• TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// ÖMER ÖZKAYA : İçeriden vuruş (TOPLAM 3 BÖLÜM)
  • Yayın Tarihi : 29 Mart 2018 Perşembe
  • Kategori : TÜRKİYE & DÜNYA


İçeriden vuruş (1) 

Bir devlet, coğrafi konumunun dünyada nelere karşılık geldiğini, arazi yapısının ve ikliminin ekonomi ve güvenliğine tesirlerini, milletini oluşturan unsurların tarih, karakter ve inançlarını ve etnik yapısını bilmek, bunların analizini yapmak durumundadır. Çünkü bütün bunlar devlet ve milletlerin karakter, kader ve politikalarını kimi zaman etkileyen, kimi zaman da belirleyendir. 

Her bir devlet bu çalışmaları yapmasa da yapanlar vardır, onları “büyük” yapan da budur. Önde gelen ülkeler, diğer devletlere ilişkin politikalarını belirlerken yukarıdaki ve benzer hususlara ilişkin verileri toplar, analiz eder ve buna göre bir yol takip ederler. Veri toplamada süreklilik esastır, genel verilerin yanı sıra detaylara, sonra detayların da detayına inilir, bir süre sonra konu ve kişiye özel veri avcılığı ve uzmanlaşma başlar. Eldeki veriler, saha uygulamalarıyla test edilir, turnusol kağıdı işlevi görecek kimi söz ve eylemlerle tepkiler ölçülür, yandaşlar ve karşıtlar not edilir. Ortalığa “yem” bilgiler atılır, dönüşler beklenir. Yansımalara göre revizyonlar yapılır. Eldeki bilgiler zamanı geldikçe güncellenir. 

Hedef coğrafyada tetiklenen ya da bir şekilde gelişen kriz, terör, savaş ve iç çatışma gibi haller, sütün yayıkta çalkalanmasına benzer bir işlev görür, üstte toplanan kaymak ve yağ, toplanıp götürülür, ekonomik, askeri, siyasi, sosyal entelektüeller kapışılır. Bu ülkede kişiye özel veri çalışmalarında detaylara inmeyi başaranlar daha yüksek kazançlar elde ederler. Elitlerini, dolayısıyla onlarla beraber askeri, finansal, sosyal, istihbari, etnik, mezhebi birçok kıymetli bilgisini de yabancılara kaptırmış bir ülke, geride kalanlarla hem hegemonlarla hem de iç sorunlarıyla boğuşur durur, başarı yakalaması zordur. 

Birbirini iptal eden emir ve yasaklar, ağır ekonomik yükler ve krizler, suçun cezasız kalması, halkta bıkkınlığa ve karamsarlığa sebep olur, açıktan bir şey söylenmese de halk davranışlarıyla hukuki, dini, ekonomik ve ahlaki sınır tanımaz hale gelir. 

Teşvik edilen değerler ile ödüllendirilen değerler örtüşmez ise, halk söylenilene değil, yapılmakta olana bakar, ferdiyetçilik tavan yapar, her şey kuvvet ve hileye dayanır. 

Başarı, hilecilerin olunca suçun önü alınamaz, para ve güç giderek el değiştirir. İçerideki ekonomik denge kalıcı bir şekilde bozulunca, makul insan olmak, kaybetmekle eşdeğer hale gelince, herkes maddi refahı bir şekilde yakalamanın peşine düşer.  Yeter ki “başarı” elde edilsin, takip edilen yolun iyi ya da kötü olmasına bakılmaz. “Başarılı ol da nasıl olursan ol”, tek doğru haline gelir. Milyonlarca insanın bu yola girmesi devleti yorar, baş etmek zordur, zaman ve kaynaklar heba olur. 

Suç ve şiddet yoluyla el değiştiren güç, devletin ve halkın içinde kök salınca, millet adına kısır bir döngü başlar, ele geçirilen kurum ve kuruluşlar, suç teşekküllerini, suç teşekkülleri de bu yapıları besler.   

Makul insanlar, ülkenin sosyal, ekonomik, siyasi gündeminde tesir sahibi olmak bir yana, ayakta durmakta zorlanmaya başladıkça devletin işi daha da zorlaşır. Bu hal, ülkenin idaresinde yapılan yapısal değişikliklerle kolay kolay değiştirilemeyecek bir yola sokulunca bu yolun “yanlış” olduğunu söylemek bile neredeyse imkânsız hale gelir. Yabancılar için rahat bir ortam hazırdır artık. 

28 Şubat, bir “içeriden vuruş”tur. 

Pazar günü devam edelim. 

İçeriden vuruş (2)

İnsan, ihtiyaçları istikametinde davranışları yönlendirilebilir bir varlıktır. Özellikle oturduğu semt, insanın ihtiyaçlarını, arzularını şekillendiren bir alandır. İnsan gibi ülkelerin de ihtiyaç ve arzularını şekillendiren, etrafındaki ülkelerdir. İnsan gibi, devletlerin de davranışları yönlendirilebilir. Emniyet ve asayiş, ülkelerin en fazla ihtimam gösterdikleri konudur. Ülkeler insan gibi davranır, önce emniyetlerini düşünürler, ondan sonra da ilerlemenin yollarını ararlar. Komşuları üzerinden devletlerin politikaları yönlendirilebilir. 

Sistematik olarak zeki gençlerinin tümü fen bilimlerine yönlendirilmiş bir devlet -Türkiye bu kapsamda değildir-, tuzağa düşmüş, ülke yabancı sosyolog ve antropologların deney alanı, millet kobay haline gelmiştir. Bilgisayarların uzaktan zombileştirilmesi gibi toplulukların da dış güçlerin menfaatlerinin temini yolunda organize edilmesi, hatta kendi kültür ve devletine düşman haline getirilmesi pekâlâ mümkündür. Tanksız topsuz bu içeriden vuruşa karşı durmak, ancak sosyal bilimcilerle mümkündür. 

Bir milletin şiir, türkü, masal, hikâye ve atasözleri, o milletin ruh halini, hayallerini, düşmanlarını, zaaflarını, toplumu oluşturan parçaların birbirlerine yaklaşımlarını ele veren verilerle doludur. Bunlara bakarak geçmişten günümüze bir milleti en çok nelerin meşgul ettiğini görmek mümkündür. 

Dilin gramer yapısının basit ya da çetrefilli olması, ses uyumu, zarif ya da kaba bir dil olması, o milletin ruh dünyası hakkında ipuçları içerir, diplomasi ve istihbarat kabiliyetini bile üç aşağı beş yukarı buradan kestirmek mümkündür. 

Din ve inançlar, toplumun evrene ve yaşama nasıl baktığını, bunlara ne kadar kıymet verdiğini ve ne anlam yüklediğini ele verir. Küçük şeylerle mutlu olmasını bilen, dayanışmacı ve kanaatkâr toplumları, ekonomik argümanlar üzerinden çatıştırmak zor olacağı için başka yollar aranır. 

Gerekirse birkaç yüzyıl önce çatışmış topluluklar arasındaki anlaşmazlıklar yeniden canlandırılır, dost olmaları istenenler için ise yakınlaştırıcı sahte arkeolojik-tarihi veriler üretilir, genetik bağlar inşa edilir. 

Bir ülkede iç savaş ya da devlete karşı bir isyan arzulanıyorsa, o ülkenin tarih ve edebiyatına müracaat edilir, fıkra ve masallarında izler aranır. Eski isyancıların genetiği takip edilir. Bir çatışma varsa devamı, çatışma yoksa icadı, sönmek üzere ise yeniden alevlendirilmesinin yolları aranır. 

Ana unsur dışındaki unsurlardan olup bir şekilde kendilerini dışlanmış, hak ettiklerini alamadıklarını düşünenler, bir iç savaşta ya da iktidarın veya devletin zaafa düştüğü ilk fırsatta, hükümete, devlete ve ana unsura karşı duydukları kini her fırsatta tatmin etmeye yönelecekleri için bir tutuşturucu olarak değerlendirilirler, bu sebeple de yabancı güçler için önemlidirler. 

Savaş, işgal gibi dış tehditlerin artması, yıllardan beri birbirleriyle mücadele etmekte olanları uyandırabilir ve onlara, ortak düşmana karşı birleşme lüzumunu hissettirebilir. Fakat gruplar arasındaki iç mücadelelerin yaraları çok derin ise yabancı güçlerin kurulmakta olan birliği bozması kolay olacaktır. 

Antropolojik bilinçaltı ele geçirilmiş bir ülkenin karadan işgaline gerek yoktur.  

İçeriden vuruş, içeride müttefiklerin olmasıyla mümkündür, özellikle de istihbaratta. “Yabancı kördür”, istihbaratta müttefiki olmayan yabancı bir güç, o ülkede operasyon yapamaz. 

İçeriden vuruş, dışarıdan vuruştan daha tahripkâr olur. Çünkü yabancının, toplumun sinir uçlarını içeridekiler kadar ayrıntılı bilmesi mümkün değildir. 

Yarın devam edelim. 

İçeriden vuruş (3) 

Son 350 yıldır içeriden bir hayli vuruş yedik. Eğer son 350 yılımızı bu açıdan iyi incelersek bundan sonra olabilecekleri önceden öngörebiliriz. Hiç yabancısı olmadığımız bu operasyonlar serisinin hep sonuç vermesi üzerine yabancılar ve onların iç uzantıları, yeni yol ve yöntemler arama ve bulma gereği bile duymamaktadırlar. Ekonomik, sosyal, siyasal ve sair tüm operasyonlara bu kadar kolay gelmemiz de incelenmesi gereken önemli ve öncelikli konulardan. 

Nüfus hareketleri, ideolojik akımlar, etnik ve dini çözülme ve ayrışmalar, hemen hemen tüm devletleri içeriden vuruş türü operasyonlara açık hale getirmektedir. Türkiye bu hususta geçmişte çok ağır testlerden geçmiş bir ülkedir. Bugün artık bu testler sürecine yeniden girmemek için gereken önlemler alınmalıdır. 

Olağanüstü hal gibi bir yönetim tarzını hiç bir devlet kolayca kabullenmez. Çünkü rutin dışı idari durumlar, ülkede değişik komplikasyonlara sebep olabilir. Türkiye olağanüstü hal uygulaması ile içerden vuruşlara karşı bir önlemler yelpazesi geliştirmektedir. Olağanüstü hal uygulaması bu süreçte içeriden vuruşlar şeklinde yapılan saldırılara karşı Türkiye’nin elini ciddi şekilde güçlendirmektedir. Ancak çok uzun süreli bir idari uygulama şekli olmadığı için olağanüstü hal önlemi bittiğinde yine içeriden vuruş operasyonları hız kazanacaktır. 

Ne yazık ki Türkiye’de demokrasi hak ve özgürlükler, insan hakları, hukuk ve daha birçok kurum, demokratik süreçlerde, içeriden vuruş enstrümanları olarak kullanılmıştır ve kullanılmaktadır. 

Tüm devletler değişik yoğunluklarda olmak üzere Türkiye’nin yaşadıklarını yaşamaktadır. Bu bağlamda son yıllarda terörist eylemler ile karşı karşıya kalan başta Batılı demokrasiler olmak üzere tüm devletler, demokratik çerçeveyi daraltan önlemler almak zorunda kalmışlardır. Dolayısıyla Türkiye’nin yaşadıklarını ve aldığı önlemleri tenkit edecek durumda da değiller. 

Buna rağmen bugün müttefik konumda olsun olmasın birçok devlet, Türkiye’ye içeriden vuruş yolu ile saldıranlara karşı hayli toleranslı davranmaktadır. İlerleyen süreçte içeriden vuruş operasyonları küresel bir saldırının aparatları olarak tüm devletleri zorlayacaktır. Türkiye’yi o zaman anlayacaklar fakat klasik ifade ile bazıları geç kaldıklarını da teslim edecek, bazıları da “nasıl olsa Türkiye hasar alıyor” diye toleranslı tutumlarını sürdüreceklerdir. (bitti)