Prof. Dr. Tuncer
Gülensoy : Türk Dili Tarihine Kısa Bir Bakış

Türkoloji, “Türklük bilimi”
demektir. Bu bilim dalı içine “Türk dili, edebiyatı, folkloru (halk
bilimi): Karagözü, orta oyunu, halk oyunları notasyonu, halk edebiyatı,
etnografyası, tarihi, sanat tarihi, güzel sanatları: resmi, minyatürü, nakışı,
musikisi” girer. Bu tür çalışmaları yapan bilim adamları ve
araştırmacılara “Türkolog” adı verilir.

Türkolojiyi destekleyen en yakın
bilim dalları “Altayistik” ve “Mongolistik”tir.

Altayistik, Ural Atlay Dil Ailesi
içinde “Altay kolu”na bağlı dillerden Türkçe Moğolca Mançu/Tungusça
KoreceJaponcayı karşılaştırmalı olarak araştırıp inceleyen bilim dalıdır. Böyle
çalışma yapan Türkolog ya da Mongoliste, aynı zamanda, “Altayist” adı
verilir. (1)

Altayistlikle ilgili çalışmalar
Türkiye’de çok azdır.(2) 1976 yılında Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü
tarafından yayınlanan “Türk Dünyası El Kitabı”nda, Prof. Dr. Ahmet
Temir tarafından yazılan “UralAltay ve Altay Dilleri” ana başlıklı ve
“Ural Altay Dilleri Teorisi” başlıklı yazı ile Talât Tekin’in
“Altay Dilleri Teorisi” başlıklı yazı, bu konuda kaleme alınmış ilk
bilimsel yazılardır.

Avrupa, Rusya ve ABD’de Pentti Aalto,
Denis Sinor, S. M. Shirokogoroff, B. Collinder, M. Râsânen, G. J. Ramstedt, J.
Nemeth, Z. Gombocz, Wl. Kotvicz, B. Ya. Vladimirtsov, N. Poppe,(3) J. C.
Street, N. A. Baskakov, V. M. İlliçSvitiç, G. D. Sanjeyev, B. A. Serebnennikov,
M. A. Şçerbak, L. Ligeti, J. Benzing, Sir Gerard Clauson, Gerhard Doerfer gibi
bilim adamları tarafından yazılan çeşitli araştırma ve inceleme yazıları ile
konu devamlı gündemde kalmıştır.

Talât Tekin’in dah çok Nikolaus
Poppe’den yararlanarak kaleme aldığı “Altay Dilleri Teorisi” adlı
bölüm, konu ile ilgili bol örnek vermektedir. “Türk Dünyası El
Kitabı”nın 1992 tarihinde basılan ikinci cildindeki “Altay Dilleri Teorisi”
bölümü, bu defa Osman Nedim Tuna tarafından daha değişik bir metod ve farklı
bir görüşle yorumlanarak kaleme alınmıştır. Elli iki sayfalık bu hacimli
makalede:

– Altay dillerinin
konuşulduğu yerler,

– Bazı rakam ve
istatistikler,

– Alday dilleri
teorisi,

1. Türk dili,

2. Moğol dili,

3. Kore dili,

4. Japon dili,

Altay dilinin kuruluşu
(Reconstruction),

1. Ana Altay dilinin
ses özellikleri,

2. Ana Altay dilinin
şekil (morphology) özellikleri,

3. Ana Altay dilinin
söz dizimi (syntax),

4. Ana Altay dilinin
kelimeleri (vocabulary),

– Ana Altay ve Altay dillerinin ilgi
düzeni,

– Altay dillerinin yaşı (chronology),

– Altay dilinin ana yurdu,

– Altay dillerinin iç ve dış yapısı,

– Altay dillerinin akrabalık
ilgileri:

a. Altay dilleri arasında
ödünçlemeler,

b. Altay dilleri ile başka diller
arasında ödünçlemeler başlıkları altında çok geniş bir inceleme yapılmış, pek
çok kelime örneği verilmiştir.

Osman Nedim Tuna’nın bu geniş
makalesi, Altayistik konusunda bir el kitabı olarak kullanılmaktadır.

ALTAYİSTİK

Altayistik, dünyada üne kavuşmuş bir
dil topluluğu ile ilgili olarak yapılan bilimsel çalışmadır. Bu topluluğun dil
sorunları ile ilgilenen uluslararası bir kuruluşun adı: Permenant International
Altaistic Conference (PIAC) olup, merkezi ABD’nin Indiana eyâletindeki
Bloomington Üniversitesi’ndedir. Kuruluşun genel sekreteri Prof. Dr. Denis
Sınor’dur. PIAC, her yıl değişik bir ülkede toplanmaktadır.

PIAC toplantısının onaltıncısı
Ankara’da (1973), otuzbirincisi de Taşkent’te (1986) yapılmıştır.

Türkçe, tarihi 4500 yıl öncesine
kadar uzanan dünyanın en eski ve en çok konuşulan dillerinden birisidir.
Türkçenin tarihi devirleri şöyledir:

Ön Türkçe (PreTurkish): Tarih öncesi
konuşulan Ön Türkçe, Ön Altaycaya kadar uzanır. Burada Ön Moğolca, Ön MançuTungusca
ve Ön Korece (ve belki de Japonca) ile akrabalığı vardır. Çuvaşça ve Yakutça
adlı iki Türk lehçesi, bilinmeyen bir devirde Ana Türkçeden ayrılarak birer
lehçe hüviyetine bürünmüşlerdir.

Ön Türkçenin tarihi gelişimi ve dil
özellikleri hakkındaki bilgiler çeşitli teorilere dayandığı için, bu konuda
bilimsel fazla bir şey söylenememektedir. Meselâ:

Kelime başında bulunan c, y, 0
(sıfır)’lı şekillerdir. Tanınmış Altayist ve Mongolist Nicholaus Poppe, bu
konuda şunları söylemektedir: “c ile y belki de bir ana fonemin değişik
şekilleridir.” dedikten sonra, Ana Altaycada d’nin Ana Türkçede aldığı
değeri “Y” şekliyle, yani c’ye kaçan y’nin sembolü olarak
göstermektedir. Bu ses bir takım Türk lehçelerinde c hâline gelmiştir. Buna
göre bu c’ler, Ana Türkçenin y foneminden değil, doğrudan doğruya eski bulanık
ya da karmaşık d sesinden oluşmuştur. Baştaki c sesinin Ana Altayca y sesinden
türeyenleri de vardır: Moğolca: yaralca; Uygur, Hâkâniye, Çağatay: yaruk
“ışık”; Kırgız: carık gibi.

Ana Altayca d, n, c, y; Eski Türkçe y
denkliğine göre, Eski Türkçede ve Anadolu ağızlarında y ve 0 (sıfır) olarak iki
şekil gösteren kelimelerde, y’nin asli olduğu ve sonradan düştüğü
görülmektedir. Mesela:

al:hile alda: aldat yaldat yar yar argula yargı arıl: yorul arıl arık:
zayıf yarık

eyegü: yan eyegü: eye kemiği yega, yege: eğe iğ/ik: iğ yeğ: iğ … vb.(4)

ORHUN UYGUR ORTA TÜRKÇE ANADOLU
AĞIZLARI

İlk Türk kavimlerinden olan Hunların
yazılı belgeleri, şimdilik, elimize geçmemiştir. Tarihî bilgilerimize göre,
bugünkü Doğu Moğolistan’ın Hentey eyaletinden Avrupa’nın Macaristan ovalarına
kadar uzanan sahalarda devlet kurmuş olan Hun Türklerinin Moğolistan
topraklarında yaşadıklarını belgeleyen en önemli kanıtlar, Cengiz Han’ın doğum
yeri olan Deluun Boldog mevkiine yakın, patika bir yol kenarında bulunan
“kurgan”lardır. Hentey (Khentii) eyaletinin Gurvan Nuur (=Üç Göl)
adlı yerleşim yerine yakın olan bu kurganlar, Moğol tarihçileri tarafından
Hunlara atfedilmektedir (Bu kurganlar 1990 yılında Moğolistan’a yaptığımız gezi
sırasında tarafımızdan da görülmüştür).

Yine, bugünkü Moğolistan
topraklarında yer alan bir Türk şehri Karakurum yakınlarında bulunan Kıpçak
mezarlıkları da bu coğrafyada Göktürklerden başka Türk kavimlerinin bulunduğunu
göstermektedir. 1995 yılında vefat eden, anne tarafından Yakut Türkü olan
tanınmış Rus sanat tarihçisi Eleanora Novgoradova’nın arşivinde bulunan ve
henüz yayınlanmamış olan belgelerden Altaylardan daha doğuda Kıpçak Türklerinin
yaşadığı anlaşılmaktadır. Norgoradova’nın bazı yaylalarda çektiği balbal ve
mezar taşlarının Kıpçak Türklerine ait olduğu, bizzat kendisi tarafından
söylenmiştir. Ancak, bu belgelerin yayınlanması gerektiğini vurgulamak isterim.
Böylece, Türk tarihi ve dil tarihi çok daha gerilere uzanacaktır.(5)

Bu eski Türk yerleşim bölgelerinden
bulunabilecek yazılı belgeler Türk dili tarihini çok eskilere götürebilecektir.
1998 Nisan ayından günümüze kadar süren Orhon Vadisi ile Tonyukuk Anıtı
civarında yapılan kazılarda bizleri yakından ilgilendiren Göktürk hazinesi
bulunmuştur.

Eski Türkçe:

A) Göktürkçe,

B) Uygur Türkçesi.

Tarih belgeleri, VIII. yüzyılda
yazılmış olan YeniseyOrhun Anıtlarından birkaç yüzyıl öncesine kadar uzanan
Göktürkçe(6), taş ağaç ve maden üzerine yazılı malzemelere dayandığı halde,
eldeki yazılı belgelerin az olmasından dolayı kelime hazinesi eski Uygur
Türkçesinde olduğu kadar zengin değildir. Her yeni bulunan yazılı anıt,
Göktürkçenin kelime hazinesini genişletmektedir. Altaylar’da yeni bulunan
“Göktürk harfli yazıtlar”ın dili, Göktürkçenin başka bir diyalekti
olabileceği tartışmasına sebep olmuştur. Göktürk harfleriyle yazılı olan bu
belgelerin dili Kültigin (KölTigin), Bilge Kağan ve Tonyukuk yazıtlarının
dilinden farklı olduğu için okunmakta zorluk çekilmektedir.

Bilindiği üzere, Orhun Yazıtları,
1729 Poltova Rusİsveç savaşında esir düşüp, Orta Asya’ya sürgüne gönderilen
İsveçli subay Johann von Strahlanberg tarafından bugünkü yerlerinde bulunarak
paftaları çıkarılmış ve yayınlanmıştır. Önceleri “Runic” adı ile
anılan bu anıtların yazısı, Türkler tarafından yazılabileceği düşünülmediği
için “gizli yazı” olarak adlandırılmış ve başka milletlerin ataları
üzerine durulmuştur. XIX. yüzyılın sonlarında Danimarkalı Türkolog Vilhelm Thomsen
ile Prusyalı Rus bilgini Wilhelm Radloff yazıtların dili üzerinde çalışmışlar
ve hemen hemen aynı yıllarda yazıları çözmeyi başarmışlardır.

Bugün hem Türkiye’de hem de Asya,
Avrupa ve Amerika’da pek çok Türkolog bu yazıtların dili üzerinde çalışmakta,
pek çok eski Türkçe kelimeyi “yeniden okuma” tecrübeleri
yapmaktadırlar. Türkiye’de Hüseyin Namık Orkun, Muharrem Ergin, Ahmet
Caferoğlu, Talât Tekin, Osman F. Sertkaya, Cengiz Akaya gibi Türkologların bu
konuda yazılmış eser ve makaleleri bulunmaktadır.

Göktürk Devleti’ni yıkıp, yerine yeni
bir devlet kuran Kara Kırgızları takiben, bugünkü Doğu Türkistan (Tufan, Hoço,
bin Buda mağaraları civarı, Kâşgar vb.) bölgesinde kurulup gelişen Uygur
Devleti’nin Türkçesi, (N) ve (Y) lehçelerine ayrılmış olup Budist metinleri ile
zenginleşmiştir. Mesela, eski Türkçede KONY (=koyun) kelimesi (N) lehçesinde
KON, (Y) lehçesinde ise KOY şeklinde söylenip yazılmıştır. Bugün Sibirya Türk
lehçelerinde konuşulan (Y) lehçesidir. Koy soyalım demek “Koyun keselim”
demektir.

Eski Uygur Türkçesinin
“rulo” veya “sayfa” kağıtlar ile ipek bezler üzerine
yazılmış olan belgeleri her iki lehçenin dilini ihtiva etmektedir. Fırça ile
yazılmış olan bu eserler, XIX. yüzyılın içinde Doğu Türkistan’a yapılan
bilimsel ekspedisyonlar sonucunda mezar, höyük ve mağaralarda bulunmuştur. Rus,
Alman, Finli Türkologlar tarafından Turfan, Hoço ve Binbuda mağaralarında
bulunan bu yazmalar Avrupa’ya getirilmiş, Almanya’ya getirilenler önceleri
“Türkische TurfanTexte” adı ile; II. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya
ikiye bölününce, belgelerin bulunduğu Humbolt Üniversitesi Doğu Berlin’de
kaldığı için “Berliner TurfanTexte” adı ile anılmışlardır.

Eski Uygur belgelerinin dili üzerine
Alman, Fransız, Rus, Japon ve Türk dilleri çalışmalar, yazmaların bir kısmını
yayınlamışlardır.(7)

Türklerin bu tarihi süreç içerisinde
“tek Tarnılı inanış”tan Budizm, Manihaizm, Nasturilik gibi
“öğretiler”e yönelmeleri sonucunda Mani ve Süryani alfabeleri ile
yazılmış eserleri de bulunmaktadır. Daha sonraları, farklı coğrafyalarda
Hıristiyanlık ve Musevilik (Ahdi Atik) gibi ilahi dinlere inanan Türk
kavimleri, 921 yılında, Karahanlı Hükümdarı Satuk Buğra Han zamanında 300 bin
çadırlık bir toplulukla İslamiyeti kabul etmişlerdir. Böylece 220 yıllık bör
dönemde Türk milletinin dini inanışı ve hayat felsefesi değişmiş, ortaya
Türkİslam düşüncesinin ürünü olan eserler konulmaya başlanmıştır.

1069 yılında Kâşgarlı Mahmud
tarafından kaleme alınan “Divânu Lugât’tTürk” (Hazâ Kitâbı Divânu
Lugât elTürk) (DLT)8 adlı eser Türkçenin ilk ve en büyük “sözlük”ü ve
“ansiklopedi”sidir. Türkçenin Arapçadan daha üstün olduğunu göstermek
için yazılan bu eserde Oğuz Türkçesinden başka, Türkistan coğrafyasında yaşayan
Karluk, Kanglı, Kıpçak, Tatar, Yıva, Çiğil vb. Türk boylarında yaşayan Türkçe
kelimelerden örnekler verilmiştir. Bugünkü Anadolu ağızlarının temelini
oluşturan DLT Türkçesi etimolojik çalışmaların kaynağını oluşturmaktadır.

Aynı yıllarda Balasagunlu Yusuf Has
Hacib tarafından yazıldığı bilinen “Kutadgu Bilig” (KB) (=Mutluluk
veren bilgi) adlı “mesnevî” tarzında yazılmış olan eser, Türkçenin en
büyük eserlerindendir. Bir siyasetnâme ve aynı zamanda bir nasihatnâme olan bu
eserin, şimdilik üç yazma nüshası bulunmaktadır: Arap harfleriyle yazılmış
Fergana ve Mısır nüshaları ile Uygur harfleriyle yazılmış Viyana nüshasıdır.
Fergana nüshası tarihçi Zeki Velidi Togan tarafından Fergana’da bulunmuş;
Viyana nüshası da Alman tarihçi von Hammer tarafından İstanbul’dan satın
alınarak Avusturya’ya götürülmüştür.

DLT Besim Atalay tarafından Türkçeye
tercüme edilmiş ve Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından yayınlanmıştır (4 cilt). KB
de Reşid Rahmeti Arat tarafından Latin harfleriyle transkripsiyonu yapılmış,
buradan Türkiye Türkçesine aktarılmış ve indekssözlüğü hazırlanmıştır. Eserin
tıpkıbasımları ve metni TDK, tercümesi Türk Tarih Kurumu (TTK), indeksi de Türk
Kültürünü Araştırma Enstitüsü (TKAE) tarafından yayınlanmıştır.

Karahanlılardan sonra aynı coğrafyada
devlet kuran Harzemşahlar (Harezmliler) Devleti zamanında yazılan en önemli
eser “Nehcül’lFerâdis”tir.(9) Harekeli olarak yazılan eserin dili
kolay anlaşılır bir özelliktedir. Macar Türkoluğu Jânos Eckmann tarafından
yapılan transkripsiyonlu metin TDK tarafından yayınlanmıştır.(10)

Türk dilinin Türkistan
coğrafyasındaki (bugün yanlış ve kasıtlı olarak Orta Asya denmektedir) serüveni
Çağatay Devleti’nin kurulmasıyla devam etmiştir. Ali Şir Nevâi, Babür Şah,
Hüseyin Baykara, Ebülgâzi Bahadır Han gibi edib ve devlet adamlarının
eserleriyle en mükemmel örneklerini veren Çağatayca, bugünkü Özbek Türkçesinin
temelini oluşturmaktadır. Ali Sir Nevâi’nin divânları, hamseleri ve
“Muhâketü’lLugateyn” gibi bir sözlük eseri bulunmaktadır ki, bu
eserler Türk dilinin anıt eserleridir. Bütün bu eserler TDK tarafından
yayınlanmış, bazıları da yayınlanmak üzere bilim adamlarına ısmarlanmıştır.
Baykara’nın Divân’ı Babür’ün “Hatırât”ı, Bahadırhan’ın “Şecerei
Türk” ve “Şecerei Terâkime” adlı eserleri bu dönemin büyük
eserleridir.(11)

Türkçenin Anadolu’da konuşulmaya
başlaması XI. yüzyıldan öncelere uzanır. 1071 Malazgirt Zaferi’nden en az 34
yüzyıl önce Anadolu’ya KumanKıpçak(12) ve Peçenek Türklerinin paralı asker
olarak getirildikleri, bunların bugünkü TunceliDiyarbakır hattında Bizans
Devleti’ni Arap ve Pers ordularına karşı savundukları bilinmektedir. Daha
sonraları Karadeniz’in kuzeyinden Kafkasya yolu ile Anadolu’ya giren Saka
Türklerinin en büyük boyu Partların da Doğu Anadolu bölgesini yurt tuttukları
tarihi bir gerçektir.

Bazı Batılı tarihçiler, Kırım ve
Deşti Kıpçak’ta yaşayan Kimmerlerin de Anadolu’ya gelmiş olabileceklerini yazmaktadırlar.
Bugün Doğu Anadolu’da yaşayan ve Kürmanç ağzı konuşan Türklerin atalarının
büyük bir bölümü KumanKıpçak ve Peçenek, Zaza ağzı konuşanların atalarının
büyük bir bölümü de Part Türkleridir. Tarafımızdan yapılan bilimsel
araştırmalar ve “Kürtçenin Etimolojik Sözlüğü” (Ankara 1994 TTK
Basımevi) ile “Doğu Anadolu OsmanlıcasıEtimolojik Sözlük Denemesi”
(Ankara 1986, TKAE yayını) adlı eserlerle bu konu bilim dünyasının dikkatine
sunulmuştur.

1041 yılında bugünkü Suriye
topraklarına girerek BayırBucak (HamaHumus) bölgesinde yurt tutan 24 Oğuz
boyundan Yıva Türkleri, yazın Anadolu’nun Bazok yaylalarına göç ederek bu
yörelerin Türkleşmesini ve yöre ağızlarının oluşmasını sağlamışlardır.

1071’den sonra Anadolu’ya akın akın
göç eden Türk boyları, bu yeni topraklarda yeni bir edebiyat dili
geliştirmişlerdir. Hem eski Uygur Türkçesinin imlâ geleneğini yaşatan hem de
birbirleriyle karıştıkları için kelime hazinesi ve dil özellikleri gelişen Türk
boyları XI. yüzyılda ilk eserlerini vermeye başlamışlardır. “Behçetü’lHadâ’ik
fi mev’izetü’lHalâ’ik” adlı eser ile Âli adlı bir Türk yazarının
“Kıssai Yûsuf” adlı eseri eski Anadolu Türkçesinin en mükemmel
eserleridir.

Eski Anadolu Türkçesinin XIIXV.
yüzyıllar arasında gelişip sayısız eserler verildiğini biliyoruz.(13) Mevlânâ,
oğlu, Sultan Veled, Yunus Emre Ahmet Fakih, Hoca Dehhânî Ahmedî, Ahmedi Dâi,
Âşık Paşa bu dönemin tanınmış isimlerinden bazılarıdır.

XIIXV. yüzyıllar eski Anadolu
Türkçesinin geliştiği ve divân, mesnevi, tıp (tıbbı Nebevî ve baytarnâmeler),
tarih, felsefe ve müsbet bilim dallarında eserlerin yazıldığı dönemlerdir. Bu
dönemler arasında Türkçenin bünyesinde de değişiklikler olmuş, ünlülerde
yuvarlaklaşma ya da düzleşme ve ünsüzlerde değişmeler ortaya çıkmıştır. Arap
harfli Türkçe metinlerde farklı imlâların görülmesi de bu dönemlerdedir. Arapça
ve Farsçanın etkisi fazla olmamakla birlikte, bu iki dilin imlâ özelliklerinin
bazı eserlerde görülmesi bu devirdedir. Meselâ: iki kelimesi normal Türkçe
imlaya göre (elif+ye+kef+ye) ile yazılması gerekirken, (elif+kef+ye) veya
(elif+esre+kef+esre) yazıldığı (bkz. Germiyanoğlu II. Yakup Bey’in Taş
Vakfiyesi) pek çok Türkçe kelimede, Arap imlâsının özelliğine uygun olarak (a,
ı/i, o/ö, u/ü) ünlülerin yazılmadığı görülmüştür. Hattâ, kalıplaşmış bazı Arapça
ve Farsça kelimelerde de farklı imlâlar kullanılmıştır.

XVIXIX. yüzyıllar arasında Anadolu’da
gelişen Türkçede Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerin yoğun olduğu
görülmüştür. Pek çok edebî metinde zincirleme Farsça tamlamalar bulunması,
Arapça “hurufu şemsiyye” ve “hurufu kameriyye”li
terkiplerin yer alması Türkçenin aleyhine olmuştur. Klasik Osmanlı döneminin
Fuzûlî, Bâki, Nedim, Şeyh Gâlip, Ahmet Paşa, Âşık Paşa, Nef’i, Evliyâ Çelebi,
Kâtip Çelebi gibi divân sahibi şâir, seyahatnâme ve bilim eseri yazarlarının
eserleri Türkçenin önemli kaynaklarıdır.(14)

Yine bu dönemlerde eser veren halk
ozanlarımızın eseri de tarihî birer kaynaktır. Karacaoğlan, Dadaloğlu, Seyranî
ve daha pek çok saz şâirlerinin kullandıkları Türkçe, Oğuz Türkçesinin
zenginliğini göstermektedir.(15)

Türk sosyal hayatının Batı ile
tanışması XIX. yüzyılda Tanzimat Fermanı ile gerçekleşmiştir. Bu dönemin Nâmık
Kemâl, Ziya Paşa, Şinâsi, Abdülhak Hâmid (Tarhan), Tevfik Fikret, Muallim Nâci
vb. gibi şahsiyetleri Türkçenin gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. Roman,
hikâye, şiir, tiyatro ve tenkid alanlarında yazılan yüzlerce eser, Türk dilinin
zengin ürünleridir.(16)

Tanzimat ile hemen hemen aynı
yıllarda Anadolu dışındaki Türk edebiyatında da oldukça büyük gelişmeler olmuş,
Kazan ve Kırım’da yaşayan Türk asıllı edebiyatçılar, Türk dünyasını dil ve
fikir yönünden birleştirebilmek için çaba göstermişlerdir. Kırımlı Türk İsmail
Gaspıralı, “Dilde, fikirde, işte birlik!” sloganı ile
“Tercüman” gazetesini çıkarmış, Yusuf Akçora, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet
Emin Resulzâde, Mirza Bala Mehmetzâde, Fâtih Kerimi gibi Kırımlı, Kazanlı,
Azerbaycanlı fikir ve edebiyat adamı şahsiyetler Türkçenin gelişmesi için çaba
göstermişlerdir.

II. Dünya Harbi ve hemen arkasından
Kurtuluş Savaşı, Anadolu Türk edebiyatında kesintiye sebep olmuşsa da,
kurtuluşu takib eden yıllarda Halide Edip Adıvar, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Hâlid
Ziyâ Uşaklıgil, Ziyâ Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul gibi romancı ve şâirlerimiz,
Anadolu insanının hayatını anlatan eserler vermişler ve Türkçeyi en güzel
şekliyle kullanmışlardır.

Cumhuriyetin henüz yirminci
yıllarında yazılan eserlerde görülen Türkçe kelimelerin çokluğu dilde
sadeleşmenin işaretleri olmuştur. Büyük önder Atatürk tarafından 1932 yılında
kurulan “Türk Dil Kurumu” (eski adıyla, Türk Dili Tedkik Cemiyeti),
Türkçenin işlenmesi ve zenginleşmesi için bilimsel çalışmalar yapmıştır.
Kurulduğu tarihten günümüze kadar uzanan 65 yıllık süre içinde bu kurumun Türk
diline hizmeti inkâr edilemez. Kurumun bugün 500’e yakın bilimsel yayını ile
“Türk Dili” adlı aylık dergisi ve “Türk Dili Araştırmaları
YıllığıBelleten” adlı yıllık bilimsel dergisi Türkolojinin temel
kaynaklarındandır.

TDK’nun önemli çalışmalarından birisi
de Anadolu ağızlarının büyük bir bölümünün kelime hazinesi içinde alan
“Derleme Sözlüğü”dür. Şimdilik 11 cilt olan bu büyük derleme eserin
“Kavramlar Sözlüğü”nün ilk 3 cildi de yayınlanmıştır. Öteki sözlük
türü eser “Tarama Sözlüğü” adlı olup, 8 cilttir. XIXV. yüzyıllar
arasında yazılmış seçme eserlerden taranan Türkçe kelimeleri içine alan bu eserin
daha genişi “Türkçenin Tarihsel Sözlüğü” adı henüz hazırlık
safhasındadır. Bu büyük projede XIXI. yüzyıllar arasıda Anadolu sahasında
yazılmış divan, tıbbı Nebevi, baytarnâme, mesnevi vb. türü eserler konunun
uzmanlarınca kelime kelime taranıp fişlenmekte; her kelimenin çeşitli anlamları
bulunarak kaydedilmektedir. Yirmi yıldan beri sürdürülen bu projenin daha 5 yıl
kadar süreceği düşünülmektedir. Eser tamamlandığında, XIXV. yüzyıllar arası
Anadolu Türkçesinde kullanılan Türkçe, Arapça, Farsça, Moğolca ve başka
dillerden Türkçeye ödünç olarak girmiş kelimeler, deyimler, terimler, ata
sözleri, Arapça ve Farsça terkipler, Türkçe tamlamalar imlâ özellikleri ile
birlikte bilim dünyasının hizmetine sunulacaktır.

Türk dilinin Türkistan
coğrafyasındaki (Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve
Moğolistan’ın Kerey Kazakları) gelişmesi çok uzun yıllar takip edilememiş, bu
Türk kavimlerinin Ruslarca assimile edilmeye ve dillerinin unutturulmaya
çalışılması 70 yıldan fazla sürmüştür. Eski Sovyetler Birliği’nin esareti
altında yaşayan 150 milyondan fazla Türk insanı, bütün maddi ve manevi
baskılara rağmen dillerini, tarihlerini, törelerini unutmamışlar; kendi şive ve
lehçelerinde eserler vermeye devam etmişlerdir.

1986 yılından beri Türk dünyasının sürdürdüğü
birlik ve beraberlik çalışmaları, her yıl Türkiye’de yapılan “Türk Devlet
ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı” ile
perçinlenmekte, bu kurultaylarda oluşturulan, “EğitimÖğretim”,
“Kültür”, “BilimTeknoloji” gibi komisyonlarda “ortak
dil, alfabe, yazı dili, genel Türkçe sözlük” meseleleri ile alınıp,
sonuçlandırılmaktadır. 1996’ya kadar yapılan kurultaylar ile karma
komisyonların sonucunda alfabe sorunu hemen hemen çözülmüş gibidir. Azerbaycan,
Kırım ve Gagauz Türkleri Latin alfabesini kullanmaya başlamışlardır. Türkmen,
Özbek, Kırgız ve Kazak Türkleri de Latin alfabesine geçişi
hızlandırmaktadırlar. Ortak üst dil, ortak eğitim gibi sorunlar da en kısa
zamanda çözülecektir.

Yıllardır özlemi çekilen “Türk
Dünyası Yazarlar Kurultayı” birkaç defa toplanmış ve ortak kararlar
alınmıştır. Tanınmış Kırımlı romancı Cengiz Dağcı ile Kırgız romancı Cengiz
Aytmatof’un eserleri artık Türk okuyucular tarafından okunmakta; Türkmen,
Azeri, Kırgız, Kazak, Uygur, Gagauz, Başkurt, Çavuş, Yakut, Altay, Şor
Türklerinin sözlükleri Anadolu insanı tarafından kullanılmaktadır. Gagauz,
Kumuk, KırımTatar, Kaşkay (İran’da), Azeri, Güney Azeri, Başkurt, Yakut
Türklerinin gramerleri Türk bilim adamları tarafından ortaya konulmuştur. Öteki
Türk lehçelerinin gramer ve sözlük çalışmaları da bilimsel olarak
üniversitelerimizde hazırlanmaktadır.

Büyük Kırgız destanı, 500 bin
mısralık Mânâs’ın Radloff varyantı neşredilmiş, 1995 ve 1996 yıllarında
“Manas” adına kongreler düzenlenmiş, bilimsel araştırmalar yapılmıştır.
Mânâs ile ilgili çeviri ve bilimsel araştırma çalışmaları hâlâ sürürülmektedir.

Birincisi 1988 yılında Bakû’da
yapılan Sovyet Türk Kollokyumu’nda “Dede Korkut” ele alınmış, bu
eserin çeşitli yönleri tartışılmıştır. Bu kollokyumda sunulan Türk heyeti bildirileri
TDK tarafından yayınlanmıştır.

Bunu takiben ikincisi Elazığ Fırat
Üniversitesi’nde, üçüncüsü Kazakistan Alma Ata’da, dördüncüsü Konya Selçuklu
Üniversitesi’nde yapılan bu kollokyumların sürdürülmesi ikili kültürel
ilişkiler açısından oldukça önemlidir.

Türkiye Türkçesinin yeni Sözlük
çalışmaları devamlı olarak sürdürülmekte, eski sözlük madde başı bakımından
genişletilmektedir. Son baskı sözlük ortaya konulduğunda, Türkiye Türkçesinin
kelime hazinesinde önemli sayıda artış olacaktır (madde başı 100 bin kelime).
“İmlâ Kılavuzu’da 1996 yılında yapılan TDKBilim Kurulu toplantılarında
geniş olarak ele alınmış, her sorun tartışılarak ortaya yepyeni bir kılavuz
çıkarılmıştır.

Türkçe üzerinde yapılan çalışmalar
yalnız Türkiye’de değil, öteki Türk ülkeleri ile Batılı ülkelerde de
sürdürülmektedir.

KAYNAKLAR VE NOTLAR

1 Bu konuda bk. T. Gülensoy, Türkçe
El Kitabı, Ankara 2000, s. 6877: AltayistikMongolistik ve Türkoloji.

2 Altayistikle ilgili olarak: A.
Temir, O. N. Tuna ve T. Gülensoy’un bilimsel makale ve tebliğleri vardır.

3 Tanınmış Mongolist ve Altayist N.
Poppe’nin konu ile ilgili bir eseri Z. Kaymaz tarafından Türkçeye çevrilmiştir.
Altay Dillerinin Karşılaştırmalı Grameri, I. kısım: Karşılaştırmalı Ses
Bilgisi, İstanbul 1994. Ayrıca bk. Türkçe El Kitabı, s. 7885.

4 Altay dillerindeki kelime başı *p,
*t ve *k ünsüzleri için bk. Türkçe El Kitabı, s. 7075.

5 E. Novgoradova’nın Türk kültür
tarihi için çok önemli bir eseri şudur: Moğolistan’daki Türk Eserleri, Leipzig
1983. (Almanca)

a. Çoyren (veya Çoyron) yazıtı: Türk
dilinin tarihi bilinen en eski belgesidir. (M.S. 687692). Köktürk işaretli altı
satırdan ibarettir. Bu konuda bk. S. G. Klyaştornıy, “Ruçineska nadpis’ iz
Vastognoy Gobi”, Studia Turcica, Badapest, 1971, s. 249258.

b. Orhun Abideleri:

– Bilge Tonyukuk kitabesi: (MS. 716,
2 taş hâlinde)

– Kültigin kitâbesi: (M.S. 732)

– Bilge Kağan kitâbesi: (M.S. 735) Bu
eserler için bk.

Inseniptions de l’Orkhon, Helsingfous
1892

W. Radloff, Atlas der Altertümer der
Mongolei, Petersug 18921899 (1996 yılında TDK tarafından toplu olarak
yayımlanmıştır.)

V. Thomsen, Dechifferement des
inceriptions de l’Orkhon et de l’Ienissei notice Preliminaire, BARD 1893, s.
285299

V. Thomsen, “Moğolistan’daki
Eski Türkçe Kitâbeler”, Türkiyat Mecmuası, III, s. 81118, İstanbul, 192633
(Tercüme eden? R. H. Özden)

H. N. Orkun, Eski Türk Yazıtları: I.
İstanbul 1936; II. (1939); III. (1940); IV. (1941), (Bu dört cilt 1996 yılında
TDK tarafından tek cilt hâlinde yeniden yayınlanmıştır.)

c) Yenisey Metinleri: Orhun
âbidelerinden önce, Kırgızlara ait mezar taşlarından ibaret olan ve tek tük
kelimelerle isimleri ihtiva eden bu yazıtlar, 1721 yılında bitki bilimci
Messerschimdt tarafından bulunmuştur.

bk. D. D. Vasilyev, Korpus Tyurskih
Rumiceskih Panyatnikov BasseyYeniseya, Leningrad 1983. (Bu eserde 186 Yenisey
metninin yeniden kuruluşu, işaretlerin transkiripsiyonu, bibliyografya ve
konuyla ilgili bilgi bulunur.)

7 Bu konuda yazılmış önemli eserler:

– W. BangA. von Gabain, Türkische
TurfanTexte II., Berlin 1929.

– J. P. Asmussen,
“Xuastvanift” Studies in Manicheism, Copenhagen 1965.

– A. von Le Coq, Huastvanift (Çev.:
S. Himvan), TDK, Ankara 1941.

– F. W. K. Müller, Uigurica I.,
Berlin 1908, s. 210 (Yacokus İncili’nin tercümesi verilir).

Fazla bilgi için bk. T. Gülensoy,
Türkçe El Kitabı, Ankara 2000, s. 101110. (Çalışmalarla ilgili geniş
bibliyografya vardır.)

8 TDK tarafından 4 cilt hâlinde yayınlanmıştır.
(Ankara 1941 Tercüme: B. Atalay)

9 O. N. Tuna, A. F. Karamanlıoğlu, A.
Caferoğlu gibi dilciler de Nehcü’lFerâdis üzerine çalışmışlardır.

– A. F. Karamanlıoğlu,
“Nehcü’lFerâdis’in Dil Hususiyetleri”, Türk Dili ve Edebiyatı
Dergisi, Sayı: 1617, 1819.

– D. N. Tuna, Studies on
Nahju’lFerâdis: A method for Turkic Historical dialectology, University of
Washington 1968.

10 Hârezm Türkçesinin öteki eserleri:

– Mi’racnâme

– Muinü’lmürid

– Muhabbetnâme

– Rabguzî, Kısasü’lEnbiyâ

– İrşâdü’lMülûk ve’sSelâtîn

– Kitâbu fi’lFıkh bi Lisâni’lTürkî

– Kitâbu Mukaddimei Ebul’Leyi’s,
Semerkandî

– Kıssai Yûsuf

– Cüncümenâme

– Kutb, Hüsrev ü Şîrîn

– Kitâb Gülistân Bi’tTürkî (Gülistan
tercümesi)

– Kitâb fi İlmi’nnüşşâb

– Kitab fi riyâzâtı’lhayl

* Genel bilgi için bk. Türk Dünyası
El Kitabı, C. III, Ankara 1998, s. 8998; Türkçe El Kitabı, Ankara 2000, s.
110117.

11 Çağatayca hakkında genel bilgi
için bk.: J. Eckman, Çağatayca El Kitabı, İstanbul 1988. Çağataycanın kısa
bibliyografyası için bk. T. Gülensoy, Türkçe El Kitabı, s. 138146.

12 Kıpçak Türkçesi:

a) Altınordu Kıpçakçası

b) Memlûk Kapçakçası

c) Ermeni Kıpçakçası olmak üzere
sınıflandırılır.

Geniş bilgi için bk. A. F.
Karamanlıoğlu, “Kıpçaklar ve Kıpçak Türkçesi”, TDED XII, İstanbul
1963, s. 175184.

T. Gülensoy, Türkçe El Kitabı, s.
119136.

13 Geniş bilgi ve bibliyografya için
bk.

– T. Gülensoy, Türkçe El Kitabı, s.
142119.

– M. Mansuroğlu, “Anadolu’da
Türk Dili ve Edebiyatının İlk Mahsulleri”, TDED I/1 (İstanbul 1946), s.
917., Anadolu’da Türk yazı Dilinin Başlaması ve Gelişmesi”, TDED IV/3
(İstanbul 1951), s. 215229.

– R. R. Arat, “Anadolu yazı
Dilinin tarihi İnkişafına dâir”, V. Türk Tarih Kongresi, Ankara 1960, s.
225232.

* Z. Korkmaz, “Selçuklular
Türkçesinin Genel Yapısı”, Türk Dili Araştırmaları YıllığıBelleten, 1952,
s. 1737.

14 XVIXIX. yüzyıllar Dîvân Edebiyatı
hakkında geniş bilgi için bk.: Türk Dünyası El Kitabı, c. III, Ankara 1998, s.
169297.

15 Halk şiiri ve halk edebiyatına
toplu bir bakış için: (Ş. Elçin) Türk Dünyası El Kitabı, s. 295304.

1. Tanzimat Devri Türk Edebiyatı

2. Serveti Fünûn Edebiyatı

3. Serveti Fünûn Dışı Türk Edebiyatı

4. II. Meşrutiyet Dönemi Türk
Edebiyatı

5. Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı
bölümleri (s. 495719).

www.tarihtarih.com
























































































































































































































































































Prof. Dr. Tuncer Gülensoy

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet