15 Temmuz
Amerikancı- FETÖ’cü darbe girişiminin ardından AKP iktidarı tarafından TSK’nın
tümü darbeci olarak gösterilerek “yeniden darbe girişimlerinin yaşanmaması”
bahanesi ile TSK’nın komuta yapısında ve temel niteliklerinde köklü
değişiklikler yapılmaktadır. Bu değişikliklerin bir kısmı 31 Temmuz 2016
tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan KHK ile yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.


Yapılan yeni
düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde “yeni darbe girişimlerinin
önlenmesi” amacını çok aştığı; TSK’nin tamamen etkisiz hale getirilmesini
amaçlayan uzun vadeli bir planın parçası olduğu ilk bakışta görülmektedir.


Söz konusu tedbirler15
temmuz darbe girişimine tepki olarak alınan tedbirler değildir. AKP iktidarının
emperyalizmle işbirliği içinde uzun vadeli “devleti ordusuzlaştırma” planının
gereğidir. 15 Temmuz iktidara bir fırsat ve bahane vermiştir. Gelişen olaylar
15 Temmuz darbe girişiminin asıl amacının da TSK’yı tasfiye etmek olduğunu
göstermiştir. Kumpas davalarında yarım kalan iş son bir darbe ile tamamlanmak
istenmiştir.


kanun hükmünde
kararnameler olağanüstü halin icapları kapsamını aşamaz ve olağanüstü hali
gererktiren ortamın düzeltilmesi maksadıyla çıkartılabilir. Etkileri olağanüstü
halin süresi sonunda da devam edecek kalıcı düzenlemeler KHK işle değil,
kanunla düzenlenebilir. Bu konuda 1991 tarihli anayasa mahkemesi kararları
(K.1991/1 ve K./1991/20) bağlayıcıdır.


15 Temmuz’un
orduya büyük zarar verdiği kesindir. Fakat bu tedbirler sadece TSK’ya değil,
devlete de 15 Temmuz’dan daha büyük ve kalıcı zararlar vermektedir.


“Gelişmiş
demokratik ülkelerde sivil-asker ilişkileri böyle, bizde de böyle olsun” demek
son derece yanlıştır. O ülkelerin jeopolitik konumları, tarihleri, toplumsal
siyasal ve askeri kültürleri bizden çok farklıdır.


Bu denli köklü
tedbirlerin darbe girişiminden 15 gün geçmeden acele ile yürürlüğe sokulması
bunların darbecilere duyulan öfkenin etkisi altına ve ileride nelere mal
olacağı düşünülmeden alındığını göstermektedir. Bu tedbirlerin her biri
uzmanlarınca ayrıntılı incelenmeli, fayda ve sakıncaları iyice düşünülmeli,
kamuoyunda ve TBMM’de tartışılmalı, ondan sonra karar verilmelidir. Devlet, duygularının
etkisi altında tepkisel kararlar vermez, akla, bilime, uzmanlığa dayalı karar
verir.


Devletin temel
yapısında ve işleyişinde uzun süreli etkiler yapacak söz konusu değişikliklerin
kamuoyunda tartışmadan, yangından mal kaçırır gibi, OHAL kararından
yararlanarak çıkartılması demokratik devlet ilkesi ile de bağdaşmaz.


Yukarıdaki her
bir tedbir için yazılacak / söylenecek çok şeyler bu yazının hacmini aşar.
Unutmayalım: Bu günün problemleri dünün çözümleridir.


Bu gün
“darbeye karşı tedbir alma” bahanesi ile TSK’ni etkisizleştirmek coğrafyamızda
bekamıza yönelik tehdit ve risklerin devam ettiği, şehitlerin gelmeye devam
ettiği bir ortamda ancak düşmanlarımızı sevindirir. Düşmanları sevindirecek bir
şey yapmak ise açıkça vatan hainliğidir.


31 Temmuz kararnamesinin
yayınlanması ile ABD Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye ziyaretinin aynı güne denk
gelmesi tesadüf olamaz. Herhalde kendisine verilen akşam yemeğinde kadehler
“Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’un önündeki en büyük engelin yok edilmesi”
şerefine kaldırılmıştır.


TSK’nın 2000
yıllık tarihinde pek çok köklü değişimler / refomlar yapılmıştır. Fakat bunlar
genellikle bir savaş kaybedildikten sonra orduyu güçlendirmek için olmuştur. Bu
kez yapılan reform değil, doğrudan ordunun tasfiye edilmesidir. Ordusuz kalmanın
ne demek olduğunun dünya tarihinde çok acı örnekleri mevcuttur. Türk milleti
ise hiçbir zaman ordusuz kalmamış, Mondros Mütarekesinden sonra bile halk
Kuva-yı Milliye örgütlerini kurarak ordulaşmıştır.


Yapılan
değişikliklerin en önemli sakıncası orduya siyasetin sokulmasıdır. Harp
tarihini biraz okuyanlar, siyaset girmiş orduların hezimetlerini bilirler.
Balkan Savaşı’ndaki Osmanlı Ordusunun durumu ve Kurtuluş Savaşımızda
karşımızdaki Yunan Ordusunun durumu buna çarpıcı örneklerdir.


Alınan
tedbirler, barış zamanında ordunun sivil kontrol altına alınması gibi tek yönlü
bir bakış açısından ele alınmıştır. Oysa silahlı kuvvetlerin varlık sebebi ve
asli görevi savaşmaktır. Bu tedbirler barışta siyasileri tatmin etse bile,
savaşın sevk ve idaresinde büyük problemler doğuracak niteliktedir.


Genelkurmay
Başkanlığı’na bağlı olan Kuvvet Komutanlıkları Milli Savunma Bakanı’na
bağlanarak Genelkurmay Başkanı ve karargahı işlevsiz hale getirilmiş, komuta 44
yıllık asker olan Genelkurmay Başkanından alınıp bir matematik öğretmeni olan
Milli savunma Bakanı’na verilmiştir. Oysa yürürlükteki anayasaya göre
Genelkurmay Başkanı silahlı kuvvetlerin (kara, deniz, hava kuvvetleri ve
jandarma) komutanıdır(md: 117).yine anayasaya göre Genelkurmay Başkanı
görevlerinden dolayı Cumhurbaşkanı’na değil, başbakan’a karşı sorumludur. Bu
bakımdan 31 Temmuz tarihli KHK anayasaya açıkça aykırıdır. Anayasa
değiştirilmeden böyle bir düzenleme yapılamaz. KHK’ye göre anayasa değiştirmek
ise hukuktan hiç anlamamaktır.


Yapılan
düzenlemelerin 15 Temmuz olayından sonra darbelere son vermek maksadıyla
yapıldığı söylenmektedir. Hukuk devletinin yapması gereken, içine teröristler
giren kurumları kapatmak değil, suçluları adalet önüne çıkartmaktır. Devlet
kurumlarına terör örgütünün yerleştirilmesini önleyemeyip o kurumları kapatmak,
beceriksiz yöneticilerin yapabileceği bir şeydir. Örgüt mensupları yalnız
silahlı kuvvetlere değil; Anayasa mahkemesi (AYM), Adalet, İçişileri, Milli
Eğitim, Sağlık Bakanlıkları, hatta TFF’ye sızmışlardır. Aynı mantık uygulanırsa
bu kurumların da kapatılması ve bunlara personel yetiştiren okulların da (hukuk
fakülteleri, tıp fakülteleri, eğitim fakülteleri….) kapatılması gerekirdi.
Sadece bu bile, maksadın devleti terör örgütü mensuplarından temizlemek değil,
Silahlı Kuvvetleri tasfiye etmek olduğunu göstermektedir.


Harp
okullarında büyük gayret ve özveri ile 4 yıl okuyan ve bir ay sonra subay
çıkmayı hak etmiş çocuklarımızın hakları bütüncül bir yaklaşımla ellerinden
alınmıştır. Bu durum ceza hukukunun “cezaların şahsiliği” ilkesine aykırıdır.


Genelkurmay
Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanı’na bağlanması ise başkanlık sisteminin ön
adımıdır.


31 Temmuz
kararnamesi 2000 yıllık TSK’nin sonudur. Ordusuz devlet olamayacağına göre aynı
zamanda Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Türkiye cumhuriyeti devletinin de
sonudur. TSK bütünüyle ve kurumsal olarak laik, demokratik cumhuriyeti
benimsemiştir. Orduya katılanlar cumhuriyete bağlı kalacaklarına ant içerler.
TSK’nın tasfiyesi laik devlete karşı olanların yıllardır istedikleri bir
şeydir.


Emperyalizme
ilk ve en büyük tokat bundan 94 yıl önce 30 Ağustos 1922’de Türk ordusu
tarafından vurulmuştur. Bu düzenlemelerle emperyalizm ve yerli işbirlikçileri
94 yıl sonra Türk ordusundan intikam almaktadırlar. Bu suretle ABD’nin
bölgedeki planlarının önündeki en büyük engel kaldırılmış olmaktadır. Her
fırsatta kendisinin “başkomutan” olduğunu iddia ede şahıs, komutanlığın
gereğini yaparak ordusuna sahip çıkmamaktadır. Bu şahıs şimdi BOP eşbaşkanlığı
ile başkomutanlık’tan birisini tercih etmek zorundadır


Ne yapmalı?


1. Genelkurmay başkanlığı yapılan düzenlemelerin sakıncalarını ayrıntılı
etütlerle siyasilere iletmeli ve kamuoyu ile paylaşmalıdır.


2. Buna rağmen hatalar düzeltilmediği takdirde bu tarihi vebale ortak
olmamak için Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları istifa etmelidir.


3. Yapılan düzenlemelerle hakları ihlal edilenler (harp okulu, askeri lise
öğrencileri gibi) yargı yoluna (AYM’ye) başvurmalıdır.


4. 15 Temmuz bahane edilerek TSK’nın tümü haksız ve yanlış biçimde darbeci
olarak gösterilmek istenmekte; bu propagandanın bir parçası olarak kışla
nizamiyeleri çöp araçları ile tıkanmaktadır. TSK’yı rencide eden bu duruma
başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere, nizamiyesi tıkanan kışla komutanları,
tüm yetkililer ve halkımız eylemli olarak karşı çıkmalıdır.


5. Bu sadece TSK’yı ilgilendiren bir konu değildir. Başta siyasi partiler,
STK lar, üniversiteler, yurduna cumhuriyete bağlı her vatandaş 31 temmuz karşı devrimine karşı en
etkili ve kitlesel şekilde demokratik tepkisini göstermelidir.


6. Muhalefet partileri tarafından, asıl başkomutan olan TBMM’de “meclis
araştırması”, “meclis soruşturması”, gerekirse “gensoru” gibi denetim yolları
işletilmelidir.


7. Getirilen düzenlemelerle ilgili uzmanlar tarafından, yapılanların yanlışlığı
hakkında bilime ve deneyimlerine dayalı olarak sözlü ve yazılı biçimde
ilgililer ve kamuoyu aydınlatmalıdır.


8. Kamuoyunun demokratik baskıları sonucunda 31 Temmuz kararnamesi geri
aldırılmalıdır


Görev
hepimizindir.


CİHANGİR
DUMANLI (1951—-)


Cihangir
DUMANLI; 1951 yılında Erzurum’ da doğdu. 1972 yılında Kara Harp Okulu’ndan
Topçu Subayı olarak mezun olarak, 1979 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk
Fakültesini, 1983 yılında Kara Harp Akademisini ve 1987 yılında Silahlı
Kuvvetler Akademisini bitirdi.


1996 yılında
A.B.D. Milli Savunma Üniversitesinde Ulusal Güvenlik Stratejisi konusunda, 1998
yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde Uluslararası
İlişkiler konusunda yüksek lisans yaparak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli
kademelerinde 31 yıl fiili hizmetten sonra 2003 yılında Tuğgeneral rütbesinde iken
emekliye ayrıldı.


1 Ocak 2004′
ten itibaren Yükseköğretim Denetleme Kurulu üyeliğine seçilen Cihangir
DUMANLI’nın çeşitli dergilerde ulusal güvenlik stratejileri konularında pek çok
makaleleri yayınlanmıştır.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet