Muhittin Ataman : Küresel Düzlemde
Türkiye’nin Yeni Pozisyonu

mataman@setav.org

Küresel sistemin içinde bulunduğu geçiş döneminde hemen
her küresel ve bölgesel aktör dış politikasını yeniden yapılandırmaya
çalışmaktadır. Bunun bir gereği olarak da hemen bütün ülkeler dost ve
düşmanlarını yeniden tanımlama sürecinde bulunuyorlar. İdeolojik çatışmaların
bittiği bir dönemde kimliklerin merkezde olduğu kültürcü ve özcü siyasi
söylemler etkili oluyor. Ötekileştirici ve korumacı politikalar uluslararası
siyasal ve ekonomik istikrarı sarsmaya başladı. Özellikle Batı’da yükselen
aşırı milliyetçi ve yabancı düşmanı siyasi aktörler hem Batı içi hem de Batı
dışı dengeleri derinden etkileyecektir.

Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu dünya sisteminin
yıkılmasından sonra bir süre tek başına hegemonya oluşturmak isteyen ABD,
küresel güç dengeleri ve Amerikan iç siyasetinin değişmesi dolayısıyla diğer
küresel ve bölgesel devletlerle güç ve sorumluluk paylaşımı yapmaya çalışıyor.
Trump yönetiminin iktidarı döneminde siyasal, ekonomik ve kültürel korumacılık
politikasıyla zikzaklı bir seyir izleyen Amerikan dış politikası endişelere
neden olmaktadır. Benzer şekilde toplumsal, ekonomik ve siyasi krizlerin
etkilediği Avrupalı ülkeler ve Avrupa Birliği (AB) gerileme sürecine girmiş
bulunmaktadır. Brexit ile birlikte geleceği daha da tartışmalı bir hal alan
AB’nin nereye doğru ve nasıl evrileceği ciddi bir şekilde sorgulanmaktadır.
Avrupalı devletlerin uluslararası siyasetteki ağırlıkları görece giderek
azalmakta, bu da onların ekonomik ve toplumsal refahlarını olumsuz
etkilemektedir.

Bu küresel karmaşa ve kaos çağında dünyanın en nüfuz
edilebilir coğrafyasında bulunan Türkiye de önemli bir dönemeçte bulunmakta ve
dış politikasını yeniden yapılandırmaya çalışmaktadır. Küresel ve bölgesel
gelişmelerden ciddi bir şekilde etkilenen Türkiye, ulusal güvenliğini güvence
altına almak ve ekonomik kalkınmasını istikrara kavuşturmak için hem iç siyaset
hem de dış politikada kapsamlı bir değişim ve dönüşüm programı başlattı. Bu
bağlamda atılan ilk adım da 16 Nisan günü gerçekleştirilen referandum ile
Cumhuriyet tarihinin en önemli siyasi hamlelerinden biri olarak hükümet
sistemini “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” olarak değiştirmek oldu.

Türkiye İçin Yepyeni Bir Dönem

16 Nisan referandumundan sonra Türkiye yeni bir döneme
girmiştir. Batılı ülkelerin ısrarlı baskılarına direnerek hükümet sistemini
değiştiren Türkiye iç ve dış siyasetini de yeniden yapılandıracak bir süreci
başlatmış oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tabiriyle bugünden itibaren
Türkiye’nin önünde “yepyeni bir dönem var.” Türkiye’nin yakın tarihindeki pek
çok siyasi ve ekonomik krizinin başlatıcısı olan ve dış güçlere ülke siyasetini
etkileme imkanı veren parlamenter sistem terk edildi. Yeni dönemde
Cumhurbaşkanlığı sistemi ile birlikte siyasi istikrar daha iyi korunurken dış
güçlerin müdahaleleri de azaltılmış olacak. Ayrıca ülkenin yeni bölgesel ve
küresel şartlara uygun bir şekilde siyasi ve ekonomik dönüşümünde güçlü bir
dinamizm elde edilecek. Bu geçiş sürecini tamamlamak için devlet kurumlarının
da yeni sisteme göre yeniden yapılandırılması gerekecektir. Benzer şekilde bu
yeni dönemde Türkiye’nin dış politikasının genel eğilimi de yeniden belirlenecektir.

Türkiye bir süredir Ankara merkezli bir dış politika
izlemeye çalışmaktadır. Batı ile ilişkilerine halel getirmeden Doğu’ya açılmaya
çabalamakta, Batılı kimliğinden çıkmadan Müslüman kimliğini de merkeze alan bir
devlet olarak çok yönlü ve dengeci bir dış politika eğilimi tercih etmektedir.
Türkiye yeni dönemde hem realist hem de ahlaki unsurlar barındıran bir siyasal
söylemle ulusal menfaatlerini temin etmenin en önemli yolu olarak uluslararası
sistemin daha adil ve daha paylaşımcı olması yönünde çaba göstermektedir.
Türkiye’nin yeni dönemde izleyeceği dış politikayı birkaç temel ilke üzerinden
açıklamak mümkündür.

Dış Politikada Üç Öncelik

Öncelikle Türkiye ulusal güvenlik tehditlerine karşı
mücadeleyi birinci öncelik olarak benimseyerek realist bir dış politika
izlemektedir. Son yıllarda Türkiye’nin bütünlüğüne yönelik hareket eden PKK,
PYD, FETÖ, DEAŞ gibi devlet dışı aktörler ve terör örgütlerinin oluşturduğu
tehdide karşılık vermektedir. Farklı cephelerden tehdit algılayan Türkiye inisiyatif
alarak ve özellikle bölgesinde meydana gelen gelişmelere doğrudan veya dolaylı
şekilde müdahil olarak aleyhine gelişmelere engel olmaya çabalamaktadır. 2016
yılının ikinci yarısında başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı da bu yönde verilmiş
mücadelenin bir göstergesidir. Türkiye bu hayati tehditlerle mücadele ederken
her türlü uluslararası aktörle çatışmayı da göze almaktadır.

İkinci olarak Türkiye etkili bir dış politika izlemesine
ve kendisine yönelik tehditlere karşı direncinin yükselmesine doğrudan katkı
sunan ekonomik kalkınma ve büyümeye öncelik vermektedir. Türkiye ekonomik
kalkınma ve büyüme sürecini ihracata dayalı bir dış ticaret stratejisiyle devam
ettirmek istiyor. Ekonomik alanda Batı bağımlılığından kurtulmak, ekonomik
ürünleri ve ekonomik ortakları çeşitlendirmek temel amaçlardan biridir.
Özellikle savunma ve makine sanayileri gibi yüksek teknoloji ürünlerindeki Batı
bağımlılığından kurtulma mücadelesi veren Türkiye, bir taraftan savunma sanayii
başta olmak üzere pek çok yüksek teknoloji sektöründe kendi kendine yeterlilik
politikası izlemekte diğer taraftan da yüksek teknoloji tedariki konusundaki
ortaklarını çeşitlendirmektedir.

İkinci aşamada Türkiye ürettiği ürünleri dünya pazarlarına
ihraç ederek küresel bir ekonomik aktör olma mücadelesi vermektedir. Üçüncü
olarak insani diplomasi ve insani yardımları artırarak değer yüklü bir dış
politika eğilimi benimsemektedir. AK Parti hükümetleri Türkiye iç siyasetindeki
iktidarlarının aksine küresel siyasette ciddi bir muhalefet yapmaktadır. Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın başlattığı “Dünya beşten büyüktür” söylemi küresel ölçekteki
adaletsizliğe dikkat çekmektedir. Türkiye en az gelişmiş ülkeler başta olmak
üzere Güney Yarımküre, Afrika kıtası ve Müslüman dünyanın BM ve G20 gibi
küresel platformlardaki sesi olarak ön plana çıkmaktadır. Gayrisafi Milli
Hasıla’ya oranla dünyanın en fazla dış yardım yapan ülkesi konumuna yükselen
Türkiye’nin insani diplomasi ve insani yardımlar konusundaki adımları devam
edecektir.

Gerçekçi Bir Dış Politika Anlayışı

Son olarak Batı’da yükselen aşırı milliyetçi ve ırkçı
dalganın bir sonucu olarak Türkiye’nin geleneksel Batı ilişkilerinin yeniden
tanımlanması söz konusudur. Batı’da en geniş halkadan en dar halkaya doğru
yükselen yabancı, İslam, Türk ve Erdoğan düşmanlıkları Türkiye’nin Batı ile
geleneksel müttefiklik ilişkilerini ciddi bir şekilde sarsmıştır. Bunun bir
sonucu olarak son birkaç yıldır Batılı ülkeler tarafından siyaseten
ötekileştirilen ve daha çok AB’nin yaşadığı krizlerden dolayı AB tam üyelik
hedefi ortadan kalkan Türkiye’nin alternatif ilişkiler geliştirmesi
kaçınılmazdır.

Bu bağlamda Asyalı ülkelerle ilişkilere öncelik verilmeye
başlanmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretleriyle de zaten Türkiye’nin
Rusya, Hindistan ve Çin ile ekonomik ve siyasi ilişkilerinin geliştirilmesi
amaçlanmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde peş peşe yapacağı
ziyaretler yeni dönemde Türk dış politika eğilimi hakkında önemli ipuçları
barındırmaktadır. İlki 30 Nisan’da gerçekleşecek olan ziyaretler serisi
Hindistan ile başlayacak ardından da Rusya, Çin, ABD ve AB ile devam edecektir.
Dünyanın en önemli ve etkili siyasi ve ekonomik aktörleriyle yapılacak
görüşmeler Türkiye’nin önemli bir bölgesel ve küresel aktör olduğunu ortaya
çıkarmaktadır. Türkiye bu yeni dönemde Ankara merkezli, inisiyatif alan,
bağımlılıktan kurtulmuş, insani boyutu ihmal etmeyen ancak ulusal menfaatleri
de dikkate alan gerçekçi bir dış politika anlayışı geliştirmek amacındadır.






























Netice itibarıyla Türkiye’nin küresel güçler tarafından
görmezden gelinmesi mümkün değildir. Son referandum sürecinin küresel güçler
tarafından yakından izlenmesi bile Türkiye’nin artan etkisini ve önemini
göstermeye yeterlidir. Bu durumda küresel aktörler bir taraftan Türkiye’nin
önünü kesmeye çalışırken diğer taraftan Türkiye’yi kaybetmeme çabası içinde
olacaklardır. Türkiye’yi yöneten siyasi iradenin, kartların yeniden karıldığı
önümüzdeki süreçte ülke adına azami derecede menfaat sağlamaya çalışırken
yüksek maliyetlerden de kaçınması gerekecektir. Bu da izlenecek dış politikanın
kolay olmayacağını göstermektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet