Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Yrd. Doç. Dr. Ertuğrul Yaman : Türk Dünyasının Güncel
Konusu: Ortak Türkçe

Bilindiği
üzere, 1990’lı yılların başında eski Sovyetler Birliği dahilinde bulunan Türk
Cumhuriyetlerinden bazıları arka arkaya bağımsızlıklarını ilân etmeye
başladılar. Bağımsızlık, devletler için çok önemli bir kavramdır.

Ne
var ki bağımsızlık kavramı birbiri içine girmiş daha pek çok alt unsurdan
oluşur. Gerçek bağımsızlık için bunlar yanında dil, din, örf ve âdetler, hayat
tarzı ve benzerlerinin de bağımsızlık karakterini taşıması gerekir.

Bağımsızlığı
oluşturan bu alt kavramlar içinde en önemlisi dildir. Çünkü; dil, insan
topluluklarını bir maksat etrafında toplayıp aralarında duygu ve düşünce
birliği oluşturarak onların “millet” sıfatını almasını sağlar. Eğer
kendi dilinizle konuşamıyorsanız, kendinizce düşünemiyorsunuz demektir.
Düşüncenize sınır konulmuşsa bağımsızlıktan söz etmeniz mümkün değildir.
Milletlerin dil bağımsızlığını kazanmaları; siyasal, sosyal ve ekonomik
hayattaki bağımsızlıklarını kazanmalarında büyük rol oynamaktadır.

Gaspıralı
İsmail
 

Türk
Cumhuriyetleri, her ne kadar bağımsızlığını ilân etmiş bulunsalar da henüz tam
bir ekonomik bağımsızlıktan söz etmek mümkün değildir. Bu durumun pek çok
sebebi bulunmakla beraber, en önemli sebep eski Sovyetler Birliğinin bu
cumhuriyetleri ekonomik açıdan kendisine bağlamış olmasıdır.

Hem
ekonomik açıdan hem devlet düzeninin işleyişi hem de insanların günlük
yaşantısı ve alışkanlıkları bakımından eski sistem öylesine güçlü olarak
yaşamaktadır ki bu durumun değişebilmesi için daha uzun yıllara ihtiyaç vardır.
Bilinmesi ve kabul edilmesi gereken en önemli gerçek budur.

Bütün
cumhuriyetlere yapılabilecek en büyük yardım ve iyilik, bu cumhuriyetleri bizim
duygu ve hayallerimiz penceresinden değil, onların gerçek durumları noktasından
görmektir. Çünkü, eski sistem aşağı yukarı devam etmektedir. O sebeple, bu
kardeşlerimize içinde yaşadıkları kendi gerçekleri doğrultusunda davranmak, en
doğru hareket tarzı olacaktır.

Bugün
Türk Cumhuriyetleri eskiyle yeni düzen arasında sıkışmış bir durumdadır.
Çoğunluk değişmeyi istese de yeninin ne olacağı konusunda bir fikirleri yoktur.
Daha doğrusu eski alışkanlıklar ağır basmaktadır.

Türk
devletlerinin kendi dillerini devlet dili olarak kabul etmeleri,
bağımsızlıkların kazanılması yolunda atılmış en önemli adımlardır. Bağımsızlık
aşaması tamamlanmış kabul edildiğinde, bugün için, Türk dünyasının en önemli
meselesi, ortak iletişim dilidir. Bunun gerçekleşmesi şarttır; ancak, zamanı,
zemini ve şekli konusunda şimdiden bir şey söylemek zordur.

TÜRKÇE
GERÇEĞİ

Türk
dünyası söz konusu olduğunda, karşımıza hemen Türkçe gerçeği çıkmaktadır.
Balkanlardan Çin’e kadar olan alanda yaşayan Türkler, farklı devletler içinde,
farklı konuşma biçimlerini geliştirmiş olsalar bile, hepsi de Türkçe
konuşurlar. Bu bakımdan “Balkanlardan Çin’e kadar’ ibaresi dilimiz için
hâlen geçerlidir.

Bu
kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış ve çok sayıda kola ayrılmış olan Türk
dilini, ne kadar insanın konuştuğu meselesine gelince, bu hususta tam bir sayı
vermek zordur. Çünkü, adı geçen bölgelerde yaşayan Türklerin bir kısmı,
bağımsız cumhuriyet, bir kısmı özerk cumhuriyet şeklinde yaşarken bazıları da
diğer devletlerin ahalisi olarak hayatını sürdürmektedir.

Bundan
dolayı kesin ve yeni rakamlar elde etmek bir hayli müşküldür. Ancak, tahminî
olarak bugün dünya üzerinde yaşayan Türklerin toplam sayısının 200 milyonun
üzerinde olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Bu hâliyle dilimiz dünyanın en çok
konuşulan dilleri sıralamasında rahatlıkla ilk beşe girmektedir. O hâlde bundan
böyle “Türkçe” terimi ile bütün Türklerin kullandığı genel Türk
dilini anlamamız gerekir. Biz, pratik olarak Türkiye’de konuşulan dil için
Türkçe demekteyiz.

MEVCUT
DURUM

Bugünkü
manzaraya bakıldığında, gerek Türkiye, gerekse Türk Cumhuriyetleri açısından
ortaya çıkan imkânlar dünyası, iyi bir şekilde kullanılamamıştır. Bu konuda
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve kamuoyunun son derece iyi niyetli olduğu
âşikârdır. 
Ne var ki daha önceden bu sahalarla ilgili
yeterli belge, bilgi, eleman ve en önemlisi de proje bulunmadığı için verimli
bir sonuç alınamamıştır.

Bununla
bağlantılı olarak Türk Cumhuriyetleriyle ilgili politikalar daha ziyade kişiler
seviyesinde gerçekleşmiştir. Yani, bir çok başlılık ve dağınıklık yaşanmıştır.
Bütün bu kişisel ikili ilişkileri takdirle karşılıyor, bunların daha verimli
hâle getirebilmesi için, iki kuruma ihtiyaç olduğunu ifade etmek istiyoruz.

Bunlardan
birincisi bütün Türk dünyasını bünyesinde toplayacak bir Türk Dünyası
Akademisi’dir. Bu sahayla ilgili her türlü bilimsel ve politik araştırmalar söz
konusu akademinin çatısı altında yapılmalıdır. İkinci olarak mutlaka en kısa
zamanda Başbakanlık’a bağlı Türk Dünyası Müsteşarlığı kurulmalıdır.

Yusuf
Akçura

Bu
noktada özel vakıfların ve gönüllü kuruluşların faaliyetlerinin de son derece
önemli olduğunu ve devletçe desteklenmesi gerektiğini de belirtelim.

Türk
cumhuriyetleriyle olan ilişkilerimizde artık hayal seviyesinden gerçek
noktalara, somut basamaklara geçmeliyiz. Bu tür ilişkilerde objektif ve
gerçekçi olmamız hepimizin faydasına olacaktır.

Türk
dünyasının bugün için en önemli konusu, karşılıklı olarak birbirlerini
tanımaları ve kaynaşmalarıdır. Bunun yolunu Türk dünyasının mütefekkirlerinden
ileri görüşlü ve aksiyon adamı Gaspıralı İsmail, neredeyse bir asır öncesinden
göstermiş ve uygulamıştır. Şimdilerde bu değerli şahsiyeti çok daha iyi anlıyor
ve arıyoruz. 

Artık
yapılması gereken onun gösterdiği çizgide önce “dil” alanında
ortaklığı yakalayıp birbirimizi anlayıp sevmektir. Sonra “fikir”de
birleşeceğiz. Bunlara bağlı olarak “işte” birliğimiz kendiliğinden
oluşacaktır.

Türkiye’de
dil, fikir gibi konuları küçümseyen kimileri ısrarla bu konuları gündem dışı
tutmakta; Türk dünyası konusunu soğutmakta veya bu konuyu yalnızca ticarî
mantıkla değerlendirmektedir. Şurası bir gerçektir ki dilimizi, gönlümüzü,
fikrimizi bir etmeden işimizi bir eylememiz de son derece zor olacaktır!

ORTAK
TÜRKÇENİN OLUŞTURULMASI

Dünyanın
en eski ve en çok konuşulan dillerinden birisi olan Türkçe, ne yazık ki, bugüne
kadar diğer diller arasında hak ettiği gerçek yeri alamamıştır. Hemen her
dönemde bir başka yabancı dilin tesiri altında kalmış, kendi gerçek gücünü
yeterince gösterememiştir. Bugün ise, yepyeni ve taptaze bir imkânlar
dünyasıyla karşı karşıya kalınmıştır. Ancak, nadiren karşımıza çıkabilecek
böylesi bir fırsatı çok iyi değerlendirmek mecburiyeti vardır.

Ortaya
çıkan yeni şartlar, âdeta Dünya Türklüğünü ” dilde, fikirde, işte” ve
daha pek çok sahada birlik olmaya zorlamaktadır. Bu birliğin temel şartı ise,
birbirinizi her yönüyle anlayabilmektir. O sebeple bütün Türklerin aynı dille
anlaşabilmeleri (elbette ki Türkçeyle) şarttır. Bu düşünceden hareketle
“Ortak Türkçe”nin bir zaruret sonucunda bu düşünceyi gerçekleştirmeye
zorlamaktadır. Aynı kökten çıkmalarına rağmen, yapay olarak birbirinden
uzaklaştırılan Türk lehçelerinin her birine “dil” adı verilmiş ve
mümkün olduğunca ayrı alfabelerde yazdırılmaya zorlanmıştır.

TARİHİ
ARKA PLAN

Türk
dilinin birliği ve bütünlüğü yolundaki gelişmeler, tarihî arka plâna sahiptir.
Türk dili doğal gelişim seyri içerisinde, 12. yüzyıla kadar tek bir kol hâlinde
süregelmiştir. Bu yüzyıldan sonra birisi Türkistan diğeri Anadolu merkezli
olmak üzere iki kola ayrılmıştır. Bu iki büyük kol neredeyse yirminci yüzyılın
başlarına kadar devam etmiştir.

Bu
doğal gelişme içerisinde Kâşgarlı Mahmut’un meşhur Divan’ı, Karamanoğlu Mehmet
Bey’in fermanı dilde birlik yönünde önemli kilometre taşlarıdır. Ahmed
Yesevî’nin ve Yunus Emre’nin şiirleri halk dilini edebî dile yaklaştırması
bakımından önemlidir. Âşık Paşa’nın Türk dilinin aşağılanmasına karşı duyduğu
tepki de unutulmamalıdır.

Türk
dili ve edebiyatındaki etkisi göz önüne alındığında, Türkçenin Farsçadan aşağı
kalmadığı gibi, kendine has pek çok güzelliği ve inceliği bulunduğunu
örneklerle ortaya koyan Ali Şîr Nevâyî de Türkçemizin birliği ve zenginliğini
konusundaki önemli kilometre taşlarından birisidir. Ali Şîr Nevâyî, ana dilini
(Türkçeyi), yolu dikenler ve taşlarla dolu denizin dibindeki incilere benzetir.
(1)

Sadri
Maksudî Arsal (Sadrettin Maksudov)

Ali
Şîr Nevâyî’nin en önemli yönü, Türk diliyle ilgili düşünceleri ve
Muhakemetü’l-lûgateyn adlı eseridir. 
Ali Şîr
Nevâyî
, Farsça gibi son derece güçlü bir edebiyat dilinin
varlığına rağmen, Türkçe eserler yazmış ve bu dille üstün bir edebiyat
oluşturulabileceğini de ispatlamıştır. Bununla da kalmayıp Türkçe ve Farsçanın
karşılaştırıldığı bir eser yazmıştır.

“Muhâkemetü’l-lûgateyn”, Nevâyî’nin
en önemli eserlerinden biridir. Eser, 1499 yılında, Türkçe ile Farsçayı
mukayese etmek üzere nesir tarzında yazılmıştır. Nevâyî, Fars dili ve
edebiyatının Türkistan’da yaygınlaşması ve bazı Türk şairlerinin eserlerini
Türkçe yerine Farsça kaleme alması üzerine “Muhâkemetü’l-lûgateyn”i
yazar. Eserinde, sanat ve ilim adamlarına Türk dilinin Farsçadan daha kudretli
ve daha zengin bir dil olduğunu ispat etmek için birçok delil gösterir.

Şâirliğinin
yanı sıra, bir dil âlimi de olan Nevâyî’ye göre Türkçe, kelime hazinesi
bakımından Farsçadan daha zengin bir dildir. Eserinde Farsçayı Acemlerden bile
daha iyi bildiğini söyleyerek Türkçenin mecaz, cinas, kafiye ve fiil yönünden
de daha zengin olduğunu örneklerle izah eder. Eserinde yüz kadar fiil sayarak
bunların hiçbirinin Farsçada bulunmadığını belirtir.

Nevâyî,
Türkçeyi faziletler ve yüceliklerle dolu hazineye, seyrine doyum olmayan bir
gül bahçesine benzetir. Fakat bu bahçe, aynı zamanda dikenlerle, tehlikelerle
doludur. Türkçenin güneşten daha parlak güllerini dermek ve emsalsiz
hazinelerine sahip olmak için çok çalışmak gerektiğini söyler. Dil ile milletin
büyüklüğü arasında bir paralellik kurar; Türkçenin devlet ve edebiyat dili
olması hâlinde Türklerin de üstün bir millet olacağına inanır.

Borovkov, “Özbek
Yazı dilinin Kurucusu Ali Şir Nevaî” adlı yazısında “…Mevzuu dil
olan Muhâkemetü’l-lûgateyn’de dikkati çeken nokta, müellifin bilhassa kendi
millî edebiyatının mukadderatı üzerinde durmasıdır. Yüzyıllar boyunca gelişmiş
ve söz sanatında şöhretli adlar yaratmış bulunan, münakaşa götürmez bir
otoriteye sahip ve taklit bakımından erişilmez bir nümune teşkil eden İran
edebiyatının hâkim olduğu devirde, büyük şâir ve hakîm üstat Nevaî, kendi millî
edebiyatının esaslı bir şekilde kurmağı ömrünün başlıca hizmeti telâkki etmiş;
bu muvaffakiyeti çağdaşları tarafından da tasdik edilmiştir.” (2)

Nevâyî,
pek çok alanda hizmetleri olan üstün bir sanatkârdır. Bizce onun bütün
hizmetleri takdire şayandır. Ama özellikle ana dili hususundaki gayretleri için
hepimiz ona minnettar olmalıyız. Bugün dünya üzerinde Türkçe diye bir dil
varsa, bunu sağlayanlardan birisi di hiç şüphesiz Nevâyî’dir. Nevâyî üzerine
araştırmalarıyla tanıdığımız Nazar Recebov, bir yazısında Nevâyî’yi “ana
tili üçün küreşçi’3 şeklinde nitelendirir ki bizce de bu Nevâyî’nin mümeyyiz
vasfıdır.

Ali Şîr
Nevâyî,
 dilin millet hayatındaki rolünü çok iyi kavramış
ve bu yönde eserler vermiş, ileri görüşlü bir düşünce adamıdır. Nevâyî, Türk
dilini bütün Türkleri bir araya getiren unsur olarak görür.

Lisanüt-tayr adlı
eserinde geçen bir beytinde Türkçe yazmak suretiyle Türk milletini yekvücut
hâline getirdiğini şöyle dile getirir:

“Çünki
taptım ul kelam içre kemal,

Türk elfazı
bile sürdüm makal…

“Türk
nazmıda çü men tartıb alem,

Eyledim bu memleketni
yekkalem”.
 (4)

Nevâyî,
hem Türkçe, hem de Farsça şiirler yazardı. Bu şiirleri her iki dilde de
birbirinden aşağı kalmazdı. Dîvân-ı Faniy’de bu
durumu şöyle ifade etmiştir: “Türk dilinde rengarenk, tatlı ve anlamlı
şiirlerim çoktur. Eğer bakarsan, Farsça şiirlerim de paha biçilmez lâl ve
cevherdir. Sanki söz pazarında dükkân açmışım. Bir tarafta tatlıcı dükkânı ve
bir tarafta kuyumcu dükkânı.” (5)

Ali Şîr
Nevâyî, 
dilin gücüne inanmış ileri görüşlü bir
sanatkârdı. Dilin yalnızca bir konuşma aracı olmayıp aynı zamanda insanları
duygu ve düşünce bakımından birleştiren güçlü biri unsur olduğunu, milleti
meydana getirdiğine inanmıştır. Bu bakımdan eserlerini hatta çevirilerini bile
bu amacına yönelik yapmıştır.

Ali
Şîr Nevâyî, temeli en başta Eski Türkçeye kadar inen, Arapça ve Farsça ile
desteklenmiş o dönemin konuşma dilini güçlü bir edebî dil hâline getirmiştir.
Konuşma dilinin, diğer bir ifadeyle halk dilinin edebî dil hâline getirilmesi
en başta halkın bilinçlendirilmesi bakımından son derece önemli bir adımdır.

İkincisi,
Türkçe temeli sağlam edebî bir dile kavuşmuştur. Böylelikle Türk boyları
arasında birlik de tesis edilmiştir. Bir başka yönü ise, Farsça gibi güçlü bir
edebiyat dili karşısında Türkün ve Türkçenin gür sesini yükselterek
milletimizin geleceğini aydınlatmıştır. 
Ali Şîr
Nevâyî,
 hem kendisi Türkçe yazarak hem de zamandaşlarını
Türkçe yazmaya teşvik ederek Türkçenin bugünkü gelişme seyrine önemli katkılarda
bulunmuştur.

Ali Şîr
Nevâyî, 
dil bilinci ve dilimize hizmetleri
bakımından benim nazarımda, dört açıdan öne çıkmaktadır. 

1. Güçlü moda dillerin varlığına rağmen,
Türkçe eserler yazması.

2. Zamandaşlarını da Türkçe yazmaya davet
ve teşvik etmesi.

3. “Hamse” yazmak gibi çok büyük
bir hizmeti gerçekleştirmesi.

4. Dilimizin gücüne inanarak Farsçayla
karşılaştırması.

Türk
dil birliği konusunda en şuurlu ve başarılı çalışma, hiç şüphesiz, İsmail
Gaspıralı’ya aittir. Gaspıralı, Türk dünyasının “Dilde, işde, fikirde
birlik” şiarıyla bütünleşebileceğini savunmuş ve bu yolda özellikle ortak
dili ön plânda tutmuştur. Yıllarca, büyük sıkıntılar içerisinde çıkardığı
“Tercüman” gazetesiyle bu düşüncesini gerçekleştirmiştir. Gaspıralı
İsmail’in bu düşünceleri, Türk dünyasının birleşmesi ve dil birliğinin
sağlanması yolunda çok büyük roller üstlenmiştir.

Gaspıralı
İsmail’e göre Türk dünyasındaki birliğin en önemli unsuru dil birliğidir. Bu
sebepten Gaspıralı, hayatı boyunca Türk boyları arasında bir dil birliği
oluşturmayı savunmuştur. Ona göre, başka dillerden kelime almak doğru değildi;
kendi dilinden kelime türetilmeliydi.

Gaspıralı
Türk lehçelerinin, yabancı diller yerine birbirlerinden kelimeler alarak
zenginleşmesini ve İstanbul Türkçesini esas alınarak ortak bir yazı diline
kavuşulmasını sürekli savundu. Onun “Dilde, fikirde, işte birlik”
sözü bugün de bütün Türk dünyasının ülkü ve ilkesi olmak değerindedir.

Gaspıralı
İsmail Bey
‘in hayatını adadığı bütün faaliyetlerden
amacı ne olabilirdi? Niçin kendini riske atarak bir ömür boyu vatan-millet
işleriyle meşgul olmuştu? Öyle sanıyoruz ki yaptığı işler, özellikle günümüzde
onun son derece idealist ve ileri görüşlü bir aydın olduğunu göstermektedir.

Gaspıralı
İsmail Bey’in uzak hedefi elbette, Türk birliğini sağlamaktı. Ancak, bu iş
göründüğü kadar kolay bir iş değildi. Kaldı ki 19. yüzyılın imkânlarıyla
böylesine zor bir işi başarmak bir hayli zordu. Üstelik bu düşünce ancak ve
ancak eğitim yoluyla gerçekleştirilebilirdi. Eğitim ise, çoğunlukla Türk boylarının
kendileri dışında gelişen şartlarla sürdürülmekteydi. Bir yanda eski geleneksel
tarzda eğitim yapılırken diğer yandan da Rusların kendi amaçları için
uygulamaya koydukları farklı bir eğitim sistemi uygulanmaktaydı.

İşte
böylesine sıkıntılı bir durumda Gaspıralı İsmail Bey, Türk birliği idealini
gerçekleştirebilmek için, işe öncelikle eğitim alanına yenilikler getirerek
başlamak istiyordu. Bunun için de halkın bilinçlendirilmesi gerekmekteydi.
Tabiî o günün imkânları bu işe çok fazla elverişli değildi. Bir yandan iki
güçlü kitleyle mücadele etme gereği vardı.

Gaspıralı
İsmail Bey,
 Türk dünyasında birliğin
kurulabilmesi için gidiş yolunu son derece bilinçli bir tarzda benimsemişti:
“Dilde, fikirde, işde birlik” Bu yol, son derece isabetli bir karar
ve bir o kadar da uygun bir gidiş yoludur.

Çünkü,
Türk boyları değişik bölgelerde Türkçenin büyüklü küçüklü kollarını konuşmakla
birlikte, her biri kendi derdine düşmüştü. Aynı dilin farklı biçimleri
kullanılıyordu. Bir araya geldiklerinde birbirleriyle rahatça
anlaşabiliyorlardı ama dil denildiğinde yalnızca konuşma dili de
anlaşılmamalıydı. Bu dille üstün bir edebiyat, bilim ve kültür de ortaya
konabilmeliydi.

Böyle
bir durumda hangi lehçe veya kol esas alınmalıydı. Gaspıralı İsmail Bey, bu
durumda ortak bir Türkçe olarak o dönemde Osmanlı Türkçesini uygun görmekteydi.

Diğer
gelişmiş Türk lehçelerinin yaygın lehçeleri İstanbul Türkçesine uydurularak
kullanılacaktı. Bu yaklaşımla Gaspıralı İsmail Bey, diğer Türk lehçelerini de
yok saymıyordu. Onun sistemine göre, dört yıllık bir eğitimin ilk üç yılı
öğrenciler kendi lehçeleriyle eğitim öğretim görecekler; dördüncü yıl ise,
ortak genel Türkçe öğrenilecekti. Gaspıralı İsmail Bey, yabancı dillerden
kelime alınmasına da karşı çıkmış; Türkçede bulunan ve anlaşılmayan
Arapça-Farsça tabirlerin de tasfiyesini istemiştir. Oluşacak ortak bir dil için
şöyle bir ölçü de getirmişti: “Bu dili İstanbul’daki hamal ve kayıkçı ile
Şarkî Türkistan’daki deve sürücüsü ve koyun çobanı da anlayabilmelidir.”
(6)

Gaspıralı
İsmail Bey ve ondan önce kimi Türk aydınları, Türk boylarının anlaşma güçlüğü
çektiklerini ve ortak bir dil sayesinde yakınlaşmanın sağlanması gerektiği
üzerinde durmuşlardır. Bu düşüncenin somutlaşabilmesi için ortak bir eğitim
sistemine geçilmesi, ortak bir üst dil ve alfabenin kullanılması; bütün bunları
desteklemek üzere bir yayın organın bulunması gereği üzerinde düşünülmüştür.

Gaspıralı’nın
çıkardığı Tercüman gazetesi,
“dilde, fikirde, işte birlik” ilkesi doğrultusunda, Rusya’daki
Türkler arasında dil birliğini sağlamak ve ortak bir anlaşma dilinin oluşması
yönünde epeyce katkıda bulunmuştur. Ne var ki Rusların kendi emellerini
gerçekleştirme yolunda bilhassa İlminski ile başlattıkları yerel lehçe ve
ağızları birer millî yazı dili hâline getirme gayreti başarılı olmuş ve bu
ortak dil girişimini engellemiştir.

Gaspıralı
İsmail ve diğer Türk aydınların uzak hedefleri gerçekte kültürel bir birlikti.
Gaspıralı siyasî birlik düşüncesinden sürekli kaçınmış, ve bunu tehlikeli
bulmuştur. Onun esas arzusu ve amacı, böyle bir birliğin toplumsal ve kültürel
alt yapısını oluşturmaktı. Gaspıralı’nın temel yaklaşımı, “Lisan-i
Umumî” adını verdiği bir dil birliğidir.

Türklerin
ve Müslümanlar üzerindeki Rusya hakimiyetinin, bu insanların içinde
bulundukları geri kalmışlık ve ezilmişlik şartları altında, kaldırılması mümkün
değildi. Zamansız ve maceracı hareketler ise Gaspıralı’ya göre ancak felâketle
sonuçlanabilirdi. O, her zaman tedbirli, karşıdaki insanlarla iyi ilişkiler
kuran ve asıl amacını gözeten bir dava adamıydı. Bu uyumlu kişiliği sayesinde
Çarlık Rusyası’nda Tercüman Gazetesi’nin 33 yıl aralıksız neşredilmesini
sağlayabilmişti.

Kısacası,
Gaspıralı İsmail Bey, dil meselesini Türk birliği yönünde en önemli adım olarak
görmekteydi. Dilde birlik sağlanamadan fikirde ve işte birlik sağlanamazdı.
Hattızatında dil birlik, fikirde birliğe, fikirde birlikte işte birliğe giden
en emin ve kestirme yoldu.

Bugün
Gaspıralı İsmail Bey’in bu ulvî düşüncelerini çok daha iyi anlamaktayız. Türk
dünyasında dilde birlik düşüncesi, diğer konuların hepsiyle ilgili olmakla
birlikte anahtar rolü gereği hepsinden önce gelmektedir. Çünkü, dil açısından
sağlanabilecek bir ortaklık diğer bütün alanlarla ilgili yolları açacaktır.

Cumhuriyet
sonrasında Türkiye’de dil meselelerine dikkatleri çeken diğer önemli bir isim
de 
Sadri Maksudî Arsal‘dır.
Sadri Maksudî, “Türk Dili İçin” adlı eserini 1930 yılında yayımlar ve
dille ilgili görüşlerini ortaya koyar. Aslen Kazanlı olan Sadri Maksudî, hem
İdil-Ural Türklüğünü hem Türkistan Türklüğünü hem de Türkiye Türklüğünü
yakından tanımaktaydı. Bu sebeple bütün Türk dünyasının aslında tek bir Türk
dilini kullandığını ortaya koymuş ve Türk edebî dilinin oluşturulmasını
istemiştir. Düşünceleriyle Atatürk üzerinde de etkili olan Sadri Maksudî,
Türkiye’de düşünce olarak dil birliğinin temellerini atanlardan birisidir.

Türk
dil birliğinin önemli basamaklarından birisi de 1926’te başlayıp 1940’a kadar
devam eden Lâtin alfabesi dönemidir. Bu yıllar arasında, özellikle eski
Sovyetler Birliği’ndeki Türk boylarının büyük bir kısmı Lâtin alfabesini kabul
etmesiyle dil ve yazı birliği yönünde çok önemli bir fırsat yakalanmış oldu. Ne
yazık ki bu dönem pek fazla sürmemiş ve eski Sovyetler Birliği’ndeki Türkler,
farklı farklı Kiril harfleri kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Bu
noktada açıklığa kavuşturulması gereken hususların başında “Ortak
Türkçe” terimi gelmektedir. Bu terimden neyi anlamak gerekir? Ortak bir
anlaşma aracını ifade etmek üzere, bilim adamlarınca “ortak Türkçe, ortak
dil, ortak alfabe, ortak yazı, alfabe birliği, dil birliği, yazı dili, edebî
dil, konuşma dili, iş dili, iletişim dili” gibi çok sayıda farklı terim
kullanılmaktadır. Bizce, düşünülen ve arzu edilen ortak anlaşma dili için en
uygun terim iletişim dili terimidir. Bizce, bu terim dar ve geniş anlamlarıyla
iki ayrı düşünceyi ifade etmektedir. Dar anlamıyla bilirli şartlar dairesinde,
özel çalışmalar sonucunda oluşabilecek ortak iletişim dili; geniş anlamıyla
ise, Türk lehçelerinin zaman içinde tamamen kendi doğal gelişimi sonucunda tek
bir şekle dönüşmesidir.

YAPILMASI
GEREKENLER

Öncelikle
karşılıklı olarak lehçeler öğrenilmelidir. Zaman içinde ortak Türkçe
kendiliğinden oluşacaktır. Bunun için yapay zorlamalar yerine karşılıklı
ilişkilerin güçlendirilmesi, edebî eser değişimin hızlandırılması, sanatsal
faaliyetlere ağırlık verilmesi, ortak dille yayın yapan gazete ve dergilerin
çıkarılması gibi destekleyici unsurlardan yararlanılabilir.

Yukarıda
belirttiğimiz gibi, “Ortak Türkçe” teriminin açıkça ortaya konması
gerekmektedir. Bizce bu terim dar ve geniş anlamlarıyla iki ayrı düşünceyi
ifade etmektedir. Dar anlamıyla belirli şartlar dairesinde, özel çalışmalar
sonucunda oluşabilecek Türkçe -ki biz bu Türkçe için en uygun terim olarak
iletişim dili terimini görmekteyiz-; geniş anlamıyla ise, Türk lehçelerinin
zaman içinde tamamen kendi doğal gelişimi sonucunda tek bir şekle dönüşmesidir.

Bu
Ortak Türkçe nasıl oluşturulacaktır? Yeni bir bina kurar gibi malzemeyi ele
alıp yeni bir dil elbette oluşturulamaz. Çünkü böyle bir çalışma ancak yeni bir
“esperanto” olabilir. Tabiatıyla bu çalışmaların temelinde öncelikli
bir şekilde ilmî araştırmalar yer alacaktır. Lehçeler arasında yapılacak
karşılaştırmalı sözlük, gramer ve benzeri çalışmalar “Ortak Türkçe”ye
zemin olmalıdır.

İkinci
olarak kendimizi belirli kalıplar içinde sokmamızı gerekir. Böyle bir
ortaklığın şöyle veya böyle oluşacağını söylemek kehanet olmasa gerek. Ne var
ki bunun “nerede, ne zaman ve nasıl” gerçekleşeceğini bildirmek ve ya
bu konuda kendimizi şartlandırmak doğru değildir.

Ortak
Türkçenin oluşturulabilmesi için lehçe fanatikliğine de düşmemek gerekir. Bütün
lehçelerin aynı kökten çıktığı gerçeğinden hareketle tekrar birliğe gitme
yönünde gayret gösterilmelidir. Lehçeler arasındaki yersiz tartışmalara meydan
verilmemelidir.

Ortak
Türkçe elbette ki bugünkü lehçelerden yalnızca birisi olamaz. Dolayısıyla
birtakım ortaklıkları yakalayabilmek için biraz daha eski dönemlere gidilebilir.
Mevcut lehçelerdeki ortaklıklar, gün ışığına çıkarılacak, farklılıklar ise
düzene sokulacaktır. Ortak bir iletişim dili için, günümüzde, yazı ve konuşma
dili olarak en gelişmiş durumda olan Türkiye Türkçesi temel alınmak kaydıyla
diğer lehçelerden kelime, kalıp ve diğer ögeler alınabilir. Bugün için en
pratik çözüm olarak bu seçenek görülmektedir.

Bilgisayar
yoluyla veya bir başka şekilde yapılan çalışmalarda birden çok seçenek
geliştirilmelidir. Bu seçenekler zamanla bir veya ikiye inebilir. Diğer yandan
bu tür çalışmalarda kişisel görüş ve düşüncelerden çok, fonetik, morfolojik ve
semantik ölçüler esas alınmalıdır.

Nitekim
ortak bir iletişim dili olarak Türkçenin kullanılması yönünde Türkiye,
Azerbaycan, Özbekistan’da çalışmalar da sürdürülmektedir. Bu çalışma lar TDK,
TİKA vb. kurumlarca projelendirilerek desteklenmelidir.

NOTLAR

1
Barutçu, Sema, Muhakemetü’l-Lugateyn, TDK Yay. Ankara, 1996.

2
Borovkov, A. K. “Özbek Yazı Dilinin Kurucusu Ali şir Nevaî”, TDAY
Belleten, 1954, 59s.

3
Recebov, Nazar, “Nevaiy-Ana Tili Üçün Küreşçi” Özbek Tili ve
Edebiyatı Dergisi, 19911/1, 32. s.

4
Levend, Agah Sırrı, Ali Şir Nevaî, IV. cilt, TDK Yay. Ank. 1968. S. 182;
Bafayev, Behram, “Taptım Ul Kelam İçre Kemal” Şark Yulduzı, 1991/8
143. s.

5
Mallayev, N. Alişer Nevaiy Lirika 3. Baskı, “Okıtuvçı” Neş. Taşkent,
1992. 5. s.

6
Saray, Mehmet, Türk Dünyasında Eğitim Reformu ve Gaspıralı İsmail Bey, TKAE,
Ankara, 1987, 72. s.

7
Abdullayev, Alövsat Zakiroğlu, “Genel Türk Yazı (Edebi) Dili
Hakkında” TDK Uluslararası Türk Dili Kongresi Bildirileri, Ankara, 1992.

8
Akpınar, Yavuz, “Gaspıralı’nın Külliyatını Neşre Hazırlamada Karşılaşılan
Zorluklar”, Türk Edebiyatı, Eylül 2001. Sayı 335.

9
Aksan, Doğan, Anlambilimi ve Türk Anlambilimi, 3. Basım, DTCF Yay. Ankara,
1987,

10
Akyol, Taha, “Cedidcilik” TDV İ. A. Cilt 7, İstanbul, 1993.

11
Aliyeva, A. Hatıra, “Birinci Türkoloji Kurultayı ve Ortak Türk Yazı Dili
Üzerine”, TDK 3. Uluslararası Türk Dil Kurultayı, Ankara, 1996.

12
Atalay, Besim, Divanü Lûgat-it Türk Tercümesi I-II, Ankara 1940, III, Ankara
1941.

13
Atsız Gökdağ, Bilgehan, “Türk Dünyasında İletişim Dili”, Yeni Türkiye
Dergisi, sayı 15, Mayıs-Haziran 1997.

14
Barutçu, Sema, “Türk Lehçeleri Arasında Müşterek Bir Yazı Dili Teşekkülü
İçin Neler Yapılabilir?”, VI. Millî Eğitim Sempozyumu, Türk Yurdu Neş.
Ankara, 1993.

15
Muhakemetü’l-Lugateyn, TDK Yay. Ankara, 1996.

16
Battal-Taymas, A. “Ben onu gördüm; İsmail Gaspıralı hakkinda notlar,”
Türk Yurdu 6 (69): 648-52, 1968.

17
Buran, Ahmet, “Türk Asrı İçin Önce Türkçe Asrı Gerekir”, Yeni Türkiye
Dergisi, sayı 15, Mayıs-Haziran 1997.

18
Caferoğlu, Ahmet, Türk Dili Tarihi I-II, 3. Baskı, İstanbul, 1984.

19
Canpolat, Mustafa, “Yeni Türk Devletlerinde Dil Sorunları”, Dil
Dergisi Orta Asya’da Türkçe Özel Sayısı, sayı 5, Mayıs 1992.

20
Devlet, Nadir, Rusya Türklerinin Milli Mücadele Tarihi, 1905-1917. Ankara: Türk
Kültürünü Arastirma Enstitüsü, 1985.

21
İsmail Bey Gaspıralı (1851-1914). Ankara: Başbakanlik Basimevi, 1988.

22
Ekinci, Yusuf. Gaspıralı İsmail. Ankara: Ocak Yayınları, 1997.

23
Ercilasun, A. Bican, “Tarihten Geleceğe Türk Dili”, Yeni Türkiye
Dergisi, sayı 15, Mayıs-Haziran 1997.

24
Fıtrat, Abdurauf, Buharada Cedidcilik ve Eğitim Reformu-Münazara ve Hind
Seyyahı Kıssası, (Haz. Seyfeddin Erşahin) Kültür Bak. Yay. Ankara, 2000.,

25
Gökalp, Ziya, Türkçülüğün Esasları, Kadro Yay. İstanbul, 1977.

26
Hablemitoğlu, Sengül ve Necip Hablemitoğlu. Şefika Gaspıralı ve Rusya’da Türk
Kadın Hareketi (1893-1920). Ankara: Ajans-Türk Matbaacılık, 1998.

27
Hacıyev, Tofik, “Ortak Türkçe Deyilen Edebiy Dil Mövzusunda” TDK 3.
Uluslararası Türk Dil Kurultayı, Ankara, 1996.

28
Kabaklı, Ahmet, “Gaspıralı İsmail Bey”, Türk Edebiyatı, Eylül 2001.
Sayı 335.

29
Kerim, İsmail Asanoglu. Gasprinskiynin ‘Canlı’ Tarihi, 1883-1914, Akmescit:
Tarpan, 1999.

30
Kırımer, Cafer Seydahmet. Gaspıralı İsmail Bey, İstanbul, 1934.

31 Rus
Yayılmacılığının Tarihî Kökenleri, TDV Yay. Ankara, 1997. Kırımal, Edige.
“İsmail Bey Gaspıralı, ” Dergi 16 (62): 60-64, 1970.

32 Kırımlı,
Hakan. Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve Milli Hareketler (1905-1916). Ankara:
Türk Tarih Kurumu, 1996.

33
“Gaspıralı İsmail Bey”, TDV İ. A. 13. Cilt, İstanbul, 1996.

34
“Türk Dünyasını Silkeleyen Adam Gaspıralı”, Türk Edebiyatı, Eylül
2001. Sayı 335.

35
Kazımoğlu, Samir, “Mirza Feteli Ahundzadenin Alfabe Reforması ve Alfabe
Projeleri” TDK 3. Uluslararası Türk Dil Kurultayı, Ankara, 1996.

36
Kerimov, Bahtiyar; Mutalov, Şaahmet, “Ortak Türkçe”, (Aktaran:
Ertuğrul Yaman), Bilig dergisi, sayı 3, Güz l996.

37
Koçar, Çağatay, “Türkistan’da Ana Dili Hususunda Son Gelişmeler”.
Uluslararası Türk Dili Kongresi, 1988, Ankara, 1996, s. 333.

38
Korkmaz, Zeynep, “Türk Dünyası ve Ortak Yazı Dili”, TDK Uluslar Arası
Türk Dili Kongresi Bildirileri, Ankara, 1992.

39 Korkmaz,
Zeynep, “Türk Dünyası ve Ortak Yazı Dili”, TDK Uluslar Arası Türk
Dili Kongresi Bildirileri, Ankara, 1992.

40
“Orta Asya’daki Yeni Gelişmeler ve Dilcilerimize Düşen Görevler” Dil
Dergisi, sayı 5, Mayıs 1992.

41
Kuçkartayev, Irıstay, “Türk Dillerinin Ortak Söz Varlığı Hakkında”,
TDK 3. Uluslararası Türk Dil Kurultayı, Ankara, 1996.

42
Kurat, Akdes Nimet, Türkiye ve Rusya, Ankara, 1990.

43
Mahmudov, Nizamiddin, “Milliy Elifba Ehtiyacı”, Dil Dergisi Türkoloji
Özel Sayısı, sayı 15, Ocak 1994.

44
Naskali Gürsoy, Emine, “Türk Dünyası ve Ortak Dil”, Yeni Türkiye
Dergisi, sayı 15, Mayıs-Haziran 1997.

45
Öksüz, Yusuf Ziya, Türkçenin Sadeleşme Tarihi Genç Kalemler ve Yeni Lisan
Hareketi, TDK Yay. Ankara, 1995.

46
Önder, Mehmet, “Karamanoğulları’nın Türk Diline Fermanındaki
Gerçekler”, Uluslararası Türk Dili Kongresi 1988, Ankara, 1996,

47
Öner, Mustafa, “Ortak Türk Alfabesi” Yeni Türkiye Dergisi, sayı 15,
Mayıs-Haziran 1997.

48
Özçelik, İsmail, “Doğumunun 150. Yılında Gaspıralı İsmail”, Yüce Erek
dergisi, sayı 26, Aralık 2001.

49
Özkan, Fatma, “Bugünkü Türk Lehçelerinde İletişimi Zorlaştıran
Kelimeler” TDK 3. Uluslararası Türk Dil Kurultayı, Ankara, 1996.

50
Reşetov V. V., Şââbdurrâhmanov Ş., Özbek Diyalektologiyası, Oqıtuvçi Nâşriyatı,
Taşkent, 1978.

51
Saray, Mehmet. Türk Dünyasında Egitim Reformu ve Gaspıralı İsmail Bey, 1851 -
1914. Ankara: Türk Kültürünü Arastırma Enstitüsü, 1987.

52
Gaspıralı İsmail Bey’den Atatürk’e: Türk Dünyasında Dil ve Kültür Birliği.
İstanbul: Nesil Matbbacılık, 1993.

53 Türk
Kültürü 29 (337-338), 1991. (Özel Gaspıralı sayısı).

54
Saydilkanov, Razak, “Ortok Til Maselesinen ulam tuulgan oylor”, Dil
Dergisi Türkoloji Özel Sayısı, sayı 15, Ocak 1994.

55
Sinanoğlu, Oktay, “Türkiyeden Türk Dünyasına Türkçenin Geleceği” Yeni
Türkiye Dergisi, sayı 15, Mayıs-Haziran 1997.

56
Sultanov, Vügar, “Ortak Türk Alfabesi Hakkında” TDK 3. Uluslar Arası
Türk Dil Kurultayı, Ankara, 1996.

57
Tekin, Talat, “Orta Asya Türk Dilleri”, Dil Dergisi Orta Asya’da
Türkçe Özel Sayısı, sayı 5, Mayıs 1992.

58
Temizyürek, Fahri, “Usûl-i Cedid Hareketi ve Gaspıralı İsmail Bey, Yeni
Türkiye dergisi, Türk Dünyası Özel Sayısı, Mayıs-Haziran 1997. Türk Kültürü
Dergisi, Gaspıralı İsmail Bey Özel Sayısı, Yıl XXI, sayı 337-338, Mayıs 1991.

59
Türkmen, Fikret, “Türk Ortak Yazı Dili Problemi”, Avrasya Etüdleri,
İlkbahar 1, 1994.

60
Ülger, Ufuk Baykal, “Yenilikçi İsmail Gaspıralı Bey ve Hedefi”,
Diyanet Avrasya Ocak-Şubat-Mart 2001, sayı 2.

61
Ülküsal, Müstecip. “Gaspıralı İsmail Bey,” Emel, No. 24: 2-7, 1964.

62
Ülkütaşır, M. Şakir, Büyük Türk Dilcisi Kâşgarlı Mahmut, TDK Yay. 2. Baskı,
Ankara, 1972.

63
Vandewalle, Johan, “Orta Asya Türkçesiyle Türkiye Türkçesi
ArasındakiFarklar Üzerine” Dil Dergisi Orta Asya’da Türkçe Özel Sayısı,
sayı 5, Mayıs 1992.

64
Yaman, Ertuğrul, “Ortak Türkçenin Oluşturulması”, Türk Yurdu dergisi,
sayı 72, Ağustos l993.

65
“Bir Ulu Çınarın Dalları: Türk Dili ve Lehçeleri”,Türkiye’deki Türk
Dünyası, TDV Yay. Ankara, 1998.

66
“Osmanlıdan Günümüze Türkistan-Türkiye Kültürel İlişkilerine Genel Bir
Bakış”, İ. Araştırmalar, cilt 12, sayı 2, 1999.

67
“Türk Dünyasında Dil Birliği”, Yeni Türkiye Dergisi, sayı 15,
Mayıs-Haziran 1997.

68
“Tarihî Seyirden Hareketle Türk Dünyasında Ortak İletişim Dili”, Türk
Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı: 12, Güz 2002.

69
Yüksel, Zuhal, “Gaspıralı ve Dil Birliği” Türk Edebiyatı, Eylül 2001.
Sayı 335.

Ertuğrul
Yaman










































































































































































































































































































































































































































































www.tarihtarih.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış