Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk :
Fransa ve Araplardan Dost, Kurttan Post Olmaz


Fransa
Cumhurbaşkanı Emmanuel
Macron
, Türkiye’nin terör örgütü olarak tanımladığı YPG’nin
çatı örgütünü oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Sözcüsü Ilham
Ahmed ile Elysee Sarayı’nda görüşmüş, ardından  Fransa’nın SDG’ye IŞİD ile
mücadelede verdiği desteği yinelemiştir. Türkiye’nin Suriye’de askeri
müdahalesine de  karşı çıkmıştır. Macron geçen hafta da, Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi  Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada  insan
hakları ihlalleri sürdüğü gerekçesiyle Türkiye’ye eleştirilerde bulunmuştu.
Türkiye, daha önce  Macron’un, SDG temsilcilerini Elysee Sarayı’nda kabul
etmesine tepki göstermişti.


Fransa’nın Avrupa
Birliği Bakanı Amelie de Montchalin bu hafta düzenlenecek AB
Zirvesi’nde Türkiye’ye yönelik yaptırımların  masaya yatırılacağını 
açıklamıştır.  Montchalin, “Bu konu gelecek hafta AB Konseyi’nde görüşülecek. Sivil insanları
şok eden ve bölge istikrarı için önemli bu durum karşısında güçsüz kalmayacağız

demiştir. Türkiye’nin sert bir şekilde kınandığını ancak bunun yeterli
olmadığını söyleyen  Montchalin,  AB’nin artık harekete geçeceği
görüşünü dile getirmiştir. Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı François
Hollande
‘ın “Türkiye’nin NATO üyeliğinin askıya alınması”
önerisiyle ilgili bir soru üzerine haddini aşarak  şu cevabı vermiştir: “AB
seviyesinde bütün tartışmalar gerçekleşecek.”


Fransa,
Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine başlattığı askeri operasyonun ardından IŞİD ile
mücadele için oluşturulan ve 30’dan fazla ülkenin katıldığı koalisyonun acilen
toplanmasını istemiştir. Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian,
basına yaptığı açıklamada, koalisyona üye ülkelerin acilen toplanması
gerektiğini aksi takdirde bu  durumdan IŞİD’in kazançlı çıkacağını
söylemiştir. Drian, “Koalisyonun, ne yapacağı, Türkiye’nin, nasıl ilerleyeceği,
tutuklu IŞİD militanlarının bulunduğu yerlerin güvenliğinin nasıl sağlanacağı
gibi konuların görüşülmesi şart. Bu konularda açık olabilmemiz için her şeyin
masada olması gerekiyor.”
demiştir.


Harekat
öncesi  “SDG’nin
korunması gerektiğini”
  açıklayan  Başbakan Edouard
Philippe,
“Kürt savaşçılar üzerinde bulunan Türk taarruz tehdidinin çok ağır
bilinmezlikleri
” ortaya çıkarabileceğinden endişe duyduğunu 
açıklamıştır.  Parlamento’da  konuşan Başbakan, “IŞİD’e karşı
mücadele bu terörist grubun coğrafi anlamda varlığının ortadan kaldırılması ile
sonlanmadı. Bu mücadele Suriye Demokratik Güçleri’nin yanında devam ediyor

demiştir.


Bu süreçte pratikte bir şey yapmasalar da en net tavır koyan ülke
Fransa olmuştur
. BM Güvenlik Konseyi  Türkiye için acil olarak toplanmıştır
 ama  Konsey’den  karar çıkmamıştır. Fransa tarih
boyunca  Osmanlıya ve Türkiye’ye düşman olmuştur

Paris’te 5 yıl görev yaptım.  Bu dönemde Fransa’nın Türkiye’ye ve Türklere
karşı sempati duymadıklarına tanık oldum. Somut bir örneği eşim Dr. Sena Karluk
yaşamıştır. Göz ihtisası yapan eşime hocası  AIDS/HIV  hastalarının
göz kontrollerini  yaptırırken, Fransız doktorlarını  bundan muaf
tutmuştur. Çünkü o dönemde (1980’lerin sonu) hastalığın tedavisi yoktu ve çok
bulaşıcı idi. Nitekim Rock Hudson Paris’te Amerikan Hastanesi’nde Ekim 1985’de
bu hastalıktan vefat etmiştir.


Macron’un SDG
sözcüsünü Elysee Sarayı’nda kabul  etmesi, Türkiye’ye yönelik hasmane bir
tutumdur. Benzer şekilde Ermeni diasporasının çatı  kuruluşu olan
Ermeni  Örgütleri  Koordinasyon Konseyi’nin (Conseil de Coordination
des organisations Arméniennes de France: CCAF)   5 Şubat 2019  
tarihindeki toplantısında   Macron 24 Nisan’ı  sözde Ermeni
soykırımı anma günü ilan edeceğini açıklamıştır.  Macron Twitter’da
yaptığı paylaşımda  “Fransa tarihle yüzleşir. Gelecek birkaç hafta içerisinde söz
verdiğim gibi 24 Nisan’ı Ermeni soykırımını anma günü ilan ediyoruz”
demiştir.


Fransa, Cezayir ve   Ruanda  soykırımları ile 
yüzleşmemiştir
. Fransa’nın  önceki Cumhurbaşkanı Nicolas
Sarkozy
de sözde Ermeni soykırımını iktidarda olduğu 
dönemde   devamlı  gündeme  getirmişti: “Nicolas
Sarkozy orders new Armenian genocide law: President Nicolas Sarkozy has ordered
his government to draft a new law punishing denial of the Armenian genocide
after France’s top court struck it down as unconstitutional.”
(https://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/armenia/9112129/Nicolas-Sarkozy-orders-new-Armenian-genocide-law.html,
Mr. Sarkozy was accused of pandering to an estimated 400,000 voters of Armenian
origin ahead of an April-May presidential election Photo: REUTERS9:49PM GMT 28
Feb 2012)


Sarkozy, Türkiye’nin AB üyeliğine şiddetle  karşı çıkmış ve “Türkiye
Avrupalı değildir”
demiştir. Aslıında  Macron’un
Sarkozy’den farkı yoktur. Aşağıda  görülebileceği gibi  Macron=
Sarkozy’dir.


Sözde Ermeni
soykırımını tanıyan Macron, Ruanda da 800 bin insanın katledilmesine yol
açtıkları soykırımı inkar etmektedir. Ruanda’da 1994’te Hutular, dönemin Devlet
Başkanı Habyarimana’nın uçağının düşmesinden sorumlu tuttukları Tutsilere karşı
soykırım başlatmıştı. Ülkede 100 gün süren katliamda milyona yakın Tutsi
hayatını kaybetmiştir. Fransa, 23 Haziran 1994‘de sığınmacılar için güvenli bölge
oluşturmak amacıyla  bir operasyon  başlatmıştır ama Tutsuleri
korumamıştır. Eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand, Le Figaro gazetesine 1998’de
verdiği mülakatta, “O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey
değil”
diyebilmiştir. Önemli olup olmadığını aşağıdaki
fotoğraflardan anlamak mümkündür.


Fransa’yı
soykırıma katılmakla suçlayan Ruanda hükümeti,  33 Fransız siyasi ve
askeri yetkilinin adalet önüne çıkarılmalarını istemiştir. Ruanda Devlet
Başkanı Paul Kagame, 6 Ağustos 2008 tarihinde Fransa’nın Hutu rejimi ile bağı
olduğuna ilişkin ellerinde güçlü kanıtlar olduğunu öne sürmüştür.  (Le
Figaro, 12 Ocak 1998) 1994 yılında  dünyanın gözü önünde gerçekleşen
Ruanda soykırımına konu olan  Hotel Rwanda filminde Ruanda halkı, Hutular ve
Tutsiler olarak ikiye bölünmüş durumdadır ve çıkan iç savaşta  binlerce
 Tutsi katledilmiştir.


Fransa’nın
İngilizce yayın yapan  kanalı France 24,  6 Şubat 2019 
akşam haberlerinde Macron’un sözde Ermeni soykırım konusundaki
açıklamasına  Türkiye’nin cevap verdiğini Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın
fotoğrafını ekrana yansıtarak haberleştirmiştir. Tarafımdan 
kayıt altına alınan  France 24’ün  haberinde
mahkeme
kararı olmamasına rağmen “Ermeni soykırımı”  ifadesi kullanılmıştır: “France:
Turkey condemns Macron’s plan for national day marking
Armenian
Genocide
.”


Cumhurbaşkanı 
Erdoğan 25 Nisan’da Devlet Arşivleri Sempozyumu’nda her 24 Nisan öncesinde
sözde Ermeni soykırımını  gündeme  getiren ülkelere önemli mesajlar
vermiştir: “Milyonlarca
Kırım Tatarını ve Ahıska Türklerini trenlerle ölüme gönderenleri unutmadık,
unutmayacağız… Cezayir’de yüzbinlerce kişiyi katleden Fransa’dır.”
Erdoğan’ın
ardından 26 Nisan’da  Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 24 Nisan’ı
Anma Günü ilan etmesiyle ilgili yazılı bir açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı,
Macron’un Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle “24 Nisan’ı Anma” günü ilan etmesini
  kınamıştır: “Macron’un oy elde etmek uğruna, diplomatlarımızı şehit eden terör
örgütlerinin Fransa’daki bugünkü uzantılarını memnun etmek amacıyla aldığı bu
karar, müttefiklik ilişkisiyle de bağdaşmamaktadır. Bu tutuma her vesileyle
gereken cevap verilecektir.”


Bu süreçte  Biz arşivleri
sonuna kadar açtık. Ey Ermeniler varsa arşiviniz siz de açın”
 demek
bir cevap değildir. Arşivleri kimse okumaz ama parlamentolarda kabul edilen sözde
Ermeni soykırım kararlarını ve Avrupa Birliği ile Parlamentosu’nun almış olduğu
kararları bilmeyen yoktur.  Avrupa Parlamentosu’nun 18
 Haziran  1987
tarihli “Ermeni Sorunu’nun Siyasi Çözümü
Üzerine Kararı”
  günümüzde de geçerlidir.  (S. Rıdvan
Karluk, Avrupa
Birliği Türkiye İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak
, Beta Yayınevi,
2013, s.521-562)


Avrupa
Parlamentosu 15
Nisan 2015
tarihli kararında,“18 Haziran 1987 kararında tanınan Osmanlı imparatorluğu
bölgesinde 1915-1917 yıllarında Ermenilere karşı vuku bulan trajik olayları
1948 tarihli soykırım suçunun cezalandırılması ve önlenmesi konvansiyonu
ışığında soykırım olarak tanımlamaktadır, insanlığa karşı meydana gelen tüm
suçları, soykırımı kınamaktadır ve bunları inkâr eden her türlü girişimden
şiddetle eseflenmektedir”
denilmiştir. Bu sebeple Türkiye’nin “açın
arşivleri”
söylemini bırakarak, aktif bir şekilde parlamentoların
sözde Ermeni soykırım kararı almasının önüne geçmek için  aktif bir
politika izlemesi gerekir. Kararlar alındıktan sonra  kararları “yok hükmündedir”
 diyerek
bir yere varamayız.
Böyle hareket edersek daha fazla ülkenin
sözde soykırımı tanımasının önüne geçemeyiz, soykırımı tanıyan ülke sayısının
artmasına da engel olamayız.


Bu kapsamda 
YÖK’ün devlet ve vakıf üniversitelerinde  “Ermeni Araştırmaları Enstitüsü”
kurulmasını sağlaması, enstitülerin yabancı dilde soykırım olmadığına ilişkin
 yazılarını teşvik etmesi gerekir. Bu konudaki Armenian
Deportation Is Not A Genocide”
isimli
makalem o tarihte son haftanın en çok okunan makalesi olmuştur:

 “Was Your Top
Paper In The Last 4 Weeks”
(Academia.edu
[noreply-updates@academia-mail.com]


Fransa,  22 Aralık  2001  tarihinde soykırım
inkarını suç sayan  yasa çıkaran dünyadaki ilk ülkedir
. (https://www.legifrance.gouv.fr/)
Fransa, Osmanlı İmparatorluğunu tarihe gömen Sevr (Sevres) Anlaşması’nın
imzalandığı Paris’in Sevr banliyösündeki seramik müzesinin önüne Ermeniler
tarafından  8 Mart 2001 tarihinde Ermeni soykırım  anıtı
açılmasına izin veren  ülkedir. Anıtın üzerinde “1915’te Jön
Türk Hükümeti tarafından Birinci Dünya Savaşı’nda soykırıma uğratılan 1,5
milyon Ermenin anısına”
yazılıdır.


Bu ifade,  Auschwitz-
Birkenau
toplama kampının önünde de vardır. Bir farkla. 1,5 milyon
Yahudi 1,5 milyon Ermeni olarak değiştirilmiştir
. Auschwitz-
Birkenau toplama kampının  girişine yazılan cümle  şudur: “Arbeit Macht
Frei”
  (Çalışmak Özgürlük Getirir) Minik bir çocuğun küçücük
ayaklarıyla toprağı sürüyerek, annesinin avcunun içinde sımsıkı kavranmış
eliyle, gözlerini kırmızı tuğlalara dikip güya özgürlüğe adımını attığı  bu kapıdan,
bir daha çıkmamak üzere 1,5 milyon Yahudi girmiştir.


Sarkozy, 
İçişleri Bakanı iken 14 Kasım  2006  tarihinde Cezayir’de
Fransa Büyükelçiliği’nde verilen  kokteyl sırasında kendisine
yöneltilen “Fransa
özür dileyecek mi”
 sorusuna  “babalarının
yanlışları için oğulların özür dilemesi beklenemez”
 
demiş ve şunları söylemiştir:  “Sömürgecilik sistemi, adaletsiz bir sistem. Akdeniz’in her iki
yakasında yaşayan kadınlar ve erkekler bu nedenle acılar yaşadı…Tıpkı 1915
olayları sırasında, Ermenilerin yanı sıra Türklerin de yaşadıkları büyük acılar
gibi…”


Türkiye, Cezayirlilerin Fransa’ya karşı verdiği bağımsızlık
savaşında maalesef Fransa’ya destek vermiştir
. Bu durumu 
emekli Büyükelçi Onur Öymen şöyle
değerlendirmektedir:  “Cezayir Cumhurbaşkanı, orada görev yapan elçilerimizden bir
tanesine bu konu ile ilgili dert yanmıştır. Fransa’ya karşı savaşan
Cezayirli mücahitlerin iç cebinde Atatürk’ün fotoğraflarını taşıdığını, Türk
bağımsızlık savaşını örnek aldıklarını ifade etmiş fakat Türkiye’nin Cezayir’in
bağımsızlığı için Birleşmiş Milletler’de yapılan oylamalarda, Cezayir’in
karşısında ya da çekimser kaldığını unutmadıklarını eklemiştir. Hatırlarsınız
o oylamaların bir tanesi, bir oyla Cezayir’in aleyhine sonuçlanmıştır. Maalesef
o oy Türkiye’nin oyudur.”


15 Aralık 1957 tarihli Milliyet Gazetesi’nde 
yer alan haber   şöyledir: “Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Cezayir Hakkında
Asya-Afrika Memleketleri tarafından hazırlanmış olan karar sureti üçte iki
çoğunluk elde edilemediği için reddedilmiştir. Tasarı 34 lehte,19 aleyhte rey
almış, 28 delege de müstenkif kalmıştır. Türkiye müstenkif kalanlar
arasındadır. Daha evvel Siyasi Komisyonda kabul edilmiş olan tasarıda
Cezayir halkına istiklal hakkı tanınması ve Fransa ile muvakkat Cezayir
hükümeti arasında müzakerelere girişilmesini tavsiye etmekte idi. Siyasi
komisyon ve Genel Kuruldaki müzakerelere Fransız delegesi katılmamıştır.”


Fransız
muhafazakar eğilimli  Le Figaro gazetesinde “Fransa
Dostları Türklerin Düş Kırıklığı”
 başlıklı bir
makale  yayınlanmıştır. Yazıyı yazan Fransız kadın gazeteci Marie Michele
Martinet,
  Zeynep Göğüş’ün Tempo’da  yayınlanan
 “17
Aralık’ta Fransa Türkiye’yi engellerse Yaşar Kemal Fransızların en yüksek
devlet nişanı olan Legion d’Honneur’ü geri versin”
 sözlerine 
yer vermiştir ama Yaşar Kemal  nişanı   geri vermemiştir.
 Yaşar Kemal 18 Aralık 2011 tarihinde  Legion
d’Honneur   nişanı almıştır.


Türkiye’ye düşman olan Fransa Türkiye ile ilişkileri tam olarak
koparmamak için   bazı başarılı kişilere nişan vermektedir
. Nişanla
ödüllendirilen Türk vatandaşlarının sonuncusu  Pegasus Hava Yolları
Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı’dır. Sabancı’ya  Fransa’nın
Chevalier dans I’Ordre National de la Légion d’Honneur nişanı verilmiştir.
Nişan alanlara bazı  kazanımlar  sunulmaktadır.   Bu
sebeple nişanı alan çoğu kişi bunu iade etmez. Bununla beraber Fransa’nın 2006’da
Ermeni iddialarının inkarını suç sayan yasa tasarısını kabul etmesinin
ardından, Legion d’Honneur sahibi, geçmişte birlikte görev yaptığımız, çok
değerli dostum   rahmetli  eski Devlet Bakanı Kamran İnan
ve eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç nişanlarını iade
etmişlerdi.


Ehess/Paris ve
Inserm araştırma merkezi profesörlerinden sosyolog Annie
Thébaud-Mony
de 12  Ağustos 2012 tarihinde kendisine verilen
Légion d’Honneur nişanını kabul etmemiştir. Mony’nin reddetme gerekçesi
şöyledir: “Çalışma
koşullarındaki kötüleşmeyi, iş kazası ve meslek hastalıklarının yarattığı
dramları, asbest, tarım ilaçları, nükleer ve kimyasal atıkların doğal çevremizi
nasıl tahrip ettiğini görünür kılmaya çalıştığımız zaman, kamusal otoriteler
tarafından ciddiye alınmak istiyoruz.” (Tout en ayant conscience de la portée
politique de son choix qui témoigne de l’importance qu’elle accorde à mes
engagements scientifiques et citoyens, c’est aussi au nom de ces derniers que
je suis amenée à refuser d’être décorée de la Légion d’Honneur. Vous en
trouverez les raisons dans la lettre jointe à ce message, lettre adressée à
Madame Cécile Duflot.
https://www.asso-henri-pezerat.org/annie-thebaud-mony-explique-son-refus-de-la-legion-dhonneur/)


Fransız
muhafazakar eğilimli  Le Figaro gazetesinde “Fransa Dostları Türklerin Düş
Kırıklığı”
başlıklı bir makale  yayınlanmıştır. Yazıyı yazan
Fransız kadın gazeteci Marie Michele Martinet,  Zeynep Göğüş’ün
Tempo’da  yayınlanan  “17 Aralık’ta Fransa Türkiye’yi engellerse Yaşar Kemal
Fransızların en yüksek devlet nişanı olan Legion d’Honneur’ü geri versin”

sözlerine  yer vermiştir ama 18 Aralık 2011 tarihinde  Legion d’Honneur   nişanı
alan Yaşar Kemal   nişanı iade etmemiştir
.


Fransa’dan ödül
alanlar  nişanları iade etmezken, Güney Afrika’nın eski Devlet Başkanı Nelson
Mandela
1992 yılında kendisine verilecek olan Atatürk
Uluslararası Barış Ödülü
’nü reddetmiştir.
Fakat    93 yaşındaki Mandela ABD’nin Houston Üniversitesi
bünyesinde faaliyet gösteren Gülen Enstitüsü’nün 2010 Barış Ödülünü 24 Ocak 2011’de almıştır.
(https://www.risalehaber.com/gulen-enstitusu-baris-odulu-mandelaya-verildi-96530h.htm)


Ali Sabancı’nın
nişan töreninde konuşan  Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi Charles Fries,
“Bu akşam
Fransa Cumhuriyeti, Napoleon Bonaparte tarafından ihdas edilen ve Fransa’nın en
eski ve saygın nişanı olan Legion d’Honneur nişanı ile size taltif ederek,
liyakatlarınızı onurlandırmak istemiştir. Sayın Ali Sabancı, Cumhurbaşkanı
adına, sizi Legion d’Honneur şövalyelik nişanıyla taltif ediyoruz”

demiştir ama Macron,  15 gün önce 31 Ocak 2018 tarihinde  Ermeni diasporasının
çatı  kuruluşu olan Ermeni  Örgütleri  Koordinasyon Konseyi’nin
(Conseil de Coordination des organisations Arméniennes de France: CCAF) yıllık
yemeğine katılarak Türkiye’yi  sözde Ermeni soykırımı konusunda
eleştirmişti: “Ermeni
soykırımının tanınması ve adalet için mücadele hepimizin mücadelesidir. Bu
mücadeleyi, soykırımı anma gününü destekleyerek yürütüyoruz.”


Macron, 
Ermeni kökenli HDP İstanbul milletvekili Garo Paylan‘a özel ilgi göstermiş,  Paris
Büyükşehir Belediyesi tarafından  Paylan,  Vermeil Madalyası 
(la médaille Grand Vermeil)  ile ödüllendirilmiştir. Garo Paylan 
Artsakhpress.am’de yer alan demecinde Afrin operasyonuna  karşı olduğunu
açıklamıştı: “Supporters
of war are also accomplices to war. Say “no” to Afrin war, do not be part of
that crime,” the MP urged, addressing the public.”


Yazar Orhan
Pamuk’a  29
Ekim 2012
tarihinde  düzenlenen törenle Legion d’Honneur
nişanı verilmiştir. Pamuk, İsviçre’nin  günlük Tagesanzeiger gazetesinde 6 Şubat 2005
tarihinde yayınlanan röportajında “Türkiye’de otuz bin Kürt ve bir milyon Ermeni öldürüldü.
Neredeyse benim dışımda hiç kimse konuşmaya cesaret edemiyor ve milliyetçiler
bunun için benden nefret ediyorlar”
demişti. Türkiye’de bir milyon
Ermeni öldürülmemiştir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulmuştur.
Pamuk, nişan almasından önce  ABD‘de yayımlanan Time dergisinin  8 Mayıs 2006 tarihli
sayısının Time 100: Dünyamızı Biçimlendiren Kişiler başlıklı kapak yazısında
tanıtılan 100 kişiden biri olmuş, 2007 Mayıs‘ında yapılan 60.Cannes Film
Festivali’nde jüri üyeliği yapmıştır. 12 Ekim 2006 tarihinde Fransızların Ermeni soykırımını inkara ceza
yasasını parlamentolarından geçirdikleri gün  Orhan Pamuk’a Nobel Edebiyat
Ödülü verilmiştir.


Acaba Orhan Pamuk
ve diğer ödül alanların aşağıdaki gerçeklerden haberleri var mıdır?


  • Fransa, Türkiye’yi tarihte yapılmayan sözde Ermeni soykırımı
    ile suçlayan ve bu konuda parlamentosundan yasa çıkaran ilk ülkedir. 29 Ocak
    2001
    tarihinde onaylanan bir cümlelik yasa şöyledir: “Fransa
    , Ermenilerin 1915 yılında maruz kaldığı soykırımı tanır.”
  • Fransa, Osmanlı İmparatorluğunu tarihe gömen Sevr (Sevres)
    Anlaşması’nın imzalandığı Paris’in Sevr banliyösündeki Porselen müzesinin
    önüne Ermeniler tarafından 8 Mart 2001 tarihinde
    Ermeni Kin Anıtı açılmasına izin veren ülkedir. Bu sözde kin anıtının
    üzerinde “1915’te
    Jön Türk Hükümeti tarafından katledilen 1,5 milyon Ermenin anısına”

    yazılıdır. Bu anıtın dikilmesinin sebebi şudur: “Biz Ermeniler
    Türkiye Cumhuriyetini kuran Lozan Anlaşmasını tanımıyoruz. Bizler Sevr
    Anlaşmasının halen yürürlükte olduğunu kabul ediyoruz. Çünkü Sevr’de büyük
    Ermenistan vardır.”
  • Fransa, Ermenistan’ın Türkiye’nin doğu sınırlarını tanımadığını,
    Ağrı dağını kendi toprağı olarak gördüğünün farkında olmayan bir ülkedir.
  • Fransa, 24 Nisan 2003 tarihinde Paris’te Kanada meydanına Gomitas
    Sogomonyan adına bir sözde Ermeni kin anıtı daha dikilmesine onay veren
    ülkedir.
  • Azerbaycan, Fransa’nın hiçbir yerinde Ermeniler tarafından
    yapılan soykırımı ile ilgili bir “Hocalı Soykırım Anıtı”
  • Fransa, dönemin Türk büyükelçisi tarafından terk edilen ülkedir.
    Eski Dışişleri ve Milli Savunma Bakanı Hasan Esat Işık
    1968’lerde Paris Büyükelçisi’dir. Fransa’daki Ermenilerin kışkırtıp dayatması
    sonucu Marsilya’da yapılacak Ermeni soykırımı anıtına karşı çıkar. Anıtın
    açılış törenine Fransız hükümetinin resmen katılmamasını ister. Ancak
    anıtın açılışına Fransız bakanlardan birinin katıldığını görünce sabrı
    taşar ve Ankara’ya sorma gereğini duymadan Paris’i terk edip Ankara‘ya
    döner, gelişmelere karşı dik bir duruş sergiler.
  • Fransa,
    Hemingway’in “Cesaret,
    olaylar karşısında gösterilen zarafettir
    ” sözünü idrak edecek
    bir ülke değildir.
  • Fransa’yı soykırımı katılmakla suçlayan Ruanda hükümeti, 33
    Fransız siyasi ve askeri yetkilinin adalet önüne çıkarılmalarını
    istemiştir.
  • Fransa’nın soykırımdaki rolünü araştırmak için Adalet
    Bakanlığı bünyesinde kurulan bağımsız komisyon tarafından yayımlanan 500
    sayfalık raporda, “Fransız desteğinin siyasi, askeri,
    diplomatik ve lojistik doğasının bulunduğu”
    ifade edilmiştir.
  • Fransa, Terry George’ın 2004 yapımı Otel Ruanda filminde geçen
    olayları inkar eden ülkedir.
  • Fransa, Cezayir’de gerçekleştirdiği soykırımın hesabını
    vermemiş  ülkedir.
  • Önceki Fransa Cumhurbaşkanı
    Sarkozy 2006’da Cezayir’e yaptığı bir ziyarette “Babalarının
    yanlışları için oğulların özür dilemesi beklenemez”
    sözleriyle
    Fransa’nın Cezayir’de işlediği insanlık suçlarını tanımayacağını
    söylemiştir.
  • Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand, Ruanda soykırımı için “O
    ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil”

    şeklinde açıklamada bulunmuştur. (Le Figaro, 12 Ocak 1998)
  • Fransa, Avrupa Birliği müzakere sürecinde 5 müzakere başlığını veto
    ederek Türkiye-AB ilişkilerinin donmasını sağlayan ülkedir.
  • Fransa, Anayasa Mahkemesi’nin sözde soykırım yasasını iptal
    kararına rağmen sözde soykırım iddialarını ortaokul ders kitaplarına sokan
    ülkedir.
  • Fransa, 29 Ekim 1919’da Kilis’i ve  5 Kasım 1919’da 
    Antep’i işgal  eden ülkedir.
  • Fransa, Gaziantep ve Kahraman Maraş’ta  Ermenilerce
    yapılan  katliamlar  için ülkede anıt açılmasına izin vermeyen
    ülkedir.
  • Fransa, sözde Ermeni soykırımı anketi yapan bir ülkedir. Ankette
    yeni bir Ermeni soykırımı yasası gerekli mi diye sorulmuştur. (http://www.newsring.fr/societe/165-faut-il-une-loi-sur-le-genocide-armenien)
    Ankette 274.555 oy kullanılmıştır. Oyların yüzde 52’si yeni bir sözde
    Ermeni soykırım yasasının çıkarılmasından yanadır.
  • Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni 22 Ocak 2018
    tarihinde  Afrin konusunda acil toplantıya çağıran ülkedir.
  • Fransa, Cumhurbaşkanı Gül’ün telefonuna çıkmayan Cumhurbaşkanına
    sahip  ülkedir. Gül, “Savaşta bile cumhurbaşkanları
    birbirleriyle konuşurlar
    ” diyerek nazik bir şekilde tepkisinin
    göstermiştir.
  • Fransa, Türkiye‘nin tüm itirazlarına rağmen soykırım iddialarını
    inkar etmeyi suç sayan yasa teklifini 22 Aralık 2011
    tarihinde kabul eden ülkedir. Oylamaya 577 milletvekilinin sadece onda
    biri katılmış, teklif oy çokluğuyla kabul edilmiştir.
  • Teklifi kaleme alan iktidar partisi Halk Hareketi Birliği
    (UMP) milletvekili Valerie Boyer, “Burada
    amacımız ilişkileri bozmak değil, Fransa vatandaşlarının korunması. Sizi
    bu tasarıyı destek vermeye çağırıyorum, sevgili meslektaşlarım. Bazı
    ülkeler 1915 olaylarını inkar ederek suç işlediler. Cezasız kaldılar. 1914
    yılındaki Ermenilerin üçte ikisi ya tehcir edildi ya da katledildi. Sizden
    destek bekliyorum”
    demiştir.
  • Büyükelçiliğimizin arkasında bulunduğu Paris’in en küçük
    sokağına (148 m. uzunluk, 15 m. genişlik) Ankara (rue d’Ankara) adını
    veren ülkedir.
  • Fransa’yı soykırımı katılmakla suçlayan Ruanda Hükümeti,
    soykırıma karışan 33 Fransız siyasi ve askeri yetkilinin adalet önüne
    çıkarılmalarını istemiştir.
  • Fransa’nın soykırımdaki rolünü araştırmak için Adalet
    Bakanlığı bünyesinde kurulan bağımsız komisyon tarafından yayımlanan 500
    sayfalık raporda, “Fransız desteğinin siyasi, askeri,
    diplomatik ve lojistik doğasının bulunduğu”
    ifade edilmiştir.
  • Fransa, Anayasa Mahkemesi’nin sözde soykırım yasasını iptal kararına
    rağmen sözde soykırım iddialarını ortaokul ders kitaplarına sokan ülkedir.
  • Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni 22 Ocak’ta Afrin
    konusunda acil toplantıya çağıran ülkedir.
  • Fransa, sözde Ermeni soykırımı anketi yapan bir ülkedir. Ankette
    yeni bir Ermeni soykırımı yasası gerekli mi diye sorulmuştur.
    (http://www.newsring.fr/societe/165-faut-il-une-loi-sur-le-genocide-armenien)
    Ankette 274.555 oy kullanılmıştır. Oyların yüzde 52’si yeni bir sözde
    Ermeni soykırım yasasının çıkarılmasından yanadır.
  • Fransa, 8 Türk vatandaşının ASALA Terör Örgütü tarından şehit
    edildiği bir ülkedir: Büyükelçi İsmail Erez 24 Ekim 1975,
    aynı saldırıda makam şoförü Talip Yener, Paris Kültür
    ve Tanıtma Müşaviri Yılmaz Çolpan 22 Aralık
    1979, Çalışma Müşaviri Reşat Moralı 4 Mart 1981, Büyükelçilik
    din görevlisi Tecelli Arı 4 Mart 1981,
    Güvenlik ataşesi Cemal Özen, 24 Eylül
    1981, Türk vatandaşları Halit Yılmaz ve Hüseyin
    Memiş
    15 Temmuz 1983, Orly havaalanındaki saldırı.
  • Fransa, bunların hesabını vermeyen bir ülkedir.


Bunları şunun için yazdım: “Hafıza-i
beşer nisyan ile maluldür.”


Fransa’da
Macron’un  sözde Ermeni soykırım  çıkışı sonrası sayın Refik Mor’un 17 Nisan 2019
tarihinde  Fransa Cumhurbaşkanı Macron’a yazdığı mektup önemlidir.
Almanya’nın Schleswig-Holstein Eyaleti’ne bağlı Neumünster kentinde yaşayan
Refik Mor, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ve milletvekili Boyer’e 12 Ocak 2012
tarihinde de  Soykırımı İnkar Yasası konusunda İngilizce ve Türkçe açık
mektup göndermiş ve şu açıklamayı yapmıştır: “Hıristiyan Demokrat Birlik Parti (CDU) Neumünster İl Meclis Üyesi
Mor, Sarkozy ve Boyer’in resmi önergesinin Avrupa Adalet Divanı 
karşısında artık hukuki bir dayanağı yoktur. Ne Avrupa Parlamentosu’nun, ne de
Fransız Parlamentosu’nun bu siyasi kararı, ATAD’ın kararından üstün değildir.

Neumünster,
  12.01.2012”


Sayın Mor’un  Macron’a yazdığı mektuptaki tespiti çok
önemlidir:
“29 Ocak 2001 tarihinde ‘1915
Ermeni Soykırımını karara bağlayan 2001-70 sayılı kanuna atıfta bulunarak,
Ermeni Soykırımı’nın  her sene Paris’te, 24 Nisan’da anılması için
yayınladığınız
10 Nisan 2019
tarihli Kanun Hükmünde Kararnamenizi, büyük bir kaygı ve şaşkınlık içinde
öğrenmiş bulunuyorum. Bunu yaparken, aşağıda değineceğim üç noktada, özellikle
hukuki suç işlediğinizi, şimdiden belirtmek isterim…
İspata
dayandırılmadan yaptığınız yukarıda sözünü ettiğim 2001-70 sayılı 
kanununuz  ve Kanun Hükmünde Kararnameniz, Avrupa Adalet Divanı kararı ile
artık YOK HÜKMÜNDEDİR…! Bundan dolayıdır ki, yukarıda adı geçen Avrupa Adalet
Divanı’nın hukuki kararına, her demokrat gibi sizin de uymanızı ve Türk’leri
haksız yere itham ettiğinizden dolayı, verdiğiniz Kanun Hükmünde Kararnamenizi
geri çekip, 2001-70 sayılı kanunu iptal ederek, tüm Türk halkından özür
dilemenizi talep ediyorum. Aksi takdirde, bu sizin pirus zaferinizden öte
gitmeyecektir. Çünkü mahkeme kararları, resmi-siyasi karardan üstündür. Tabii
ki bu kural demokratik devletler için geçerli bir kuraldır.
(For
this reason I demand that you, like every other democrat obey the
aforementioned legal decision of the Court of Justice of the European Union and
cancel your weird decree deemed to be “law“ with number 2001-70 for
unjustifiably blaming the Turks and apologize from the Turkish people. Or else,
this will not go beyond your “Pyrrhic Victory“, because these decisions of the
court of law are above official decisions. And of course, this rule is valid
for democratic governments) Refik Mor [2003-2018 Neumünster Meclis Üyesi] https://eposta.anadolu.edu.tr/owa/#path=/mail)


Macron’a en iyi cevabı vatandaşı  Yves Benard  vermiş, Aralık
2017’de  yayınlanan kitabında yazar “Ermeni soykırımı yoktur”   tespitinde
bulunmuştur. Benard, incelediği belgelerin  sözde Ermeni soykırımı 
iddialarını çürüttüğünü şöyle  belirtmiştir:  “Soykırım
yoktur, iki taraf içinde katledilmişler vardır. Şuna ikna oldum ki aslında
Türkler, Ermenilerden daha fazla katliam kurbanı olmuştur.”
Kitap,
Pantheon Yayınevi tarafından Türk-Ermeni Görüş Ayrılığına Yeni Bakış
(Divergences Turco -Armeniennes) adı altında (165 sayfa) basılmıştır. Fransız
yazar Benard, Türkiye’yi gezerek araştırma yapmış ve Türk toplumu hakkında
adalet yerini bulsun dileğinde bulunmuştur: “Bu kitabı yayınlatmakta çok zorlandım. 2009 yılında çıkardığım
ilk kitap sadece bir hafta raflarda kalabilmişti. Çünkü yayınevi üzerinde çok
büyük baskı vardı. Korktular ve yayını durdurmaya karar verdiler. Şimdi, öyle
görünüyor ki artık daha kolay yayınlanabilecek bir konu. Bu sefer çok
kolaylıkla bir yayınevi buldum. Oysaki ilk kitabım için en az 60 yayıneviyle
irtibata geçmiştim. O dönemde yayınevlerinin yarısı olumsuz cevap vermiş, diğer
yarısı ise cevap vermeye bile gerek duymamıştı.”


Kitap
hakkındaki  değerlendirme şöyledir: “Bu belgeler, uzun söyleşilerden çok gerçek anlamda olayların
nasıl gerçekleştiğini, anlaşılır ve açık bir şekilde sizlere
aktaracaktır.  Belgeler; diplomatlar, gazeteciler, subaylar, din adamları
ve  teröristlerin   açıklamaları ve de Fransızlar
tarafından  Ermeniler lehine yorumlanan Türk-Ermeni trajedisine farklı bir
bakış açısı getirmektedir. Onların görüşlerine  inanmak kolaydır. 
Oysa gerçekleri kabul ettirmek çok daha zordur. Birinci Dünya Savaşı
başladığında, her yerde ölümün ve acının hüküm sürdüğü bir dönem başlamıştır.
Türkiye her tarafta kuşatılmış durumdadır ve savaşabilecek durumda olan erkekler,
kadınları, çocukları ve yaşlıları geride bırakarak  savaşa
çağrılmışlardır.  Ermeni milisler,  isyan ederek savunmasız sivillere
karşı  korkunç, acımasız ve barbarca bir imha  gerçekleştirmişledir.
Tasniflenmiş ve güvenilir bir arşivden desteklenen bu kitap, Türk-Ermeni
çatışmasının az bilinen bir gerçeğini gün yüzüne çıkartmıştır. Ermenilerin
sorumlu olduğunu gösteren belgeler, karanlık bir tarih sayfasını gözler önüne
sermektedir. Fransız ders kitaplarının önemli bir gerçeği gözden kaçırdığına inanan
Yves Bénard, belgeler için önemli bir araştırma gerçekleştirmiştir. Türkiye’yi
inceleyerek ve çok sayıda araştırma  yaparak,  adaletin ortaya
çıkmasına katkıda bulunmuştur.”


Fransa’da Macron
dışında  aklı başında Fransızlar da vardır. Ermeni kökenli müzisyen Carole
Marque-Bouaret
, Fransa’da kurduğu MAHALEB 
adlı grupla, geleneksel Anadolu şarkılarını Türkçe ve Ermenice
yorumlamaktadır.  Akordeon sanatçısı Fransız Elsa Ille ve
Yunan asıllı perküsyonist Jerome Salomon grubun diğer üyeleridir. Carole,
Türkiye ve Ermenistan arasında 24 Nisan’dan dolayı gerginliğin arttığı dönemde
müziğiyle barış mesajı vermektedir. Türkiye’deki konserlerinde çok iyi
karşılandıklarını  açıklayan  Carole, Avrupa’daki turnelerine gelen
Türk ve Ermenilerin kalbine dokunduklarını   söylemiştir.


Grubun Fransız
üyesi Ille, müzikle kültürler arasında bağlantı kurduklarını, Yunan Jerome da
Osmanlı dönemine uzanan köklerinden dolayı Türk müziğine kendisini yakın
hissettiğini belirtmektedir. Yaptıkları müzikle hiçbir politik mesaj vermediklerini 
açıklayan   Carole şunları söylemiştir: “Sadece müzikal mesaj veriyorum.
Benim için bu iki dili, Türkçe ve Ermenice’yi konuşmak çok doğal. Ben sadece
gelecek nesillere bunu aktarmak isterim. Bu dilde şarkı söylemek benim için çok
önemli.”
(https://tr.euronews.com/2019/04/24/video-mahaleb-ermeni-asilli-fransiz-muzisyen-turkce-sarkilarla-baris-mesaji-veriyor)


Amerikalı tarihçi
Prof.
Dr. Justin Mc Carthy’nin sözde soykırım konusundaki tespitleri  çok 
önemlidir.
  17 Nisan 2014 tarihinde AA’dan Tuğba Özgür
Durmaz’a verdiği demeçte;  konuyla ilk defa yıllar önce Anadolu’nun
nüfusu, nüfusun  Birinci  Dünya Savaşı’ndan önceki durumu ve
Savaş‘tan sonra ne kadar kaldığı üzerine araştırma yaparken karşılaştığını
belirtmiş, tarihi gerçeklere karşı koyamadığı için soykırım konusuna 
eğildiğini söylemiştir:


“Neticede ne kadar çok Türk’ün öldüğünü anladım. Bu kadar Türk
nasıl öldü çünkü savaşta değillerdi. 2,5-3 milyon Müslüman savaşta ölmüştü, ben
de bu konuyu çalışmalıyım diye düşündüm. Ermeniler üzerinde çalışmamın da
aslında belirgin bir nedeni yok, aslında ilk çalıştığım Müslümanlardı ama daha
sonra fark ettim ki bu kadar insan öldüğüne göre onları birileri öldürmüş
olmalı diye düşündüm. Böylece Ermenilerin, Yunanların ve Yahudilerin üzerine de
çalışmaya başladım. Ama aslında bu konuyu ben seçmedim, konu beni seçti. Hiçbir
zaman Ermeniler üzerine yazmayı planlamamıştım ama oldu.” 


Justin McCarthy, Türkler ve
Ermeniler: Osmanlı Devletinde Milliyetçilik ve Çatışma
başlıklı
kitabında, Osmanlı-Ermeni ilişkilerini anlamak için bir çerçeve sunmaktadır.
McCarthy, mevcut varsayımlara meydan okumakta ve Osmanlı İmparatorluğu ile
Ermeni azınlığı arasındaki çatışmayı açıklayan yeni bir yorumla, geç Osmanlı
tarihçiliğinin en temel sorununa katkıda bulunmaktadır.  Kitap,
1915 trajik olaylarına yol açan durumların yeni bir analizini isteyenler için
olduğu kadar geniş bir kitle için de önerilmektedir.


Justin
McCarthy,  Ermenilerin bu kadar yıl geçmesine rağmen neden  iddiaları
sürdürdüklerine ilişkin  olarak, “Bunun nedeni çok basit. Çocuklara nefret etmeyi öğretirseniz,
onlar nefretle büyür ve nefret ne olursa olsun büyümeye devam eder. Diğer bir
diğer sebep de yurt dışındaki Ermeni milliyetçi gruplar bundan fayda
sağlayacaklarına, para alacaklarına, Kars, Erzurum, Bitlis, Van’da toprak
kazanacaklarına inanıyorlar. Bunlar yanlış ama yine de inanıyorlar”

değerlendirmesinde bulunmaktadır. Köklerinin Alman ve İrlandalı olmasına rağmen
kendisini Amerikalı olarak tanımlaması gibi, Amerika’daki bazı Ermeni
gruplarının da Ermenilerin böyle düşüneceği, kimliklerinin milliyetlerinin yok
olacağı endişesini taşıdıklarını söyleyerek  doğru bir tespit yapmıştır: “Bundan
dolayı Ermeniler soykırım iddiasını kendilerini bir arada tutacak bir bağ
olarak görüyorlar. ‘Ne acılar çektik’ demek böyle bir bağ ve kendilerini bu acı
üzerinden tanımlıyorlar. Tabii daha başka pek çok neden var. Kendi
hikayelerinden, propagandalarından başka bir şey duymadılar, bu yüzden de
Türklerin kötü olduğunu düşünüyorlar çünkü aslında onlara hep onların kötü
olduğu söylendi.” 


Hocalı’daki
katliamı  görmek istemeyip “sözde” Ermeni soykırımını Türkiye’ye kabul ettirmek
isteyenler, Ermeni isyanlarını konu alan ve Amerikalı yönetmen Philip M.
Callaghan
tarafından çekilen Ermeni İsyanı 1894-1920 
belgeselini izlemelidirler. Bu belgesel  24 Nisan öncesinde  youTube’dan silinmiş
(video kullanılamıyor, http://www.youtube.com/watch?v=zNCnSDjHGTg) ve daha
sonra yeniden yüklenmiştir. Mutlaka her Türk vatandaşı  tarafından izlenmelidir.
Ermeni İsyanı 1894-1920 belgeseli şimdi https://www.dailymotion.com/video/x2nuga2
adresindedir. (57 dakika)


ABD Başkanı
Donald Trump 1915  Ermeni tehciri ile  ilgili olarak  24
Nisan’da “Büyük
Felaket”
anlamını gelen “Meds Yeghern”  demiştir ama açıklamada
 Trump’ın imzası yer almamıştır. Önceki yıllarda Beyaz Saray tarafından
yapılan açıklamalarda başkanların imzası  bulınuyordu:“Statement by
the President on Armenian Remembrance Day 2019 April 24, 2019 Today, we
commemorate the
Meds Yeghern and honor the memory of those who
suffered in one of the worst mass atrocities of the 20th century.”
 
(https://massispost.com/2019/04/president-donald-trumps-april-24th-statement-missed-opportunity-to-end-genocide-denial/)


Trump’ın “soykırım”
(genocide)  ifadesinin kullanmamasında Türk sivil toplum kuruluşları ile
devletin  girişimleri etkili olmuştur. Bu kapsamda bir sivil toplum
kuruluşu olan Milli
Düşünce Merkezi Başkanı
sayın Sadi Somuncuoğlu,
ABD Senatörler ve Temsilciler Meclisi üyeleri  ile  İsrail Parlamentosu
 üyelerine  aşağıdaki  mektubun gönderilmesini sağlamıştır. Bu
kapsamda  14 Şubat 2017 tarihinde Ermeniler
Başkan Trump’a Mesaj Gönderirken Bizler Ne Yapıyoruz?”

 başlıklı yazımı da  paylaşırım. isterim.(http://ankaenstitusu.com/ermeniler-baskan-trumpa-mesaj-gonderirken-bizler-ne-yapiyoruz/)
 Bu konuda Sayın  Sadi Somuncuoğlu’nun hassasiyetini de özelikle
belirtmek isterim. (https://www.house.gov/representatives#state-alabama,
https://www.senate.gov/senators/contact/,
https://knesset.gov.il/mk/eng/mkindex_current_eng.asp?view=0
Respectueusement
annoncé au public mondial. Sadi Somuncuoglu President M.D.M)


Fransa
 Türkiye ilişkileri, Fransa’daki etkin Ermeni lobisinin etkisi alında
kalmıştır. Bu konuda bir anımı da paylaşmak isterim. Yıl 1982.  Rahmetli Bülent Ulusu
Başbakan
. Ben DPT AET Dairesini yeni kurmuş genç bir doçentim.
O dönemde de Fransa  ile ilişkiler çok gerilmişti. Sayın Ulusu DPT
Müsteşarı Yıldırım 
Aktürk
’e  Fransa’ya karşı ekonomik önlemler alınması
talimatını vermiş. Müsteşar Aktürk beni çağırdı ve  bizden rapor
hazırlamamızı istedi. Uzun bir çalışmadan sonra Fransa’dan ithal edilen iki
önemli kaleme kısıtlama getirilmesinin mümkün olduğunu gördük. Bunlar, Renault
otomobil parçaları ithalatı ile TÜLOMSAŞ’ın  (ELMS) o dönemde Fransa
destekli ürettiği ana hat  lokomotiflerin parça ithalatını kısmaktı.
Ayrıca konulacak gümrük vergisi hem GATT/WTO kurallarına ve hem de  Katma
Protokol’e aykırı idi. Çünkü AB ile Türkiye arasında bir gümrük birliği vardı.
Bir kısıtlama Fransa’dan çok Türkiye’ye zarar verecek, bindiğimiz
dalı kesmiş olacaktık.
  Daha sonra bundan vazgeçilmiş,
AB’den ithal edilen demir çelik ürünlerine yüzde 15 ek vergi konulmuştur. Fakat
bu da gerek AB ile olan gümrük birliğine ve de GATT/WTO kurallarına aykırı
olduğu için bir süre sonra kaldırılmıştır.


Macron’un sözde
soykırımı devamlı gündeme taşıması üzerine Dışişleri Bakanlığı “Macron’un oy
elde etmek uğruna, diplomatlarımızı şehit eden terör örgütlerinin Fransa’daki bugünkü
uzantılarını memnun etmek amacıyla aldığı bu karar, müttefiklik ilişkisiyle de
bağdaşmamaktadır.
Bu tutuma her vesileyle gereken cevap verilecektir”  açıklamasında
bulunmuştur ama  uygulamada  bir şey yapılmamış, açıklama suya
yazılan yazı olarak tarihe geçmiştir.


Fransa’ya  yönelik  en  etkili çıkış,
 Fransa’dan  Légion d’Honneur  nişanı alanların yayınlayacakları
bir basın bildirisi  ile topluca  bu nişanları Macron’a iade
etmeleridir.
    Legion d’Honneur  nişanı alan Türk
vatandaşları  olan Ali Sabancı, Leyla Alaton, Zülfü Livaneli, Yaşar
Kemal,  Tarık Zafer Tunaya, Sakıp Sabancı, İnan Kıraç, Yaşar Kemal, Sani
Şener, Kamran İnan, ( iade etti) Erdoğan Teziç, (iade etti)  Hikmet Çetin,
Ayşe Gülsün Bilgehan, Lucien Arkas, Gökşin Sipahioğlu, Nebahat Akkoç, Mehmet
Erbak ve  Tunay İnce’nin   geçmişte Kamuran İnan ve eski YÖK
Başkanı   Prof. Dr. Erdoğan Teziç’in   yaptığı gibi bir
basın toplantısı düzenleyerek nişanı  iade etmeleridir.  Güney
Afrika’nın eski Devlet Başkanı Nelson Mandela 1992 yılında Atatürk Uluslararası
Barış Ödülü’nü reddetmişti. Yukarıda ismi verilen hayatta olanlar, hayatta
olmayanların da mirasçıları Kamuran İnan, Erdoğan Teziç ve  Nelson Mandela’yı örnek
almalıdır
.  Madalya alanların bu madalyaya ihtiyaçları
yoktur. Mandela kadar bile olamadılar denmesini sanırım kimse istemez.


Ankara’daki Paris
Caddesi’nin adının  Ankara’nın en  uzak semtinde bir sokağa
verilmesi, Fransa’ya bir tepki olmalıdır. Fransa, Paris Büyükelçiliğimizin
bulunduğu Paris’in en küçük sokağına (148 m. uzunluk, 15 m. genişlik) 
Ankara (Rue d’Ankara) adını vermiştir. Türkiye,  Ankara’nın en güzel 
caddelerinden Paris Caddesi’nin  (2,5 km) adının bir küçük sakağa
verilmesi konusunu  gündemine   hiç almamıştır. Paris’te  Rue de
Constantinople
caddesi  vardır ama  “İstanbul
Caddesi”
yoktur. Daha öncede bu konuyu  yazmıştım ama etkili
ve yetkili kişiler herhalde Macron’dan çekindikleri için bu konuyu gündemlerine
almamışlardır.


Fransa’daki bu
olumsuz gelişmeler karşısında hiç Türkiye’ye yakın bir politikacı yok mu sorusu
akla gelebilir. Fransa Cumhurbaşkanları arasında Türklere ve Türkiye’ye en
sıcak yaklaşan, 26 Eylül’de vefat eden Jacques Chirac  idi. 1977-1995 yılları
arasında Paris Belediye Başkanlığı yapan  Chirac,  Paris’te
 Büyükelçiliğimizin bir etkinliğine gelmiş ve orada kendisiye
 tanışma  ve kısa da olsa konuşma fırsatım olmuştu.


Chirac,
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile müzakereleri sürecinde de önemli rol
üstlenmişti. Ankara ile müzakerelerin başlatılmasını destekleyen Chirac, “Türkiye’nin
AB’ye üyelik yolculuğu uzun ve zorlu olacaktır. Ancak bu üyelik arzu edilen bir
gelişmedir”
demişti. O yıllarda Türkiye AB ile müzakerelere resmi
olarak başlamış ve ilk müzakere başlıkları açılmıştı.  Jacques Chirac,
müzakerelerin Fransa’da yoğun tartışmalara yol açtığı bir dönemde Türk halkının
onurlu bir halk olduğunu, imtiyazlı ortaklık gibi bir seçeneği asla kabul
etmeyeceğini ve Türkiye’yi dışlamanın çok ağır sorumluluk getireceğini ve
Fransa’nın müzakerelerden yana tavır koyacağını söyleyerek Avrupa liderleri
arasında da müzakerelere bakış açısını değiştiren isimlerden biri olmuştu.
Fransa ile artan gerginlik, bugün  yapılacak  milli maça  yansıyabilir ve
 provakosyan olabilir. Çok dikkat edilmesi gerekir.


Gündemimizdeki diğer çok önemli konu, Türkiye’nin Fırat’ın
doğusuna yönelik başlattığı Barış Pınarı Harekatı’dır.
Harekat
başlayınca   Arap ülkeleri ile  Batılı dost bildiğimiz
ülkelerden tepkiler gelmiştir.  Dün  Macron ile Merkel, Türkiye’ye,
“Suriye’deki saldırısına son vermesi”
çağrısında bulunmuşlardır
 ama Türkiye’ye havan mermisi atarak şehit edilen sivilleri yok
saymışlardır.


Almanya Başbakanı
Angela Merkel,  “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 1 saat görüştüm. Türkiye’nin çıkarları
ve güvenliğini de göz önünde bulundurmalıyız. Ama aynı zamanda, bu Türk
işgalinin de son bulması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü insani dramlar söz
konusu ve Kürtler’e karşı bu durumu kabul edemeyiz”
demiştir.
Merkel, Kürt  kökenli Türk vatandaşları ile PKK terör örgütünü birbirine
 karıştırmıştır.  Fakat   Merkel gibi birinin bu kadar
cahil olması mümkün değildir.


Avrupa Birliği
Dışişleri Bakanları’nın Lüksemburg’daki zirvesinde Kuzeydoğu Suriye’ye dönük
operasyonu  sebebiyle Türkiye oybirliğiyle kınanmıştır. Toplantı sonrası
açıklanan bildiride Ankara’ya yapılan silah satışlarını durdurma çağrısı
yapılırken, AB’nin Türkiye’ye silah ambargosu uygulaması yönünde Almanya, Fransa,
İspanya ve Avusturya’nın ısrarına karşılık Türkiye’ye silah satışının
yasaklanması yönünde ortak bir uzlaşıya varılamamıştır. (EU foreign
ministers have condemned Turkey’s military intervention in northeastern Syria
but stopped short of agreeing on a blocwide arms embargo, https://www.dw.com/en/eu-offers-measured-reaction-to-turkeys-offensive-in-syria/a-50819018)


Bildiride,
operasyonun Birleşmiş Milletler nezdinde yürütülen siyasi süreci zora soktuğu,
İŞİD Karşıtı Uluslararası Koalisyon’un kazanımlarını da tehlikeye attığı
 açıklanmıştır. Sonuç Bildirisinde, “Tüm bir bölgenin istikrar ve güvenliğini ciddi şekilde tehlikeye
attığı, sivillerin daha çok acı çekmesine ve daha çok kişinin evlerinden
olmasına yol açtığı ve insani yardım çabalarını ağır bir şekilde engellediği”

belirtilmiştir. 18 Ekim’de yapılacak Liderler Zirvesi’nde de Türkiye’ye olası
yaptırımlar gündeme gelecektir. Finlandiya, Norveç, Fransa ve Almanya
Türkiye’ye askeri ihracatı askıya almış, İsveç de bu yaptırımın AB çapında
uygulanması önerisinde bulunmuştu.


ABD ve AB ülkelerinden gelen sert tepkilere, dost bildiğimiz Arap
 ülkeleri de katılmış, Arap Birliği harekatı kınamıştır
. Kınama
kararına  Filistin’in de  katılması dikkat çekicidir. Bu ayıbı örtmek
için bazı gazetecilerin  suçu Filistin Kurtuluş Örgütü kurucularından ve
Filistin Devlet Başkanı. Mahmut Abbas’a yüklemesi kabul edilemez. Bunun
için kör ve sağır olmak gerekir.


Cumhurbaşkanı
Erdoğan  üç hafta önce  BM’de  canla başla Filistin’i
savunmuştu: Daha
birkaç gün önce sokaktaki masum bir Filistinli kadının İsrail güvenlik güçleri
tarafından alçakça öldürüldüğü görüntüler bile vicdanları harekete
geçiremiyorsa artık sözün bittiği yerdeyiz demektir…
Bu doğrultuda
atılması gereken en önemli adımlardan birisi, Filistin halkının devlet olarak
tanınma yönündeki haklı talebinin karşılanması ve Filistin devletinin
temsilcilerinin de bu yüce kurulda BM üyesi olarak hak ettiği yeri almasıdır.”

Fakat dün Arap Birliği’nin harekat ile ilgili açıklamalarına “Sizin
topunuz bir araya gelseniz zaten bir tane Türkiye etmezsiniz”

diyerek çok haklı bir tepki göstermiştir.


Fakat geçmişte
sayın Cumhurbaşkanı’nın Araplar hakkında söyledikleri ile bu  demeci
 çelişmektedir:  “Türk Arapsız yaşayamaz, kim ki yaşar der, delidir, Arabın Türk
hem sağ gözüdür, hem sağ elidir.  Hiç kimse kusura bakmasın, kim ne derse
desin, Araplar bizim kardeşimizdir, biz de onların kardeşiyiz. Türklerle
Araplar bir elin parmakları gibidir, etle tırnak gibidir, mazimiz bir, biliniz
ki istikbalimiz de bir. Araplarla aramıza sınırlar çizilmiş olabilir, aramıza
görünmez duvarlar çekilmiş olabilir, hepsini aşacak iradeye sahibiz. Bu ülkede
köpeklerine Arap adı takanlar oldu, sokaklardaki köpekleri Arap Arap diye
çağıranlar oldu, köpeğe niye Arap diyor, hep Araplarla bağlarımızı koparmak
için böyle diyor, Ortadoğu’yu bataklıkmış gibi göstermek için köpeğe Arap adını
takıyor. Araplar bizi arkadan vurdu. Hep bunu söylerler. Hatta ben, avami
olacak kusura bakmayın ama köpekleri bile ‘Arap, Arap’ diye çağıran bir
anlayışı yaşadık bu ülkede.”


Arap Birliği’nin
Türkiye’yi kınama bildirisine Filistin de katılması,  Arapların ne kadar
güvenilmez olduğunun ispatıdır.  Dünyada  Filistin’i ilk tanıyan
ülkelerden biri Türkiye’dir. 2006-2015  döneminde Filistin’e  375
milyon dolar kalkınma yardımında bulunulmuştur. 2014-2017  dönemi için 200
milyon dolar  taahhüt edip, ilk bir yılda yarısı gerçekleştirilmiştir.
BM’ye üye olmayan gözlemci devlet statüsünde katılımını desteleyen yine
Türkiye’dir. Tubas
Türk Hastanesi
ve Nablus Kız Okulu’nu  Türkiye inşa
etmiştir. BM’de  “Türkiye mazlum halkının yanında olmaya devam edecektir” diyerek
 Filistin’e
destek veren yine  Türkiye’dir. Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail
Heniyye
’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a BM  Genel Kurulu’nda
Filistin’e ilişkin  sözleri dolayısıyla teşekkür etmesi, Arap Birliği
tarafından  dikkate  alınmamıştır.


Arap Birliği, 22
Arap ülkesinin üye olduğu bir  kuruluştur. Üyeleri; Irak, Suriye, Lübnan,
Ürdün, Suudi Arabistan, Bahreyn, Cezayir,  Fas, Moritanya, Sudan, BAE,
Umman, Yemen, Kuveyt, Mısır, Libya,
Tunus, Cezayir, Somali, Filistin,
Cibuti ve  Komorlar’lardır. Bunlardan  17’si Osmanlı’dan koparak
bağımsız olmuş ülkelerdir. Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmet Ebu
Gayt
, Barış Pınarı Harekatı için “işgal”  derken,
Rusya ve ABD  sesini  çıkarmamıştır.


Bu ülkelerden
 hiçbiri KKTC’yi tanımamıştır ama Lübnan (1997), Suriye (2015) ve Libya geçici hükümeti (2019) sözde
Ermeni soykırımını tanımıştır.
Daha da önemlisi, 
Kahire’de yapılan ve Akdeniz’e kıyısı olan 7 ülkenin katıldığı “Doğu Akdeniz
Gaz Forumu”
toplantısında Mısır, Güney Kıbrıs, Ürdün, Yunanistan,
İtalya, İsrail’in yanı sıra Filistin‘in Enerji Bakanı da yer alırken, Türkiye
ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti  davet edilmemiştir. Türkiye’ye uçak
hediye eden Katar bile Türkiye’ye değil GKRY’ne  destek vermektedir. Fakat
Katar,  Somali ile birlikte kınama bildirisini, Türkiye ile ilişkiler
bozulmasın diyerek  imzalamamıştır. Sebebini herkes bildiği için
açıklamama gerek yoktur.


Suudi Kralı
Abdullah’ın ölümü  sebebiyle  Türkiye’de 24 Ocak’ta bir günlük yas
ilan edilmiş, Türk bayrağı yarıya indirilmiştir.  Dönemin Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, 2007 yılında  Kral Abdullah’ı kaldığı otelde ziyaret
etmiştir. Yine protokol kurallarında  olmayan bir jest yaparak, Kral’ı
Esenboğa’ya  giderek uğurlamıştır. Mekke’de 1781
 yılında  yapılan Osmanlı kalesi Ecyad, (uzun
boyunlar) 2002 yılında yıkılmış, yerine otel yapılmıştır. Kral Abdullah bin
Abdülaziz el-Suud, Mekke’deki son Osmanlı yapısını yıkması, ölümünün ardından
yeniden gündeme gelmiştir. Yüzlerce yıllık geçmişi olan ve 1600’lü yılların
sonunda Türkler tarafından baştan aşağı yeniden inşa ettirilen kale, Arap
yarımadasının elimizden çıktığı Birinci Dünya Savaşı’na kadar Türk garnizonu
olarak kullanılmıştır. Murat Bardakçı, “Suudi yönetimi, Mekke’deki Türk Kalesi’ni yıkarak, Türkiye’den
tam 145 yıl öncesinin intikamını almış oldu: Şerif Abdülmuttalib ayaklanmasının
intikamını”
diye yazmıştır. Ecdad yadigarı Ecyad kalesini 1982
yılında görmüş ve çok mutlu olmuştum.


Suudi Arabistan,
Arapları Türkler’e karşı kışkırtan ünlü İngiliz casusu Thomas Edward
Lawrence
‘in evini müze yapmıştır. Osmanlı eserlerine yönelik “kültür
soykırımı”
yapan Suudi yönetimi, Kral Fahd’ın emriyle müzeye
dönüştürdüğü evin kapısına, ‘‘Bu ev, Osmanlı’ya karşı bağımsızlık savaşı veren Suudilere
yardımcı olan Thomas Edward Lawrence tarafından karargah olarak
kullanılmıştır’’
diye yazdırmıştır.  Osmanlı’nınki
enkaz olurken Lawrence’inki müze yapılmıştır. Arapların fıtratlarında
(yaradılış) iyilik yoktur. Yılmaz Özdil “E hani biz bunların gözüydük, eliydik, bunlarsız deliydik,”
Necati
Doğru
   “Filistin kof kardeş çıktı,”  Rahmi Turan “Acıma
yetime dönüp vurur gerine”
derken  haklıdır. Filistin uğruna
Mavi Marmara’da şehit olan 10 Türk vatandaşına  şimdi daha fazla
 üzülüyorum. Onlara çok yazık oldu.


“Ümmet” değil “Millet” olmak gerektiği,  Suriye müdahalesinden
 sonra açığa çıkmıştır.  Ne demiş atalarımız: “Dün şaştık,
bugün aydık
.” İnşallah  geçte olsa ayan olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış