TURİZM & SEYAHAT & EĞLENCE

Muş (1966)




Zeki Sarıhan : DOĞU’NUN YOLLARINDA




Amaç Doğu ve Güneydoğu’yu görmek ise Kars’tan
başladığınız, Van, Urfa, Diyarbakır üzerinden ulaştığınız Maraş’tan sağa
dönerek yolculuğunuza devam etmeniz gerekir. Önünüzde Malatya vardır. İsmet
Paşa’nın ve Kayısının memleketi. Buraya gelmişken Eski Malatya’yı, görmeden
olmaz. Balıkhanesinde Keban barajında tutulan balıkların büyüklüğüne hayret
edersiniz.




Yol üstündeki Elazığ, uzak değildir. Kentin eski
merkezi, şimdi yerinde yeller esmekte olan Harput’a çıkarsanız, hiç değilse o
uçurum gibi kalesini görürsünüz. 
Enstitüsüne “Dağ Çiçekleri”ni toplayanların anası Sıdıka Avar’ı
hatırlarsınız.  Şimdiki Kız Enstitüsü
onun adını taşımaktadır. Buradaki cüzam ve akıl hastanesi yerinde duruyor mu
sorarsanız.




Bingöl, yolunuzun üzerindedir. 50 yıl önce, bir dereyi
geçtikten sonra yolun iki yanına sıralanmış evlerden oluşan küçük bir kasaba
(idi).  Kemalettin Kâmi’nin “Bingöl
Çobanlarına” şiiri kulaklarınızdadır. Ağalık ve şeyhliğin hüküm sürdüğü
Bingöl’de gene de memleketin dertleriyle dertlenmiş dostlar bulmanız mümkündür.
Bunlardan biri olan Astsubay Hikmet Kılıçgedik, Fatma ablayı evinde yatırmıştı
da benimle birlikte otelde kalmıştı! Yurdu tanımaya çıkmış bu iki konuğa “Ne
yaparsanız yapın” demek yakışır mıydı?




BURASI MUŞ’TUR




Şimdi, Bingöl yaylalarından engin bir ovaya
ineceksiniz. Ova’nın öte ucunda tarihi Muş şehri, bir kaleye yaslanmış olarak
“durup duru!” İçinden gür bir kaynak suyu akmaktadır. Su anlamına gelen Muş,
adını buradan almaktadır. Nehirde bulunan Hazreti Musa’nın adı gibi. Eskiden
kale olduğu söylenen tepenin yolu da türküde olduğu gibi gerçekten yokuştur!




Şimdi Kuzeye yönelmişsinizdir. Bir akşamüstü Erzurum’a
ulaşırsınız. Erzurum, Arz-ı Rum, yani Roma memleketi sözünden bozmadır ve 11.
Yüzyılda burayı fetheden Türkler tarafından verilmiştir.  1915 Ermeni tehcirinden sonra tamamen
Türkleşmiş ve İslamlaşmıştır. Dillerde “Erzurum çarşı pazar” diye başlayan Sarı
Gelin türküsü kalmıştır. Erzurum’da 1919 kongresini, 15. Kolordu’yu ve Kâzım
Karabekir’i yat etmemek mümkün değildir. Çifte Minare’yi, Üç Kümbet’i, kaleyi,
park ve bahçeleri gezdikten sonra  “Ver
elini Bayburt” dersiniz.




Bayburt Zihni’nin “Vardım ki yurdumdan ayağ göçürmüş” diye başlayan şiirini sanki
bugünün Bayburt’u için de söylenmiştir. Yurdumuzun en yoksul kentlerindendir.
Bir derenin iki yanında sıralanmış evlerden oluşmuştur. Sağ tarafta yüksekçe
bir kalesi vardır. Baksı köyündeki müzeyi görme fırsatını kaçırmamak gerekir.


Gümüşane de Bayburt’un biraz daha
büyüğüdür. Eskiden gümüş madeni çıkarıldığı için bu adı almıştır. Buradan önce
Müslüman olmayanlar göçürülmüş, sonra Müslümanların çoğu da işsizlik ve
yoksulluk nedeniyle illerini bırakıp gitmişlerdir.


Doğu Karadeniz dağlarının geçit verdiği
Zigana’dan aşağı inerken Hamsiköy’de bir kebap yemeniz iyi olur. Daha
aşağılara, vadiye inince Maçka’dan geçeceksiniz. Burada da bir dükkândan bal,
peynir gibi bir şey almanız, esnafla sohbet etmeniz güzel olur. Maçka Eyüboğlu
gibi aydın bir ailenin memleketidir.


DAHA İYİ ANLARSINIZ


Bu Doğu gezisinde yolu sapa olduğu için
Hakkâri’ye uğrayamadığınıza üzülmeyin. Şimdi artık yurdun her yerine uçakla
ulaşmak mümkün. Van Havaalanı’na iner, minibüs veya otobüslerle 3 saatlik bir
yolculuktan sonra Malabadi köprüsünün yanından, Hoşap Kalesi’nin dibinden
geçerek deli dolu akan Zap Suyu boyunca ilerleyip Hakkâri’ye ulaşırsınız.
Devasa kaya kitlelerinden ve yaylalardan oluşan bu garip fakat konuksever ilde
size çok rağbet edecekler, yaylalara bile çıkarıp Kürt kadınlarının
hazırladıkları nefis bir yer sofrasında ağırlayacaklardır. Tarih boyunca
saldırılardan uzak kalmak isteyen boyların burayı neden yurt edindiklerini
keşfedersiniz. “Hakkâri’de Bir Mevsim”i, köy okuluna teftişe giderken atıyla
Zap Suyu’na kapılıp kaybolan Selahattin Şimşek’in idealizmini daha iyi
anlarsınız.




Hakkâri
2014


Trabzon’a indiniz. Şimdi, gittiğiniz
yoldan geri döneceksiniz. Giresun, Ordu, Perşembe… Fatsa’ya gelince, Elekçi
deresini izleyerek Çatak’a ulaşır, oradan Dağ Güvezi köyünü aşarak bizim
Beyceli köyüne çıkarsınız. 53 yıl önce araba yolu yoktu, şimdi asfalt yoldan arabanızla
rahatça gidebilirsiniz ama orada bir Köy Kalkındırma Derneği, köy kitaplığı
vardı, yazın köyde temsiller oynanır, açık oturumlar yapılırdı.


İnsanın gene de kendi köyü gibi yoktur!
Şöyle ayaklarınızı istediğiniz gibi uzatırsınız. Bu geziden neler kazandığınızı
düşünürsünüz. Kazancının dünyayı değer. Zihniniz genişlemiştir. Memleket
sevginiz ve bilginiz artmıştır. Yüzlerce kitap okusaydınız gezerken edindiğiniz
canlı izlenimleri edinemezdiniz.


Memleketimiz büyüktür, güzeldir,
gariptir! Hapishaneleri dolup taşmaktadır. İnsanları uyandırılmaya muhtaçtır.
(29 Ocak 2019)


Öteki yazılar için: zeki Sarıhan.com