TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ & MİLLİ GÜVENLİK & MİLLİ SAVUNMA

MERHUM
KOMUTANIMIZ E. ORA. ÖZDEN ÖRNEK’İN SN. TAYYİP ERDOĞAN’A GÖNDERDİĞİ MEKTUP

Sayın Cumhurbaşkanı,

Balyoz davasını unutmuş
olamazsınız. Ben, yaşadığınız sürece unutamayacağınız veya bizlerin size
unutturmayacağı işte o davanın mağdurlarından biriyim. Bunu siz de çok iyi
biliyorsunuz. Çünkü beni tanıyorsunuz, iki yıl beraber görev yaptık.

Size söyleyeceklerim ve sorularım
var.

Birinci söyleyeceğim konu: Size
katılıyorum, paralel yapı devlet kurumlarından kazınarak temizlenmeli, eksiksiz
ve tümü ile…

Sonraki diyeceklerim…

“BU KORKUNUN NEDENİNİ KUNDAKTAKİ
BEBELER BİLE BİLİYOR”

17/25 Aralık 2013 olayı iki yönü
olan bir olaydı. Birinci yönü istenildiği kadar inkâr edilse de bir yolsuzluk
ve hırsızlık olayının yasal yollardan tespiti ve açığa çıkarılmasıydı. Size ve
ailenize kadar uzandığı söylenen bu yönü, herhalde sizi, ödünüzü kopartacak
kadar korkuttu. Bu korkunun nedenini artık kundaktaki bebekler bile biliyor.
Siz bu yönünü hep görmezlikten geldiniz, bir kez bile ağzınıza almadınız.

“BU SORUŞTURMALAR DARBEDİR”
DEDİNİZ

İkinci yönüne ise siz ve
yanınızdakiler kamuoyunu ikna edebilmek için “Bu soruşturmalar darbedir”
dediniz. Böylece bu kadar sık kullandığınız ve size en az 4 genel ve yerel
seçim ile 2 Cumhurbaşkanlığı seçimi ve anayasa referandumu kazandıran darbe
sözcüğünün anlamını bilmediğiniz ve öğrenmeye çabalamadığınız ortaya çıktı.
İkinci yönü darbeden ziyade güç mücadelesinde izlenmiş bir entrika yoluydu.
Aynen sizin 2015 genel seçiminde iddia ettiğiniz tarafsızlığınız gibi. Ama siz
bu sözcüğü kullanarak kamuoyunu ikna edemeyeceğinizi çok iyi biliyordunuz. Bu
kısmına pek girmediniz…

“SOKAK KÖPEKLERİ GİBİ SERBEST VE
DOKUNULMAZ HALDE ORTADA DOLAŞIR BIRAKILMAZ”

17/25 olayını kendi lehinize
çevirebilmek için Bakan yaptığınız danışmanınız ile birlikte Ordu’ya kumpas
kurulduğunu itiraf ettiniz. Herhalde bu tespitiniz size 17 Aralık akşamı vahiy
ile gelmedi. Daha önce de pekala biliyordunuz. Kumpas açıklamanızdan bu yana
bir buçuk yıl geçti. Ortada, herhalde danışmanlarınızın zamanla her şey
unutulur tavsiyesinden dolayı oyalama maksatlı açılmış bir soruşturmadan başka
bir şey yok. Üstelik Balyoz olayının yani kumpasın parçalarından en büyüğünün,
bir kumpas olduğuna ilişkin artık kesinleşmiş bir mahkeme kararı da var.
Dünyanın hiç bir ülkesinde kendi ordusuna bu kadar büyük bir kumpas kuran
kişiler bilinerek, sokak köpekleri gibi serbest ve dokunulmaz halde ortada
dolaşır bırakılmaz. Hele yurtdışına kaçmaları gibi bir olanak kesinlikle
yaratılmaz.

“AYNI GAYRET KUMPAS OLAYININ
SORUŞTURMASINDA GÖSTERİLMİYOR”

MİT TIR’ları, Tutuklu Polislerin
Serbest Bırakılması, Deniz Feneri, Gezi olayları ve hatta TBMM’de Yüce Divan
görüşmelerinde yargının, siyasiler tarafından nasıl yönlendirildiğine, yandaş
olduğu değerlendirilen yargı personeli tarafından soruşturma ve kovuşturma
sürecinin nasıl süratlendirildiğine hep beraber tanık olduk. Nedense aynı sürat
ve gayret yargı mensupları tarafından hayati önemdeki kumpas olayının soruşturmasında
gösterilmiyor.

Sadece ben, şahsen bu kumpasa
karışmış olduğuna dair güçlü şüpheler taşıyan 50’den fazla kişi hakkında suç
duyurusunda bulundum. İlgili savcı, asker personelin suç duyuruları dışında
acaba başka bir sivil personelin ifadesine başvurmuş mudur? Vurmadıysa neden
başvurmadı?

Aynı şekilde hakkında suç
duyurusunda bulunduğumuz bazı kişiler hakkında HSYK neden bir karar veremiyor
veya bu karar geciktiriliyor?

Halbuki bu olaydaki yargılama,
sizin “İnlerine gireceğiz”, “Topunu temizleyeceğiz” dediğiniz paralel yapıya
karşı mücadelenize büyük katkı sağlayacaktı. Bu gerçeği bilmemeniz mümkün
değildir. Yoksa 17/25 olayındaki gibi bir korku mu yaşıyorsunuz? Olayın
istenilmeyen yönlere doğru gelişeceğinden, ifadesine başvurulacak kişilerin sıkıntı
yaratabilecek açıklamalarından mı çekiniyorsunuz?

Kısacası, kumpasın herkesçe
bilinen faillerinin yargı önüne çıkarılabilmesi için savcıların ayağındaki ayak
bağlarının çözülmesine gereksinim vardır. Kamuoyu bu ayak bağının nereden
kaynaklandığını çok iyi bilmektedir. Umarım siz de biliyorsunuzdur…

“NEDEN GERÇEK EMELLERİNİZİ
GİZLİYORSUNUZ”

19 Haziran 2014 günü ülkenin
ayakta kalabilen yegane yargı kurumu olan AYM tarafından çok haklı ve gerçekçi
olarak verilen karar gereği, 3,5 yıldan fazla suçsuz olarak yattığımız
cezaevlerinden tahliye olduktan sonra yaptığınız bir açıklama ile
tahliyelerimiz konusunda “Biz onlardan teşekkür bile beklemiyoruz. Sadece bu
ülkede kimin demokrasi mücadelesi verdiğini bilsinler yeter. AİHM’e gitseydiler
oradan böyle bir netice alabilirler miydi? Hayır. AİHM lehlerinde bir netice
verse bile biz Türkiye olarak belli bir bedel verirdik ve içeride kalmaya devam
ederlerdi” dediniz.

“İFADELERİNİZLE ÇELİŞMİYOR
MUSUNUZ?”

Bu açıklamanız bile kendi
içerisinde çelişkiler ile dolu ve ne kadar demokrasi havarisi olduğunuzu(!) her
boyutuyla ortaya koymaktadır. AİHM, lehlerine (sanıkların lehine) ‘AYM benzeri
bir karar verseydi biz gene de onları tahliye etmeyebilirdik’ derken
cümleleriniz başında bizlere hitaben söylediğiniz “Sadece bu ülkede kimin
demokrasi mücadelesi verdiğini bilsinler yeter” ifadesi ile çelişmiyor musunuz?
Sahi AİHM de alınabilecek kararların ne yönde olduğunu nereden biliyorsunuz?
Sakın oraya da Cemaat, Türkiye’deki gibi alt kadrolara yerleşmiş olmasın? Öyleyse
onların temizlenmesi de onları atamış olan Adalet Bakanlığının işi değil midir?

Öte yandan kendi beyanlarınızda
Demokrasiyi bir amaç değil araç görmekte iseniz buradan sizin nasıl ve niçin
bir demokrat olduğunuz ortaya çıkmakta değil mi?.

Görüyorsunuz yaptığınız her
açıklama çelişkilerle dolu ve gerçek dışı. Neden gerçek emellerinizi
gizliyorsunuz, onları açıklamaktan çekiniyorsunuz?

“PİŞMANLIK DUYUYOR MUSUNUZ”

Sayenizde medyadaki
açıklamalarınızdan rüşvet ve hırsızlığın yeni tanımlarını öğrendik.

Artık tüm kamuoyu sizin iç
politika ve dış politikada nelerin peşinde olduğunuzu, kullandığınız yöntemleri
ve sözlerinizin ne kadar güvenilir olduğunu çok iyi biliyor.

Şimdi size yanıtlanması için bazı
sorular soracağım. Bu benim hem vatandaşlıktan hem de Anayasa’dan kaynaklanan
hakkımdır. Aynı şekilde yanıtlamak veya yanıtlamamak da sizin hakkınız.

1. Yasemin Çongar Amerika Birleşik
Devletleri Minneapolis eyaletindeki NPR radyosuna bir söyleşi yaptığında sizin
Taraf gazetesindeki Balyoz haberlerine destek verdiğinizi söylemiş. Bu haberi
neden tekzip etmediniz? (Bu söyleşinin ses bandı elimizdedir)

2. 21 Eylül 2012 günü 10.ACM
hakkımızda Türk yargı tarihine bir kara leke olarak geçecek kararını açıkladı.
Siz de o tarihi takip eden günlerde TV kanalından, TV kanalına giderek,
“mahkemenin ne kadar doğru karar verdiğini, seminer kasetlerini okuyunca şok
geçirdiğinizi” açıkladınız. Size hiç kimse, adli yetkililer, avukatlarınız,
Genelkurmay Başkanı ve/veya kuvvet komutanları “bu davadaki kanıtların sahte
olduğunu” söylemedi mi? Bugün geçmişte yaptığınız o açıklamalardan pişmanlık
duyuyor musunuz?

3.Duruşmaları gün gün ve saat saat
takip ettiğinize göre sanıkların, kanıtların sahte olduğuna dair tezlerinden
bilginizin olmaması mümkün değildir. Adalet bakanınız neden bu konuda zamanında
bir açıklama yapmadı? Cemaate yakınlığından olabilir mi?

“BU TERTİP BİLİNÇLİ YAPILMADI MI”

4. Haziran 2009 tarihinde Balyoz
Davasında askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasına olanak verecek yasa
sizden habersiz mi gece yarısı baskını şeklinde çıkarıldı?

5. Bu yasa 22 ocak 2010 tarihinde
AYM tarafından iptal edilince meydana gelen boşluğu kapamak ve Balyoz davasının
sivil mahkemelerde devamını sağlamak için “Yetmez ama evet” Anayasa
referandumuna Anayasa 145. Madde değişikliği de eklenip konmadı mı? Bu tertip
bilinçli yapılmadı mı?

6. Referandumdan gerekli yetkiyi
alınca Danıştay, Yargıtay ve HSYK kadroları ile yerel Ağır Ceza Mahkemesi
üyeleri tarafınızdan kumpas davalarında istenilen sonuç çıksın diye dizayn
edilmedi mi?

7. Benzeri dizayn AİHM 2.
Dairesinde çalışan Türk hukukçu personel için de yapılmadı mı?

8. Balyoz davasında maddi gerçeğe
göre karar veren hakimler başka görevlere atandırılmadı mı?

9. 10.ACM Başkanı Zafer Başkurt,
Balyoz davasının başlamasına 48 saat kala sizin bilginiz dışında mı başka yere
atandı? Muvazzaf emekli 102 subayı dava başlamadan beş ay önce kaçmadıkları
halde kaçabilirler zannıyla yakalama kararını (başkanı Zafer Baş-kurt izinde
iken İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Hakim Davut Bedir başkanlığında toplanıp)
yasaya aykırı olarak almadı mı?

10.Yakalama Kararını, itiraz
üzerine kaldıran İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi, baskı ile tayinini
isteyip diğer bir göreve kaydırılmadı mı? Yerine atanan yargıç ile tüm
itirazlar 2/1 oy çokluğu ile Başkan Şeref Akçay’ın muhalif şerhlerine rağmen
alınmadı mı? Sonunda Şeref Akçay da emekliliğine daha çok uzun seneler olmasına
rağmen baskı, hakaret ve mobbing ile emekliliğe zorlanmadı mı?

ABDULLAH GÜL’E GETİRİLDİ VE SİZ DE
BUNU TSK’YA İNTİKAL ETTİRDİNİZ

11.“Haberal Davası” olarak bilinen
davada, hakimlerin tazminat ödemesine karar verilince neden bir yasa ile
“Tazminat davasının ancak devlete açılabileceği” şeklinde değişiklik yaptınız?
Bu değişikliğin maksadı “Yanlış karar verenleri korumak” olabilir mi?

12.Seminer kasetlerinin 1.Ordu
plan odasından çalındığı kesindi. Hem de seminerden kısa bir süre sonra. Bu
kasetler ya size ya da zamanın başbakanı Abdullah Gül’e getirildi ve siz de
bunu TSK’ya intikal ettirdiniz. Üstelik zamanın komutanlarına “Bu ne demektir?”
diye soru da soruldu. 17/25 Aralık olayında sizlerin dinlenilmesi yasadışı,
vatan hainliği ve hükümete karşı darbe olarak tarafınızdan nitelendirilirken
siz nasıl olurda yasa dışı yolla ele geçirilmiş bu “Devlet Sırrı” niteliğinde
askeri gizlilik taşıyan kasetleri yasal görerek işlem yaptırabildiniz? Size bu
kasetleri getirenler kimlerdi? O kişileri neden soruşturmadınız? O kasetler
bugün nerededir? Yunanistan’ın elinde olduğuna ilişkin Yunan Kamuoyunda
açıklamalar yapılmış olduğunu duymadınız mı?

13.Mehmet Baransu size
“Kasımpaşalı” diyerek kendi aklınca hakaret ederken neden sesinizi
çıkarmadınız? Aranızdaki ilişki nedir?

14.Ses kasetleri veya onların mp3
halleri sizlere verilmişken soruşturma savcılarına yanıt olarak verilen “Balyoz
Davası ile ilgili Başbakanlıkta hiç bir kanıt yok” ifadesinden ne anlamamız
gerekiyor?

“GÜLEN, SAHTEKARLIĞI YAPANLARIN
AKP’LİLER OLDUĞUNU İMA EDİYOR”

15. 14 Kasım 2013 günü Cemaat
hükümet çatışmasında önemli bir gündü. Fethullah Gülen ilk kez o gün kendi
sitesinde askerlerin yargılandığı davalarda “AKP sanki bu davalarda baskıyı
Cemaatin elemanları yapıyormuş gibi askerlere fısıldıyor” diyerek, “Bana
dokunan bir yanı vardı, yaşlı başlı adamlar (yargılanan emekli paşalar) böyle
orada hesap verince ciğerim yanıyor benim. Elimde bir imkân olsa ben onların
hepsine serbestsiniz derim.” diyor. 29 Kasım günü açıklamalarına devam ederek
“CD’ler oluşturup chiplere bir şeyler yükleyen mümin değildir” diyerek Balyoz,
Ergenekon ve Odatv gibi davalara gönderme yapıyordu. Burada Gülen sahtekarlığı
yapanların AKP’liler olduğunu ima ediyor. Tarafınızdan bu konuda neden hiç bir
açıklama yayınlanmadı?

16. 28 Kasım 2013 günü Mehmet
Baransu, Ağustos 2004 ayında yapılan MGK toplantısında alınan hükümete tavsiye
kararında yer alan Fethullah Gülen ve Cemaati hakkında alınacak tedbirleri
kapsayan bir belge yayınladı. Altında siz dahil 6 bakanın ve ben dahil 5
askerin imzası vardı. Siz ve bakanlarınız bir hafta süreyle televizyon
kanallarına çıkarak bu karar hakkında işlem yapmadığınızı böbürlene böbürlene
anlattınız. Bir veya iki hafta sonra 17/25 Aralık olayı oldu. Gülen Cemaatini
yerin dibine soktunuz. O belgede ismi geçen ve bugün yaşananları hazırlayan
“Gülenistler” için o belgedeki tavsiyeleri yapmayan sizler değil miydiniz? O halde
aldatılmadınız, size her şey tüm açıklığı ile sorumlularca anlatıldı. Lütfen
şimdi halkın aklıyla alay etmeyin ve onları aldatmaya çalışmayınız.

17.Harp Akademilerinde yaptığınız
konuşmada kullandığınız “Aldatıldım” sözü 17/25 Aralık olayı için kullandığınız
bir ifadedir. Balyoz davası için de aldatıldığınızı ileri sürüyorsanız o zaman
o kumpası tezgahlamış olanlar ile müştereken hareket ettiğinizi de kabul
ediyorsunuz demektir. Bu halde de aldatılmış olamazsınız. Bilinçli politika
tercihiniz kumpas yönünde olmuş sayılmalı değil midir? Bu konuda ne
diyeceksiniz?

18. Hükümetin başı olarak her
türlü alanda yapılan yürütme odaklı hatalardan siz sorumlusunuz. Mesela,
“Polisi onlara teslim ettik” diyen sizin milletvekilinizdir. Yargının, Gülenci
hakim ve savcılar ile doldurulmasından siz sorumlusunuz. Gülencileri kastederek
“Ne istediler de vermedik” diyen de sizsiniz? Bu kadrolaşmadan haberinizin
olmadığını mı söylüyorsunuz?

19.Bir zamanlar AK Parti üyesi ve
Başbakan yardımcısı olan Dengir Mir Mehmet Fırat tarafından yapılan bazı
açıklamalar aşağıdadır:

“(Partimizi kapattırmaya
uğraşanlar Ö.Ö.)Askerlerdi; ama bugünkü bir bakanımız tarafından bize
iletilmişti. Bunu Başbakan’a götürdüm. “Böyle saçmalık mı olur? Bizi niye
kapatsınlar?” dedi. Aynı kararlılıkla devam ettik; ama çok kısa süre sonra
kapatma davası geldi. Kuyruğu zor kurtardık! Bir mücadele gerekiyordu ve bunu
hukuk içinde yapabilmek pek mümkün değildi. Çünkü karşınızdaki, hukuki bir
yapılanma değildi. Bir altyapı hazırlanmaya başladı.

*Nasıl bir altyapı?

Polis istihbarat biriminin
güçlendirilmesi… MİT o gün askerin denetimi altındaydı. Sivil iktidarla hiçbir
ilişkisi yoktu. Emniyet içinde bir istihbarat örgütünün hem hukuken, hem
personel olarak güçlendirilmesi hedeflendi. O mekanizmanın aynı ideolojiyi,
aynı inancı paylaşan insanlardan oluşmasının doğru olmadığı kanısındaydım.
Sayın Başbakan’a, bunun yarın komplikasyonlar yaratacağını söylediğimde,
“Kıblemizin aynı olduğu insanlardan bize zarar gelmez” demişti. O gün destek
verilen kişilerle, bugün düşmanlık seviyesinde, hukuk dışı bir mücadele içine
giriliyor. Bu insanları atayan, Başbakan’ın ifade ettiği gibi, Pennsylvania
değil! Üçlü kararnameyle yapılan o atamalarda İçişleri Bakanı, Başbakan ve
Cumhurbaşkanı’nın imzaları var.

Artı, Ceza Kanunu’nda yapılan
değişikliklerle, bilinçli olarak, hukukun dışında teknik takip, ortam dinlemesi
gibi imkânlar verilmiştir. Buna da karşı çıktım. Topluma ve bize zarar
vereceğini söyledim. Ama dinletemedim. Türkiye öyle bir hal aldı ki, sokaktaki
ayakkabı boyacısı bile devletin kendisini dinlediği korkusuna kapıldı. Büyük
Birader’in (Big Brother) sizi dinlediği korkusu var ise o korku yeter!

*Büyük Birader’den kastınız,
Hizmet Hareketi mi?

İkisi de masum değil aslında.
Cemaat’e mensup polisler, Emniyet’in önemli birimlerinde bir hâkimiyet
sağladılar, bu doğru. Ama oraya yerleştiren, üçlü kararname; Pennsylvania
değil. Kanunlar da Pennsylvania’da değil, Meclis’te çıkarılır. Çünkü orada hukukun
ihlal edilerek, denetlenemeyecek yetkilerin verilmesi, Meclis’ten geçti. Belki
ben de oy vermişimdir, bilmiyorum! Ama o zaman bunun yanlış olduğunu ifade
ettim.”

Eski bir Başbakan Yardımcısının
yaptığı bu kısa açıklama (tarafınızdan tekzip edilmemiştir), kumpasın neden
hazırlandığını, kimlerle ve nasıl işbirliği yapıldığını açıkça ortaya
koymaktadır. Hala aldatıldığınızı mı iddia ediyorsunuz?

“ERGENEKON, BALYOZ, KAFES VS. GİBİ
DAVALAR DUYURULURKEN HEP YURT DIŞINDAYDINIZ”

20.Çakma Balyoz davasını orduyu
tasfiye etmek ve istediğiniz subayları kilit yerlere getirmek için
kullanmadınız mı?

21.Neden Ergenekon, Balyoz, Kafes
vs. gibi davalar ilk kez kamuoyuna duyurulurken hep yurt dışındaydınız?

22.TSK’ye komplo kurulduğunu 17/25
aralık olayından önce değil, sonra açıkladınız. Herhalde bu kumpası o bir
haftalık dönemde öğrenmediniz. Neden öğrendiklerinizi çok daha önceki
öğrendiğiniz tarihte açıklamadınız?

23.Bizler Balyoz kanıtları sahte
dedikçe yakınınızda görev yapan bakanlarınız “Balyoz bir darbedir” diye
açıklamalar yaptılar (Hüseyin Çelik ve kimi diğerleri hala bu fikirlerinde
ısrar ediyorlar). Onları, işinize böylesi uygun geldiği için mi susturmadınız?

24.Bir dava sahte kanıtlara
dayanıyorsa, fiilin kendisi de sahtedir. Bu davanın sizin desteğiniz olmadan
açılması mümkün olabilir mi? Siz bu davayı ilk kez gazeteden öğrendiğinizi mi
iddia ediyorsunuz?

25.Sizin gibi düşünen, dini
inançlarını ve kişisel yararlarını anayasal yükümlülükleri önüne geçiren
komutan ve generaller demokrasi kahramanı, diğerleri vatan haini midir?

26.Sizin 17/25 Aralık döneminde
medyaya yansıyan tapelerinizin, bütün dünyanın kahkahalar ile güldüğü bir
montaj ve dublaj olduğuna gerçekten inanıyorsanız, Balyoz davasında böyle
sahtekârlıklar yapılabileceğine neden inanamadınız?

27.19 Haziran 2014 günü tahliye
olduğumuzdan bir kaç gün sonra “beklemiyoruz ama teşekkür bile etmediler”
dediniz. Madem ki aldatıldım diyorsunuz bizim size teşekkür etmemiz mi yoksa
sizin bizden özür dilemeniz mi gerekiyordu?

28.2008 yılından bu yana geçen
süreçte açılan davalarda AKP-Cemaat ortaklığının sonucu olarak kaybettiğimiz
arkadaşlarımız var. Onların ölümünden kendinizi vicdanen sorumlu görmüyor
musunuz?

29.Dünya siyaset tarihinde, kendi
öz silahlı kuvvetlerine hukuki kumpas kuran ilk hükümetin hangi ülkede olduğunu
biliyor musunuz?

30.Fethullah Gülen Cemaati ile
Orduyu itibarsızlaştırmak ve etkisizleştirmek için amaç ve iş birliği yaptınız
mı? Bu ortaklığı kabul ettiğinizde Nuh Mete Yüksel’in 1998 yılında yazdığı
iddianame ortada dururken (Fetullah Gülen Terör Örgütü ifadesi ilk kez o
iddianame içerisinde kullanılmıştır), Fetullah Gülen’in nasıl bir kişiliği
olduğunu bilmiyor muydunuz? Bilmiyorsanız neden ortaklığı kabul ettiniz?

31.Siz ve bakanlarınız Yüksek
Askeri Şura’da, çoğunluğu FGTÖ’ne bağlılık duyan TSK’dan atılacak kişilerle
ilgili yasal “İhraç” kararlarına şerh koydunuz. Ama 17/25 Aralık sonrası
“Paralel Yapıcı” dediğiniz binleri aşan sayıda polis ve yargı personelini gözyaşlarına
bakmadan tasfiye etmediniz mi? O halde kurumların kendilerini koruma refleksini
kırmaya çalışmanızın büyük bir hata olduğunu kabul ediyor musunuz?

Sorularım şimdilik bu kadar. 

Balyoz’u kimin indirdiğini siz
dahil hepimiz biliyoruz. 

Biz şimdi balyozun sapını kimlerin
tuttuğunu kamuoyuna açıklamaya çalışıyoruz. Umarım sayın Cumhuriyet Savcısı
iddianameyi yazar ve kumpası hazırlayanlar ile ilgili dava şüpheli durumundaki
kimselerin tümü yurtdışına kaçmadan bir an önce açılır. Kamuoyu, esas sorularımızı
o zaman öğrenecektir. Siz de “Orduya Kumpas kurdular” açıklamanızın
ardındaysanız bu konuda yapıcı bir rol üstlenirsiniz…

Saygılarımla,




































































































































































































































































































Özden Örnek Ora (E)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir