Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Alper TAN : Uluslararası Sistem
Güncellenmeli mi Yıkılmalı mı ???




15 Mayıs 2020


Modern uluslararası sistemin çökme ve dağılma
sürecinde olduğu, dikkatli takip edenler için bilinen ama genel kitleler
tarafından pek fark edilmeyen bir durumdu. COVID-19 salgınıyla bu hakikat
saklanamaz hale geldi. Dolayısıyla sistem tartışmaları da yoğunluk kazandı.
Sistemin kurucuları ve baş aktörleri bile bu tartışmalara dahil olmaya
başladılar.


Önce şu soruyu sorarak başlayalım. Acaba cari modern
uluslararası sistem revize edilerek, güncellenerek düzeltilebilir mi?


Cevabı kısa ve net. Düzeltilemez. “Düzeltilmesi” zaten
sistemin yok olması anlamına geliyor. Çünkü sistem, II. Dünya Savaşının
galipleri tarafından kendi çıkarlarını merkeze alarak bu haliyle bilinçli ve
maksatlı olarak böyle kurgulandı. Sistemi kurgulayanlar, kuranlar,
kurumsallaştıranlar, insanlığın refahını, huzurunu, mutluluğunu, hürriyetini,
değerlerini, gözeterek, yüksek bir adalet duygusu ve kaygısı ile bunu
yapmadılar.Hiçbir zaman böyle bir hedefleri ve kaygıları olmadı.


Cari uluslararası sistemin şaheseri Birleşmiş
Milletler teşkilatı (BM) zaten zulüm üzerine inşa edilmiştir. ABD, İngiltere,
Çin, Rusya ve Fransa’nın yani BM daimî üyelerinden herhangi birinin kabul
etmediği “olmaz” dediği bir kararın verilmesi imkansızdır. Sistem, yeryüzündeki
bütün ülkelerin tanınması, kabulü-reddi, sınırları, meşruiyetini kısaca
kaderlerini bu beşli çetenin keyfine yani olmayan insafına teslim etmiştir.
Sistemin temeli adaletsizdir. Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır.


Sisteme resmî veya gayri resmî bağlı olan ya da sivil
görünümlü olarak sistemin hizmetinde olan, adında hak, hukuk, güvenlik,
ittifak, hürriyet, özgürlük, insan, çocuk, kadın, tarafsızlık, sağlık vs.
bulunan aparatların faaliyetleri, sistemin sahiplerinin çıkarlarının hilafına
hareket edemezler. Dolayısıyla bu yaldızlı ve parlak kavramların, kurumların
hepsi sahtedir, göstermeliktir.


Sistem, kendi ülkeleri de dahil her ülkeyi, A, B, C,
D, E, F tipi cezaevleri gibi farklı seviyelerde esaret altına almıştır. Onların
uygun gördüğü kadar “özgürlük” onların uygun gördüğü kadar “adalet,” “güvenlik,
“refah”. Öte yandan toplumun istemediği ama sistemin dayattığı konularda da
“özgürlük” dayatması… LGBT, eşcinsel evlikler vs.


Modern uluslararası sistemin revize edilmesi için
uğraşmak, mahpus olan esirin veya hükümlünün şartları daha hafif olan
kategorideki başka bir cezaevine nakledilme talebinden farklı değildir. Bu
değişiklik yapılsa bile esirin, mahkûmun cezaevinde olduğu ve tecziye edildiği
gerçeğini ortadan kaldırmaz.


Sistem sadece “öteki” saydığı ülkelerin halklarına
zulmetmiyor. Sistemin banisi olan ülkelerin halklarını da istismar ediyor,
aldatıyor, sömürüyor yani zulmediyor.


Afganistan ve Irak’ı işgal etmek için El-Kaide
üzerinden 11 Eylül saldırılarını kurgulamak ve uygulamak, böylece ilk etapta 4
bine yakın kendi vatandaşının ölümüne yol açmak, ardından on binlerce kendi
askerinin savaşta ölümüne sebep olup kendi vatandaşlarından toplanan 7 trilyon
doları bu uğurda harcamak ve nihayetinde ABD halkına yönelen öfke, kin ve nefret
dışında hiçbir kazancı olmayan bir netice almak ABD halkına da zulüm değil
midir? Afganistan ve Irak’ın yerle bir edilmesi, milyonlarca Müslümanın bu
savaşlarda şehit edilmesi yanında işgalcilerin onbinlerce askerinin de bu kirli
savaşta ölmesi, daha fazlasının yaralanması veya psikolojik tedaviye muhtaç
hale gelmesi ile beraber ABD halkının cebinden 7 trilyon doların bir avuç silah
tüccarı ve savaş baronlarının kasalarına aktarılması da zulüm değil midir?


Mevcut sistemin yıkılmasına karşı çıkarak sadece
revize etmeye çalışmak ve böylece işlerin düzeleceğini ummak, içerdeki
esirlerin veya mahkumların cezaevi duvarlarını boyayıp, yere ipek halılar
serip, pencereye şık perdeler çektiğinde mutlu ve huzurlu olacağını zannetmesi
gibidir.


Hemen akla “Tamam da adaletsiz de olsa bir küresel
sistem mevcut. Yeni bir sistem kurulmadan bu düzen dağılırsa, sistemsizlik,
daha kötü neticeler doğurabilir” itirazı gelebilir.


Bu itiraz veya kaygı, haksız yere esir edilmiş
insanların alıkonulduğu hapishane yıkılırken “dışarı çıkacak olan bunca esir
bundan böyle kendi başına nasıl yaşayacak?” kaygısından veya itirazından farklı
değildir.


Hemen yeni bir sistem kurulmuş olmasa bile,
adaletsizlik temeli üzerine kurulmuş olan ve mütemadiyen zulüm üreten sistemin
yıkılması bile tek başına önemlidir, insanlığa büyük bir hizmettir. Ürettiği
deli gömleğini herkese zoraki giydirmeye çalışan bir sistem savunulamaz.
Dünyanın bütün ülkelerini milletlerini, halklarını tek bir kalıba sokmaya
çalışan bir “sistem”e insanlığın zaten ihtiyacı yok. Toplumlar, devletler,
zorba bir küresel sisteme ihtiyaç duymadan da işlerini yürütmenin, ilişkilerini
geliştirmenin yollarını bulabilirler. Tıpkı modern uluslararası sistem
kurulmadan önce olduğu gibi…


Modern uluslararası sistemin yıkılmasının bu temel
gerekçesini izah ettikten sonra ayrıntı sayılabilecek diğer gerekçelerden
bazılarını şöyle sıralayabiliriz.


İnsan-Toplum


  • Sistemin teşvik ederek özendirdiği hatta yer yer medya vasıtasıyla
    toplumsal algı üzerinden baskıya dönüştürdüğü yöntemlerle insanlığın
    çekirdeğini oluşturan aile müessesesi giderek ortadan kaldırılmaya
    çalışılıyor.
  • Zorunlu temel eğitim sistemi ile insanlar, toplumlar, sistemin
    kurguladığı kalıplarla tektipleştiriliyor.
  • “Moda” görüntüsü altında dünyadaki kültürel çeşitlilik hızla yok
    ediliyor. İnsanlar “gönüllü” olarak sistemin beğeneceği şekilde giyinmek,
    yemek, içmek ve yaşamak için kendini “mecbur” hissediyor.
  • Uluslararası haber ajansları ve medya üzerinden oluşturulan sistematik
    algılarla dünya kamuoyu sistemin ürettiği zulmü destekler veya itiraz
    edemez ya da uyumlu hale getiriliyor.
  • İlaç ve aşı sektörleri vasıtasıyla hastalıkları tedaviden ziyade
    insanlar, uzun süreler bazen ömür boyu ilaçlara bağımlı hale getiriliyor.
    Bazı aşıların hedef toplumları kısırlaştırmak veya o ülkede belli süreler
    sonra bazı hastalıkların yayılması amacıyla üretilip satıldığına dair
    bilgiler artık saklanamaz vaziyette.
  • Din ve diğer geleneksel inançlar, sistemin tehdidi altındadır. Mevcut
    sistem, yüce Yaratıcıyı hayatın her alanından “çıkarmak” devre dışı
    bırakarak O’nun yerine kendisi geçmek üzere kurgulanmıştır. Din ve diğer
    inançları kendisine “şirk koşmak” gibi görmektedir. O nedenle bütün
    dünyada dini inanışları zayıflatmak için genel ahlaka mugayir hususlar
    teşvik edilmekte, toplumlar, “üretenler” ve “tüketenler” olarak
    sınıflandırılmakta, tüketimde de sistemin ürünleri teşvik edilmektedir.


Güvenlik


  • Toplumların güvenlik endişeleri istismar edilerek “üretilen” terör
    örgütleri veya masum gruplar “terörist” ilan edilerek, “terörle mücadele”
    kılıfı altında ülkeler işgal edilip devletler yıkılıyor, milyonlarca masum
    insan katlediliyor.
  • Sistemin en etkili “güvenlik” şemsiyesi durumundaki NATO, tam
    anlamıyla adı konulmamış bir “Haçlı Ordusu” refleksiyle hareket ediyor. Bu
    kurumun içinde Türkiye’ye de yer verilmesi ise onun gerçek misyonunun
    görünür olmasını engelliyor.


Ekonomi-Finans


  • Faiz odaklı finans sistemiyle fakirin daha fakir, zenginin daha zengin
    olması sağlanıyor. Dünya üzerinde gelir dağılımı dengesizliği her geçen
    yıl daha da keskinleşiyor. Açlıktan susuzluktan ölenlerin sayısı hızla
    artarken para ve sermaye artık sistemin aktörü ülkelerden de öte, sistemi
    kontrol eden belli sayıdaki aile, grup ve mafyatik küresel baronların
    inisiyatifinde toplanıyor.
  • Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası gibi kurumlar üzerinden
    hedef ülkelerin ekonomileri ve bankaları kontrol altında tutuluyor ve
    böylece o ülkenin vatandaşlarına değil de sistemin menfaatlerine hizmet
    edecek şekilde yönlendiriliyor.
  • Kredi derecelendirme kuruluşları vasıtasıyla ülkelere yatırım yapılıp
    yapılmayacağı, yapılacaksa ne kadar ve hangi alanlara yapılacağı, gelecek
    finansın faiz ve diğer maliyetlerinin ne kadar olması gerektiği belirlenerek,
    sisteme uyumuna bakılarak, duruma göre “hizaya getirmek için” devletlere,
    hükümetlere havuç-sopa stratejisi uygulanıyor.


Hukuk


  • Sistemin ihdas ettiği, adında “hukuk”, “adalet”, “mahkeme” kelimeleri
    yazan kurumların, bu güne kadar kritik konularda verdiği-vermediği
    kararlar nedeniyle hiçbirinin güvenirliği kalmamıştır.
  • Sistem zaten hak ve adalet üzerine değil savaştan galip çıkan
    zalimlerin çıkarlarını gözetecek şekilde kurgulanmış ve kurulmuştur. Böyle
    bir sistemden adalet beklemek gaflettir.


Netice olarak


İşgal, yıkım, gasp ve sömürü yani kısaca zulüm üzerine
inşa edilen, dünyayı, mafyatik bir oligarşinin yönettiği küresel bir
imparatorluğa dönüştürmüş olan modern uluslararası sistemin revize edilerek
düzene sokulması zor hatta imkânsız görünmektedir. Bu sistemin bir an evvel
yıkılmasının insanlık için en öncelikli ihtiyaç ve görev olduğunu düşünüyoruz.


Dünya için yeni bir düzen, bütün tarafların da dahli
ve katkılarıyla, doğal mecrasında elbette kurulabilir. Ama bunu her yönüyle
planlamak ve kurmak zaman alacaktır.


Alper TAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış