TÜRKİYE & DÜNYA

Mustafa ACER : TÜRKİYE ÜZERİNE OYUNLAR

Tarih
boyunca; Egemen dış Güçlerin Anadolu üzerinde emelleri hiç bitmemiştir.

Türklerin
Anadolu’yu ele geçirmesi ile Hıristiyan Dünyasının; Hıristiyanlığın doğduğu
toprakları elde etme çabaları sürekli gündemde olmuştur. Bu hedef hiç
değişmemiştir. 1071 Malazgirt
savaşından sonra Anadolu’yu işgal planları yüzlerce defa yapılmış, onlarca Haçlı seferi düzenlenmiş fakat
başarılı olamamıştır.

Hıristiyanlar
Anadolu’yu işgal edilmiş ülke olarak görmektedir. Hıristiyanlar bu emellerinden
hiç vazgeçmediler ve vazgeçmeyecekler. Savaşarak elde edemedikleri Anadolu
topraklarını, ülke içinde elde ettikleri yandaşları vasıtası ile Türkiye’yi
parçalama ve yok etme planları devam etmektedir.

Mahyavel
Türkleri yenmek için uğraşmayın, içerden ele geçirmekle onlara her şeyi
yaptırabilirsiniz
” diyor.

Rus
Çarı Alexandr, 1815 Viyana Kongresinde
Osmanlı topraklarındaki Hıristiyanlar hakkında yaptığı konuşmada; konuyu ilk
defa Doğu sorunu olarak ortaya
atmıştır.

Tarihçi
Albert Sorel, Doğu sorunu konusunda “Avrupa Devletlerinin Osmanlı
İmparatorluğunu baskı altına almak ve Osmanlı topraklarında yaşayan Milletlerin
haklarını savunmak ve bağımsızlığına kavuşmasını sağlamak için yaptıkları
girişimlerin hepsine doğu sorunu denmektedir
” diye açıklamaktadır.

Hıristiyan
dünyası Osmanlıyı içten yıkma planlarını 1838 tarihinde yapılan Osmanlı – İngiliz serbest ticaret Anlaşması ile
uygulamaya koymuş ve Osmanlının üretim kabiliyeti kazanmasını engellemiştir.

1839
yılında ilan edilen Tazminat Fermanı
ile Osmanlı İmparatorluğu, Batının etkisi altına alınmıştır.

1854
yılında Osmanlı İmparatorluğu İngiltere ve Fransa’dan borç almaya başlamış, Bu
borçlar ödenemedikçe, kademeli olarak Duyun-u
Umumiye İdaresi kurulması sağlanmıştır.

Tazminat
Fermanı, 1856’da Islahat Fermanının
yayınlanmasına zemin hazırlamış, Gayri Müslümlere özgürlük adı altında
Batılılar Osmanlıyı baskı altına almıştır. Islahat Fermanı konusunda Cevdet
Paşa “Gayri Müslümler için sevinç günüdür” demiştir.

Rus
Çarı Nikola; Osmanlı İmparatorluğuna ilk defa Hasta Adam ifadesini kullanmış ve Hıristiyan dünyası da öyle
anmaya başlamıştır.

1878’de
Osmanlı zor durumda olduğu dönemde, Kıbrıs Adasını İngiltere’ye kiraya vermiş
ve Sevr anlaşması ile
İngiltere’ye verilmesi sağlanmış, Fakat Sevr uygulanmadığı için İngiliz işgali
gerçekleşmemiştir.

ABD Kongresi 31 Ocak 1896 tarihinde gizli bir karar almış, “ABD’nin belirleyeceği bir
temsilci ile Hıristiyan ülkeden birer temsilciden oluşan komisyon, Osmanlı
İmparatorluğunun davranışlarını kontrol edecektir. Geçici bir Hıristiyan
yöneticiyi Türkiye’nin başkanı olarak seçilmesi ile dini vaazlar ve uygulamalar
yasaklanacaktır.

Geçici
Hükümet, Türkiye Birleşik Devletleri etnik özelliklere göre ayrılmış
devletlerden oluşacaktır. Hıristiyan Batılılar, Ermeni devletine askeri destek
verecektir.”

Theodor
Hertz 1897 yılında İsviçre’nin Basel Kentinde toplanan I. Yahudi – Kongresinde “Kuzey sınırımız Kapadokya dağlarına,
Güneyde Süveyş kanalına kadar dayanır. Sloganımız Davut ve Süleyman’ın yaşadığı
Filistin olacaktır”
diyor.

İsrail
devletinin kurucusu Ben Gorion “Filistin’in bugünkü haritası, İngiliz Manda
yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının yeniden çizmesi gereken yeni
bir Harita daha vardır ki, o da Nil’den Fırat’a kadar olan bölgeyi
kapsamaktadır”
diyor.

Osmanlı’nın
İngiltere ve Fransa arasında paylaşılması amacıyla 16 Mayıs 1916 tarihinde Sykes – Picot anlaşması yapılmış, Sevr
ile uygulamaya konmak istenmiş fakat başarılı olamamıştır.

ABD
Başkanı Thomas Woodrow WILSON, I. Dünya savaşı sonrası Barış görüşmelerine temel olacak 14 Maddelik İlkeleri 8 Ocak 1918
tarihinde yayınladı. Bu temel ilkelerin 5. ve 12. Maddeleri doğrudan Osmanlı
toprakları ile ilgiliydi.

“Madde
5- Tüm sömürge sorunları özgürce tam dürüstlük ölçüleri içinde ve mutlak
biçimde tarafsız çözüme bağlanacaktır. Söz konusu çözüm için şu ilkelerin
kesinlikle gözetilmesi gerekmektedir. Egemenliğe ilişkin tüm sorunların
çözümünde yerli hakların çıkarları, hükümetlerin istekleriyle eşit önemde göz
önüne alınacak ve hükümetlerin istekleri ayrıntıları ile saptanacaktır.

Madde
12- Osmanlı İmparatorluğu çerçevesi içinde yer alan haklara özerklik tanıtacaktır.
Ayrıca boğazlar tüm ülkelerin gemilerine açık tutulacaktır.”

30
Ekim 1918’de yapılan Mondros anlaşması
Osmanlı’nın parçalanmasına zemin hazırlamıştır. 30 Ocak 1919’da Paris’te toplanan barış Konferansında
Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasına karar verilmiştir. Bu toplantı aynı
zamanda dünyada güç paylaşımının yapıldığı bir toplantı olarak tarihe
geçmiştir.

Dünya
siyasetine yön vermeyi hedefleyen Dış
ilişkiler Konseyi (CFR) 21 Temmuz 1921 tarihinde J. P. MORGAN tarafından
Newyork’ta kurulmuş ve Uluslararası sermayenin dünya hakimiyetini amaçlayan Bilderberg grubu ilk toplantısını
1954’de Hollanda’da yapmış ve 1990 sonrasında alınan kararlarla Yeni Dünya Düzeni diye adlandırılan,
Uluslararası sermayenin yönettiği tek bir Dünya devletine giden yolu açmak için
terör unsurlarının devreye sokulması ile Ulus devletlerin yıkılmasının yolu açılmak istenmektedir.

16
Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr
anlaşması ile Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması sağlanmaktadır.

I.
Dünya Savaşında Egemen Devletlerin amacı Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak ve
Türkleri Anadolu’dan çıkarmaktı. İngiliz
Ajan Lawrens “Arapların arkasından bir de Kürt Devleti kurabilseydim,
Türkleri Anadolu’dan sürecektim”
diyor.

24
Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan
anlaşması ile Sevr yürürlükten kaldırılmıştır. Fakat Egemen dış güçler
için Sevr kapatılmış bir dosya olarak kabul edilmemektedir. Türkiye’nin zaafa
uğradığını gördükleri anda Sevr dosyasının tekrar gündeme getirme konusunda
fırsat kollandığı görülmektedir.

Amerikalı
Senatör Upshow 1927 yılında “Lozan anlaşması, Timurlenk kadar hunharca,
korkunç İvan kadar sefilce, kafatası piramidi üzerine oturan Cengiz Han kadar
kepazece bir diktatörün zekice yürüttüğü politika sonucu yapılmıştır. Bu
canavar kişi, savaştan bıkmış bir dünyaya, uygar uluslara onursuzluk getiren bu
diplomatik anlaşmayı kabul ettirmiştir. Buna da her yerde Türk zaferi
diyorlar.”

Agos
Gazetesinde Robert Fizk “Birinci Dünya savaşının amaçlarından biri de
Osmanlı devletini yok etmekti. Yani Türkiye devletinin oluşmasını arzu
etmediğimizi unutuyoruz. Ermeni devleti, Kürt devleti, Filistin devletlerinin
kurulmasını arzu ediyorduk”
diyor.

Celal BAYAR
01 Kasım 1938’deki Meclis açış konuşmasında “Arkadaşlar, Maliyemiz, denk
bütçe, sağlam ödeme, vergi sistemlerini yükümlüden yana düzeltme, azaltma ve
milli paranın kararlı gücünü koruma prensiplerini tam bir sadakat ve başarıyla
izlemekte uygulamaktadır…”
diyerek, Atatürk’ün hayatta olduğu dönemde Milli
politikaların uygulandığını ifade etmektedir.

İngiliz
New Conventional gazetesi “Türkiye, teorik olarak bağımsız bir ülke
olabilir. Ancak, ticaret ve ekonomide yeteneksiz ve sermayeden yoksun olan bu
halkı tanıyanlar bilir ki, bu bağımsızlığın ömrü çok kısa olacaktır.”

Bu
ifadeler 1938’e kadar geçerli olamadı. Fakat Atatürk’ten sonra yerli
işbirlikçiler sayesinde adım adım verilen tavizlerle bugünkü dış güçlerin
etkisinde bir ülke haline getirildik. Bu durumdan Egemen dış Güçlerin etkisi olduğu kadar iç siyasette de yabancı
güçlerin güdümünde hareket eden siyasilerin de sorumluluğu bulunmaktadır.

Türk Tarih Kurumu
15 Nisan 1931 tarihinde kurulmuş ve Okullarda okutulmak üzere 4 ciltlik Milli
tarih yazılarak, kullanılmaya başlamıştı. Bu Milli tarih kitapları; Egemen dış
güçlerin yönlendirmeleri ile 1941 yılında öğretimden kaldırıldı.

Cumhurbaşkanı
İsmet İNÖNÜ Marshal Yardımları
ile ilgili anlaşma imzaladıktan sonra, 12 Temmuz 1947 tarihinde “Büyük
Amerika Cumhuriyetinin ülkemiz ve ulusumuz hakkında beslemekte olduğu yakın
dostluk duygularının yeni bir örneğini teşkil eden, bu sevinçli olayı her Türk,
candan alkışlamalıdır”
diyerek teslimiyet göstermiştir.

Türkiye
ile ABD arasında 27 Aralık 1949 tarihinde, Eğitim Komisyonu kurulması konusunda bir anlaşma yapılandı. Bu
anlaşmanın 5. Maddesi “Komisyon, dördü Türk, dördü ABD Vatandaşından
oluşmaktadır. ABD’nin Türkiye’deki en üst düzeydeki diplomatik heyetinin başı
olan kişi, komisyonun fahri başkanı olacaktır. Kararlarda oyların eşitliği
durumunda Başkanın oyu ağırlıklı olarak kabul edilecektir. Komisyon her türlü
hareketinden, ABD Dışişleri Bakanına karşı sorumlu olacak, bütçesini orası
onaylayacak, isterse komisyon kararlarını kendi isteği yönünde
değiştirebilecektir.”
Bu anlaşma gösteriyor ki; Türkler, Batıyı gözünde çok
büyütmüş, kendisini aciz ve küçük görmüştür. Bu durum Atatürk’ün bağımsızlık
ilkeleriyle bağdaşamaz.

ABD
Hükümetleri Türkiye ile birçok ikili
anlaşmalar yapmıştır. Üsler kurdu, Türkiye’yi NATO’ya dahil etti, Marşal
yardımları ile bağımlılık sağladı. Eğitim anlaşması çerçevesinde Türkiye’nin Eğitim
Programlarına müdahale etti. Önemli kuruluşların başına ABD yandaşları ve
ABD’de eğitim görmüş olanları getirdi. ABD Türkiye Büyükelçisi, ABD Dışişleri
Bakanlığına 1957 yılında çektiği telgrafta “Türkiye’deki önemli KİT’lerin
başına ABD dostlarını getirdik”
diyor.

ABD Başkanı Johnson, 5
Haziran 1964’te Başbakan İsmet İnönü’ye “Bizim ile görüşmeden Türkiyenin
Kıbrıs’a müdahale etmesine şiddetle karşı çıkacağız ve NATO silahlarının
kullanılmasına müsaade etmeyeceğiz”
diye sert bir uyarı mektubu göndermiştir.

ABD;
1960 yılından sonra Türkiye’ye Barış
Gönüllüleri adı altında misyonerler göndermiş ve etki ajanlarının
faaliyet göstermesi sağlanmıştır.

Türkiye’de
yapılan 1960 darbesi, 1971 muhturası,
1980 darbesi Egemen dış Güçlerin yönlendirmesi ile yapılmış ve Türkiye
siyaseti kontrol altında tutulmak istenmiştir.

Noam
Chomsky “Ortadoğu’da Ulusalcılık yok edilmeli, Osmanlıcılık öne
çıkarılmalıdır. Böylece Ulusal bilinç yok edilmiş olacak, uluslararası sistem
etkili olarak uygulanabilecektir”
demektedir.

1996’da
Bernard Lewis İstanbul’daki konferansta
Türk ve Arap kimlikleri yapaydır, bir Ortadoğu kimliği ile tanımlanması
daha doğru olacaktır”
diyor.

Hamburg
Doğu Enstitüsü Müdürü Udo Steinbach “Sorun Atatürk’ün Paşa fermanı ile
yarattığı yapay Türk ulusudur. Sorun Kemalizm’in Ulusçuluk ve Laiklik
ilkesidir. Sorun yapay olarak yaratılmış olan Türk ulusudur. Böyle bir ulus
yoktur”
diyor.

Amerikan
Board üyesi Everett P. Wheeler “Biz Anadolu’da Hıristiyanlar ve Hıristiyanlık
için okul, Hastane açıyoruz. Türkler bizi Anadolu’da istemeyebilir, ama oranın
sahibi Türkler değil ki!”

CIA
yetkilisi Graham Fuller ve Paul Henze
benzer ifadelerle “Atatürkçülük ölmüştür. Ulus devletler dönemi bitmiştir.
Türkiye Osmanlı gibi çok kültürlü, çok dinli ve çok ırklı bir yapıyı
benimsemelidir. Bunun için en iyi yol Ilımlı İslam’dır.

Toplumda
Etnik kimliklere kendilerini ifade etme hakkı verilmelidir”
diyorlar.

1999
yılında Mesut YILMAZ “Bugünkü
aşırı merkeziyetçi devlet yapısıyla yolumuza devam edemeyiz. Türkiye’yi
Ankara’dan idare edemeyiz. Bu elbise dikiş tutmaz”
diyor.

ABD
Başkanı Bill CLİNTON 15 Kasım
1999 tarihine TBMM’de yaptığı konuşmada: “Osmanlının dağılması ve
Türkiye’nin yükselmesi 20. Yüzyılın tarihini şekillendirdi. Türkiye’nin
geleceği, önümüzdeki Bin yılın şekillenmesinde önemli rol oynayacaktır.
Bölgenin ve Dünyanın geleceği, TBMM’nin 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde alacağı
kararlara çok bağlı olacaktır”
diyor.

NATO
Genel Sekreteri Aleksandr Haig’e “Sovyetler Birliğini dağıtmak için, Türk
Cumhuriyetlerinin harekete geçirilmesi gerektiği” söylendiğinde, Cevap olarak
“Sonra Dünyayı Türklerden nasıl kurtaracağız?”
diyor.

1990
Yılı ve sonrasında Egemen dış Güçler; Türkiye’de seri cinayetlerle Türkiye’yi
baskı altına almış ve Ülkenin geleceğini kontrol etmek istemişlerdir. Amaç Yeni
Dünya düzeni ile Uluslararası sermayenin hakim olacağı küresel dönüşümde
Türkiye’nin Ulus devlet yapısının yok edilerek parçalanmasıdır. Eyalet
sistemine geçilebileceği, Federasyon olabileceği konuları Türkiye’yi parçalama
planlarının birer parçası olmuştur.

AKP
Egemen dış Güçler tarafından iktidara getirilmiş, karşılığında Uluslararası
sermayenin istekleri doğrultusunda, programlar yürütülmüştür. BOP Eş-başkanlığı
kabul edilmiş, Ortadoğu’nun kan gölüne dönmesine fırsat verilmiş, demokratik
açılım ile ayrımcılığa göz yumulmuş, Türkiye’nin kaynakları ve Fabrikaları
özelleştirme adı altında yabancılara satılmış, federasyon için altyapı
kanunları hazırlanmış, Cemaatlerle işbirliği yapılarak ulusalcılar tasfiye
edilmek istenmiş,

Yolsuzluklarla
kişisel menfaatler sağlanmıştır.

Bülent ECEVİT
03 Ekim 2003 tarihinde Cumhuriyet gazetesine verdiği bir söylevde “Son 10 –
15 yılda başımıza ne geldiyse, bunların çoğunda öyle veya böyle Amerika’nın
rolü var…”
diyerek gerçekleri ifşa etmiştir.

E.
Amiral İlker GÜVEN 2007 Yılında Türkiye’yi parçalanmış gösteren harita ile
ilgili olarak, “O haritayı arkadaşım Hava Orgeneral Cumhur ASPARUK 1975
Yılında İncirlik hava üssünde subay gazinosunda gördüğünü söylemişti.”

diyor.

Lütfi
AKDOĞAN 13 Ağustos 2015 tarihinde “1950’den sonra Türkiye’de iktidarları
Egemen dış Güçler belirledi”
diyor.

Türk
– Kürt – Ermeni Federasyonu konusu Adnan Menderes, İsmet İnönü, Süleyman
Demirel, Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan Hükümetlerinin önüne sürekli getirilmiş,
fakat kuvvetler ayrılığı prensibiyle yönetilen Parlamenter sistemde bu baskılar
sonuç vermemiştir.






















































































































































































































Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminde tek kişinin; Egemen dış Güçlerin baskısı altında daha kolay
kontrol altına alınabileceği düşünülmekte ve bu yönde baskılar yapılabileceği
anlaşılmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir