GÜVENLİK


Yelda Gargun


Türk Silahlı
Kuvvetleri’nde üçte bir oranda FETÖ’cü general bulunduğu biliniyordu. FETÖ
yaklaşık 40 yıldır TSK üzerine çalışıyordu, son yıllarda baskıları artarak
devam etti. Bu durum gerek ………


26 Mart 2010
tarihinde, Güvercinlik’teki Kara Havacılık Komutanlığı’nda düzenlenen basın
turunda, tanıtım filmi ve ekranlardan “Mehmetciğin Koruyucu Melekleri” olarak
hatırladığımız Yüzbaşı Yelda;


Haksız terfi
ve atamalarla TSK’nin omurga sistemi çökertildi


HAVA YUZBASI
YELDA GARGUN


Türk Silahlı
Kuvvetleri’nde üçte bir oranda FETÖ’cü general bulunduğu biliniyordu. FETÖ
yaklaşık 40 yıldır TSK üzerine çalışıyordu, son yıllarda baskıları artarak
devam etti. Bu durum gerek harp okullarında yapılan rencide ve baskılara
dayanamayıp ayrılan öğrencilerden, gerek ilişiği kesilen, gerekse sırf asker
çocuğu diye askeri liselere alınmayan öğrencilerle görülüyordu. Zaman zaman
belli sınıf ve devrelerde hissedilir pozitif ayrımcılık mı istersiniz? Kısa
sürede üstün başarılarla Harp Akademilerini kazananlar mı? Yurtdışı mesleki
gelişim kurslarından gelir gelmez diğer bir hatırı sayılır kursa gidenler mi
istersiniz? “Pes doğrusu ne kadar başarılı, ne kadar zeki çocuklar! ” Evet
demek ki neymiş sınav sorularının verilmesi efsane değil, gerçekmiş. Bu kişiler
hak etmedikleri yerlere, başkalarının haklarını gasp ederek, birileri
tarafından getirilmiş. Yüksek lisans ve haksız erken terfilerle, sicil
sisteminin dengesi bozulmuş, liyakat sistemine uygun olmayan terfilerle askeri
hiyerarşinin yok edilmesine sebep olmuşlardı. Haksız terfi ve atamalarla Türk
Silahlı Kuvvetleri’nin bir nevi omurga sistemi çökertilmiş, birçok başarılı ve
vatansever asker küstürülmüş ya da sistemden çıkmasına sebep olunmuştu. Bu
olanları görüyor fakat hiçbir şey yapamıyorduk. Rütbe ve görevimiz gereği bize
düşen “Mustafa Kemal’in Askerleri” olarak; ilke ve değerlerimiz ışığında,
yolumuzdan sapmadan, “Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır” felsefesi
ile çalışmaya devam etmekti, ediyorduk. Üretici olmak öğretilmişti bize ve biz
son zamanlarda bir şey üretemiyorduk. Birileri bizi ve düşüncelerimizi bloke
etmeye çalışıyordu, bir nevi kanser hücresi ile yaşamaya çalışmamız
gerekiyordu.


Konunun özü o
dönem sesimizi duyuramadık, ya da bu sese kulakları kapalı, bu sesi duymak
istemeyenlerle çalışıyorduk, daha doğrusu komuta ediliyorduk. Şimdi görüyorum
ki; Kara Harp Okulu’nda öğrencilik yıllarımda, bölüğündeki öğrencilerini
rencide eden, eziyet eden bölük komutanları ile, bugün kararname ile Türk Silahlı
Kuvvetleri ‘nden ilişiği kesilen şahısların aynı olması tesadüf değilmiş.
Çalıştığım iki Alay komutanı da general olmuştu, bu kişiler de kararname ile
TSK’den ihraç edildi. Bunun yanında yıllarca kader birliği yaptığımızı
zannettiğimiz, yan yana uçtuğumuz kişiler var, ihraç edilenlerden. Atabey,
Askeri Casusluk, Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davalar da başta olmak üzere,
Türk Silahlı Kuvvetleri, ardı ardına gelen darbelerle çok ciddi yaralar aldı.
Halen görevde olan Cumhuriyetin sarsılmaz savunucuları, Mustafa Kemal’in
askerleri derinden yara aldı. Verilen zarar çok ciddi ve çok büyük. TSK’den
ihraç edilen FETÖ’cü şahıslar, tekrar vurgulamak istiyorum FETÖ oluşumunun
içinde bir şekil bulunan ya da yer alanlar, vatana ihanetin, ettiği yemine
ihanetin, ilke ve değerlerimize ihanetin, demokrasiye ihanetin, bağrından
çıktığı Türk Milletine ihanetin hesabını hukuk önünde verecekler. Bugün;
Cumhuriyetimize, demokrasiye sahip çıkma günü, bugün; Şanlı Türk Ordu’suna, dün
olduğu gibi, bugün de yeminine sadık, içtiği anda bağlı Türk Silahlı Kuvvetleri
mensuplarına sahip çıkma günüdür. Hiç birimiz bir daha, kalbimizde böyle kara
leke bırakacak günler yaşamak istemiyoruz ve bu kokuşmuş yuvalanmanın, derhal
tüm kamu ve kuruluşlardan, tamamıyla temizlenmesini istiyoruz.


Sözlerimi
Mustafa Kemal Atatürk’ün 31 Temmuz 1920 tarihinde, Afyonkarahisar’da subaylara
hitaben yaptığı konuşmadan bir kesitle bitirmek istiyorum;


“Arkadaşlar!”


Kuvveti
olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkum ve esir vaziyettedir.
Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.


Dünyada hayat
için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için
kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.


Kuvvet
Ordu’dur.


Ordu’nun hayat
ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan
vicdani imanıdır.


Saygılar
sunarım.


Yelda Gargun


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir