Tayyip Erdoğan’ın kendi ağzından : 2023’te Ülkeyi Eyaletlere
böleceğiz, Lazistan, Kürdistan vs… bunların hiç biri kayıp değildir.


Çok anlattık ama kimse anlamak da, inanmak
da istememişti. Şimdiyse, kendi sesinden dinleyelim. Eğer buna da montaj derse,
pes dorusu. Arayın kanalı, bu konuşmanın orijinalini isteyin, görün bakalım.
Olmaz ise, Sosyal medyada baskı oluşturun, yeniden yayınlasınlar, montajsa
yüzümüze tükürsünler. Ama montaj olmadığı ortaya çıkarsa….!


Kısa
analiz yapalım.


2023’te Eyaletlere böleceğiz, elbet ki
Osmanlı’da öyleydi. Dakika 0:35, “dünyadaki ülkelere bakarsanız bunların hiç
birinde Eyalet korkusu yoktur, süratle kalkınmayı getirir.” Yani diyor ki,
korkmanıza gerek yok, eyaletlere bölüneceğiz.


Dakika 0:54, Osmanlı’ya baktığımız zaman,
Lazistan eyaleti var, Kürdistan eyaleti var, güney’de var. Niye? Osmanlı güçlü.
CHP neyse de, MHP hem Osmanlıyız diyecek, hem Devletin yapısındaki (Eyalet)
yaklaşım tarzını görmemezlikten gelecek.


Bunların hiç biri (Lazistan, Kürdistan
vs..) kayıp değildir. MHP farklı bir etnik unsur, orada büyükşehir (Eyalet)
kazanır mı? Gir kazan, çünkü sen de etnik mücadele veriyorsun, siyasi mücadele
vermiyorsun. Tıpkı Özal’ın, “Kumanda elinde, istemiyorsan başka kanalı seç”
palavrası gibi, zira hangi kanalı seçersen seç, AKP propagandası var.


Yani, “tecavüz kaçınılmaz olacak,
beynine yapılacak tecavüzü istediğin yerden seç” demek istemişlerdi.
Tayyip burada diyor ki, MHP dahil AKP’de etnik mücadele veriyor. İyi de, AKP
bir bakıyorsun ümmetçi, bir bakıyorsun etnisite güden parti oluyor.


Neden?


Çünkü Ulus Devlet yapısını bozmanın iki
yolundan biri etnik milliyetçilik, diğeri dinsel ayrımcılıktan geçer.

Bir bakıma da, BOP eş başkanlarından birinin Bahçeli olduğunu, örtülü
olarak anlatıyor. Yani, “MHP
etnik mücadele programında, biz dinsel bölücülük programındayız, aynı amaçla
yola çıktık” 
demek istiyor.


Nitekim 1:57’de, “bizim böyle bir endişemiz yok” dediği,
etnik milliyetçilik endişesinin olmadığı, çünkü görevinin dinsel ayrımcılık
olduğu ve beyninin arkası kendisini güdülediği için, farkında olmaksızın, asıl
görevlerinin dinsel ayrımcılılık olduğunu anlatmaya çalıştığı, açıkça
anlaşılıyor. 2:12 dakikasında, “Eyaletlerde
böyle bir endişenin içerisine girmeye gerek yok, güçlü bir Türkiye asla Eyalet
sisteminden korkmamalıdır”
 diyor.







Nedir
endişe?


Etnik milliyetçilik endişesi. Zira az
evvelki konuşmasında, “Gir
kazan, çünkü sen de etnik mücadele veriyorsun”
diyordu, işte
korkmaması gerekilen de budur, başka ifadeyle Eyalet demek, zaten etnik olarak
ayrılmış bölgede, ilgili etnisite yaşanacağı için etnik milliyetçilik
endişesinin olmayacağının anlaşılmasını savunuyor.


Diyelim ki, “Kürdistan Eyaletinde sadece Kürtler,
Lazistan Eyaletinde sadece Lazlar olacağına göre, etnik milliyetçilik
endişesine de gerek kalmayacağını” 
anlatıyor.


İyi
de, Kürdistan Eyaletindeki yaşayanlar, Lazistan eyaletine pasaportla girecek
diyemiyor, Kürdistan eyaletinde yaşayanlar, Lazistan Eyaletinde mal
edinemeyeceklerdiyemiyor?


Çünkü halkın beyinlerini yıkarken, bunları
söylemesi mümkün değildir. Kürdistan Eyaletinde Camileri yıkım kararı alınır
da, yerine Kiliseler açılma kararı alınırsa, buna kimse hayır diyemeyecek.
Çünkü her Eyalet, kendi kararını kendisi verecek, içeride özerk olacaklar. Her
Eyaletin bir başbakanı/başkanı/valisi olacak ve sadece kendi kanunlarıyla bağlı
kalacaklar. Merkezi yönetim yani başkan, sadece dış ilişkilerde sorumlu olacak
ki, Eyalet meclisi bu karara uymamakta direnirse, o halde gerekirse başkanlık
sisteminden ayrılarak yeni devlet olduğunu ilan edecek.

Peki Türkiye Başkanı (şimdilik Erdoğan, ilerde belki Fethullah ya da
Öcalan), buna olmaz derse en olacak?

Uluslararası hukuk kurallarına göre, Kürdistan Eyaleti’ni, devlet olarak
tanıyoruz derlerse, yapacak hiç bir şeyleri kalmayacak.


Çünkü Üniter yapı bozulacak, üniter
olmayan ancak Federatif özellik gösterecek olan bu yıkım süreci, Türkiye’nin
parçalanmasını (tıpkı Nakşilerin Yugoslavya’da yaptıkları gibi), gelecekte
Türkiye’den en az 6 devlet çıkartılması üzerine kurulmuştur. Çünkü Anayasa
Madde 90, bunu açıkça ilan etmektedir.


Madde
90, ne diyor?


“Usulüne
göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmümdedir ve
uyuşmazlıklarda Milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
Bu maddeyi de AKP hazırlamış ve koymuştur. Hal
böyleyken yapılan ve millete sunulan oylamanın tama dı, “Kürdistanlı Yeni
Anayasa” olmaktadır.

Erdoğan için ana tasa fakat millet için Anayasa diye
gösterilmektedir.


Erdoğan için tasa haline gelmesinin
nedeni, milletin bu tuzağı fark edebileceği ihtimalidir.

Konuşmasının 2:29 dakikasında, Üniter yapı yaklaşımının ne kadar yanlış
olduğunu özellikle söylüyor ve “Üniter
yapı salında bununla alakalı bir şey değil, siz Eyalet sisteminde de bu üniter
yapıyı muhafaza edebilirsiniz, tamamıyla bunu atıp götürme diye bir şey yok,
Federal yapı diyoruz, Federal yapı nedir? Orada geliyor, toplanıyor zaten”
 diyor.


Bu ifade de gösteriyor ki, kendisine
ezberletilen yanlışları doğru sanmakta ya da milleti aptal sanmaktadır.

Oysa, Laiklik hakkında da, “Millet isterse tabiî ki gidecek” diyen de
kendisiydi.

Yarın da çıkarsa, “Millet
isterse tabiî ki üniter yapı gidecek” 
derse ne olacak?

Demeyeceğine garanti var mı?


Her söylediğini yalanlayan, utanma
duygusunu yitirmiş birinden, sözüne sadakat beklemek….!

Çünkü biliyor ki, üniter yapıda etnik kökler, dinsel ayrımcılıklar söz konusu
olamaz ve bu tür ayrımcılıklara dayalı zümreler, gruplar, kişiler yoktur ve
oluşturulamaz.


2:52 dakikasında sunucu, Erdoğan’ın
ağzının ayarının kaçtığını, ne dediğini bilmediğini anladığı için soruyor.

“Rusya ve İran’daki bir
yapıdan mı söz ediyorsunuz
” diyor.


Erdoğan’ın soruyu anlamadığını
gördüğünden, “yapısal
olarak bahsediyorum”
 uyarısı yapıyor, ancak Erdoğan bu,
sunucunun ne amaçla bunu sorduğunu anlayacak bilgi düzeyi olmadığından,
ezberinde de konu hakkında detay olmadığından yanıt tam bir fiyasko oluyor.


Yanıta
bakın yanıta.


“Yok ya…, benim bakın….Yapısal olarak
bahsediyorum” diye devam ettiğindeyse, ne dediğini bilmediği için,
ağzındaki sakladığı baklayı ıslatıp, konuyu iyice çıkmaza
sokarak, “bunlara biz Osmanlı’daki yaklaşımı da ilave edebiliriz,
Osmanlı’da özelikle azınlıklar konusunda, Eyaletler sistemi konusunda o hoşgörüyü,
biz hala yakalayabilmiş değiliz” diyerek aslen ne istediğini de, ona
dayatılan ezberle, şahsi düşüncelerinin ne kadar çeliştiğini de anlamıyor,
çünkü kafasının içinde bu tür bir bilgi yok.


Sunucunun “Yapısal olarak” dediğinden
bir şey anlamayınca, “Yapısal
olanın”
 ne olacağını, yine kendisine soruyla anlatmaya
çalışıyorlar.


Bir başkası soruyor, “seçilmiş vali düşünür müsünüz” diyor,
Erdoğan onun ne alama geldiğini bile bilmediği için, “nasıl” diyebiliyor.


Bilgi yoksunluğundan ya da kendisine henüz
dikte edilmediği için, “Seçilmiş
belediyeyi kabul ediyorsun da, seçilmiş valiyi neden kabul etmiyorsun”
 diyebilecek
kadar acz içine düşüyor.


Zira, Eyalet sisteminden bahsediyor ve
seçilmiş vali olmayacağını sanıyor, tam bir fiyasko, tam bir garabet.

Daha sonra Eyaletin ayrıştırıcı mı, birleştirici mi olacağını, gazeteci
Akyol’un kafasına sokmasıyla anlıyor ve asıl sorulan ve aydınlatılması gereken,
Erdoğan’ın ifade ettiği ve kendisine ısrarla sorulan “yapısal olarak bahsediyorum” sorusunun,
Türkiye’de birleştirilmiş olan halkları ayıracak olduğunun
bilinmesini, kafasına adeta vura vuraanlatıyor.


Ama utanma duygusunu yitirmiş biri
durumuna düşürüldüğünün bile farkına varamayarak, hiç alakası olmayan sözler
sarf ediyor. Bu yalnızca orada söylenmiş konuşma da değil. Fatih Altaylı’nın sorusuna bakın nasıl
yanıt veriyor.






Altaylı, “Eyalet sistemi olan ülkelerde var
başkanlık”
diyor.


Erdoğan, “Zaten işin ucundan almayacağız, aldık
mı her şeyiyle ele alacağız.”


Yarın seçim meydanlarında sizlere çıkıp söyleyecek.


“Çıkmışlar
Erdoğan ülkeyi eyaletlere bölecek diye dolaşıyorlar, İspat edemeyen namusuz,
şerefsizdir” 
diyecek.


O nedenle bunları, şimdiden biliniz diye
yazıyor, yayınlıyorum.

Ayrıca, Cunta, darbeci diye niteledikleri, daha ötesi ölümüne ramak kala
yargılama masallarıyla milleti oyaladıkları Kenan Evren’de, tıpkı bunların
dediğini diyordu.


Bakalım,
o da kendi sesinden.







Boşuna söylemiyorum, 78 yıldır bu ülkeye
ihanet edenler, bölmek isteyenler hep din kullanmış, etnisite kullanmış ve hep
de bunlar iktidar olmuşlardır.


İktidar olamayacaklarını anladıklarındaysa
darbe ile gelmiş, kendi devamı olacakları iş başına getirmişlerdir.

Dikkat ederseniz, istisnalar hariç olmak üzere, 78 yıldır TBMM Türk milletine
muhalefet etmiştir.

Hele de, “özümüzde din var” diyenler, ya da “özümüzde Türklük bilinci var”
diyenlerden kaçacaksınız.

Çünkü bu bilince gerçekten sahip olan Atatürk, ülkenin temellerini Ulus Devlet
üzerine inşa ederken, gelecekte böylesine ihanetler yaşanamasın, herkes
kardeşlik içinde yaşasın istemişti.

Sonunda parçalanmayı, bölünmeyi halka sunmak zorunda kaldılar.


Neden halka oylatıyorlar?

Çünkü kısmı, aşağıdaki paragraftadır.

Okumanızı ve ilgili pdf dosyalarını indirmenizi, kısa zaman olsa dahi, ne kadar
çok insana ulaştırabilirseniz, parçalanmaktan, bölünmekten o kadar uzaklaşmış
olduğumuzu göreceksiniz.


Özellıkle de bu dosyaları, AKP’ye oy
verecek, ancak başlarına ne geleceğini düşünemeyen, bilemeyenlere okutunuz.

Eminim ki, bu sayfa da yasaklanacaktır.


A. Dursun

KAYNAK : http://ahmetdursunarsivi.blogspot.fr/2017/01/erdogan-ulkeyi-eyaletlere-bolecegiz.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet