• TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// Alper TAN : Uluslararası Sistem Güncellenmeli mi Yıkılmalı mı ???
  • Yayın Tarihi : 22 Mayıs 2020 Cuma
  • Kategori : TÜRKİYE & DÜNYA İLİŞKİLERİ

Alper TAN : Uluslararası Sistem Güncellenmeli mi Yıkılmalı mı ???

15 Mayıs 2020

Modern uluslararası sistemin çökme ve dağılma sürecinde olduğu, dikkatli takip edenler için bilinen ama genel kitleler tarafından pek fark edilmeyen bir durumdu. COVID-19 salgınıyla bu hakikat saklanamaz hale geldi. Dolayısıyla sistem tartışmaları da yoğunluk kazandı. Sistemin kurucuları ve baş aktörleri bile bu tartışmalara dahil olmaya başladılar.

Önce şu soruyu sorarak başlayalım. Acaba cari modern uluslararası sistem revize edilerek, güncellenerek düzeltilebilir mi?

Cevabı kısa ve net. Düzeltilemez. “Düzeltilmesi” zaten sistemin yok olması anlamına geliyor. Çünkü sistem, II. Dünya Savaşının galipleri tarafından kendi çıkarlarını merkeze alarak bu haliyle bilinçli ve maksatlı olarak böyle kurgulandı. Sistemi kurgulayanlar, kuranlar, kurumsallaştıranlar, insanlığın refahını, huzurunu, mutluluğunu, hürriyetini, değerlerini, gözeterek, yüksek bir adalet duygusu ve kaygısı ile bunu yapmadılar.Hiçbir zaman böyle bir hedefleri ve kaygıları olmadı.

Cari uluslararası sistemin şaheseri Birleşmiş Milletler teşkilatı (BM) zaten zulüm üzerine inşa edilmiştir. ABD, İngiltere, Çin, Rusya ve Fransa’nın yani BM daimî üyelerinden herhangi birinin kabul etmediği “olmaz” dediği bir kararın verilmesi imkansızdır. Sistem, yeryüzündeki bütün ülkelerin tanınması, kabulü-reddi, sınırları, meşruiyetini kısaca kaderlerini bu beşli çetenin keyfine yani olmayan insafına teslim etmiştir. Sistemin temeli adaletsizdir. Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır.

Sisteme resmî veya gayri resmî bağlı olan ya da sivil görünümlü olarak sistemin hizmetinde olan, adında hak, hukuk, güvenlik, ittifak, hürriyet, özgürlük, insan, çocuk, kadın, tarafsızlık, sağlık vs. bulunan aparatların faaliyetleri, sistemin sahiplerinin çıkarlarının hilafına hareket edemezler. Dolayısıyla bu yaldızlı ve parlak kavramların, kurumların hepsi sahtedir, göstermeliktir.

Sistem, kendi ülkeleri de dahil her ülkeyi, A, B, C, D, E, F tipi cezaevleri gibi farklı seviyelerde esaret altına almıştır. Onların uygun gördüğü kadar “özgürlük” onların uygun gördüğü kadar “adalet,” “güvenlik, “refah”. Öte yandan toplumun istemediği ama sistemin dayattığı konularda da “özgürlük” dayatması… LGBT, eşcinsel evlikler vs.

Modern uluslararası sistemin revize edilmesi için uğraşmak, mahpus olan esirin veya hükümlünün şartları daha hafif olan kategorideki başka bir cezaevine nakledilme talebinden farklı değildir. Bu değişiklik yapılsa bile esirin, mahkûmun cezaevinde olduğu ve tecziye edildiği gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Sistem sadece “öteki” saydığı ülkelerin halklarına zulmetmiyor. Sistemin banisi olan ülkelerin halklarını da istismar ediyor, aldatıyor, sömürüyor yani zulmediyor.

Afganistan ve Irak’ı işgal etmek için El-Kaide üzerinden 11 Eylül saldırılarını kurgulamak ve uygulamak, böylece ilk etapta 4 bine yakın kendi vatandaşının ölümüne yol açmak, ardından on binlerce kendi askerinin savaşta ölümüne sebep olup kendi vatandaşlarından toplanan 7 trilyon doları bu uğurda harcamak ve nihayetinde ABD halkına yönelen öfke, kin ve nefret dışında hiçbir kazancı olmayan bir netice almak ABD halkına da zulüm değil midir? Afganistan ve Irak’ın yerle bir edilmesi, milyonlarca Müslümanın bu savaşlarda şehit edilmesi yanında işgalcilerin onbinlerce askerinin de bu kirli savaşta ölmesi, daha fazlasının yaralanması veya psikolojik tedaviye muhtaç hale gelmesi ile beraber ABD halkının cebinden 7 trilyon doların bir avuç silah tüccarı ve savaş baronlarının kasalarına aktarılması da zulüm değil midir?

Mevcut sistemin yıkılmasına karşı çıkarak sadece revize etmeye çalışmak ve böylece işlerin düzeleceğini ummak, içerdeki esirlerin veya mahkumların cezaevi duvarlarını boyayıp, yere ipek halılar serip, pencereye şık perdeler çektiğinde mutlu ve huzurlu olacağını zannetmesi gibidir.

Hemen akla “Tamam da adaletsiz de olsa bir küresel sistem mevcut. Yeni bir sistem kurulmadan bu düzen dağılırsa, sistemsizlik, daha kötü neticeler doğurabilir” itirazı gelebilir.

Bu itiraz veya kaygı, haksız yere esir edilmiş insanların alıkonulduğu hapishane yıkılırken “dışarı çıkacak olan bunca esir bundan böyle kendi başına nasıl yaşayacak?” kaygısından veya itirazından farklı değildir.

Hemen yeni bir sistem kurulmuş olmasa bile, adaletsizlik temeli üzerine kurulmuş olan ve mütemadiyen zulüm üreten sistemin yıkılması bile tek başına önemlidir, insanlığa büyük bir hizmettir. Ürettiği deli gömleğini herkese zoraki giydirmeye çalışan bir sistem savunulamaz. Dünyanın bütün ülkelerini milletlerini, halklarını tek bir kalıba sokmaya çalışan bir “sistem”e insanlığın zaten ihtiyacı yok. Toplumlar, devletler, zorba bir küresel sisteme ihtiyaç duymadan da işlerini yürütmenin, ilişkilerini geliştirmenin yollarını bulabilirler. Tıpkı modern uluslararası sistem kurulmadan önce olduğu gibi…

Modern uluslararası sistemin yıkılmasının bu temel gerekçesini izah ettikten sonra ayrıntı sayılabilecek diğer gerekçelerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz.

İnsan-Toplum

  • Sistemin teşvik ederek özendirdiği hatta yer yer medya vasıtasıyla toplumsal algı üzerinden baskıya dönüştürdüğü yöntemlerle insanlığın çekirdeğini oluşturan aile müessesesi giderek ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.
  • Zorunlu temel eğitim sistemi ile insanlar, toplumlar, sistemin kurguladığı kalıplarla tektipleştiriliyor.
  • “Moda” görüntüsü altında dünyadaki kültürel çeşitlilik hızla yok ediliyor. İnsanlar “gönüllü” olarak sistemin beğeneceği şekilde giyinmek, yemek, içmek ve yaşamak için kendini “mecbur” hissediyor.
  • Uluslararası haber ajansları ve medya üzerinden oluşturulan sistematik algılarla dünya kamuoyu sistemin ürettiği zulmü destekler veya itiraz edemez ya da uyumlu hale getiriliyor.
  • İlaç ve aşı sektörleri vasıtasıyla hastalıkları tedaviden ziyade insanlar, uzun süreler bazen ömür boyu ilaçlara bağımlı hale getiriliyor. Bazı aşıların hedef toplumları kısırlaştırmak veya o ülkede belli süreler sonra bazı hastalıkların yayılması amacıyla üretilip satıldığına dair bilgiler artık saklanamaz vaziyette.
  • Din ve diğer geleneksel inançlar, sistemin tehdidi altındadır. Mevcut sistem, yüce Yaratıcıyı hayatın her alanından “çıkarmak” devre dışı bırakarak O’nun yerine kendisi geçmek üzere kurgulanmıştır. Din ve diğer inançları kendisine “şirk koşmak” gibi görmektedir. O nedenle bütün dünyada dini inanışları zayıflatmak için genel ahlaka mugayir hususlar teşvik edilmekte, toplumlar, “üretenler” ve “tüketenler” olarak sınıflandırılmakta, tüketimde de sistemin ürünleri teşvik edilmektedir.

Güvenlik

  • Toplumların güvenlik endişeleri istismar edilerek “üretilen” terör örgütleri veya masum gruplar “terörist” ilan edilerek, “terörle mücadele” kılıfı altında ülkeler işgal edilip devletler yıkılıyor, milyonlarca masum insan katlediliyor.
  • Sistemin en etkili “güvenlik” şemsiyesi durumundaki NATO, tam anlamıyla adı konulmamış bir “Haçlı Ordusu” refleksiyle hareket ediyor. Bu kurumun içinde Türkiye’ye de yer verilmesi ise onun gerçek misyonunun görünür olmasını engelliyor.

Ekonomi-Finans

  • Faiz odaklı finans sistemiyle fakirin daha fakir, zenginin daha zengin olması sağlanıyor. Dünya üzerinde gelir dağılımı dengesizliği her geçen yıl daha da keskinleşiyor. Açlıktan susuzluktan ölenlerin sayısı hızla artarken para ve sermaye artık sistemin aktörü ülkelerden de öte, sistemi kontrol eden belli sayıdaki aile, grup ve mafyatik küresel baronların inisiyatifinde toplanıyor.
  • Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası gibi kurumlar üzerinden hedef ülkelerin ekonomileri ve bankaları kontrol altında tutuluyor ve böylece o ülkenin vatandaşlarına değil de sistemin menfaatlerine hizmet edecek şekilde yönlendiriliyor.
  • Kredi derecelendirme kuruluşları vasıtasıyla ülkelere yatırım yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa ne kadar ve hangi alanlara yapılacağı, gelecek finansın faiz ve diğer maliyetlerinin ne kadar olması gerektiği belirlenerek, sisteme uyumuna bakılarak, duruma göre “hizaya getirmek için” devletlere, hükümetlere havuç-sopa stratejisi uygulanıyor.

Hukuk

  • Sistemin ihdas ettiği, adında “hukuk”, “adalet”, “mahkeme” kelimeleri yazan kurumların, bu güne kadar kritik konularda verdiği-vermediği kararlar nedeniyle hiçbirinin güvenirliği kalmamıştır.
  • Sistem zaten hak ve adalet üzerine değil savaştan galip çıkan zalimlerin çıkarlarını gözetecek şekilde kurgulanmış ve kurulmuştur. Böyle bir sistemden adalet beklemek gaflettir.

Netice olarak

İşgal, yıkım, gasp ve sömürü yani kısaca zulüm üzerine inşa edilen, dünyayı, mafyatik bir oligarşinin yönettiği küresel bir imparatorluğa dönüştürmüş olan modern uluslararası sistemin revize edilerek düzene sokulması zor hatta imkânsız görünmektedir. Bu sistemin bir an evvel yıkılmasının insanlık için en öncelikli ihtiyaç ve görev olduğunu düşünüyoruz.

Dünya için yeni bir düzen, bütün tarafların da dahli ve katkılarıyla, doğal mecrasında elbette kurulabilir. Ama bunu her yönüyle planlamak ve kurmak zaman alacaktır.

Alper TAN