• İRAN DOSYASI /// Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU : Dünya Siyasetinde İran ve Abartının Ölçüsü
  • Yayın Tarihi : 2 Ekim 2019 Çarşamba
  • Kategori : ÜLKELER BAZINDA ANALİZLER & HABERLER & BİLGİLER /// ÜLKELER DOSYASI

Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU : Dünya Siyasetinde İran ve Abartının Ölçüsü

Bu haftaya da olağanüstü bir olayla başlandı. Suudi Arabistan’ın Aramco’ya ait Abqaiq petrol tesisleri, alçaktan uçan insansız hava araçları (drone veya füze) ile vuruldu. Yangınlar çıktı, dumanlar yükseldi. Petrol çıkarımı ve rafinerilere sevkiyatı durdu. Yemen’de bulunan İran destekli Houti’ler hemen saldırıyı üstlendi. Halen “yetkin” heyetler, “oradan mı atıldı, yoksa şuradan mı?” diye inceliyor. - Meşhedi Fıkraları İran Kültürüne Atfedilirdi de. - Rüzgar Gülüne mi Bakıyorlardı? ...

Bu haftaya da olağanüstü bir olayla başlandı. Suudi Arabistan’ın Aramco’ya ait Abqaiq petrol tesisleri,  alçaktan uçan insansız hava araçları (drone veya füze) ile vuruldu. Yangınlar çıktı, dumanlar yükseldi. Petrol çıkarımı ve rafinerilere sevkiyatı durdu. Yemen’de bulunan İran destekli Houti’ler hemen saldırıyı üstlendi. Halen “yetkin” heyetler,  “oradan mı atıldı, yoksa şuradan mı?” diye inceliyor.
 
Meşhedi Fıkraları İran Kültürüne Atfedilirdi de.
 
Eskiden İranlıların abartıyı pek sevdiği Meşhedi fıkraları ile anlatılırdı. O fıkralarda, Meşhedi’ye göre, çöller göl, her şey çok  “bozorg (büyük) veya yahşi (güzel)”olarak betimlenirdi. Ama bu defa Abqaiq tesislerindeki patlamayı en büyük olarak takdim eden İranlılar olmadı. Tüm yabancı haber kanalları ve Trump, olayı hemen en büyük felaket olarak ilan ederken, günde aynı miktar, yani 5 milyon varil petrolün bir anda heba olduğu 1991 Körfez Savaşını unuttular. Kuveyt’i kalbinden vuran Irak saldırıları, aylarca Hint okyanusuna petrol sızdırarak, büyük bir çevre felaketi de yaratmıştı. 1991’de fiyatlar aniden ve hızla yükseldi. O tarihte telafi edecek imkânlar da çok değildi. Oysa bu defa fiyatlar bir anda sadece % 10 - % 20 aralığında indi, çıktı. Sonra piyasalar, OPEC’den gelen telafi etme sözü ve Trump’ın stratejik rezervlerden satış açıklamasıyla yatıştı. Ben tabii bir de yerinde 1974 ve 1979 petrol krizlerini yaşayarak hatırladığım için, petrol fiyatları % 400 arttığı zaman, dünyanın nasıl bir panik, hem de nasıl bir maliyet enflasyonu sarmalı içine girdiğini hatırlarım. Oysa şimdi dünyadaki deflasyonist bir süreç belki bir maliyet enflasyonuna ihtiyaç yaratıyor.
 
Rüzgar Gülüne mi Bakıyorlardı?
 
Teknik olarak, kısa ve orta menzilli füzelerin nereden geldiğini herhalde rüzgârgülüne bakarak tespit etmiyorlar. Ama merak ediyorum, nasıl olur da füze veya drone’un geldiği yön bu kadar tartışmaya açık olur? Daha da önemlisi dünyanın bu kadar önemli, OPEC’in kalbi bir petrol tesisinde böylesine bir güvenlik zafiyetine nasıl izin verilir? Bir diğer husus, kuyudan çıkarımı sadece 1 Dolar olan petrol’ün, piyasalara aktarılırken yapılan katma değer hesaplamasında yer alan risk priminin, böyle bir güvenlik zafiyetine rağmen, utanmadan nasıl fiyatlandırmaya ilave edildiği? Elbette ulaştırma, rafine işlemi ve tekrar ulaştırma nerede ise satıhdan çıkan, onun için de çıkarım fiyatı pek düşük olan petrolün, tüketiciye fiyatını bir hayli arttırıyor. Petrol şirketlerinin ve aracıların kar payları da işin cabası. Ama üretim maliyetini asıl tuzlu yapan, bildiğim kadarı ile risk priminin yüksekliği ve bunun için ödenen sigorta bedelleri ile petrol sahalarını korumak için istihdam edilen güvenlik güçleri ve kullanıma hazır güvenlik araçları. Ayrıca İran’da yapılmış ve Houti’lere verilmiş olsa bile, drone veya füzelerin atılmasından ve petrol kuyularının yanması ile meydana gelen kaos’tan kimin fayda umduğunun ayrıştırlması gerek. Nihayet büyük lokmayı yutamayacağı halde, zamansız büyük sözler söyleyen Trump’ın, altından halı kayarken, İran’a karşı ne yapacağı.
 
Patlama ve Abartı Kimin İşine Yarar?
 
Şimdi Meşhedi kim diye sorarsak, İran olmadığı kesin. Tabii İran vesayet savaşlarında masum değil. Dünyaya saldığı nüklüer silah tehdidi açısından da masum sayılmayacağı gibi, bakalım korku faktörü ile nereye kadar gideriz tahriki içinde psikolojik bir kumar da oynuyor olabilir. Bütün bu süreçte İran’ın başına gelebilecek ve oradan önce Orta Doğu’ya ve dünyaya yayılabilecek dalga dalga etkiyi dikkate almak, aynı zamanda patlama ve abartı en fazla kimin çıkarına hizmet ediyor diye bakmak gerek.
 
 Bu arada Suudi Arabistan’ı kalbinden vuran patlamayı azımsadığımı sanmayın. Bir kere ateş düştüğü yeri yaktı. Ayrıca yine dikkatinizi çekerim izleyen dört olay,  hemen bu patlamadan yayılan ateş ve dumanın etkisine girdi. Bunlar: 1. Ankara zirvesi, Suriye’ye bu zirvede biçilmeye çalışılan fistan ve Astana sürecinde, İran’ın rolü ki özellikle bence “güvenli bölge”tasarımı. Tabii Astana sürecini, Cenevre sürecine yaklaştırma eğilimi yeniden güç kazanmaya başladı; 2. İran ve ABD arasında yapılması planlanan yakınlaşma tasarımları; 3. Netanyahu’ya bir sandalye boyu ile iktidar sopası gösteren İsrail seçimleri 4. ARAMCO IPO (Initial Public Offering) denilen şirketi halka açma tasarımları mecburen ertelendi. Ama Tedavül yani Suudi Arabistan Menkul Kıymetler borsası fazla etkilenmedi (bunu çok istiyor görünen veliaht prens, belki aslında pek de o kadar istemiyordu).
 
En Nihayet

Şimdi bütün bu değerlendirmenin ışığında, patlamaların kime daha fazla yarar sağlayacağı düşünülebilir ona bakalım. Bir kere, zaten yaptırımların çelik pençesindeki (hâlâ inatla nükleer zenginleştirme sınırlarını arttırmaya kararlı) İran’a yaramadığı kesin. Amma,  

  1. Bu olay, ABD ve Trump, İran üzerinde “azami baskı (Maximum pressure)yı arttırmak için yeni bir bahane oldu. Carter döneminde koskoca ABD’nin İran’da uğradığı hezimeti ve Afganistan’ı unutarak, dozunu azaltsa bile yine saldırı tehditleri savuruyor. Ama mevsiminde petrol piyasalarına kaya gazı ve petrol fazlasını akıtmanın yeni bir fırsatını da buldu.
  1. Başta Suudi’ler olmak üzere yükselen (sonra dengelense bile) fiyatlardan tüm OPEC ve OPEC dışı üreticiler (İran hariç) spot piyasalarda nasibini aldı ve vadeli piyasaları risk primleri ile fiyatlama eğilimine girdi. 
  1. İran’ı, “varlığına en büyük tehdid (existential threat)” olarak takdim ederek felaket tellallığı yapan Netanyahu, bu tehditten de çok yaralanabilirdi. Ama bu kuru-sıkı İran tehdidini bu denli abartarak, İsrail’in teknolojik gücünü de küçük düşüren zırvalara bu defa, İsrail seçmeni pek prim vermedi. Bir sandalye ile Netanyahu’nun koltuğunu salladı. Ancak İsrail’in Suudi Arabistan ile İran tehdidi paydasında artan dostluk ve işbirliğini hatırlarsanız,  Suudi petrol tesislerini artık belki İsrail füzeleri koruyabilir. Bunu Trump da isteyecek ve hatta teşvik edecektir.