• TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// VİDEO : Soner Polat : Kemalist devrimi hangi iklimde tamamlayabiliriz ?
  • Yayın Tarihi : 21 Eylül 2017 Perşembe
  • Kategori : TÜRKİYE & DÜNYA


Soner Polat : Kemalist devrimi hangi iklimde tamamlayabiliriz ?

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın dediği gibi, “Türkiye şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz!” Atatürk ile vücut bulan Türk aydınlanmasının hedefi, çağdaş, laik ve kalkınmış bir ülke yaratmaktır. Çünkü kurucu atalarımız Ortaçağ kurum ve değerleri ile bir ülkenin ileri doğru adım atamayacağını çok iyi biliyordu. Ayrıca bu köhne niteliklerle çağdaş ve katılımcı bir demokrasinin geliştirilemeyeceği de çok açıktır. Ortaçağ değerlerini dayatmak devleti, ülkeyi ve milleti batağa saplamaktan başka bir şey ifade etmez!

REKABETE DAYANIKLI OLMAK

Ağanın marabası, şeyhin müridi, patronun kölesi ile dünyada her geçen gün daha da şiddetlenen rekabete dayanamazsınız. Önce ekonomik sonra da siyasi bağımsızlığınızı kaybederek başka ülkelerin çıkarları için zalimce sömürülen yaratıklara dönüşürsünüz.

Batı ülkelerinin 250-300 yıl süren bir aydınlanma süreci yaşadıkları bilinmektedir. Bu süreç insanlığın gelişimi için çok değerli ve önemli kurumlar çıkarmıştır. Ne yazık ki Batı bu kurum ve değerleri sadece kendi insanına layık görmektedir. Bu değerler çarpıtılmış olarak sosyal dokuyu bozmak üzere hedef ülkelere ihraç edilmektedir. Çünkü Batı’nın devlet aygıtına göre dünyadaki kavga süreklidir ve sadece kavgaya dayanıklı olanların insanca yaşama hakkı vardır.

ELE VERİR TALKINI KENDİ YUTAR SALKIMI

Bu nedenle Batı’nın söylemi ve eylemi daima farklıdır. Türkiye’ye demokrasi dersi veren Batı, “Anadolu İslam Devleti” ilan eden meczupları baş tacı eder. Batı’nın talep ettiği özgürlükler ve insan hakları Türk milleti için değil, PKK ve FETÖ teröristleri için geçerlidir. Batı kendi dünyası dışında adalet ve hukuku bir dakika bile düşünmeden çöp tenekesine atar. İşte Balyoz, Ergenekon ve diğer ihanetten beslenen tertip davalar… Sadece Balyoz’da 1500 adet somut, zekâ düzeyi düşük insanların bile anlayabileceği bariz hatalar varken, Batı organize olarak bu davaların arkasında durdu. Çünkü TSK’nın zayıflaması ve Türkiye’nin kimyasının bozulması Batı’nın siyasi hedefleri ile uygun düşmekteydi. Batı’nın adaleti işte bu kadardı!

Ermeni Soykırım Yalanının iki kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) reddedilmesi bile Batı’nın ikiyüzlülüğüne çare olamadı! Kendi hukukunu çiğneyen Alman Parlamentosu, Türkiye’yi kınayan “soykırım” kararı aldı. Söz konusu Türkiye olunca Batı’nın hukuku işte bu kadardı!

Sık sık Avrupa ülkelerinde panel ve konferanslara katılıyorum. Şurası çok açık: Batı ülkeleri Türkiye’yi zayıf düşürecek, çağdaş gelişimine balta vuracak dernek ve kurumlara sonuna kadar destek veriyor. Belçika mahkemesi, PKK’yı terör örgütü olarak değil, silahlı olarak siyaset yapan (!) bir yapılanma olarak hükme bağlıyor. Ancak Türk aydınlanmasının simgesi olan Atatürkçü Düşünce Dernekleri ve benzeri milli yapıdaki kurumları örtülü olarak hedef listesine koyuyor. Teneffüste kendi aralarında Türkçe konuşan öğrencileri okuldan atmakla tehdit eden bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Şu husus çok kolay görülüyor: Batı’nın Türkiye ve Türkler için istediği aydınlanma değil, Ortaçağ karanlığıdır.

EĞER ÇİZME AŞILIRSA

Burada bir noktanın altını çizmeliyiz. Eğer ilgili Batı ülkesinin çıkarlarına hizmet ettiği düşünülen ve bu nedenle desteklenen bir dernek milli bir tepki gösterirse, derhal kara listeye alınır. Üzerinde çalıştığım bir konudur: Almanya, geleneksel Türkler politikası kapsamında dini yapıları teşvik eder. Çünkü Türkleri asimile ya da onların tabiri ile entegre etmek için ilk aşama milli kimlik olan Türklüğün aşındırılması, en azından ikinci plana düşürülmesidir.

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel ile Adalet Bakanı Heiko Maas’ın Spiegel Online’a yazdıkları ortak makale, bu yazdıklarımı teyit eder bir mahiyet taşımaktadır. Makalede şunu söylüyorlar: “Almanya’da Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne bağlı cami dernekleri çok sıkı denetlenmelidir. AKP’ye yakın ve milliyetçi örgütler dini cemaatlerin çalışmasını değiştirdi. Burada karmaşık bir yapı ve ağ oluştu. Biz bunu endişeyle izliyoruz. Çünkü bu örgütler kitleleri harekete geçirme gücüne sahip ve farklı düşünenler burada etkilerini giderek kaybediyor. Türk fanatiklerin Almanya’daki Müslüman cemaati etkileme biçimine karşı da kendimizi korumalıyız.”