Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

OSMAN BAŞIBÜYÜK : Jet pilotlarımıza ne oldu ???

Şu an karşı karşıya olduğumuz pilot açığını, 15 sene
mecburi hizmetini tamamladıktan sonra ayrılıp, 10 senedir sivilde uçan, 50
yaşına dayanmış eski pilotlarla kapatmaya çalışmak etkili bir çözüm yöntemi
değildir…


6 Ay kadar önce
iş sebebiyle İstanbul’a gitmiştim. Tesadüfen yetiştiğim ocak, kartallar yuvası
Hava Harp Okulu’nun önünden geçerken nizamiyenin üstüne asılmış tabela
dikkatimi çekti. Tabelada M.S.Ü. yazıyordu. Koskoca Harp Okulu artık Milli
Savunma Üniversitesi olmuştu. Osmanlı’dan bize kalan yüzlerce yıllık geleneği
bir kalemde silmiştik. Askeri okulların rektör ve dekanları artık sivildi. İçim
burkuldu, tarifi mümkün olmayan bir acı hissettim, gözlerim doldu…


İçinde yetiştiğim
kuruma zarar vermemek adına susmanın iyi bir çare olduğunu düşünmüştüm. Ta ki
Odatv’nin 1 Temmuz tarihinde yayınladığı, eski askerlere gönderilen bir mektubu
okuyana kadar. Mektup, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın eski pilotlarına
gönderdiği bir çağırıydı[i]. Aynı gün İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi,
Ergenekon davasında kararını açıkladı. Tüm sanıklar Ergenekon silahlı terör
örgütü ile ilgili, “silahlı örgüt kurmak, yönetmek, üyelik, yardım ve
yataklık” suçlarından beraat etmişti. Eş zamanlı yaşanan bu iki olayın
sebep sonuç ilişkisi açısından birbiriyle bağlantısı var. Başımıza tekrar
benzer felaketler gelmemesi için gelin hikâyeyi bir de benden dinleyin.


JET UÇAKLARIMIZI UÇURACAK PİLOT YOK


Hava Kuvvetleri,
gönderdiği mektup ile 21 yıl hizmet etmeden ayrılmış tüm eski pilotlarını
göreve çağırıyordu. Eskiden Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’da mecburi hizmet 15
yıldı. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu süre kanun hükmünde kararname ile
21 yıla çıkartıldı. Kanun hükmünde kararnameye göre, çağrılan pilotların Hava
Kuvvetlerine geri dönmeleri isteğe bağlı değil, geri dönmeye mecburlar.
Dönmeyenlerin lisansları iptal edilerek, sivilde uçmaları engellenecek.


Çağrılanlar
arasında müstafi subaylar da var. Örneğin 1995 yılında yabancı uyruklu bir
bayanla evlendiği için o günün kanunlarına göre ordudan ilişiği kesilmiş
pilotlar bile göreve çağrılıyor. En son 24 yıl önce bir askeri uçakta uçmuş
pilotlar, vatan savunmasına çağrılıyor. Durumun vahametini siz düşünün. Hava
Kuvvetlerinde savaş uçaklarımızı uçuracak pilot kalmamış.


Peki bu noktaya
nasıl geldik? Bu vahim tablodan kim sorumlu?


KUMPASIN MİMARLARI


Ergenekon
mahkemesi Temmuz 2008’de başlamıştı. Bugün Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare
Kurulu üyesi sıfatını taşıyan, maaşının 13 bin TL’den 18 bin TL’ye
çıkarılmasını eleştirenlere “edepsizler”, “seni ne ilgilendiriyor”
diyen Bülent Arınç[ii], aynı tarihlerde Ülke TV’de yaptığı bir
konuşmada Ergenekon operasyonları için, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” demişti[iii].


AKP Hükümetinin
niyeti belliydi; “b.k”lardan kurtulacaktı. 25 Haziran 2009 gece yarısı saat
01.30 da askerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan yasal düzenleme
alelacele Meclisten geçirildi. 8 Temmuz Çarşamba günü de Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül, yasayı onayladı. Bu yasa değişikliği neticesinde artık askerler, anayasal
düzene karşı işlenen suçlar kapsamında sivil mahkemelerde yargılanacaktı.
Böylece TSK’yı tasfiye etmek için tasarlanan toplu davaların önü açılmış oldu.
Arkasından Balyoz, İnternet Andıcı, Askeri Casusluk ve Şantaj gibi bir sürü
kumpas davası geldi. Peki bu mahkemelerdeki hâkim ve savcıların hepsi bu
kumpaslara alet olacak mıydı? Ona da çözüm bulundu. 12 Eylül 2010 tarihinde
yapılan anayasa değişikliği referandumu ile Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun üye sayıları artırılarak yeni atanan üyelerle yüksek
yargının dokusu değiştirildi. Askeri yargıda da eksik kalan düzenlemeler
tamamlandı. Bu kanun değişiklikleriyle yüksek yargı, tamamen FETÖ’nün
kontrolüne verildi. Böylece FETÖ, operasyon mahkemelerine kendi adamlarını atayabildi.
Dikkatinizi
çekerim bu kanun değişikliklerini FETÖ yapmadı, AKP ne istedilerse verdi.
TSK’nın içindeki istemedikleri asker tipini temizlemek her ikisinin de ortak
planıydı.


FETÖ’nün TSK’da
tasfiye ile kadrolaşma operasyonu tüm hızıyla devam ederken, Uluslararası
Savunma ve Danışmanlık Şirketi (SADAT)’ın kurucusu, şimdilerde Cumhurbaşkanı
başdanışmanı emekli Tuğgeneral Adnan Tarıverdi, 2011 yılında Adaleti Savunanlar
Derneği (ASDER)’ne verdiği bir röportajda darbe tehlikesini önleme konusundaki
düşüncelerini söyle açıklıyordu:


“…Ergenekon davalarının açılması, 2010 Askeri Şurası ve bu sene
(2011) Genelkurmay Başkanı’nın istifa etmesi gibi gelişmeler birer dönüm
noktasıdır…


…Askerin tam olarak sindiremediği meseleler var. Yani silahlı
kuvvetlerdeki kadrolaşmayı birkaç yıl içerisinde temizlemek mümkün değil.
Silahlı kuvvetlerde, İslami inancı yaşayanların devlet kadrolarında yer
almasını bir tehdit olarak algılayan bir zihniyet iş başında. Bu, zaman
içerisinde düzelecek…


…(Darbe tehlikesi) Tabii ki var. İstikrarı devam ettirmek için
tedbirleri almak lazım. Darbelerin dayandığı yasal mevzuatı değiştirmek lazım.
Askeri kadrolaşmayı milletin dokusunu yansıtacak şekle döndürmek lazım. Bugün
ancak belli bir ideolojinin sahipleri subay astsubay kadrolarına geçebiliyor.
Yetenekli olan aranıp seçilebilmeli. Diğer ideolojik meseleler subay astsubay
seçimini etkilememeli. Kadrolaşma ne kadar sürede olmuşsa, normalleşme de o
süre içerisinde olacak. Bu darbe geleneğinden tamamen kurtulmamız lazım…”
[iv]


E.Tuğg. Tanrıverdi,
yukarıdaki açıklamalarıyla TSK’nin mevcut komuta kademesindeki Atatürkçü, laik,
ulusalcı/milliyetçi general ve amirallerin tasfiye edilmelerinin yeterli
olmayacağını, dindar bir kadrolaşma yaratılması için albay ve altındaki
rütbedeki subayların da iyi seçilmesi gerektiğini söylüyordu.


Tanrıverdi’nin
tarif ettiği adamlar, 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen aşağılık darbe girişiminin
baş mimarlarıydı.


PİLOTLAR TSK’DAN NASIL UZAKLAŞTIRILDI?


2010 Haziran
ayında Balyoz davası başladı. Komutanlarının, ağabeylerinin Balyoz davasında
yargılandığını gören 15 yıl mecburi hizmetini doldurmuş 1995 mezunu pilotlar
“aman bizim de başımıza bir iş gelmeden gidelim” düşüncesiyle Hava
Kuvvetlerinden ayrıldı. Balyoz davası kapsamına 2011 Haziran ayında ilk havacı
tutuklamaları başladı, tutuklananların %90’ı pilottu. Bu gelişme üzerine, 15
yılını tamamlayan 1996 mezunu pilotlar da istifa ederek sistemi terk etti.
Hükümet asıl büyük darbeyi 2012 yılında indirdi. Mecburi hizmeti 10 yıla
indirerek 1997-2002 yılı arasında mezun olan pilotlara da kapıyı gösterdi.


Ergenekon
davasında aralarında Genelkurmay eski başkanı E.Org. İlker Başbuğ’un da
bulunduğu 275 sanığa müebbet cezaları verildiği günün ertesinde, 6 Ağustos
2013’te AKP Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan, Twitter hesabından yaptığı
açıklamada; “Ergenekon davası, Cumhuriyet tarihinin en büyük hukuki
hesaplaşmasının adıdır. Bu dava 27 Mayıs’tan, 12 Mart’tan, 12 Eylül’den, 28
Şubat’tan, 27 Nisan’dan süzülüp gelen bir müdahale ruhundan hesap sorulmasıdır.
Ergenekon davası Türk demokrasisinin geleceği açısından önemli bir dönüm
noktasıdır.”
diyordu[v]. Bu zavallı
adam, CIA’nın tezgahladığı bütün eski darbeleri, sahte darbe davalarıyla
vatanseverlerin üzerine yıkıp bu işten ilelebet sıyrılmak istediğinin farkında
değildi. Kim bilir belki de farkındaydı!


9 Ekim 2013
tarihine geldiğimizde de FETÖ’nün Yargıtay 9. Dairesi, Balyoz Davası’nda 237
vatan sever askerin mahkûmiyet kararını onadı. Bu arada 2010 ve 2011 Yüksek
Askerî Şûra (YAŞ) kararlarında adı kumpas davalarda geçen askerler terfi
ettirilmeyip emekliye sevk edildi. Necdet Özel beyefendinin Genelkurmay Başkanı
olmasıyla birlikte askerlerin direnci kırıldı, 2012 ve 2013 YAŞ kararlarıyla
kumpas davalarda yargılanan bütün general ve amiraller emekli edilirken
yerlerine FETÖ’cüler general ve amiral yapıldı.


Bütün bu olanlar,
TSK üzerinde dehşet etkisi yaratmıştı. FETÖ’nün yarattığı dehşetten korkan
subay, astsubay ve uzman erbaşlar akın akın TSK’dan istifa ve emeklilik yoluyla
ayrılmaya başladı. FETÖ, bu süreci TSK’nın istihbarata karşı koyma (IKK)
birimlerine yerleştirdiği elemanlarıyla daha da hızlandırıyordu. Bu birimlerin
özel hayatlara, etnik ve mezhep kökenlerine göre yaptığı fişlemeler ve akıl
almaz sorgulamalar hedef seçilen askerleri istifa etmeye mecbur ediyordu. Netice
itibariyle bu dönemde FETÖ ve onu destekleyen Hükümet, 30 bine yakın masum
askerin tasfiye olmasını sağladı.


Bu askerlerden 900 civarı jet pilotuydu. Bu rakama 2002 yılından
kumpas davaların başladığı 2008 yılına kadar geçen sürede, FETÖ’nün internet ve
imzasız mektuplar yoluyla tasfiye ettiği pilotları eklerseniz sayının binli
rakamların çok üstüne çıktığını görürsünüz.


UYARDIK, DİNLEYEN OLMADI!


Bütün bunlar
olurken hükümeti uyarmaya çalıştık. 24 Aralık 2012 tarihli “Cemaat mi Gladyo
mu?” başlıklı makalemizde, FETÖ’nün bir gladyo örgütü olduğunu; 17
Ocak 2013 tarihinde “Başbakan R.T.Erdoğan’a Açık Mektup” başlıklı makalemizde,
Türkiye için en büyük tehlikenin ordu içindeki Cemaat cuntası olduğunu, bu
gidişle ileride komutan yapacak Cemaatçi olmayan subay bulamayacağını; 24 Ocak
2014 tarihinde kaleme aldığımız “Her Tasfiye Bir Kadrolaşma Operasyonudur”
başlıklı makalemizde 2010 yılından itibaren generalliğe terfi eden subayların
en az yarısının Cemaatçi olduğunu, en önemli tehlikenin darbe tehlikesi olduğunu;
06 Mart 2015 tarihinde kaleme aldığımız “Son Yaşanan Uçak Kazalarının
Sorumlularını Açıklıyorum” başlıklı makalemizde Cemaatin Hava Kuvvetlerinde
nasıl kadrolaştığını; 8 Mart 2016 tarihli “Cemaat’in Tek Kurtuluşu: Darbe”
başlıklı makalemizde, darbeden 5 ay önce, YAŞ kararları öncesinde FETÖ’nün
darbe yapacağını anlattık. Daha bunlar gibi onlarca makale kaleme aldık.
İsteyen Galeati Yayıncılık’tan çıkan “Nereden Nereye” isimli kitabımıza
bakabilir.


Maalesef bizi
dinleyen, sesimizi duyan olmadı. FETÖ, Hava Kuvvetlerinin neredeyse bütün savaş
pilotu kadrosunu ele geçirdi ve neticeyi hepiniz biliyorsunuz. Bu üniforma
giymiş teröristler Meclisimizi bombaladı. O gece uçaktan atılan bombalarla 118
insanımız yaralandı, 68 canımız şehit oldu.


Sonuç: FETÖ’cü pilotlar da tasfiye edilince Hava Kuvvetlerinde
pilotumuz kalmadı. İşte size peygamber ocağını dağıtan hikâyenin özeti. Dönemin
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “bir savcı bulun bu iddiaları delillendirin”
demesiyle başlayan Ergenekon süreci işte böyle sonuçlandı. Şimdi mektupla pilot
arıyoruz. AKP Hükümeti, askeri vesayeti bitiriyoruz maskesiyle kendi ordusuyla
savaştı ve onu yendi. Savaşsak belki düşen uçak sayısı kadar pilot kaybeder bu
kadar zayiat vermezdik.


BENZER HATAYI TEKRAR EDİYORUZ


Bazı okurlar
bütün bunları niçin tekrarladın, zaten biliyoruz, niyetin iktidarı yıpratmak mı
diyebilir. Asıl söyleyeceklerime şimdi sıra geldi. Aynı hataya tekrar
düşüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz sonrası darmadağın olan TSK’yı
tekrar toparlama görevini, FETÖ operasyonları esnasında burnunun ucunu
göremeyen veya görüp de birlikte hareket etmeyi tercih eden SADAT kurucusu (!)
E.Tuğg. Adnan Tarıverdi’ye verdi. TSK’nın komuta bağlantılarının nasıl
değiştirildiği, Harp Okullarının nasıl üniversiteye çevrildiği konularına burada
girmiyorum. Önemli
konu, askeri okullara nasıl öğrenci alındığı ve bu durumun jet pilotu eğitimini
nasıl etkileyeceğidir.


Yavuz Selim
Demirağ defalarca Yeniçağ Gazetesi’nde yazdı. Harp Okullarına öğrenci alım
komisyonlarında görev yapanların cemaatlerle iltisaklı ve irticai faaliyetlerle
daha önceden ordudan ilişiği kesilmiş SADAT elemanları olduğunu iddia etti[vi].
Biz de o dönem, TSK’da bulunan arkadaşlarımızdan durumu teyit eden yönde
bilgiler almıştık. Gelen bilgilere göre, komisyonlardaki kim tarafından
seçildiği belli olmayan (!) bazı sivil ve bazı asker üyelerin telefonlarında
çeşitli listeler vardı. Bu üyeler pırlanta gibi çocuklara 30-35 puan verirken
işe yaramaz gözüken tiplere 100 verip okullara girmesini sağlıyordu.


Birkaç sene
içerisinde Harp Okullarına tarikat bağlantılı adam yerleştirmenin etkisi ortaya
çıktı. İyi Parti Milletvekili Ümit Özdağ, 2018 Ağustos ayında Cem TV’de
katıldığı bir programda, Kara Harp Okulu’nda cuma namazını hangi tarikatın
imamı kıldıracak diye kavga çıktığını, konunun Genelkurmay’a kadar gittiğini
söyledi[vii].


Bu konunun jet
pilotlarıyla ne ilgisi var diyeceksiniz. Konuyu hiç dolaştırmadan direk
söyleyeyim. Şeyhinin
dizinin dibinde, kafasında takkesi, boynunu 30 derece sola bükmüş şekilde
oturan adamdan jet pilotu olmaz. Kimse yanlış anlamasın, bunu muhafazakâr bir
aileden gelen ve çok uzun yıllar F-16 uçağında öğretmenlik yapmış tecrübeli bir
pilot olarak tüm samimiyetimle söylüyorum. Burada mevzu kesinlikle kişinin
dindar olup olmamasıyla ilgili değil.
Kendisini Allah’a ulaşma
yolunda bir aracıya, bir şeyhe teslim etme ihtiyacı duyan kişide özgüven
eksikliği vardır. Birine teslim olmak, aslında bir çeşit sorumluluktan kaçış
yoludur, mesuliyeti başkasına havale etmektir. Jet pilotunun ölürken dua edecek
vakti olmaz. Hava muharebesi başladıktan sonra en geç 30 saniye içerisinde ya
ölür ya öldürürsünüz. Örneğin bir savaş gemisinde yüzlerce kişi vardır, jet
pilotu gökyüzünde tek başınadır, danışacak soracak kimsesi yoktur; her şeyi tek
başına yapar. Savaş gemisinin Gölçük’ten Rodos Adası civarına gitmesi en iyi
ihtimalle 15-16 saat alırken, bu süre zarfında bir jet pilotu düşman
derinliklerine 3 defa bombalarını atıp gelmiş, 4’üncü sortisine
hazırlanıyordur. Jet pilotları, Osmanlı döneminde deliler adı verilen en önde savaşan
askerlere benzerler. Ancak arada önemli bir fark vardır; jet pilotlarınız
ölürse, koskoca bir ülke diz çökebilir. Çünkü bugün tehdit havadan gelmektedir.


35-40 milyon
dolarlık bir uçağı sıradan birine teslim edemezsiniz. Hele ki önümüzdeki
yıllarda kaybettiklerinizin yerine yenisini koymanız pek mümkün olmayacakken.
Devletin bekasını etkileyecek pozisyondaki pilotları seçerken hiç kimseye
iltimas tanınamaz, karakter özelliği, liyakat ve yetenek esas olmalıdır.


NEDEN MÜRİTTEN JET PİLOTU OLMAZI


Tarikat
müritlerinden jet pilotu yapmaya çalışmanın 3 önemli sakıncası vardır. Bu
sakıncaları sırayla inceleyelim:


1) Müritler, yukarıda tarif etmeye çalıştığımız sebeplerden dolayı
uçuş eğitiminde ciddi oranda başarısız olabilirler. Savaş pilotu yetiştirmek
çok meşakkatli, çok pahalı ve çok zaman alan bir iştir. Bakın darbe girişimi
üzerinden 3 sene geçti. Bu süre zarfında yetiştirebildiğimiz F-16 pilotu sayısı
10-15’ten fazla değildir. Çok ciddi savaş pilotu açığımızın olduğu bu dönemde
seçilen adayların eğitimde başarısız olmaları bırakın harcanan para ve emeği,
ciddi manada zaman kaybına neden olur.


2) FETÖ örneğini hatırlayalım. FETÖ zaman içerisinde uçuş okulunun bile
kontrolünü ele geçirmişti. Başkalarını sebepsiz yere elerken, kendi yeteneksiz
müritlerini zorlamayla pilot yaptı. FETÖ’cü pilotların gelecekte komuta
kademesine gelmesi planlandığı için kariyer yapmaları amacıyla yeni mezun
pilotlar ilk fırsatta ABD’ye yüksek lisans eğitimine gönderildi. Oradan döner
dönmez ellerine sorular verilerek Harp Akademilerine sokulup kurmay yapıldılar.
Kariyerlerini tamamlamak için bir de yurtdışı görevi yapmaları gerekiyordu, onu
da yaptılar. Bu süre zarfında doğru düzgün uçamadıkları için doğal olarak uçuş
tecrübeleri çok azdı. Bu handikaba bir de uçuş okulundan zorlama ile mezun
edilmeleri eklenince, FETÖ’nün Hava Kuvvetlerine hâkim olduğu dönemde pilotaj
kaynaklı çok sayıda kaza oldu, bir sürü uçak kaybettik. Tarikatların tamamında,
kendi adamını koruma içgüdüsü vardır, hatta bu bir mecburiyettir. Bugün Harp
Okulu’na öğrenci alırken komisyonda torpil geçen, yarın yukarıda anlattığımız
FETÖ’nün hatalarının aynısı tekrarlayacaktır. Türkiye’nin uçak kaybetmeye
tahammülü yoktur.


3) Tarikat odakları, TSK içerisinde kaçınılmaz olarak paralel emir
komuta zincirleri yaratacaktır. Bugün tarikat ve cemaatlerin davranışlarına
bakın, hepsi her seçim dönemimde değişik siyasi partilerle pazarlığa girer.
Tarikatlara pazarlık gücünü sağlayan, ellerindeki mürit sayısı ve siyaseti
etkileme yetenekleridir. Bugün TSK’ya yerleştirdikleriniz sizi destekliyor
olabilir. Ama yarın ne olacağını bilemezsiniz. FETÖ örneği ortadadır. Milletin
teveccühü değişip yarın iktidara başkasını getirdiğinde asker ile girişilecek
güç mücadelesi, ülkeyi yeni bir darbeye daha sürükleyebilir. Bu kötü senaryo
olmasa bile, bugün nasıl FETÖ’cü pilotları tasfiye etmek zorunda kaldıysak, gün
gelir geleceğin METÖ’cü pilotlarını da tasfiye etmek zorunda kalabiliriz. O
zaman savaş uçaklarımızı kim uçuracak? Bugün 50 yaşındaki adamları uçurmak için
geri çağırıyorsunuz, 10 sene sonra başınıza gelecek benzer bir olayda geri
çağıracak adam da bulamazsınız.


Yine biz
yetkilileri önceden uyaralım, tedbir alıp almamak onlara kalsın.


ÇÖZÜM BULUNMALI


Şu an kaşı
karşıya olduğumuz pilot sıkıntısını çözmek için daha yaratıcı tedbirlere
ihtiyaç var. Yapılması gereken; gençlerin eğitimini hızlandırırken, pilotların
çok daha erken yaşlarda harbe hazır olarak kıtalara çıkmasını sağlamaktır. Örneğin,
Hava Harp Okulu eğitimi ile uçuş okulu eğitimi birleştirilebilir. Günümüzde
M.S.Ü. Hava Harp Okulu, 4 sene eğitim sonrasında mühendis diplomasıyla
mezuniyet vermektedir. Okulu bitiren bir teğmenin kıtaya harbe hazır bir pilot
olarak çıkması için ilave alması gereken eğitimlerin toplam süresi yaklaşık 2,5
yıldır. Harp okulunda öğrenciler ilk 2 sene akademik eğitimi tamamladıktan
sonra uçuş eğitimine başlatılabilir. Geri kalan 2 sene zarfında da pilotaj
eğitimi, harbe hazırlığa geçiş ve harbe hazırlık eğitimleri tamamlanarak mezun
olan teğmenler doğrudan kıtalara harbe hazır olarak gönderilebilir. Böylece
Hava Kuvvetleri bir pilottan 2 sene daha fazla yararlanacaktır. Ayrıca genç
pilotların performansı çok daha yüksektir, aynı sporcularda olduğu gibi 40’lı
yaşlardan sora jet pilotlarının da performansı düşer. Bu konular, üzerinde
düşünülmeye değerdir.


SON SÖZ


Şimdi gelelim
sonuca; şu an karşı karşıya olduğumuz pilot açığını, 15 sene mecburi hizmetini
tamamladıktan sonra ayrılıp, 10 senedir sivilde uçan, 50 yaşına dayanmış eski
pilotlarla kapatmaya çalışmak etkili bir çözüm yöntemi değildir. Ama yine de
hiç kimse merak etmesin, zamanında FETÖ ile el ele “b.k” benzetmesiyle
sistemden uzaklaştırılan bizler geri döner, bu millet için gözümüzü kırpmadan
savaşırız. Bu arada; oğluna, damadına askerlik yaptırmayanlar, askerliği
kısaltıp kışlaları boşaltanlar, paralı askerliği daimî hale getirerek
ordu-millet kavramını bitirenler, sizler evinizde rahat oturun, lüks
teknelerinizde oynaşın, 18 bin liralarınızı güle güle harcayın, biz Mustafa
Kemal’in askerleri geri gelir, kanımızın son damlasına kadar bu vatanı
bekleriz.


Osman Başıbüyük


Odatv.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış