KAYNAK : http://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/turkiye-uzerindeki-oyunlar-ve-sorumluluklarimiz


ABD’deki istihbarat kuruluşlarını bünyesinde toplayan Ulusal
İstihbarat Direktörlüğü’ne bağlı, (İstihbarat Konseyi) tarafından hazırlanan
“Küresel Eğilimler 2030: Alternatif Dünyalar” raporunda, 2030 yılını bekleyen
en iyi senaryo olarak: ABD, Avrupa ve Çin’in işbirliğinde ve tabi Siyonizm’in
güdümünde bir dünya, en kötü senaryo ise, devletlerarasında geniş çaplı
ihtilafların oluşması, özellikle Türkiye-İran çatışması ve Güneydoğu Anadolu’yu
da içine alacak bir Kürdistan’ın kurulması öngörülüyordu. Ve tabi: TÜRKİYE,
“2030’a kadar bölgesel aktör olarak küresel ekonomide önemi artacak” diye
avutuluyordu!


“Küresel Eğilimler 2030: Alternatif Dünyalar” raporunun geleceğe
yönelik “şişeden cin çıkması” bölümünde; “Kürdistan’ın yükselişi, Türkiye’nin
bütünlüğüne darbe vurabilir ve bu, çevresindeki komşularıyla büyük bir ihtilaf
riskini artırabilir. Ortadoğu sınırları, ortaya çıkmakta olan Kürdistan ile
yeniden çizilir” ifadesi yer alıyordu. Bu tespit ve tahminler, önümüzdeki yakın
gelecekte Türkiye’nin parçalanacağını, ihtimal yollu, ilan ediyordu. Ulusal
İstihbarat Konseyi Danışmanı ve raporun başyazarı Yahudi Mathew Burrows,
“Bunlar sadece muhtemel senaryolardır” diyerek, halkımızın aklıyla alay
ediyordu. Çünkü “Ortadoğu sınırlarının yeniden çizilebileceğine” açıkça dikkat
çekiliyordu!


Başka bir ABD raporuna göre ise: Öcalan “kilit oyuncu” sayılıyordu


ABD Kongresi Araştırmalar Merkezi tarafından hazırlanan diğer bir
raporda, ‘Türkiye’deki kilit oyuncuların profilleri’ bölümünde Abdullah
Öcalan’ın ismi de geçiyordu. Akşam gazetesinin “Erdoğan dünya lideri, Gül ise
yumuşatıcı güç” başlığıyla aktardığı raporda, dikkat çeken bir konu,
‘Türkiye’deki kilit oyuncuların profilleri’ başlığı altında yer alıyordu. Bu
bölümde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanı sıra PKK elebaşı
Abdullah Öcalan’ın ismi de konuluyordu.


Paris’teki 3 PKK’lının katliamını da Küresel Güçler (CIA-MOSSAD ve
Fransa istihbaratı) tertipliyordu… Bununla:


“PKK içinde barışa yanaşmayan ve Öcalan’ı takmayan fraksiyonlar
var”
imajı pompalanıyordu. Ve zaten Eski ABD Ankara Büyükelçisi Ross
Wilson, Wikileaks belgelerine sızan 2007 tarihli bir kriptoda: “Bu plan
gereği Sakine Cansız’ın öldürülmesi gerektiğini”
söylüyordu. Yani sözde
barıştan sonra bile PKK saldırılarının devam edileceği anlaşılıyor, ama “bunları
APO’yu takmayan bazı gruplar yapıyor!”
yalanıyla halkımız aldatılmaya
çalışılıyordu. Böylece:


1-ABD ve İsrail, hem Güneydoğumuza Özerk Kürdistan’ı kurduracak.
2- Hem AKP’ye “Barışı sağlayan iktidar” konumuyla daha rahat taşeronluk
yaptıracak. 3- Hem de PKK gibi, yılda 1 trilyon dolarlık uyuşturucu kaçakçılığı
ve bölge ülkelerini sıkıştırma elemanlarını barındıran “markalaşmış bir terör
şirketini” elinde tutacaktı. Yoksa, Fransa’da 1 milyon, İngiltere’de 4,5
milyon, İstanbul’da 160 bin kamerayla herkes sürekli izleniyordu. Londra’da
sokağa çıkan herkes günde 300 kere, Paris’te 70 kere kameraya yakalanıyordu.
Şimdi: AJC (ABD Yahudi Kongresi)den “Cesaret Madalyası”, ayrıca ADL (Yahudi
Karşıtlığına Karşı Birlik Derneği)den “Üstün Hizmet Madalyası” alan bir
Başbakan’la ve Amerika’nın denge unsuru saydığı bir eşkıya başıyla Türkiye
nereye sürükleniyordu?


Yahudi cesaret madalyalı “İslam mücahidi” (!) bizi mi, yoksa
Yahudi Lobilerini mi kandırıyordu?


Adı: AJC (ABD Yahudi Kongresi): 1906’da New York’ta Yahudi
bankerler tarafından teşkil edildi. Misyonu: İsrail devletini kurmak ve
Siyonizm’i dünyaya egemen kılmak olarak belirlendi. Dünya Musevi Örgütleri’ne
çatısı olan AJC, sadece Siyonist önderlere layık gördüğü cesaret madalyasını
kuruluşundan beri ilk kez bir Müslüman’a verdi. Bu kişi, bütün gençliğini
“Kahrolsun İsrail” diye bağırarak geçiren Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası
değildi.


Adı: ADL (Anti Defamation League): Yahudilerin ABD’deki bir diğer
büyük örgütü olarak bilinirdi. Başkanı Abraham Foxman, Recep Tayyip Erdoğan’a
üstün hizmet madalyasını takarken onu Musevilerin ebedi dostu olarak ilan
etmişti. 2001 yılında, yani AKP’nin kuruluş aşamasında Abraham Foxman
İstanbul’a gelip Erdoğan ve Gül ile gizlice buluşarak Dünya Yahudi Cemaati’nin
AKP’ye vereceği desteği taahhüt eden Siyonist Yahudi’ydi. Soruyorum size,
Morrison lakabıyla anılan Süleyman Demirel’e bile verilmeyen bu Yahudi
madalyalarının amacı ve anlamı neydi? Bu madalyaları alan ve hala takan Tayyip
Erdoğan’ın takındığı o sözle Filistin yanlısı tavır ve tutumlar hiç inandırıcı
olabilir miydi?


“Yahu duygu sömürüsünü ve kof davul gürültüsünü bırakıp, Gazze’de
şahadete eren bebelerin hatırına, sen şu Yahudi madalyalarından birini iade
etsene!”
uyarı ve çağırılarına hala neden bir yanıt gelmemişti?


Suriye’de AKP-İsrail İşbirliği!


Bu arada AKP’nin ve ABD’nin birlikte desteklendiği Özgür Suriye
Ordusunun (ÖSO) İsrail’de gizli görüşmeler yaptığı ortaya çıkıyordu! Londra’da
yayınlanan El Kuds El Arabi gazetesi, ÖSO subaylarının Ürdün istihbaratının
gözetiminde İsrail’e geçtiklerini ve İsraillilerle görüştüklerini yazıyordu.
Ürdün’de yeni kurulan Aşiretler Cephesi de, Özgür Suriye Ordusu ile İsrail
arasında gizli görüşmelerin gerçekleştiğini açıklıyordu. Ürdün istihbaratı
gözetiminde İsrail’e giriş çıkış işlemleri kolaylaştırılan ÖSO subayları,
İsrailli yetkililerle, Suriye de olası bir rejim değişikliği halinde, Golan
sınırının güvenliği ve Suriye’de “Amerika-İsrail” projesinin işlemesi için söz
verdikleri anlaşılıyordu. Ve zaten sonunda İsrail Suriye’ye saldırıyordu. Hani
Esad’ı İsrail destekliyordu?


“Kimyasal silah üretebiliriz” açıklaması geliyordu:


Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) siyaset danışmanı Bassam, kimyasal
silah üretebileceklerine ve gerektiğinde bu silahları Suriye ordusuna karşı
kullanacaklarını açıklıyordu. Aslında bütün bunlardan, Suriye muhalefetinin,
ABD ve İsrail desteği ve teşviki ile kimyasal silah kullanacaklar ve suçunu da
zaten zalim ve hain olan Esad’ın üzerine yıkacakları anlaşılıyordu! İbrahim
Karagül (28 Ocak Yeni Şafak) Rus basınına göre: Katar’ın Libya’daki İngiliz
zehirli gaz bombalarının Suriye Humus’a getirilip Rus ve Esad subayları atmış
gibi gösterilmesi için; İngiltere SAS komandolarıyla anlaşmaya çalışıldığını
aktarıyordu. Ve acaba Erdoğan bu maksatla mı Katar’a gidiyordu?


Alman Focus Dergisi’nin iddiası: İsrail özel birliği bu maksatla
çoktandır Halep’te konuşlandırıyordu!


Focus dergisi, İsrail’in Sayeret Matkal adlı komando birliğinin
uzun bir süredir Halep’te olduğunu duyuyordu. El-Alem televizyonu Almanya’da
yayımlanan Focus dergisine dayandırdığı haberinde İsrail’in seçkin komando
birliği Sayeret Maykal’ın, Suriye’nin sahip olduğu kimyasal silahların kontrol
altına alınması için uzun bir süredir Halep’te bulunuyordu.


Artık her şey YENİ ANAYASA’YA bağlıydı ve çözüm yani Türkiye’nin
çözülmesine oldukça yaklaşılmıştı.


Acaba kahraman ve kararlı(!) AKP iktidarı, ismen ve resmen olmasa
da, fikren ve fiilen Türkiye’nin ayrışmasına ve federe Kürdistan’ın, oluşmasına
meşruiyet kazandıracak demokratik ve sivil (!) bir anayasa yapabilmeyi
başaracak mıydı?


Bunların yapacağı –daha doğrusu Amerika’da hazırlanıp, bunların
halka onaylatacağı- bir anayasa, acaba huzur ve hürriyete kavuşmaya mı, yoksa
dağılıp parçalanmaya mı yarayacaktı?


Anayasalar, hangi esaslarla ve kimler tarafından yapılırdı?


Belirli odaklarca ve halkı hesaba katmadan, kendi çıkarları
doğrultusunda hazırlanan anayasaların, askeri yönetim eliyle veya sivil ve
siyasi meclislerce onaylanmasının hiçbir farkı bulunmayacaktır. İyi niyetli de
olsa ve hukuk tahsili de yapsa, Anayasa yapacak yüksek uzmanlık seviyesine
ulaşmayan ve toplumun dini ve ahlaki temel dayanaklarından haberdar olmayan
kişilerden oluşan meclislerin-ekiplerin hazırlayacağı anayasalar, çözümün
değil, sorunların kaynağı olacaktır. Ve zaten çoğunlukla dış güçlerin ve gizli
merkezlerin dayattığı taslaklar, meclisler tarafından yapılmış gibi gösterilip,
halk demokratik dalaverelerle aldatıp avutulmaktadır.


“Kürdistan’ın Türkiye’nin himayesine bırakılması” 50 yıllık bir
plandı!


ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin hazırladığı “Küresel Trendler
2030” raporu, tahmini senaryoları değil stratejik saptamaları ve Washington’un
planlarını içeriyordu. Bu nedenle raporda yer alan “Kürdistan’ın yükselişi
nedeniyle önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin bölünme riski var” ifadesi bir
müttefik uyarısı değil, ABD’nin stratejik hedefi oluyordu.


• ABD Kürdistan’ın kurulması ve Türkiye ile federal bir çatı
altında birleştirilmesi şeklindeki tarihi projesini Ankara’nın önüne ilk olarak
1965 yılında getiriyordu.


Yıl 1965 Emekli Amiral Vedii Bilget’in, 24 Şubat 1987 tarihli
Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan yazısına göre ABD, 1965 yılında Türkiye’ye
bağlanacak bir “Federe Kürt Cumhuriyeti” için dönemin başbakanı Süleyman
Demirel’in ağzını aramıştı. Bilget’e göre “Federe Kürt Cumhuriyeti”, Türkiye,
Irak ve İran Kürtlerini kapsayacak ve Türkiye ile federal bir çatı altında
birleştirilecekti.


• Yine dönemim Senato Üyesi Sadi Koçaş, anılarında, “ABD’nin AP’yi
ve Demirel’i 1965’te iktidara getirdiğinde, ‘Irak-İran ve Türkiye Kürtlerini
Federe bir Cumhuriyet haline getirelim, bunu Türkiye’ye bağlayalım’ isteğinde
bulunduğunu,” belirtiyordu.(Sadi Koçaş, Atatürk’ten 12 Mart’a Anılar, 4. Cilt)


ABD, bu projeyi tekrar 12 Mart’ta Erbakan’ı hükümetten
uzaklaştırdıktan sonra 1974’te ve bir kez de 12 Eylül sürecinde 1986’da
Türkiye’nin önüne koyuyordu. 7 Kasım 1986 günü Ankara’ya gelen Pentagon’un iki
numarası, savunma bakan yardımcısı William Taft çantasında “Pentagon’un Kürt
Senaryosu’nu getirmişti. Özal’ın kabul ettiği planı, dönemin Genelkurmay
Başkanı Org. Necdet Üruğ reddediyordu.


1991-ABD’nin Irak’a saldırısından hemen önce, 13 Ocak 1991
tarihinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı James Baker planın güncellenmiş halini
yine Ankara’ya dayatıyordu. Yüzyıl Dergisi’nin 10 Şubat 1991 tarihli “ABD’nin
Üç İsrail Planı” başlıklı kapağıyla kamuoyuna duyurduğu plana göre ABD, Körfez
Savaşı’ndaki desteği karşılığında Türkiye’ye “Kürdistan’ın hamiliğini”
öneriyordu! Plan, Çekiç Güç’ün 17 Nisan 1991 tarihli Huzur Operasyonu ile
işleme sokuluyor; 36. Paralel ile Irak’ın kuzeyini uçuşa yasak ilan eden Çekiç
Güç, Bağdat’tan kopardığı bu bölgede Kürdistan’ın temelini atıyordu. Ve
Erbakan’ın Refah Yol’u, Çekiç Güç’ü bölgeden çıkmaya mecbur bıraktığı için
hedef yapılıyordu.


Öcalan bu maksatla Türkiye’ye teslim ediliyordu!


ABD, 1999 yılında yeni bir Kürt Planı’nı devreye sokuyordu
Pentagon tarafından Alan Makovsky başkanlığındaki bir ekibe hazırlatılan plan
dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın onayı ve ABD Başkanı Bill
Clinton’un parafıyla yürürlüğe konuyordu. Planın esasını, Irak’ın kuzeyinde beş
aşamada kurulacak bağımsız Kürt devleti ile Türkiye’de bir Kürt federe devleti
kurulması ve bu iki yapının daha sonra birleştirilmesi
oluşturuyordu.         


Öcalan ülke ülke dolaştırılırken, 25 Ocak 1999’da ABD’den gelen
bir heyet “Türkiye himayesinde Kürdistan” planını Ankara’ya sunuyordu.


• Bütün bunlardan sonra, AKP iktidarının PKK ile barış
görüşmelerine şüphe ve endişeyle yaklaşmakta haksız mıyız?


• Hayali bir barış palavrasıyla, ülke geleceğimizin, milli birlik
ve dirliğimizin göz göre tehlikeye atılmasına bu gün karşı çıkmazsak yarın
dizimize vurmaz mıyız?


MİT- MOSSAD buluşmaları


A. Ahmet Davudoğlu’nun koordinatörlüğündeki SUK yerine Amerika;
Katar-Doha’da SUKO’yu inşa ediyordu. Doha’daki bu konferans sırasında ABD,
Türkiye, Katar, BAE ve Suriye muhalifleri arasında gizli bir anlaşma
imzalanıyordu. 12 maddelik bu anlaşmanın kimi maddeleri açıkça İsrail’i
gözetiyordu.


B. Bu süreçte Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu,
İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu’nun temsilcisi Yosef Chechnover ile
Cenevre’de görüşüyordu. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri de bu görüşmeyi
doğruluyordu.[1]


İskenderun’dan İsrail’in Hayfa Limanı’na başlatılan RO-RO
seferleri, İsrail’in Ankara maslahatgüzarı Yosef Levi-Sfari’nin AKP’lilerle
buluşmaları ve Türk basınında yer alan Tel Aviv mesajları ile Türkiye-İsrail
ilişkilerindeki buzlar çözülmeye uğraşılıyordu.


C. İsrail’in Gazze saldırısı sırasında MİT Müsteşarı Hakan Fidan,
MOSSAD Başkanı Tamir Pardo ile birlikte çalışıyordu. Fidan ve Pardo’nun bu
süreçte yakın çalıştığı bir diğer isim ise aynı zamanda istihbaratın da başı
olan Katar Başbakanı Şeyh Casim El Tani oluyordu. El Tani’nin İsrail’in
saldırısından kısa bir süre önce Gazze’yi ziyaret etmesi dikkat çekiyordu.


D. İsrail’in 8 günlük Gazze saldırısında, İran-Hamas bağı hedef
alınıyordu. İran-Hamas irtibatına sabotaj tertipleniyordu! Gazze meselesinde
“Mısır mı kazandı, Türkiye mi karlı çıktı?” yorumlarının perdelediği en önemli
gerçek: CIA-MOSSAD-MİT üçgeni arasında yürütülen ortak faaliyetler oluyordu.
İsrail’in Hamas’ın askeri sorumlusu Ahmet Cebari’yi öldürmesi, Erdoğan’ın
Türkiye’de savunduğu “terörle mücadele, siyasetle müzakere” yönteminin
Filistin’deki karşılığı sayılıyordu.


E. Gazze saldırısından hemen sonra Filistin’in BM’de “gözlemci
devlet” statüsüne yükseltilmesi girişimi kafa karıştırıyordu: Washington bu
gelişmeden, birinci Türkiye-Mısır ikilisini parlatmaya çalıştığı, ikincisi
Filistin’in İran olmadan da siyasi başarı elde ettiğini kanıtlamaya uğraştığı
seziliyordu.


Özetle Suriye’de; İran-Irak-Suriye cephesi ile karşı karşıya
getirilen Türkiye-Suudi Arabistan-Katar cephesi Gazze’de yanlarına bu kez
Mısır’ı da almaya çalışarak yeni bir cephe açıyordu. Bu o kadar açıktır ki,
Zaman yazarı Ali Bulaç haklı olarak şu uyarıyı yapıyordu: “Eğer Filistin
direnişinde Türkiye ve Mısır, İran’ın yerini almak istiyorlarsa, maddi
karşılığı olmayan retoriklerin ötesinde İran’ın direnişe sağladıklarının
fazlasını sağlamaları beklenir”[2] diyordu.


Patriotlar; Türkiye’yi İşgal Planı ve Palavraları!


Biz resmi törenlerle Adana’nın, Maraş’ın, Antep’in kurtuluş
bayramlarını kutlaya duralım, yerleştirilen Patriot’lar sayesinde artık
Adana’yı Haçlı Hollandalılar, Kahramanmaraş’ı Almanlar ve Antep’i Amerikalılar
koruyordu!? Ve AKP Türkiye’si İsrail’in NATO özel strateji toplantılarına
katılması önündeki engeli kaldırıyordu…


• Önce Patriotları Türkiye istememiş, onlar zorla
göndermişlerdi.


• Patriotlar savunma silahı bilinirdi ama, bizimkilere
özel saldırı füzeleri yerleştirilmişti.


• Patriotlarla birlikte 2000 Haçlı askeri de Türkiye’ye
gelecekti.


• Patriotlar, Türkiye’nin gayrı resmi ama fiili işgali
için getirilmişti.


• 28 ABD üssü, İzmir’deki NATO Karargâhı ve şimdi
Patriotlar, Türkiye’nin Batı güdümünden çıkması ve Milli bir iktidar kurulması
halinde, ülkemize karşı kullanılmak üzere hazır bekletilmekteydi. Çünkü menzili
sadece 80 km idi.


• Dikkat buyurun; Körfez harbindeki Patriotlar, İsrail’i
koruma konusunda %100 başarılı, ama Arabistan ve Doha’ya karşı sadece %40
başarılı olabilmişti!?


• Geçen aylarda İskenderun’da Patriotlarla gelen Haçlı
şövalyelerin başına çuval geçiren yiğit gençlerimize kızıp saldıran
huysuzların, 1919’da İstanbul’u işgal eden İngiliz askerlerine, İzmir’e çıkan
Yunan işgalcilerine alkış tutan soysuzlardan ne farkı vardı?


Türkiye’de İktidarların İsrail Yandaşlığı!


Atatürk’ten sonra, başta İsmet İnönü CHP’si olmak üzere, solcu
veya sağcı bütün iktidarlar ve onların üst düzey asker ve sivil bürokratları
maalesef İsrail yandaşıydı. Hatta bazıları gönüllü hizmetkârıydı. İslam coğrafyasının
ortasında bir çıbanbaşı olarak kurulan İsrail’i ilk tanıyan, Türkiye’yi
emperyalizmin Haçlı Şövalyeleri olan NATO’ya sokan, Milli Eğitim sistemimizi
Amerikan güdümüne bırakan Fullbright anlaşmasını imzalayan İsmet İnönü; bu
Siyonizm’e teslimiyetin ve devleti sabataist-mason güdümüne devretmenin adını
uyduruk Kemalizm koymuşlardı. Ardından Adnan Menderes DP’si 1958’de İsrail’le
birlikte ve tabi ABD desteği ile Suriye’yi işgal etme hayalleri bile
kurmuşlardı.1964-1966 yıllarında Genel Kurmay İstihbarat Başkanlığı yapan
Amiral Sezai Orkunt, “Türkiye-ABD İlişkileri” kitabında bu planları
belgeleriyle anlatmaktadır.


Türkiye İsrail ilişkilerinde araştırma ve yorumlarıyla önemli
uzmanlardan sayılan Ofra Bengio da Demokrat Parti-İsrail işbirliğini ayrıntılarıyla
aktarmaktır. Bu süreçte İsrail’i ilk ziyaret eden paşalar arasında, 27 Mayıs’ta
görevden alınan Menderes’in GKB’nı Rüştü Erdelhun, ikinci Başkan Cevdet Sunay,
HKK Tekin Arıburun, DKK Fahri Korutürk ve KKK Cemal Gürsel bulunmaktadır.
Dikkat buyurun, 1958’de Adnan Menderes’in İsrail’le imzaladığı gizli anlaşmanın
komutanlarının ve Siyonizm yandaşlarının üçü, arka arkaya tam 20 yıl Türkiye’de
Cumhurbaşkanı yapılmışlardı.


• Bu gerçekleri “Komplo teorisi” diye geçiştirenlere şaşmak
lazımdı; Yahu bir önceki seçimde ABD Başkan adayları Obama ve Romney bile,
halkın sorularını ve oylarını değil, İsrail uşaklığını öne çıkarıp
yarışmıyorlar mıydı?


1996 yılında DYP+ANAP koalisyonunda GKB Org. İsmail Hakkı
Karadayı’nın yardımcısı Org. Çevik Bir İsrail’le yeni bir Askeri-Stratejik
anlaşma imzalamış. Bazı sahtekârlar bunu Rahmetli Erbakan’a yıkmaya çalışıp
gerçekleri çarpıtmaya uğraşmış, ama E. 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan, bu
anlaşmayı Mesut Yılmaz’ın imzaladığını 26 Ekim 2012 tarihli Aydınlık
Gazetesinde kendisi açıklamıştır. “Refah-Yol döneminden ilginç bir anı”
başlıklı yazısında Çetin Doğan, Başbakan Erbakan’a karşı İsrail’le askeri
eğitim anlaşmasını nasıl savunduğunu böbürlenerek anlatmıştır. Yani bugün
görünüşte İsrail’e horozlanan ama gerçekte Siyonizm’in Arz-ı Mev’ud hedeflerine
hizmet sunan Recep Beyin AKP iktidarı, kendisi gibi İsrail aşığı olan 28
Şubatçıların bir devamıdır. İsrail Siyonizm’ine ve Batı (Avrupa ve Amerika)
emperyalizmine samimiyet, cesaret ve Milli haysiyetle karşı çıkan ve gerçekçi
tedbirler alan tek lider rahmetli Erbakan’dır.


İsrail 2007’de, yani AKP döneminde Türkiye Üzerinden Suriye’ye de
saldırmıştı!


6 Eylül 2007’de 8 adet F-16 savaş uçağı yine İsrail’den kalkmıştı.
Hedef Suriye’de El Kibar nükleer santraliydi. Savaş uçakları önce Akdeniz
üzerinde kuzeye doğru uçmuşlar ve İskenderun Hava Radarı kontrolünde Türkiye
hava sahasına girerek doğuya dönüş yapmışlardı. 8 F-16 Suriye sınırı boyunca
doğuya doğru Türk toprakları üzerinden uçtuktan sonra Urfa Viranşehir üzerinden
güneye dönerek Suriye hava sahasına girmiş ve kısa bir süre sonra Deyrizor
kentinin kuzeyinde bulunan El Kibar’daki santrali bombalamıştı. Saldırıdan
sonra İsrail’e dönerken geldikleri yolu kullanan F-16’lar Türkiye’nin
kendilerini suç ortağı yaptığını belgelemek için yedek yakıt tanklarını
Akdeniz’e atabilme imkânı varken tutup Hatay’a bırakmışlardı. Unutmayınız ki bu
süreçte AKP iktidardı ve Recep Bey Başbakandı. AKP yönetiminde Türkiye’nin
Suriye’ye yapılan saldırıdan haberi vardı. Saldırıdan sonra İsrail Başbakanı Ehud
Olmert Erdoğan’ı aramış, olayı anlatmış ve ondan “Başka bir nükleer
santrale izin vermeyeceklerini ancak yeni bir saldırı planlamadıklarını, Suriye
sessiz kalırsa İsrail’in de sessiz kalacağını”
Beşar Esad’a söylemesi
ricasını aktarmıştı.


Saldırının Türkiye üzerinden yapılmasının amaçları:


İsrail, El Kibar’a yaptığı bu saldırıyı daha önceden konuşularak o
tarihte tamamen ABD kontrolünde bulunan Irak üzerinden çok daha kolay
başarırdı. Saldırıyı Türkiye üzerinden yapmayı tercih etmelerinde üç önemli
neden vardı;


a) Türkiye’yi suça ortak ederek
Arap ve Müslüman dünyada ABD ve İsrail esaslı politikalara daima mecbur ederek
kısır döngü tuzağının içine sokmak


b) Abdullah Öcalan’ın Suriye’den
çıkarılması ve Beşar Esad’ın iktidara gelmesinden sonra her geçen gün düzelen
Türkiye-Suriye ilişkilerinin temeline güvensizlik tohumları ekip sarsmak,


c) Suriye’yi en güvenli gördüğü
istikametten vurarak icra edilecek harekâtın başarısını garantiye almak.


• Müslüman toprakların İsrail’in çıkarlarına hizmet için
kullandırıldığına örnek oldukça fazladır. Bu konuda sicili en kötü ülke Suudi
Arabistan’dır! Bu ülke resmi olarak İsrail’i tanımamasına rağmen 1981’de F-15
ve F-16’lardan meydana gelen İsrail taarruz filosunun Irak’ta Bağdat’ın
güneyinde bulunan Osirak nükleer santraline saldırması için hava sahasını
Arabistan kullandırmıştı. O zaman da İsrail savaş uçakları yedek yakıt
tanklarını dönüşte Suudi Arabistan çöllerine bırakmıştı. Erdoğan’ın en yakın
çalışma arkadaşı Abdullatif Şener “Erdoğan ile İsrail arasında gizli bir işbirliği
anlaşması var. Erdoğan İsrail ile danışıklı hareket ediyor…”

açıklamasını yapmış böylece Milli Görüşe hıyanet ortaklığını, siyasi rekabet
ortamına taşımıştı.


• Siyonizm’in “Arz-ı Mev’ud” merkezli İsrail’in Dünya hâkimiyeti
hedefini, Büyük Ortadoğu Projesi ile gerçekleştirmenin son aşaması; Irak,
Suriye ve Türkiye’nin parçalanmasıdır. Bunun önemli bir adımı olarak “Irak,
Suriye ve Türkiye KÜRDİSTAN’larının kurulması ve tek çatı altında toplanması”
planlanmıştır. Ancak bu sonuca karşı, özellikle Türkiye’den gelecek haklı
tepkileri törpülemek ve halkı ikna etmek üzere parlak ve palavra bir kılıf
hazırlamıştır:


• Artık Barzani bölgesini Irak’la, PYD bölgesinin Suriye ile
birlikte kalması imkânsızmış… Türkiye’nin de Kürt sorununa çözüm bulması ve
anarşi belasından kurtulması için Güneydoğusu’na özel ve özerk bir statü
kazandırması kaçınılmazmış… Üstelik Kürdistan, Türkiye’nin en çok ihtiyaç
duyduğu zengin petrol yataklarını barındırmaktaymış… Bu nedenle bölgede
oluşacak Birleşik Kürdistan’ın hamiliği Türkiye için tarihi bir fırsatmış.
Böylece Türkiye, Amerika ve Avrupa’ya rağmen bölgesel bir güç ve küresel bir
aktör olacakmış!..


“Türkiye’nin parçalanmasına birleşik Kürdistan’ın
kurulmasına ve İsrail’in Arz-ı Mev’ud amacına kolaylık sağlanmasına yarayacak
böyle bir plana, ABD ve AB’nin güya karşı oldukları ve AKP Türkiye’sinin onları
takmayarak kendi başına, Osmanlı’nın varisi ve bölgenin hamisi olma
sorumluluğuyla sahip çıktığı”
kanaatini yaygınlaştırılıp, bu hıyanete
mazeret ve meşruiyet kazandırmak üzere yandaş yazarlar ve kiralık yorumcularca
nice hikmet ve kerametler uydurulmaktadır.


• Oysa ABD ve onun derin devleti Yahudi lobileri çok sinsi ve
şeytani maksatlarla AKP Türkiye’sini pohpohlamakta, “güçlü ve bağımsız bölgesel
kahraman!” rolüne ruhsat ve fırsat tanımaktadır.


“Irak, Suriye ve Türkiye’nin parçalanmasıyla oluşacak Kürdistan’ı
Türkiye’nin himayesine bırakma” yemi, şu amaçlarla oltaya takılıyordu:


1.  İsrail’in Arz-ı Mev’ud hedeflerini unutturmak ve
Siyonizm’e yönelik tepkileri bastırmak


2.  “Küçük İsrail” olacak Birleşik Kürdistan’ı, güya ABD ve
AB’ye rağmen Türkiye’ye kurdurtup, Ortadoğu’da ve bütün dünyada Amerika ve
Avrupa’ya yönelik itiraz ve ihtilaflardan kurtulmak


3.  İslam Dünyasında Türkiye’nin, Amerika ve İsrail’den daha
tehlikeli ve işgalci bir devlet olarak algılanmasına, hatta bu yeni tehdit
karşısında biraz daha Amerika’ya sığınmasına yol açmak


4.  Bu vesile ile özellikle İran’la Türkiye’yi daha kolay
kapıştırmak ve Siyonizm’in-Emperyalizm’in önündeki iki büyük engeli bir biriyle
boğuşturup kolayca aşmak


5.  Türkiye’deki milli muhalefeti de böylece daha rahat
bastırmak ve muhtemel tepkileri yozlaştırıp toplumu avutmak ve umutlandırmak
için, bütün bu palavralar atılmakta ve propagandalar yapılmaktadır


• Hatta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da, işte bu Siyonist
senaryoda, uyumlu figüran olmak üzere, Maliki’nin daveti üzerine Bağdat’a
gideceğini, ama dönüşte Erbil’i ziyaret edip Barzani ile görüşeceğini
açıklamıştır.


Neymiş “CHP’ye fazla yüklenmeyin, o Atatürk’ün partisiymiş!”
Hayır, bu CHP, Cumhuriyeti kuran Atatürk’ün partisi değildir!


Bazılarının zırt bırt ortaya çıkıp, “CHP cumhuriyeti kuran
partidir”, “CHP Atatürk’ün partisidir” iddiaları asılsız bir safsatadır. Ve
tarihi gerçeği saptırmadır. Çünkü Atatürk’ün başkanı olduğu ve cumhuriyeti
birlikte kurduğu partinin içinde:


• Halk Partililer vardı


• Celal Bayar ve Menderes gibi demokrat (Adalet ve Anavatan)
partililer vardı.


• Sonradan Adalet Partisinden ayrılıp MHP’nin temelini oluşturacak
kesimler vardı.


• Ve nihayet Milli Selamet’e dönüşecek düşünceye mensup kişiler
vardı.


• Hatta BDP’nin istismar ettiği ve izinden gittiğini söylediği
isimler vardı.


Yani Atatürk’ün CHP’si tam bir milli koalisyon hüviyetindeydi. Ve
asıl önemlisi Atatürk’ün CHP’si bütünü ile milli ve yerli hedefler gütmekteydi.
Oysa Mustafa Kemal’in şüpheli vefatından sonra şaibeli şekilde cumhurbaşkanı
seçilen İsmet İnönü:


• Amerika’yla Fulbright anlaşmasını imzalayıp Milli Eğitimimizi
ABD güdümüne bırakmak


• Türkiye’yi NATO’ya sokmak ve yarı sömürge statüsünde
emperyalizmin hizmetine hazırlamak


• İsrail’in kuruluşunu kolaylaştırmak ve ilk tanıyan ülke olmak


• Atatürk’ün kadrolarını tasfiye edip, asker ve sivil yüksek
bürokrasiyi ittihatçı-dönme artıkları ve masonlarla doldurmak.


• Ve bu tahribatlarını meşrulaştırmak ve bütün suçlarını ve kötü
sonuçlarını Atatürk’ün sırtına yıkmak üzere de rejimlerinin adını “Kemalizm”
koymak suretiyle, aslında Atatürk’ü fikren ve fiilen saf dışı etmişlerdi. Yani
bu günkü CHP, Mustafa Kemal’in değil İsmet İnönü’nün partisiydi. Atatürk’ü
Dersim isyanını bastırdığı için zalim ve hain ilan edenlerin barındığı CHP
nasıl Atatürk’ün partisi olabilirdi.


İşte size Kemalizm militanları!


Bostancı Gösteri Merkezi’nde düzenlenen “Muhalif Sanatçılar”
toplantısında, bugünkü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu’nun, erkenden söz
alıp salondan ayrılmasına kızıp hırçınlaşarak, hatta arsızlaşarak:


“Bu geceye geliyorsan bekleyeceksin. Öyle işim var diyerek konuşup
gidemezsin.. Benim de işim var.. Belki bir karı bulup gidip onunla eğleneceğim”
diyen edep ve erdem yoksunları Atatürkçülüğün değil, Kemalizm’in
temsilcileriydi.


Ve yine Vatan Gazetesi’nden Mustafa Mutlu ve benzerleri
Atatürkçülüğün değil, Masonik ve dinsiz Kemalizm’in kalemşorlarıydı. Ki: “Bir
kadın yazarın kaleminden cesur cinsellik denemesi”
(24.12.2012) yazısında:
Pelin Özen takma adıyla yazdığı “Alevli Geceler” romanında anlattığı; bir bayan
edebiyat öğretmenin, her cumartesi farklı erkeklerle ve ayrı otellerde
geçirdiği fuhuş gecelerini çok beğendiğini ve cinsel özgürlüğü cesurca savaşan
yazarı tebrik ettiğini, ancak bu kitabın “kutsal aile bağlarına dikkat çeken
bir mesajla bitirilmesini”
yadırgayıp içine sindiremediğini belirten
Kemalist Mustafa Mutlu, yazısının devamında Cumhuriyet devrimlerinden, devrim
şehitlerinden ve İslamcı gericilerin dehşet girişimlerinden de bahsetmişti!?


Acaba kendi karısının, kızının veya gelininin aynı cinsel
özgürlükleri ve devrimci özellikleri(!) yerine getirilmesine de bu denli
sevinip sahiplenir mi, bilmeyiz, ama Mustafa Mutlu gibilerin, halkı nefret
ettirip AKP’ye yönlendirdikleri kesindir.


Sonuç olarak:


A. Bu günkü CHP’yi, ikide bir Atatürk’ün partisi ve cumhuriyeti
kurma şereflisi” diye övmek yanlıştır ve yanılgıdır.


B. AKP’yi “Milli Görüş’ün takipçisi ve İslam’ın temsilcisi” gibi
göstermek, temelsiz bir iddiadır, Erbakan gıcıklığından kaynaklanan bir
saplantıdır ve sadece AKP’yi yüceltmeye yaramaktadır.


C. AKP iktidarını: “Kemalist ve masonik statükoyu değiştirdiği,
ittihatçı ve ihtilalci kabukları kırıp Türkiye’yi geliştirip güçlendirdiği için
tenkit ediyorlar” kanaatini oluşturan yaklaşımlar da, bilerek veya bilmeyerek
AKP değirmenine su taşımaktadır.


Barzani Kürdistan’ı hızla ikinci İsrail olma yolundaydı!


Gözde Türkiye’nin himayesine sokularak Barzani Kürdistan’ı şimdi
tamamen İsrail’in kontrolüne giriyordu. Amerika’nın Irak’ı işgaliyle birlikte
bölgeye yerleşen MOSSAD ajanlarından sonra İsrail şimdi de, tarihi emelleri
için kültürel ve dini etki alanı oluşturuyor; Müslüman Kuzey Irak halkına
doğrudan doğruya “Yahudilik” propagandası yapıyordu. İsrail, Tel Aviv ile Erbil
arasında kültürel, sosyal ve dini bağ oluşturmak amacıyla “Israel Kurd” isimli
dergiyle çirkin ve sinsi çalışmalar yürütüyordu. İsrailli askerlerin
Peşmergeleri eğittiği, hatta çeşitli operasyonları İsrailli muvazzaf askerlerin
yönettiği ve İsrail’in Peşmeregeye verdiği eğitimler de ideolojik dersler
verdiği biliniyordu. Anlayacağınız Bölgesel Kürt Yönetimi ile İsrail arasından
su sızmıyordu. Asya’daki en büyük silah tedarikçisi Peşmergeler, kısa bir süre
önce İsrail’den 20 milyar dolarlık silah alımı yaparak tarihi bir rekora imza
atıyordu. Kürt yönetimi İsrail’den 12 savaş uçağı, 20 savaş helikopteri 3
nakliyat helikopteri ve çok ileri İsrail Abrams tankı, bir füze kalkanı uçak
savar toplar, personel taşıyıcı, Askeri botlar ve radar sistemleri alıyordu.
Barzani İsrail ile ekonomik, askeri ve siyasi olarak her açıdan angaje olurken
tam anlamıyla küçük İsrail oluyordu. Yani AKP, aslında PKK ile değil, İsrail
ile müzakere ediyordu.


ABD’li subaylar hangi sıfatla subaylarımızı sorguluyordu?


PKK’da ABD ordusuna ait silah bulan askerlerimizin ABD’li subaylar
tarafından sorguya çekildiği haberi, Meclis gündemine taşınıyordu. MHP
milletvekili Lütfü Türkkan; “ABD’li subaylar askerlerimizi hangi gerekçe ve
sıfatla sorguladı: Mehmetçiğe hangi soruları yöneltti” iddiaları hala yanıtını
bekliyordu.


Okumayan ve duymayanlara haberi özetleyelim:


21 Aralık 2012 günü Şırnak-Ilıcalar’da arama-tarama yapan JÖH
timi; terörist grupla çatışmaya giriyor iki teröristi ölü olarak ABD yapımı FGM
148 tank savar silahı ve cephanesiyle birlikte ele geçiriliyordu. Söz konusu
silah; sadece ABD ordusu envanterinde bulunuyordu. 5 km menzile sahiptir. Hava
araçlarına karşı da etkilidir. Tim, olayı kayda alıyor ve görüntü kaydı
savcılığa da veriliyordu. İşte asıl facia 22 Aralıkta yaşanıyordu. Sabah saat
05.00’te tim uyandırılıp İncirlik’ten US helikopteri ile gelen 5 ABD’li subay
timi sorgulamaya başlıyordu. Tugay Komutanı, Genel Kurmay Başkanlığının emriyle
sorgulama yapılacağını hatırlatıyordu. Sorgulamada, “çatışmada canlı olarak
başka terörist ele geçirilip geçirilmediği üzerinde özellikle duruluyor; yani
herhangi bir Amerikalının yakalanmasından kuşkulanılıyordu. Bu esnada, Türk
Üsteğmen silahın PKK’nın eline nasıl geçtiğinin açıklamasını istediğinde,
“deneme uçuşu yapan bir US helikopterinden düştüğü” gibi uydurma bir yanıt
alıyordu. Olayın basında yer almasından iki gün geçtikten ve TBMM’nde gündeme
geldikten sonra, Genelkurmay Başkanlığının resmi sitesinden haberin tamamen
asılsız ve hayal mahsulü olduğu açıklıyordu. Aynı Genelkurmay, İncirlik
skandalını da örtbas etmeye çalışıyordu.


Ve işte çevremizde bütün bunlar yaşanırken, PKK terörüne karşı
ülkenin birliğini ve milletin dirliğini savunan Türk Subayları “vatan haini
teröristlerin elinde, Amerika silahları yakaladığı” için ABD subayları
tarafından sorguya çekiliyordu!? Ve Balyoz iddialarıyla cezaevinde tutulan E.
Org. Ergun Saygun’un kızı şu anlamdaki cümlelerle feryat ediyordu: “Ah
babacığım, terörle mücadelenin başına getirilmiş, ülke için hayatını ortaya
koymuş ve rahatını feda etmiştiniz. Ama şimdi katil ve anarşist elebaşları
kahraman, sen ve silah arkadaşların ise “terörist komutan!” konumuna
itildiniz!?”


Acısına katıldığımız ve kutladığımız kızımıza, şu dost
hatırlatmasını da yapmamız gerekiyordu:


Bugün toplum ordumuza ve subaylarımıza yönelik bu kirletme ve
körletme kampanyasına beklenen tepkiyi vermiyorsa, yani askerine sahip
çıkmıyorsa bunun asıl nedenlerinden birisini de; halkımızın dinine, manevi değerlerine,
ibadetine ve başörtüsüne yönelik yanlış ve haksız tavırlarımız oluşturuyordu.
Ve artık bazı gerçekleri kabullenmek ve bu saplantılardan vazgeçip Müslüman
milletimizle bütünleşmek lazım geliyordu. Aksi halde, korkarız, çok daha kötü
ve ürkütücü tablolar bizi bekliyordu!


• Bu arada Balyoz ve askeri casusluk davalarına tepki olarak
donanma Komutanlığından istifa eden Nusret Güner Paşa’nın bu duyarlı ve tutarlı
tavrı oldukça önemli ve anlamlıydı. Çünkü şizofreni tedavisinde çığır açan
ilacın kaşifi GATO farmakoloji Anabilim dalı Başkanı milyon dolara Amerika’ya
satmamıştı! İçeri tıkıldı F-16 komutanı Kurmay Albay, Özer Şirketin 25 bin Euro
maaş teklifini reddedip Peygamber ocağı ordusuna hizmeti şeref saymıştı. Casus
yapıldı! Milgem (Milli Gemi) projesi Komutanı maaşının beş katını veren özel
tersanelere dönüp bakmadı casus sayıldı!..


AKP’deki kabine değişikliğinin sırrı:


Az buçuk da olsa, Milli gayret ve hassasiyet taşıyan PKK başı-
Apo’yla uzlaşmaya çok sıcak bakmayan isimler bakanlıktan alındı. Yerlerine daha
uyumlu ve emir kulu kişiler atandı. Wall Street Journal: “Kabine değişikliği
PKK’yla uzlaşmayı kolaylaştıracak.” yorumunu yapmıştı.


Fethullah Gülen, İmralı’da Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeleri
değerlendirirken “Sulh hayırdır, hayır sulhtadır” yorumunu yapmıştı. Fethullah
Gülen:


“Bize ters gelen bazı şeyler olabilir; ‘Keşke şu görüşme olmasa..
şu anlaşma, şu uzlaşma olmasa.. biz Türk milleti.. şöyle onurumuz var, böyle
gururumuz var; boyun eğmesek.. Bazı şeylere evet demesek’ denilebilir. Muhtemel
o türlü şeylerle bazı problemler çözülecekse, işte o Hudeybiye Sulhu
mülahazasıyla, Hudeybiye Sulhu’ndaki mantık ve mahkemeye, yapılması gereken şey
neyse onu yapmak lazım.”
diyerek PKK ile masaya oturan AKP
iktidarına arka çıkmış ve hızını alamayıp bu girişimi, Hz. Peygamberimizin
müşriklerle yaptığı Hudeybiye anlaşmasına benzetmekten sakınmamıştı. Oysa bu
tam bir saptırmacaydı ve AKP’nin PKK konusunda, İslam tarihinden örnek alacağı
tavır. Hz. Ebubekir’in (RA) Yalancı Peygamber ve ilk ayrılıkçı Müseylemetül
Kezzeba karşı kararlı yaklaşımıydı!


İyi de Sn. Gülen’e sormak lazımdı: “Milli onur ve gurur
çiğnenmeden, Apo’nun eli eteği nasıl öpülecekti? Çünkü manevi hassasiyetini ve
milli haysiyetini rüşvet vermeden ABD’nin gözüne girilemeyeceğini, en iyi
kendisi bilirdi! Gülen’in bu yaklaşımı, bir maslahat ve merhamet gereği miydi,
yoksa Mavi Marmara korsanlığında İsrail’i “izin alınması gereken meşru otorite”
sayması ve Siyonist eşkıyayı aklaması cinsinden bir acziyet ve güce teslimiyet
göstergesi miydi?


Fetullah Gülen’le ABD Yahudi Lobileri arasında su sızmıyordu. Oysa
Cemaatin Gazetesi Zaman, 20 Kasım 1992 günü ADL için şunları yazıyordu:


“İngiliz Farmasonluğu’nun Yahudi kolu olan B’nai B’rith’in etkisi
altındaki ADL (Anti-Defamation League) 1913 yılında kurulduğu bilinmektedir.
ALD adeta, Amerikan mafyasının halkla ilişkiler bürosu gibidir… Kurdukları
“Denizaşırı Yatırımcılar Servisi” adlı şirketle milletler arası silah ve
uyuşturucu kaçakçılığı, kirli parayı aklama gibi işleri yürütmektedir. İşgal altındaki
Filistin topraklarında ve Kudüs’ün skandalı da yine işin içinde ADL’nin
varlığını göstermiştir. ADL, Amerika içinde FBI kanallı muhtelif operasyonlarla
da yine işin içinde ADL’nin varlığını göstermiştir. ADL, Amerika içinde FBI
kanallı muhtelif operasyonlarla ilişkisini sürdürmektedir. FBI ise kongre
tarafından suçlandığı zaman suçu daima ADL’nin üzerine atıvermektedir. ADL’nin
bilinen cinayetleri şunlardır: 15 Ağustos 1985’te Kafkasyalı bazı Müslüman
komutanlar, evlerinin önünde bombalı saldırı sonucu katledilmiştir. Musevi iken
Hak din olan İslam’a dönüş yapan Prof. İsmail Raci Faruki ve eşi 1985’in
Ramazan’ında sabaha karşı evlerinde bıçaklanarak öldürülmüşlerdi. Gandhi ve
Palme suikastlarının arkasında da ADL’yi görmekteyiz… ADL, tam mesai ile çalışan
gizli istihbarat memurlarının bir kısmını Amerikan Hükümeti Adalet Bakanlığı’na
bağlı Özel Soruşturmalar Ofisi’nde (OSI), bir kısmını da İsrail otoriteleriyle
Tel Aviv’de görevlendirilmiştir… İsrail Devleti kurulduğundan beri ADL, İsrail
Gizli Servisi MOSSAD ile hususi ilişkilerini devam ettirmiştir, İsrail
mafyasıyla da yakın bağlantılar içindedir. ADL Sharon grubu ihtilaflı
bölgelerde satın aldıkları evlerde militan Yahudileri yetiştirmektedir”


10 Mart 1998’de aynı Zaman Gazetesi Fethullah Gülen’in
kitaplarının ADL tarafından bastırmasını şöyle haberleştiriyordu:


“3 gündür Türkiye’de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Başbakan
Yılmaz, Orgeneral Çevik Bir, TBMM Başkanı Çetin ve Dışişleri Bakanı Cem’den
sonra Fethullah Gülen ile görüştü. 55 Yahudi örgütünü temsilen Türkiye’de
bulunan 59 kişilik (AYÖBKH) Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı
Heyeti, Fethullah Gülen’in Türkiye’deki ve yurt dışındaki çabalarını önümüzdeki
yüzyılın barış asrı olması açısından önemsediklerini ve söz konusu projeye büyük
ilgi duyduklarını belirtmişlerdir. Görüşmede; Gülen’in, ABD’nin en etkili
Yahudi Lobisi olan ADL’nin (Anti-Defamation-Legaue) teklifiyle hazırladığı
hoşgörü ve diyalogla ilgili kitap da gündeme gelmiştir. Gülen, İngilizce olarak
hazırlanan kitap üzerindeki çalışmalarını tamamlamak üzere olduğunu, bittiğinde
insanların hizmetine sunacağını söylemiştir. Kitabın, ADL tarafından basılarak
dünyanın dört bir yanına dağıtılacağı belirtilmiştir”


Şimdi iman, i’zan ve vicdan ehlinin şu sorunun yanıtını vermeleri bekleniyordu:
20 Kasım 1992 tarihli sayısında, ADL’nin çok kirli ve gizli işler çeviren ve
cinayetler işleyen bir Siyonist Yahudi örgütünün, Fethullah Gülen’i ziyaret
edip sahip çıktıklarını ve kitaplarını İngilizce basıp dağıtacaklarını
duyuruyordu! Acaba, Yahudi ADL örgütü mü, insafa ve İslam’a gelip tövbe
ediyordu, yoksa Fethullah Gülen mi karanlık bir mecraya sürükleniyordu?


Özetle; ‘PKK silah bırakacak’ yalanıyla halkımız aldatılıyordu:


Erdoğan’a yakın gazetelere servis edilen bilgiye göre Öcalan’la
görüşmeler 2012 Mayısından itibaren yoğunlaşıyordu. Öcalan, Hükümet’ten belli
sözler alarak açlık grevlerinin sona erdirilmesi çağrısı yapılıyordu. PKK’da
Öcalan’dan sonraki kişi olan Murat Karayılan, Kasım ayı sonunda “silah
bırakmaya niyetimiz yok” diyordu. Bir başka PKK yöneticisi Duran Kalkan
“2013’te ideolojik, siyasi, askeri bütün alanlarda topyekun devrimci hamleyi
ifade edecek sonuç alacağız”
diye konuşuyordu Evet, PKK ile Oslo
sürecinde yapılan görüşmelerin ve İmralı sürecinin sonucunda, silah bırakmanın
yanına bile yaklaşmıyordu. Tam tersine PKK tarihinin en üstün politik ve askeri
düzeyine ulaşıyordu. Sürecin adı konulmayan gizli özerklik oluyordu. PKK’nın
ise özerk bölgenin silahlı ve politik gücü olarak siyasal sistemin içine dahil
edilmesi hedefleniyordu.


Ekim ayında cezaevlerindeki PKK’lıların açlık grevlerinin
durdurulmasıyla kritik eşik aşılıyordu. Hükümet’in bu çabasıyla Öcalan, sürecin
baş aktörü haline getiriliyordu. Öcalan’ın, ev hapsi ve özerkliği adım adım
hayata geçirilmesi karşılığında öncelikle PKK’yı geçici ateşkese ikna etmesi,
ardından sınır dışına çekmesi gündeme geliyordu. Görüşmelerin bu temelde
ilerlediği belirtiliyordu.


İşte gerçek yol haritası:


1- Öcalan’a ev hapsi ve serbestlik sağlaması


2- Anayasa’dan Türk kavramının çıkarılması ve özerklik için
altyapı oluşturulması.


3- Güneydoğu’da fiili özerklikle paralel olarak yasal kılıf
hazırlanması


4- PKK’nın siyasal sisteme dahil edilerek, Özerk Kürdistan’ın
silahlı gücü olarak yeniden yapılandırılması.


5- Türkiye-Barzani-Suriye Kürt bölgesi işbirliği yapılarak Irak ve
Suriye’nin parçalanması ve özellikle İran’ın sıkıştırılması. Ve zaten Barzani
Kürdistan’ı da böyle başlayıp bugünlere ulaşıyordu. AKP yalakası Abdulkadir
Selvi de Yeni Şafak Gazetesinde Kürt sorununun ABD’siz çözülemeyeceğini itiraf
ediyordu.


Ey ehl-i vatan uyanın; namus günüdür


Bu gafletle, bil ki yarın; kâbus günüdür!


Demokratik demagoji, ülkem parçalar


Haksızlığa susan şeytan, sus-pus günüdür!


Aybaşı olacak gibi, yılbaşı kutlar


Bu gidişe her gün gâvurun, mahsus günüdür!


Din ve devlet yıkılıyor, namus günüdür!


Çare: Evet, ülkemizin büyük bir felakete doğru sürüklendiğini..
Çok tehlikeli bir Türk-Kürt kapışmasının sinsice körüklendiğini… Çünkü özerklik
sonrası, Dış güçlerin: Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde Türklere..
Türklerin yoğunlukta olduğu yörelerde Kürtlere saldırılar kışkırtıp kardeş
katliamına girişileceğini.. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sabrını zorlanıp
tüketildiğini.. Patriotlar, ABD üsleri ve İzmir NATO karargâhıyla ülkemizin
fiilen işgaline rıza gösterildiğini… Ve AKP iktidarının gaflet ve dalaletinin
giderek derinleştiğini gören-sezen İz’an ve vicdan sahibi Milletvekillerinden..
AKP’den 150-200 kişi ayrılarak, CHP ve MHP’den diyelim 70-80 kişi destek
çıkarak, yeni bir değişim ve milli bir dönüşüm süreci başlatabilir! Bunu
hazmedemeyen ABD ve İsrail’e karşı Türkiye: Başta D-8 İslam ülkelerini, Rusya,
Çin ve Venezüella gibi ülkeleri yanına alarak tarihi bir hesaplaşmayı
başarabilir. Ve zaten böyle bir netice kaçınılmaz gibidir. Başbakan Erdoğan’ın:
Balyoz ve casusluk iddialarıyla tutuklanan komutanlarla ilgili endişelerini
dile getirmesi ve yine TV 24’te: “Putin’e alın bizi Şanghay beşlisine, şu
AB’den kurtulalım” dediğini itiraf etmesi… İlgili kurumların ve halkın gazını
almak yanında, çok ciddi kuşku ve korkular içinde kıvrandığının da
göstergesidir. AKP’li mümin gençlerin rahatsızlığı da buna işarettir. Bu arada
Sn. Erdoğan’a sormak gerekirdi: Yahu, kapitalist Avrupa Birliğinden kurtulup,
komünist Şanghay beşlisine katılmak yerine; D-8’leri diriltip, İslam Birliğine
öncülük etmek hiç mi aklınıza gelmemektedir? Avrupa-Amerika gavuru olmadı,
şimdi Rusya-Çin gavurunun kuyruğuna takılmak yerine, Türkiye merkezli yeni bir
barış ve bereket medeniyetine ve Adil bir dünya düzenine rehberlik yaptıracak
bütün ulvi gayeleriniz ve Milli gayretleriniz, tamamen törpülenip körletilmiş
miydi?




[1] CNN Türk,24 Kasım 2012


[2] Zaman,19 Kasım 2012


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet