KAYNAK
: http://dikmecionur.blogspot.com.tr/


Toplumların tarihsel tasnifleri geneli
itibariyle dört kategoride incelenmektedir. Modern öncesi, Modern, Geç Modern
ve Post Modern. Modern öncesi dönem ise Westfalyan evveli ve sonrası olarak iki
kısımda incelenebilir. Otuz yıl savaşları diyebileceğimiz kanlı mezhep
çatışmaları neticesinde imzalanan westfalya barışı bir anlaşma olmanın da
ötesinde Avrupa kıtasında başlayacak siyasal değişimlerinde habercisiydi.
Westfalya düzeni evvelinde ülke egemenliği, kral, aristokrat ve ruhban sınıfı
arasında bölüştürülürken, anlaşma ile soyut iktidar dayanaklarından çok gücün
belli çizilmiş bir sınırla tanımlanabileceği yani teritoryallik de denilen bu
koşul uyarınca resmi sınırlara sahip tek kavram olan devletin asli merkezi
otorite olduğu ve diğer unsurların devlete rakip olarak görülmek yerine
devletin hükümranlığı altında kalan unsurlar olabileceği belirlenmiştir.
Ondokuzuncu yüzyıldan ikinci dünya savaşı sonuna kadarki modern dönemde de
devlet kavramı, birinci dünya savaşı sonrasındaki kısa süren idealist dönem
hariç devletin en temel güç olduğu, askeri gücün sürekli arttırılmak zorunda
hissedildiği evredir. Bu süreçte devlet her şey olduğundan sivil toplum
önemsizdir. İkinci dünya savaşının sonundan soğuk savaşın biteceği 1990’lı
yıllara kadar ise geçmodern dediğimiz dönemi oluşturmaktadır. Soğuk savaş
stratejilerinden kitlesel karşılık prensibi gereği nükleer silahlanmanın önemi
azami ölçüdeyken 1962 Atina Nato zirvesinden sonra aslında bu stratejinin
güvenliği çokta mümkün kılmadığı ve masrafları da arttırdığı saptamasıyla esnek
mukabele stratejisi belirlenmiştir. Nükleer silahların varlığını korumakla
beraber önemini eskisine oranla yitirdiği buna karşılık savunmanın insan gücüne
dayanacak olmasıyla beraber yoğun askeri personele ihtiyaç duyulacak evrede de
realist ve kısmen neo realist kuramlar hakim olmuştur. 1990’ların sonrasını
tanımlamak için kullanılan postmodern devrede ise devlet ilişkilerinde önemli
değişiklikler olmuştur. Her şeyden evvel dünyadaki liberal dalgalanmalardan
nasibini alan ülkelerde özelleştirmeler kendisini göstermek suretiyle devlet
mekanizması küçülmeye başlamış, buna mukabil düşünce serbestisinin getirdiği
liberal ortamda pek çok dernek ve vakıf hayata geçmiş, iktisadi yapılar
otonomilerini ilan etmek suretiyle özerk huviyetlerine kavuşmuşlardır.
Postnodern öncesi devlet ve toplum arasındaki dikey ilişki, postmodern dönemde
yatay minvalde toplumun kendi devleti dışında başka devlette de taleplerini
iletebildiği ve baskı mekanizması kurabildiği yatay ilişki yönünde evrilmiştir.
Amerikalı siyaset bilimci Joseph Nye’ın ortaya attığı postmodern siyaset bilimi
teorisine göre ise bir devletin başka devleti etkileyebilmesi ancak üç koşulda
mümkündür.




Tehdit ve güç kullanmak




2)     
Rüşvet




3)     
Kamu Diplomasisi başlığı altındaki yumuşak güç uygulamalarını
kullanarak.




İşte Nye bu üçüncü seçeneğe önem vererek
yumuşak güç uygulamalarının postmodern dönemde giderek önem arz edeceğini
belirtmiş ve yanılmamıştır. Buna göre diplomasi/yumuşak güç faaliyetleri şu
hususları kapsar;




1)     
Dinleme: Hedef ülkenin alışkanlıklarını anlama ve tahlil etme.




2)     
Savunma: Devletin kendisi veya kurumuyla ilgili olumsuz bir mevzuyu
hedef ülkede savunabilme yeteneği.




3)     
Nüfus mübadelesi: Öğrenci değişim programları gibi uygulamalar.




4)     
Kültürel mübadele: Dil kursları, dernekler, vakıflar.




5)     
Uluslararası yayıncılık: Yabancı dilde yayın yapan platformlara sahip
olunması.




Gelişmiş her ülke bu kaideler çevresinde,
dünya piyasasında etkinliğini arttırmak suretiyle hakimiyetini pekiştirmeyi
ister. Burs programları, finans şirketleri, film endüstrileri, spor klüpleri,
sivil toplum, devletin resmi organ ve kuruluşları kamu diplomasisi
faaliyetlerinde etkin yer alırlar. Büyük Türkiye, Güçlü Türkiye gibi
sloganlarla yakın geçmiş dönemde imaj tazeleme stratejisini uygulamaya koymuş
Türkiye’nin de yumuşak güç uygulamalarından münezzeh yorumlanabilmesi
düşünülemez. Bu kapsamda balkanlarda kurulan ve Türkçe ile Türk kültürel
çalışmalarına imza atan Yunus Emre Enstitüleri ile balkanlardaki ticari
şirketler önem arz eder. Şu anda etkinlikleri üst düzey olmasa da bu
faaliyetler balkanlar ile Türkiye arasında güzel birer köprü oluşturmuştur.
Başbakanlığa bağlı TİKA ise, dünyanın pek çok yerinde, eski kültürel mirasların
onarılması, erzak, giyim yardımları, kültürel projelerle etkin bir yumuşak güç
vasıtasıdır. Yurtdışına gönderilen öğrenciler, Türkiye’de ağırlanan turistler,
kimi dernek ve vakıflar Türkiye’nin etkin yumuşak güç unsurlarını
oluşturmaktadırlar. Kamu diplomasisi ve Türkiye hususunu izahata çalışılırken
Türk Hava Yolları’na değinmemek çok büyük eksiklik olur zira, THY en etkin
diplomasi kaynaklarındandır. 1933’te beş koltuklu yalnızca iki uçakla faaliyete
başlayan kurum, Türkiye’nin gözbebeği misali yoğun emek ve vergilerle yıllar
içerisinde büyüdü ve gelişti. 1943’te altı adet uçak daha filoya katılarak,
1945’te uçak sayısı elli ikiye yükseldi. 1955’te Türk Hava Yolları adının
alınması,1980’lerden itibaren başlayan yoğun büyümeyle beraber 2003’ten
itibaren küresel bir marka haline gelen ve dünya kamuoyunun ilgiyle izlediği
bir kuruluş hüviyetine sahip olunulmuştu. [1] Afrika’da kırk noktaya uçuş
düzenleyecek [2] bu husus Türkiye açısından prestiji yüksek bir durum olduğu
kadar dünyadaki bazı odaklarında nefretinin kazanılmasına sebebiyet verecekti.




Hayatını kaybeden eski Mitçi Binbaşı Kaşif
Kozinoğlu’nun el yazısıyla kaleme aldığı eser göstermiştir ki, Oslo
görüşmelerinin sızdırılması Alman istihbaratının ürünüdür. [3] Almanya
özellikle balkanlardaki çekişmede de Türkiye’nin karşısına çıkmıştır.
Türkiye’de üçüncü havalimanı yapımına en sert muhalefet Almanya’dan gelmiştir.
Buna göre bir takım tertiplerin ardında Almanya’nın aranması olası göründüğü
gibi, kurumların provokeside muhtemeldir. Tıpkı THY’nın son zamanlarda
ihbarlarla prestijinin sarsılmaya çalışıldığı gibi. İstanbul Tokyo uçuşunu
gerçekleştiren uçakta garip bir notun bulunmasıyla başlayan serüven, İstanbul-
Sao Paulo seferindeki bomba notuyla devam ederek [4] günümüze kadar beşten
fazla aksamaya sebebiyet vermiştir. Yine 
Thy yönetim kurulu eski başkanı kurum içerisinde varlığından şüphe
ettiği ve illegal olduğunu iddia ettiği 
örgütlenmeye vurgu yaparak [5], kurumsal itibarın sarsılmak
istenebileceğinin örtülü mesajını vermiştir. Siyasal olayların doğal gereği
şudur ki, bir ülke içerisindeki hiçbir siyasal olay dünyadan bağımsız olarak
düşünülemez ve yorumlanamaz. Yani kısa süre evvel Malezya hava yollarına ait
bir uçağın, Güney Çin denizi üzerinde kaybolması [6] bir takım komploların hava
taşımacılığı yapan şirketler üzerinden gerçekleştirilmek suretiyle hedef
ülkeler üzerinde menfi intibahın uyandırılmak istenmesinde etkin olacaktır.
Hulasa işlediğimiz konu hakkında şunları sıralayabiliriz;




1)      Kamu
diplomasisi ve yumuşak güç uygulamaları, postmodern toplum tipinde gücün en
önemli vasıtalarındandır. Devletler eskinin askeri stratejisinden çok diplomasi
stratejilerini önemseyen bir konumda bulunduğu unutulmamalıdır.




2)      Etkin
devletler arasında yer almak niyetinde olan Türkiye Cumhuriyeti, mevcut
potansiyelini imkanları doğrultusunda değerlendirerek yumuşak güç/diplomasi
stratejisini oluşturmaktadır.




3)     
Türkiye’nin en etkin kamu diplomasisi faaliyetlerinden bir tanesi Türk
Hava Yollarıdır. THY, her geçen gün büyüyen dinamik yapısıyla, gökyüzünün
sancaktarı ve yabancı pistlerin müdavi misyonunu en iyi şekilde
değerlendirmekte bu da dünyanın ilgisini çekmektedir.




4)      THY’yi
provoke etmek isteyecek ülkeler ve yabancı hava yolları her daim olacaktır. THY
uçaklarına yönelik ihbar, karalayıcı ve aldatıcı haberler, kara propaganda gibi
istihbari faaliyetler etkin biçimde sürdürüleceğinden, Türkiye’de istihbarata
karşı koyma birimleri bu konuda hazırlıklı olmalıdır.




5)      THY
personelinin istihdamı etkin güvenlik tahkikatlarıyla gerçekleştirilmeli,
güvenlik soruşturmaları periyodik aralıklarla tekrarlanmalı, personel
eğitimlerinde gizliliğin personelce uygulanabilmesi ilkesi eğitmenler
tarafından etkin olarak benimsetilmelidir.




6)      THY
içerisindeki, kurum itibarını provoke edici gruplar, kurumdan süratle
uzaklaştırılmalıdır.




7)     
Malezya hava yollarına ait uçağın olumsuz akıbetinin, Kuala Lumpur’da
kurulan temsili mahkemeye rövanşist bir tutum içerisinde uluslararası bir gücün
devreye girmesiyle Malezya hükümetine cevap niteliği taşıdığı teorisi
unutulmadan, ülke hava yollarının her daim rakip ülkelerin hedefinde
bulunacağı, hava yolları faaliyetlerinin ülkelerin itibarına olumlu ya da
olumsuz minvalde etkide bulunacağı unutulmamalıdır.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet