TÜRKİYE & DÜNYA

İçeriden vuruş (1) 

Bir devlet, coğrafi
konumunun dünyada nelere karşılık geldiğini, arazi yapısının ve ikliminin
ekonomi ve güvenliğine tesirlerini, milletini oluşturan unsurların tarih,
karakter ve inançlarını ve etnik yapısını bilmek, bunların analizini yapmak
durumundadır. Çünkü bütün bunlar devlet ve milletlerin karakter, kader ve
politikalarını kimi zaman etkileyen, kimi zaman da belirleyendir. 

Her bir devlet bu
çalışmaları yapmasa da yapanlar vardır, onları “büyük” yapan da budur. Önde
gelen ülkeler, diğer devletlere ilişkin politikalarını belirlerken yukarıdaki
ve benzer hususlara ilişkin verileri toplar, analiz eder ve buna göre bir yol
takip ederler. Veri
toplamada süreklilik esastır
, genel verilerin yanı sıra
detaylara, sonra detayların da detayına inilir, bir süre sonra konu ve kişiye
özel veri avcılığı ve uzmanlaşma başlar. Eldeki veriler, saha uygulamalarıyla
test edilir, turnusol kağıdı işlevi görecek kimi söz ve eylemlerle tepkiler
ölçülür, yandaşlar ve karşıtlar not edilir. Ortalığa “yem” bilgiler atılır, dönüşler
beklenir. Yansımalara göre revizyonlar yapılır. Eldeki bilgiler zamanı geldikçe
güncellenir. 

Hedef coğrafyada
tetiklenen ya da bir şekilde gelişen kriz, terör, savaş ve iç çatışma gibi
haller, sütün yayıkta çalkalanmasına benzer bir işlev görür, üstte toplanan
kaymak ve yağ, toplanıp götürülür, e
konomik, askeri, siyasi, sosyal entelektüeller
kapışılır. Bu ülkede kişiye özel veri çalışmalarında detaylara inmeyi
başaranlar daha yüksek kazançlar elde ederler. Elitlerini, dolayısıyla onlarla
beraber askeri, finansal, sosyal, istihbari, etnik, mezhebi birçok kıymetli
bilgisini de yabancılara kaptırmış bir ülke, geride kalanlarla hem hegemonlarla
hem de iç sorunlarıyla boğuşur durur, başarı yakalaması zordur. 

Birbirini iptal eden
emir ve yasaklar, ağır ekonomik yükler ve krizler, suçun cezasız kalması,
halkta bıkkınlığa ve karamsarlığa sebep olur, açıktan bir şey söylenmese de
halk davranışlarıyla hukuki, dini, ekonomik ve ahlaki sınır tanımaz hale
gelir. 

Teşvik edilen
değerler ile ödüllendirilen değerler örtüşmez ise, halk söylenilene değil,
yapılmakta olana bakar, ferdiyetçilik tavan yapar, 
her şey kuvvet ve
hileye dayanır. 

Başarı, hilecilerin
olunca suçun önü alınamaz, para ve güç giderek el değiştirir. İçerideki
ekonomik denge kalıcı bir şekilde bozulunca, makul insan olmak, kaybetmekle
eşdeğer hale gelince, herkes maddi refahı bir şekilde yakalamanın peşine
düşer.  Yeter ki “başarı” elde edilsin, takip edilen yolun iyi ya da kötü
olmasına bakılmaz. “Başarılı ol da nasıl olursan ol”, tek doğru haline gelir.
Milyonlarca insanın bu yola girmesi devleti yorar, baş etmek zordur, zaman ve
kaynaklar heba olur. 

Suç ve şiddet
yoluyla el değiştiren güç, devletin ve halkın içinde kök salınca, millet adına
kısır bir döngü başlar, ele geçirilen kurum ve kuruluşlar, suç teşekküllerini,
suç teşekkülleri de bu yapıları besler.   

Makul insanlar,
ülkenin sosyal, ekonomik, siyasi gündeminde tesir sahibi olmak bir yana, ayakta
durmakta zorlanmaya başladıkça devletin işi daha da zorlaşır.
 Bu hal,
ülkenin idaresinde yapılan yapısal değişikliklerle kolay kolay
değiştirilemeyecek bir yola sokulunca bu yolun “yanlış” olduğunu söylemek bile
neredeyse imkânsız hale gelir. Yabancılar
için rahat bir ortam hazırdır artık.
 

28 Şubat, bir
“içeriden vuruş”tur. 

Pazar günü devam
edelim. 

İçeriden vuruş (2)

İnsan, ihtiyaçları
istikametinde davranışları yönlendirilebilir bir varlıktır. Özellikle oturduğu
semt, insanın ihtiyaçlarını, arzularını şekillendiren bir alandır. İnsan gibi
ülkelerin de ihtiyaç ve arzularını şekillendiren, etrafındaki ülkelerdir. İnsan
gibi, devletlerin de davranışları yönlendirilebilir. Emniyet ve asayiş,
ülkelerin en fazla ihtimam gösterdikleri konudur. Ülkeler insan gibi davranır,
önce emniyetlerini düşünürler, ondan sonra da ilerlemenin yollarını ararlar.
Komşuları üzerinden devletlerin politikaları yönlendirilebilir. 

Sistematik olarak
zeki gençlerinin tümü fen bilimlerine yönlendirilmiş bir devlet -Türkiye bu
kapsamda değildir-, tuzağa düşmüş, ülke yabancı sosyolog ve antropologların
deney alanı, millet kobay haline gelmiştir. Bilgisayarların uzaktan
zombileştirilmesi gibi toplulukların da dış güçlerin menfaatlerinin temini
yolunda organize edilmesi, hatta kendi kültür ve devletine düşman haline
getirilmesi pekâlâ mümkündür. Tanksız topsuz bu içeriden vuruşa karşı durmak,
ancak sosyal bilimcilerle mümkündür. 

Bir milletin şiir,
türkü, masal, hikâye ve atasözleri, o milletin ruh halini, hayallerini,
düşmanlarını, zaaflarını, toplumu oluşturan parçaların birbirlerine
yaklaşımlarını ele veren verilerle doludur.
 Bunlara
bakarak geçmişten günümüze bir milleti en çok nelerin meşgul ettiğini görmek
mümkündür.
 

Dilin gramer
yapısının basit ya da çetrefilli olması, ses uyumu, zarif ya da kaba bir dil
olması, o milletin ruh dünyası hakkında ipuçları içerir, diplomasi ve istihbarat
kabiliyetini bile üç aşağı beş yukarı buradan kestirmek mümkündür. 

Din ve inançlar,
toplumun evrene ve yaşama nasıl baktığını, bunlara ne kadar kıymet verdiğini ve
ne anlam yüklediğini ele verir. Küçük şeylerle mutlu olmasını bilen,
dayanışmacı ve kanaatkâr toplumları, ekonomik argümanlar üzerinden çatıştırmak
zor olacağı için başka yollar aranır. 

Gerekirse birkaç
yüzyıl önce çatışmış topluluklar arasındaki anlaşmazlıklar yeniden
canlandırılır, dost olmaları istenenler için ise yakınlaştırıcı sahte arkeolojik-tarihi
veriler üretilir, genetik bağlar inşa edilir. 

Bir ülkede iç savaş
ya da devlete karşı bir isyan arzulanıyorsa, o ülkenin tarih ve edebiyatına
müracaat edilir, fıkra ve masallarında izler aranır. Eski isyancıların genetiği
takip edilir.
 Bir çatışma
varsa devamı, çatışma yoksa icadı, sönmek üzere ise yeniden alevlendirilmesinin
yolları aranır.
 

Ana unsur dışındaki
unsurlardan olup bir şekilde kendilerini dışlanmış, hak ettiklerini
alamadıklarını düşünenler, bir iç savaşta ya da iktidarın veya devletin zaafa
düştüğü ilk fırsatta, hükümete, devlete ve ana unsura karşı duydukları kini her
fırsatta tatmin etmeye yönelecekleri için bir tutuşturucu olarak
değerlendirilirler, bu sebeple de yabancı güçler için önemlidirler. 

Savaş, işgal gibi
dış tehditlerin artması, yıllardan beri birbirleriyle mücadele etmekte olanları
uyandırabilir ve onlara, ortak düşmana karşı birleşme lüzumunu hissettirebilir.
Fakat gruplar arasındaki iç mücadelelerin yaraları çok derin ise yabancı güçlerin
kurulmakta olan birliği bozması kolay olacaktır. 

Antropolojik
bilinçaltı ele geçirilmiş bir ülkenin karadan işgaline gerek yoktur. 
 

İçeriden vuruş,
içeride müttefiklerin olmasıyla mümkündür, özellikle de istihbaratta. “Yabancı kördür”, istihbaratta müttefiki olmayan
yabancı bir güç, o ülkede operasyon yapamaz. 

İçeriden vuruş,
dışarıdan vuruştan daha tahripkâr olur. Çünkü yabancının, toplumun sinir
uçlarını içeridekiler kadar ayrıntılı bilmesi mümkün değildir. 

Yarın devam
edelim. 

İçeriden vuruş (3) 

Son 350 yıldır
içeriden bir hayli vuruş yedik. Eğer son 350 yılımızı bu açıdan iyi incelersek
bundan sonra olabilecekleri önceden öngörebiliriz. Hiç yabancısı olmadığımız bu operasyonlar serisinin hep sonuç
vermesi üzerine yabancılar ve onların iç uzantıları, yeni yol ve yöntemler
arama ve bulma gereği bile duymamaktadırlar.
 Ekonomik,
sosyal, siyasal ve sair tüm operasyonlara bu kadar kolay gelmemiz de
incelenmesi gereken önemli ve öncelikli konulardan. 

Nüfus hareketleri,
ideolojik akımlar, etnik ve dini çözülme ve ayrışmalar, hemen hemen tüm
devletleri içeriden vuruş türü operasyonlara açık hale getirmektedir. Türkiye
bu hususta geçmişte çok ağır testlerden geçmiş bir ülkedir. Bugün artık bu
testler sürecine yeniden girmemek için gereken önlemler alınmalıdır. 

Olağanüstü hal gibi
bir yönetim tarzını hiç bir devlet kolayca kabullenmez. Çünkü rutin dışı idari
durumlar, ülkede değişik komplikasyonlara sebep olabilir. Türkiye olağanüstü hal uygulaması ile içerden vuruşlara karşı bir
önlemler yelpazesi geliştirmektedir. Olağanüstü hal uygulaması bu süreçte
içeriden vuruşlar şeklinde yapılan saldırılara karşı Türkiye’nin elini ciddi
şekilde güçlendirmektedir
. Ancak çok uzun süreli bir idari
uygulama şekli olmadığı için olağanüstü hal önlemi bittiğinde yine içeriden
vuruş operasyonları hız kazanacaktır. 

Ne yazık ki
Türkiye’de demokrasi hak ve özgürlükler, insan hakları, hukuk ve daha birçok
kurum, demokratik süreçlerde, içeriden vuruş enstrümanları olarak
kullanılmıştır ve kullanılmaktadır.
 

Tüm devletler
değişik yoğunluklarda olmak üzere Türkiye’nin yaşadıklarını yaşamaktadır. Bu
bağlamda son yıllarda terörist eylemler ile karşı karşıya kalan başta Batılı
demokrasiler olmak üzere tüm devletler, demokratik çerçeveyi daraltan önlemler
almak zorunda kalmışlardır. Dolayısıyla Türkiye’nin yaşadıklarını ve aldığı
önlemleri tenkit edecek durumda da değiller. 






























































Buna rağmen bugün
müttefik konumda olsun olmasın birçok devlet, Türkiye’ye içeriden vuruş yolu
ile saldıranlara karşı hayli toleranslı davranmaktadır. İlerleyen süreçte
içeriden vuruş operasyonları küresel bir saldırının aparatları olarak tüm
devletleri zorlayacaktır. Türkiye’yi o zaman anlayacaklar fakat klasik ifade
ile bazıları geç kaldıklarını da teslim edecek, bazıları da “nasıl olsa Türkiye
hasar alıyor” diye toleranslı tutumlarını sürdüreceklerdir. (bitti)  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir