Nihat Ali Özcan : Korona sürprizi ve ‘tıbbi
istihbarat’


E-POSTA : naozcan@milliyet.com.tr





14 Nisan 2020


Koronavirüs salgını tüm dünyada taşları
yerinden oynattı. Ekonomiden sosyal hayata, ticaretten güvenliğe, sağlıktan
eğitime her alanda beklenmedik sonuçlar doğurdu, doğurmaya da devam ediyor.
Salgının nerede duracağını ve ne gibi sonuçlar doğuracağını da tam olarak
kestiremiyoruz.


Haliyle, yaşanan olumsuzluklar
devletlerin, sistemlerin, kurumların sorgulanmasına, liderlerin yeteneklerinin
ve iş yapma kapasitelerinin açığa çıkmasına yol açmış oldu. Oysa gelişmiş
devletlerin, akıllı şirketlerin tarihsel tecrübeleri böylesine önemli ve “sürpriz”
gelişmelerin olabileceğini varsayar. Bu nedenle de karar alıcıları erkenden
ikaz edip büyük hatalar yapmasını önleyecek çok sayıda kurum kurar, personel
çalıştırır. Bu noktada ilk akla gelen elbette ülkelerin/şirketlerin istihbarat
örgütleridir.


Bu günlerde gündemde pek fazla yer almasa
da bir süre sonra istihbarat örgütlerinin de tartışmaların merkezinde olacağı
açık. Başka bir ifadeyle, istihbarat kurumlarının karar alıcıları korona
salgınının neden olduğu “stratejik sürprizden” koruyup koruyamadıkları
tartışılacaktır. Nitekim bu tartışmanın ilk işaret fişeğinin ABD’de atıldığını
görüyoruz. Bazı yazarlar, ABD’nin korona salgınında gösterdiği kötü
performansta istihbaratın rolünün büyük olduğunu ileri sürmekteler. Öyle ki
bunun tıpkı Pearl Harbor veya 11 Eylül saldırısı gibi “stratejik fiyasko”
olduğunda ısrarcılar. Bazıları ise, istihbaratın işini zamanında yaptığını,
ancak karar alıcıların bunu dikkate almadığını ileri sürmekteler.


Nitekim bazı tartışmacılar ABD askeri
istihbaratının kuruluşunda bulunan “tıbbi istihbarat” bölümünün Kasım 2019’da
Çin’de başlayan salgına odaklanarak ihtiyaç duyduğu verileri topladığını ifade
etmekteler. Veriler, sahadaki elemanlar, uydu, siber alan, sosyal medya, açık
kaynaklar ve telefon, telsiz dinlemelerinden toplanmış ve analiz edilerek doğru
istihbaratın üretildiğini söylemekteler. Ardından da bu istihbaratın Savunma
Bakanlığı ve Beyaz Saray’a iletildiği ifade edilmekte. Ancak salgın yönetilmez
hale gelip, işler sarpa sarınca, Savunma Bakanı böyle bir “bilgiden” haberinin
olmadığını ileri sürerek “inkâr” yoluna sapmış görünüyor. Ocak 2020’den
itibaren ise sisteme giren koranavirüs “istihbaratı” yönetim tarafından
reddedilmiyor.


ABD’de “tıbbi istihbarat”ın temellerinin
1941’de atıldığını biliyoruz. Söz konusu birim çeşitli değişikliklerden geçerek
bugünkü gelişmiş şeklini almış. Halen hem askeri istihbaratın hem de CIA’nin
bünyesinde “tıbbi istihbarat” bölümleri mevcut. Bu birimlerde, virüsolog,
epidemiyolog, toksikolog, eczacı, tıp doktorları, askeri doktorlar, veteriner
ve diğer uzmanlar görev yapmaktalar. Kuruluş disiplinler arası yaklaşımla
sadece harekât alanında değil, tüm dünyada salgınlar, virüs, zehirli maddelerle
ilgilenmektedir. Veri toplamakta, bunları analiz ederek tıbbi istihbarat
üretmekte ve karar alıcılara sunmakta. Şüphesiz faaliyetler tıbbi teknoloji ve
ülkelerin, liderlerin sağlık verilerine ulaşmayı ve analiz etmeyi de
içermektedir.


Korona, tüm alanlarda olduğu gibi, öğrenen
örgüt olmaya niyetli istihbarat teşkilatlarının dünyasında da bir dizi değişikliğe
neden olacak. Haliyle, önümüzdeki dönemde her ülkenin istihbarat örgütü kendi
çapında “tıbbi istihbarat” bölümü kurmak, tıbbi bilgileri, verileri, yöntem ve
araçları yeni bir gözle ele alacak demektir.