT’deki ikinci dönem
başkanlığı olmaktadır. “EİT ve Türkiye’nin Dönem Başkanlığı” başlıklı ve 11
Kasım 2019 tarihli yazımızda da bahsedildiği üzere bu gelişme EİT nezdinde
ülkemizin daha aktif bir politika izlemesine vesile olacaktır[7].


Özellikle “Yeniden Asya” açılımı kapsamında EİT’nin öneminin
Türkiye açısından daha farklı bir pozisyona ulaştığı belirtilebilir. “Yeniden
Asya” politikası ile ülkemizin Asya’daki işbirliği fırsatlarının
geliştirilmesinde EİT ve EİT dönem başkanlığının bir çıpa olarak kullanılması
hem bölgesel istikrar hem de işbirliği açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır.


Kaldı ki, bölgedeki varlığını kuvvetlendirmek isteyen Rusya ve Çin’in
yanında Trans Atlantik yapı içerisinde önemli bir yeri olan Türkiye’nin bölge
ülkelerinin demokratikleşme ve küresel piyasalar ile bütünleşmeyi sağlamada
önemli bir görev üstlenebileceği unutulmamalıdır.


Özellikle Asya’nın öneminin geçmiş yıllara nazaran farkına varmaya
başlayan bir Avrupa Birliği için Türkiye vasıtasıyla bu coğrafyalarla işbirliği
mekanizmasını oluşturması çok daha olanaklıdır. Türkiye’nin gerek EİT
coğrafyası ile gerek Asya’nın tamamı ile olan siyasi, ekonomik, kültürel, dini
ve insani ilişkileri göz önüne alındığında ülkemizi dışlayarak buradaki ülkeler
ile işbirliği ve bütünleşme hedefleri içeren her türlü planın sonuçsuz kalacağı
açıktır.


EİT’nin Karşı Karşıya Kaldığı
Sınamalar


Tüm bu önemli potansiyele ve somut işbirliğine rağmen EİT’nin
bölgesel ve küresel güç olma bakımından sahip olduğu potansiyele ulaşamadığı
açıktır. Bu durumda özellikle üye ülkeler olan İran ve Afganistan’daki
gelişmelerin etkili olduğu unutulmamalıdır. Nitekim bu ülkelerdeki olumsuz
gelişmeler, bölgenin tamamında olduğu üzere EİT nezdinde de aksaklıklara sebep
olmaktadır. Bu hususun en somut örneklerinden biri olarak EİT ve örgütün ulaşım
ticaret alanındaki hedeflerine tam anlamıyla ulaşamaması gösterilebilir.


Yukarıda da bahsedildiği üzere, EİT üye ülkeler arasında Türkiye,
Pakistan ve İran’ın denize kıyısı bulunmaktadır. Buna ek olarak İran’ın
kontrolünde olan Hürmüz Boğazı küresel petrol ticaretinde en önemli
suyollarından biridir. Ancak gerek bu boğazda yaşanan gerilimler gerek İran’ın
Ortadoğu coğrafyasındaki faaliyetleri gerekse İran’a uygulanan ambargoların
EİT’nin de ticaret ve ulaşım alanlarındaki hedeflerini olumsuz etkilemektedir.


Benzer şekilde EİT üye ülkelerinden Afganistan’ın da içinde
bulunduğu istikrarsız ortamın bölge üzerindeki olumsuz etkileri gözlenmektedir.


Sonuç


EİT, bölgesel bir ekonomik işbirliği örgütü olsa da siyasi
ilişkiler ve ekonomik ilişkilerin birbirlerine olan etkileri düşünüldüğünde bu
örgütün sadece ekonomik bir nitelik taşıdığını söylemek doğru olmayacaktır. Bu
bakımdan ülkemiz açısından da gerek stratejik gerekse ekonomik hedeflerini
gerçekleştirmesinde önemli bir zemin oluşturan EİT’de belirtilen potansiyelin
etkin bir şekilde kullanımı üye ülkeler arasındaki işbirliğinin ve bölgesel
istikrarın sağlanmasına bağlıdır.


Asya’nın öneminin küresel güçler tarafından bir kere daha
anlaşıldığı günümüzde EİT özellikle Avrupa ve Asya arasındaki jeopolitik konumu
itibariyle köprü görevi üstlenebilir ve üye ülkelerin gelişimine olumlu
katkılar sağlayabilir.


Her ne kadar EİT ve üye ülkeler sınamalarla karşılaşmakta olsa da,
EİT’nin yukarıda bahsedildiği üzere çok önemli bir potansiyeli olduğu
unutulmamalıdır. Buna ek olarak, EİT var olan potansiyelinin gerek batı gerekse
doğu kaynaklı projelerle çok daha çeşitlendirilmesi de mümkündür.


Şüphesiz bu fırsatlar hem bölgenin hem de küresel istikrar, barış
ve refah ortamının sağlanmasına önemli katkılar sağlayacaktır. Ülkemiz de Batı
ile Doğu arasındaki konumu ile bu çabaların merkezinde katkı sunabilecektir.


[1] Detaylı bilgi için: “Central Treaty Organization”, Britannica,
Erişim Tarihi: 14 Ocak 2020 https://www.britannica.com/topic/Central-Treaty-Organization


[2] Adem Üzümcü ve Mehmet Dikkaya, “Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün
(ECO) Gelişimi, Potansiyeli ve Dinamikleri,” Stratejik Araştırma Dergisi, 2007, 17.


[3] “Ekonomik İşbirliği Teşkilatı,” T.C. Dışişleri Bakanlığı, Erişim
Tarihi: 13 Ocak 2020, http://www.mfa.gov.tr/ekonomik-isbirligi-teskilati-_eit_.tr.mfa


[4] “ECO Vision 2025 and Implementation Framework,” Erişim Tarihi: 13
Ocak 2020, http://www.eco.int/parameters/eco/modules/cdk/upload/content/general_content/3624/1506486491201cflnbtm0acra83f5arho4dgc65.pdf


[5] Dinara Taldybayeva, “EİT Bölgesinin Ulaşım Potansiyeli,” Avrasya
Araştırma Enstitüsü
, 25 Kasım 2019.


[6] “Pakistan ile Türkiye Arasındaki STA’da Son Aşamaya Gelindi”
TIMETURK, Erişim Tarihi: 28 Şubat 2017, https://www.timeturk.com/pakistan-ile-turkiye-arasindaki-sta-da-son-asamaya-gelindi/haber-506313


[7] Selim Seçkin, “EİT ve Türkiye’nin Dönem Başkanlığı,” Avrasya
İncelemeleri Merkezi, Erişim Tarihi: 14 Ocak 2020, https://avim.org.tr/tr/Yorum/EIT-VE-TURKIYE-NIN-DONEM-BASKANLIGI