Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Dr. Yaşar KALAFAT : HALK KÜLTÜRÜNDEN BÖLGESEL
EKONOMİK-SİYASÎ GÜÇ YAPILANMASINA*


Bu çalışmada, kültürün bilhassa halk
kültürünün de stratejik bir obje olduğu, bu gücün, Kafkasya ve Anadolu
halklarında yaşadığı, uygulanacak gerçekçi kültür stratejileri ile bu gücün
harekete geçirilerek bölgesel ekonomik ve siyasî güç oluşturulabileceği
savunulmaktadır.   


Halk kültürünün bir özelliği de
emperyalizmin ona sızmasına karşı genlerinin diğer kültür kesimlerine nispeten
çok daha mukavim olmasıdır. O gücünü biraz da anonim olmasından alır. Kendisini
biteviye yenileme gücüne sahip iken, aynı zamanda onun kalelerini yıkabilmek,
onu taşıyan, yaşatan halk sayısı kadar emperyalist kültür virüsünü gerektirir.


Anadolu; Kuzey ve Güney Kafkasya,
Balkanlar, Yakın Orta Doğu halkları ile tarihî derinliği olan akrabalık
bağlarına sahiptir. Bazı bölge halkları büyük dinlere mensup olma itibariyle
doğal olarak farklılık gösterseler de, halkların bin yıl evveli itibariyle
yaşamlarında ciddi değişmeler olmuştur. Bin yıl evvelin Gregoryen Türkleri
bugün büyük ölçüde Gürcü ve Ermeni kimlikleri ile varlıklarını sürdürmektedirler.


Bununla kalınmamış, 93 Harbi (1877-1878)
ile Gürcistan’dan Anadolu’ya dindaşlarının yanına göçü tercih eden Gürcüler,
Anadolu Müslüman halkının Gürcüce konuşan kesimlerini oluşturmuşlar. Kuzey
Kafkasya’nın bir kısmı ve Güney Kafkasya’nın hemen hemen tamamında yaşayan
halkların ana dil ve mensubu bulundukları dinlere göre haritalandırmaları
denense, dil ve dinlerin fevkalade iç içe geçtikleri görülebilir.


Farklı siyasî uluslararası bloklara mensup
olunmasına ve yaşanılan farklı mensubiyetler oluşturulması arayışlarına rağmen,
bölge ülkelerinin halk kültürleri arasında ciddi ortaklıklar vardır.


Uluslararası ilişkilerde ekonomi,
teknoloji, silahlı güç gibi güçler üstünlük sağlayıcı faktörler olmakla
birlikte, kültür bütün bunlardan çok daha etkili bir stratejik objedir. Bölge
ülkeleri, kullanamadıkları bu güce sahiptirler. Bilhassa ana dil farklılığı ve
mensup olunan dinlerin değişik de olabilmelerine rağmen, halk kültürlerinde
aynılık derecesinde bir benzerlik vardır. Bu doğal bir sonuçtur. Bölge
halkları, siyasî iradelerin müdahalelerine rağmen, tarihî süreç onlara kendi
dil ve din haritalarını çizdirmiştir.


Halk kültürü, gücünü birlikte yaşanılan
halkların kültür ortaklığı arz eden genlerinden alır. Aynı coğrafyayı paylaşan
halkların birlikte yaşama hukukundan, komşu olabilme meziyetlerinden ileri
gelen öylesine oluşturulmuş, öylesine güçlü bir dokuları vardır ki, bunu ancak
etnik milliyetçilik, mikro milliyetçilik, kavmiyetçilik, ırkçılık tahrip
edebilir. Bu nokta, millî olmanın karşısında, emperyalizm ile ırkçı
milliyetçiliğin ittifak haline girdikleri noktadır.


Irkçılık merkezli milliyetçilik
anlayışında birlikte yaşanılan halkların kültürel hakları yok sayılır. Toplum
tek tipleştirilir. Kültürel farklılıklar da arz edebilen halkların bu zenginlikleri
inkâr edilir.


Halkların kültürel uyum hakları da vardır.
Yönetimlerin ülkenin millî birliğini sağlamak adına bunu yapma görevleri ve
vatandaşlarından bekleme hakları vardır. Ancak uyum ile asimilasyon farklı
farklı içerikli kavramlardır. İnkârcılığa kapıları açmak emperyalizme faaliyet
alanı oluşturur. Kültürlerini yaşayamayan halklar, bulundukları ülkelerde
emperyalizm tarafından tahrik edilirler. Keza bu tür halk kesimlerinin komşu
ülkelerdeki uzantıları da emperyalizm tarafından farklı formatta tahrik
edilirler.


Yönetimler, enerjilerini etnik
milliyetçilikle mücadeleye veya etnik milliyetçiliği teşvike yönlendirdikleri
nispette, kaynaklarını tüketirler, içeride ve dışarıda huzursuzluk yaşarlar. Bu
gelişme, millî devletlerin komşu millî devletlerle bölgesel güç olmalarını
engeller, bölge dışı güçlerin siyasî ve ekonomik, hatta askerî faaliyet
alanları haline gelir.


Dünyanın hiçbir yerinde ve tarihin hiçbir
döneminde halkı tek dil ile anlaşan ve halkının inanç hayatında tek dinin
bulunduğu devlet olmamıştır. Devletler, gerçekçi dil politikaları ile millî
kültür dillerinin ve halklarının hayatında yer alan diğer dillerin yerlerini
belirler. Bu kural, dinî hayat için de böyledir. Konuşulan bütün diller ve
yaşanılan bütün inançlar, o ülkenin millî servetlerdir.


Vatan sathında binlerce yıl evveline ait
arkeolojik veri ürünlerine hangi medeniyete ait olduğuna bakılmaksızın sahip
çıkılabilirken, ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri sahiplenilirken, o
coğrafyanın insanının kültürel kimliğini inkâr etmenin anlamı olamaz.


Komşu ülkelerde yaşayan az sayılı
halkların aralarındaki akrabalık bağlarına da saygılı davranılmalı ve
demokratik bir hak olarak görülmelidir. Komşu ülkelerin halkları arasındaki
kültürel akrabalık, bir anlamda bu ülkelerin akrabalıkları anlamına gelir.
Akrabalık bağlarının sağlamlığından güç doğarken, zayıflığından ise zafiyet
doğar.


Millî siyasî sınırlar ile resmi devlet
sınırları çok kere örtüşmeyebilirler. Sınırları kapsamında komşu ülkenin
halkının uzantısını barındıran devletler, onlara millî birliği tehdit etmeyecek
demokratik kültürel hayatlarını yaşama ortam ve imkânını vermesi halinde,
onların vatandaşlık duygularını güçlendirebilmiş olacak ve onların millî
birliği tehdit eder davranışları karşısındaki engelleyici tedbirleri alırken de
haklı konumuna girmiş olacaktır.


Milletlerin millî kültürel değerleri
vardır. Millî destanlar bunlardandır ve onları millî yapan milletlerin malı
olmalarını belirleyen özelliklerinden gelir, bunlar özeldirler. Milletlerin
bölgenin derin tarihinden gelen bir kısım halk kültürleri de vardır ki, bunlar
büyük ölçüde ortak özellik arz ederler. Millet hayatındaki her iki kültür
vasatı şüphesiz birbirinden kopuk değildir. Kültürel akrabalığı belirleyen
bağlar bunlardır. Bunların bilinmesi ve korunmaları özel millî kültürler kadar
önemlidir. Halk kültürünün millî olmasının yanı sıra, halklar arası olma gibi
bir özelliği de vardır.


Devletlerin millî birliklerini sağlama
hakları ile halkların kültürel hayatlarını yaşayabilme halkları arasında
kurulacak dengenin güçlülüğü nispetinde, emperyalizmin bölge ülkelerinin
bölgesel ekonomik ve siyasî güç olmaları engellemesi o nispette başarısız olur.


Ortak halk kültürlerini, halklardan sadece
birisi adına resmi politika olarak benimseyip uygulamaya koymak, o kültürlerin
gerçek sahibini bulma adına o kültürleri parçalayıp yok etmek anlamına gelir.


Millî sosyal bünye kapsamında, az sayılı
çok miktarda farklı halklarla birlikte yaşayabilmek, millî devletlere farklı
projeler, değişik stratejiler uygulama imkânı verir. Komşu ülkedeki soydaş
toplumdan hareketle yayılmacı bir politika izlenebilir. Bize göre bu
emperyalizmin bölge halklarını zayıf düşürme arayışına ortam hazırlar. Ulus
devleti, halkını tek tipleştirme adına bu halkları asimile etmeye
yönlendirebilir. Bu arayış ve uygulamanın da bize göre doğuracağı akıbet
aynıdır.


Bize göre, bölgesel ekonomik ve siyasî güç
oluşturma adına izlenecek emperyalizm karşıtı stratejide, bu tür halkları komşu
ülkeler arası ilişkilerde kültürel köprü olarak istihdam edebilmektir.


Bu itibarla, komşu ülkelerin
üniversitelerindeki ilgili bölüm ve araştırma merkezlerinde, kültürel etkinlik
amaçlı derneklerde ve uluslararası kültür şölenlerinde, öğrenci ve akademisyen
mübadelesinde bu hassasiyetler gözetilebilmelidir. Keza tarihi anlaşmalarla
komşu ülke sınırları kapsamındaki belirli bölgelerin demografik yapısına dair
kayıt altına alınmış, yöre halkının dil ve dini ile yaşayabilme hakkına saygılı
davranılmalı, ilgili anlaşmalara riayet edilebilmelidir.


Bölge ülkelerinin, ortak kültürlerinin,
bölgesel siyasî ve ekonomik güç oluşturma adına sahip çıkılması tarzındaki
antiemperyalist kültür stratejileri, bölgenin ilgili tüm ülkeleri tarafından
benimsenebildiği sürece bir anlam ifade eder.


Oluşturulacak bu sosyokültürel taban,
doğal olarak bölgesel ekonomik ve bölgesel siyasî bir gücü doğuracağı için,
bölge dışı emperyalizmin hedefi olacaktır.


Sonuç olarak, ekonomik ve siyasî bölgesel
güç oluşturabilmek için, bu amaçla sosyokültürel bir taban oluşturmak da
gerekir. Güney Kafkasya ülkeleri ile öncelikli olmak üzere, Türkiye’nin bu
potansiyeli vardır. Bu maksatla, ilgili ülkeler arasında halkların halk
kültürleri konusunda bazı demokratik adımların atılması başlangıç için
yetebilecektir.


* Bu çalışma, “I.
Uluslararası Karadeniz Dergi Sosyal Bilimler Sempozyumu (09-11 Şubat 2018,
Tiflis-Gürcistan)
” için bildiri olarak hazırlanmıştır. [Yaşar
Kalafat, “Güç Olmak İçin Sosyo Kültürel Taban Şart-Halk Kültüründen Bölgesel
Güç Yapılanmasına”, Turquie
Diplomatique
, Sayı: 113 (04 Eylül 2018, İstanbul), s. 2].


** Dr., Halk Bilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji
Merkezi, yasarkalafat@gmail.com,
www.yasarkalafat.info


Dr. Yaşar KALAFAT


E-posta: yasarkalafat@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış