Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


LE MONDE Türkiye Analizi


Türkiye, son ve büyük bir
hesaplaşmaya doğru gidiyor.


Bu ülke korkulduğu gibi, ırka ya da
dine dayalı bir bölünme yaşamadı. Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeye
gidiyor. Cumhuriyet boyunca süren “kültürel bölünme”. Bu artık iyice
keskinleşti.


Şimdi bir yanda ayakkabılarını sokak
kapısı önünde çıkaran, kadınları başı örtülü, erkekleri sokağa pijamayla da
çıkabilen, erkek çocukları kahveye giden, kız çocukları baskı altında yaşayan,
türkü ile arabesk arası bir müzikten zevk alan, futbol izleyen, belki de hiç
kitap okumamış, hiç dans etmemiş, hiç karı koca birlikte yemeğe gitmemiş, hiç
tiyatro seyretmemiş, iyi eğitim alamamış, dini inançları kuvvetli, kalabalık,
bir kitle var.


Diğer yanda ise kolej-kız lisesi
yelpazesinde eğitim görmüş, bir düğün salonunda ya da kolej partisinde dans
etmiş, sinemaya giden, çok fazla olmasa da kitap okuyan, müzik zevki pop
şarkılarla klasik müzik arasında dolaşan, evi nispeten daha zevkli döşenmiş,
kızlarının flörtüne göz yuman, kadınları modern görünümlü, şarabın kalitesinden
pek anlamasa da kadın erkek bir arada içki içebilen, gazetelere bakan, magazin
haberlerini izleyen, kendini birinci gruba kıyasla gelişmiş olarak algılayan,
entelektüel düzeyi çok yüksek olmasa da, batı standartlarına yakın bir grup
var.


Bu iki grubun yaşam tarzı birbirinden
kopuk.


Onların, Batı’daki sınıflar arasında
ortak zevk alanları yaratan müzik, resim, heykel tiyatro ve sanat gibi
birleştirici kültürel zeminler yok. Yaşamları, zevkleri, inanışları birbirinden
çok farklı. Hatta birbirine düşmanca.


Birinci grup Cumhuriyet boyunca
horlanmış, aşağılanmış, itilip kakılmış. Şimdi bu grup siyasal olarak
örgütlendi. Kalabalıklar. Ve her seçimi kazanacak siyasi bir güçleri var artık.
İkinci grup ise azınlıkta. Ve artık bir daha seçim kazanma olanakları yok.


Bu noktada tarihi bir paradoks ortaya
çıkıyor. Daha Batılı olan “ikinci grup”, Batı’nın siyasi değerlerini
kabul ederse, bir daha asla iktidarı ele geçiremeyeceğini bildiği için, git
gide Batı’ya ve Batı’nın demokratik değerlerine düşman oluyor. Batı’ya düşman
olan birinci kesim ise, iktidarı ancak Batı’nın kriterlerini kabul ederek ele
geçirebileceğini bildiği için Batı’yla ilişkileri geliştirmek ve demokrasiyi
kabullenmek istiyor. Bu kültürel parçalanmada “ordu” önemli bir role
sahip. Eğer birinci grubu desteklerse ve batı’nın demokrasisi burada kabul görürse,
ordu da iktidarını kaybedecek. Aslında birinci grubun çocuklarından oluşan
ordu, kendi iktidarını sürdürebilmek için, kendisine benzemeyen ikinci grupla
işbirliği yapıyor. Bir anlamda kendi köklerine ihanet ediyor.


Bu iki grup, siyasi iktidar için son
kez çarpışmak üzere hareketlenmiş gözüküyorlar. Birinci grup ekonomik olarak da
güçlü artık, Anadolu’da üretim yapıyor, malınıdiş dünyaya satıyor. Para
kazanıyor. Siyasi örgütünü destekliyor. İkinci grup ise parasal olarak da
kuvvetli değil artık. Mevcut iktidarın da baskısıyla giderek ekonomik
kazançlarını kaybediyor. Dış dünyayla iş yapan, dışarıdan borçlanan büyük
burjuvazi, Türkiye’nin ancak demokrasiyle normalleşebileceğine inanan
entelektüel kesim, devletin yapısının değişmesi ve dünyayla bütünleşmesi
gerektiğini düşünen bir grup bürokrat, birinci grubun destekçileri.


Yargı, ordu, bürokrasinin önemli bir
kısmı, ikinci grubun arkasında. Ve bu İkinci grup, siyasetle demokrasiyle,
iktidarı elinde tutmasının olasıl olmadığını kavradığından, şimdi siyaset ve
demokrasi dışında bir çözümün peşinde.


Cumhurbaşkanı seçimi kavganın
keskinliğini ve iki tarafın niyetlerini açıkça ortaya koydu.


Ordu destekli ikinci grup artık seçim
de istemiyor.


Peki, darbe olursa ne olur?


Yaşam tarzı Batı’ya daha yakın olan
ikinci grup, orduyla birlikte iktidara gelir ve Batı’nın desteğini kaybeder.
Avrupa buna kesinlikle karşı çıkar. Amerika her zamanki pragmatizmiyle, Kuzey
Irak ve Ortadoğu politikalarını desteklemesi karşılığında darbeyi
kabullenebilir. Ama Amerika’nın önünde de ciddi bir engel var. “Demokrasi
getireceğim” diye Irak’ı işgal eden bir ülke, dünyaya ve kendi kamuoyuna
Türkiye’deki “darbeyi” niye desteklediğini açıklayamaz. Ve Irak
faciasından sonra ikinci bir “zorlamayı” gerçekleştirecek gücü yok.
İstese de istemese de darbeye karşı çıkacaktır.


Silahını ve parasını Batı’dan alan
bir ordu ve ülke, Batı’dan koptuğunda ne yapacak?


Sanırım uzun zamandır bunu
düşünüyorlar ve korkarım bunun yanıtını buldular. Türkiye’de darbe olursa,
dünya, tarihte bugüne kadar hiç gerçekleşmemiş yeni bir oluşumla karşılaşacak.
Türkiye, olası bir darbeden sonra Rusya ve Iranla ortaklık kurmak isteyecek.
Silahı, enerjiyi ve parayı bu iki ülkeden alacak. Rusya’yla Iran’ın elindeki
doğal gaz, petrol ve nükleer güç Türkiye’yi ayakta tutmaya yeter. Ama Rusya-
Türkiye- Iran bloku Dünyanın bütün dengelerini değiştirir. Ortadoğu’nun
kontrolünü tümüyle ele geçirir. Avrupa’yı küçük kıtasına hapseder. Kafkasları,
Afganistan’ı, Pakistan ‘ı kendi gücüne katar. Müslüman dünyayla yakın bir ilişki
kurar. Petrol kaynaklarına egemen olur. Çin’le işbirliği yapabilir.


Bu gelişme Avrupa, Amerika ve
Japonya’dan oluşan “Batı”nın, dünyadaki etkinliğini inanılmaz bir
biçimde azaltır. Yeni blok asker, enerji ve para acısından çok güçlenir.
Böylece, Türkiye’deki çatlama dünyada büyük bir çatlamaya yol açar.


Eğer Üçüncü Dünya Savaşı çıkacaksa,
bu çatlamadan çıkar…


Türkiye’de yaklaştığı görülen kanlı
bir çatışmanın, bütün dünyayı yakması sandığınız kadar uzak bir ihtimal değil.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış