DERİN DEVLET & İSTİHBARAT SERVİSLERİ & İSTİHBARAT KONULARI & MİT VE TEŞKİLAT-I MAHSUSA

Teşkilât-ı
Mahsusa gerçeği

Mehmet Bilgin yazdı…

Teşkilât-ı Mahsûsa, bugünkü
dünyamızı şekillendiren 1. Büyük Savaşın başlangıcında bir kaç aya sığan çok
kısa bir faaliyet dönemine rağmen çok etkili olmuş, faaliyet gösterdiği
coğrafyalardaki etkilerini, kapanışından bir asır sonra bile görebileceğimiz bir
kurumdur. Bunun nedeni de Teşkilâtın ve mensubu olan kişilerin ruh yapısı ve
teşkilatın faaliyet gösterdiği çok kısa bir dönemde sergilediği iradedir. Buna
rağmen günümüzde çok az bilinmektedir.

Teşkilât-ı Mahsusa (Özel
Teşkilat/İstihbarat Örgütü) konusunda mevcut yayınlar incelendiğinde, ya az
bilindiğini ya da bilinenlerin çoğunun yanlış olduğunu görürüz. Doğru olanların
çoğu da yanlış yere yerleştirilmiş olduğu için, yapılan değerlendirmelerin gerçekçi
olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunu söylemek için de allâme-i küll-i
ukalâ olmaya gerek olmadığı, azıcık bile olsa dürüst ve vicdanlı olmanın
yeterli olduğu kanaatindeyiz. Bu acı gerçeğe ilave etmemiz gereken son şey,
konu etrafında 104 yıl sonra bile yoğun bir ilginin mevcut bulunduğudur.

Konu üzerinde araştırma yapanların
eserlerindeki Teşkilât-ı Mahsusa yaklaşımlarını kabaca üç gurupta
sınıflayabiliriz. Bunlar arasında önceliğini, Teşkilâtı ve sahip olduğu iradeyi
mahkûm etmek amacıyla basma kalıp suçlamalarda bulunanlara veriyoruz. Bunlar
özetle Teşkilât-ı Mahsusa’yı siyasi cinayetler işleyen, çeteci faaliyetler
sergileyen, Ermeni ‘soykırımı’nı gerçekleştirmiş bir örgüt olarak sunar ya da
bugünkü tartışmalarının odağındaki durumların tarihi başlangıcını Teşkilât-ı
Mahsusa’dan başlatarak, bu vasıfların geleneksel bir tutum olduğu algısını
yaratırlar.(1)

Bu çizgide gidenlerin en eski ve
en somut belgesi, işgalci İngilizlerin hazırlattığı ve Divan-i Harbi Örfi, ya
da Nemrut Mustafa Divanı(2) denilen, sahnede okunan iddianamedir. Özetlersek
eserleri bu iddianameyi yazdıran iradeye hizmet eder. Fakat bu yargılamalarda
Teşkilât-ı Mahsusa beraat etmiş, yargılamalardan savaş suçlusu yaratamayan
İngilizler istediği sonucu almak için(3) sanıkları Malta’ya götürmek zorunda
kalmıştı.

EN BÜYÜK SUÇLAMA

Teşkilât-ı Mahsusa’ya yöneltilen
en büyük suçlama, Ermeni soykırımını organize edip uygulamaktır. Ermeni
iddialarını ülkemizde gündemde tutan bilimsel unvanlara sahip ve Türk kimliği
taşıyan kişiler, Divan-i Harb-i Örfi iddianamelerindeki Teşkilât-ı Mahsusa’nın
hapisten katilleri çıkartıp diğer gönüllüler ile birlikte Ermeni soykırımı
yaptığı şeklindeki iddiaları ve eğitmenleri olan Ermeni Prof. Vahakn N.
Dadrian’ın senaryolarını(4) tekrarlamanın ötesinde bir şey yapamadılar.

İkinci grup, teşkilâtı
oluşturanları maceracı ve faaliyetlerini de macera filmi şeklinde sunanlardır.
Bunlara; bilgi ve belgeleri çarpıtıp, Teşkilât hakkında yanlış kanaat
oluşturanlar da diyebiliriz. Abartılarla süslü metinlerin ortak özelliği,
Teşkilât konusunda irade ve ruhtan yoksun, sadece maceraperest silahşorlerin
kurup, başkanlığını yaptığı, bir yapı algısı yaratmaya çalışmalarıdır.(5)

Üçüncü grupta yer alanlar ise
Teşkilât-ı Mahsusa’yı; sıradan, önemli bir özelliği olmayan, maceraperestlerden
oluşmuş bir örgüt durumunda göstermeye çalışırlar. İlginç olan bunun başını
çekenlerin Teşkilât-ı Mahsusa hakkında Genelkurmay ATASE Arşivi’nde Teşkilât-ı
Mahsusa’ya ait tüm belgeleri, inceleyerek araştırma yapma imkânına sahip olmuş
kişiler olmasıdır. Bu durumu, kişilerin tarihçi olarak yetersizlikleri ile
açıklamak mümkün. Garabet olan Teşkilât-ı Mahsusa’nın çok kısa bir sürede,
adeta kurulur kurulmaz, bir kaç kıtada operasyonel faaliyetler yürütmüş ve
etkili olmuş bir örgüt olduğunun tüm belgelerini görüp bilmelerine rağmen,
satır aralarına “macera”, “maceracı kişiler” kelimelerini sıkıştırarak bunu
yapmalarıdır.(6)

HAKSIZ İTHAMLAR

Bütün bu değerlendirmelerin,
topraklarının büyük bir kısmı elinden alınarak dişleri çekilmiş Osmanlı
İmparatorluğunu, parçalayarak yok etmek üzere 1. Dünya Savaşı arenasında
aralarına alan emperyalist devletlerle; başa baş mücadele vermiş ruha ve
iradeye karşı amansız düşmanlığın ürünü olduğunu düşünüyoruz. Bu irade ve ruha
amansız düşmanlık, günümüzde dini kamuflaj motifi olarak kullanıp ülkemizin
sırtına derin bir hançer saplayan yapılanmalardan, intikamcı, mikro milliyetçi,
liberal, sol-marksist, hatta hümanist iddiasını taşıyan dış destekli tüm
yapıların ideolojik temeline yerleştirilmiş olarak mevcuttur.

Teşkilât-ı Mahsusa’ya bakışlardaki
sakatlıklara değindikten sonra yapılması gereken, Teşkilât-ı Mahsusa’nın ne
olduğu, kimler tarafından niçin kurulduğu ve neyi amaçladığı gerçeği ile hiç
bir çekince duymadan yüzleşmektir. Çünkü bugünkü şartlar ile o günkü şartlar
aynıdır. En yetkili ağızlardan ifade edildiği gibi devlet olarak bir beka
sorunumuz var ve harp halindeyiz.

Birinci Dünya Savaşı
seferberliğinin ilân edildiği, Almanlarla gizli ittifak anlaşmasının
imzalandığı 2 Ağustos 1914 gününün gecesi, İttihat ve Terakki Merkez-i Umumisi
toplantısında bazı kararlar alınmıştı.(7) O günlerde Genelkurmay İstihbarat
Dairesi’nde Müdür Yardımcısı olan Binbaşı Kâzım (Karabekir); “Seferberliğin
ilân ve Millet Meclisi’nin tatil edildiği gün, merkez-i umumi de Enver ile Talat’ın
arzu ve muvaffakıyetleriyle bir içtima yapılarak, ordularımızın düşman
memleketlerindeki hareketlerini kolaylaştırmak için teşkilâta başlamaya karar
verdiler. Bu teşkilâtın adına da ‘Teşkilât-ı Mahsusa’ dediler” diye anlatır.
(8) Alınan kararlar kısa bir sürede gerçekleşirken Teşkilât-ı Mahsusa’nın
yapısı da şekillenmişti. Birbirini destekleyen bu iki yakın kaynak Teşkilât-ı
Mahsusa’nın kuruluş tarihi ile ilgili tereddüde mahal vermez.

Özel teşkilat anlamına gelen
Teşkilât-ı Mahsusa ismi, daha önce başka görevler için özel olarak oluşturulmuş
organizasyonlara verilmiştir. Hatta bu özel yapıların içinde yer alan bazı kişi
ya da bölümler, son Teşkilât-ı Mahsusa’nın da içinde yer almıştır. Fakat
kuruluş amacı, yapısı, yönetimi ve operasyonları esas alındığında tarihe
damgasını vurmuş ve kuruluş kararı, 2 Ağustos 1914 akşamı yapılan toplantıda
alınmış olan Teşklât-ı Mahsusa, bir çok özelliği ile farklıdır.

SEFERBERLİKLE KURULDU

Teşkilât-ı Mahsusa’nın kuruluşu
hakkında Meclis, Bakanlar Kurulu Kararı ya da Padişahın onayı gibi formalite
yazışmalar ya da tescil belgesi, kuruluş emri vs. arayanlar için; Teşkilât-ı
Mahsûsa’nın kuruluşunun seferberlik kararı kapsamında olduğunu belirtebiliriz.
Takip eden günlerde de bazı kısmi operasyonlar için Alman istihbaratıyla da
işbirliğine gidilmiştir. Bu işbirliğinin operasyonlar bazında ve bir
teslimiyetle değil, bazen yan yana ama Türk tarafının kontrolünde olduğunu,
görmek isteyenlerin görmesini sağlayacak sayısız veri vardır.

Konuya gerçek bilgilere dayanan
tespitler yaparak devam edersek, Teşkilât-ı Mahsusa idari şekil itibarı ile
Harbiye Nezaretine bağlı bir askeri daire idi. Fakat görevi sadece askeri
kapsamda değildi. Doğal olarak askeri kapsama girmeyen görevleri de vardı. Bu
kapsamdaki işler için karar makamı şüphesiz ki yalnız başına Harbiye Nazırı
değil, Kabinenin başındaki Sadrazamdır. Ama gerçekte İttihat ve Terakki’nin
liderinin Talat Paşa olduğu konusunda kimsenin tereddüdü yoktur.

Merkez-i Umumi ile idare edilen
Teşkilât-ı Mahsusa’nın Merkez-i Umumi üyelerinden birincisi; istemediği için
makamı ya da paşa unvanı olmasa bile, İttihat ve Terakki Partisi’nin önde gelen
kurucu ve örgütçü liderlerinden Dr. Nazım’dır. İkincisi Osmanlı Meclis-i
Mebusan’ında Ankara Mebus’u olan Atıf Bey (Kamçıl), üçüncüsü Emniyet-i Umumiye
Müdürü Hüseyin Aziz (Akyürek) beylerdir. Örgütün kurucu başkanı olarak bilinen
Süleyman Askeri Bey, görev yaptığı sürede merkez-i umumiye dahil ve imza
makamıdır.

DR. NAZIM’IN ROLÜ

Dr. Nazım, konumu ve kişiliği
itibarı ile Teşkilât-ı Mahsusa’nın hem organizatörü hem de beynidir.
Teşkilât’ın kapatılmasına karar verilene kadar da böyledir. Daha sonra
Teşkilât-ı Mahsusa’ya başkanlık yapan Enver Paşa’nın amcası Halil (Kut) Bey ve
Cevat Bey’in asli görevi İstanbul Merkez kumandanlığıdır. Bu kumandanlığa İtfaiye
Alayı gibi çeşitli kuruluşların yanı sıra Teşkilât-ı Mahsusa da bağlı idi.
Kısaca bu başkanlar imza makamı idi. Teşkilâtın merkezi bürokratik işleyişi,
Harbiye Nezareti’nde daha önce mevcut olan ve çeşitli şubeleri bulunan Kâzım
Karabekir’in sözünü ettiği Harbiye Nezaretinde daha önce Enver Paşa’ya bağlı
olarak faaliyet gösteren özel büro tarafından yapılmaktaydı. Bu konuda
yapabileceğimiz son tespit İttihat ve Terakkiyi oluşturan yapının Teşkilât-ı
Mahsusa’ya da yansımış olduğudur.

Teşkilât-ı Mahsûsa’nın tarihe mal
olmuş ünü, kurum kadar kurumu kuran irade ve oluşturan kişilerin ruh yapısı,
vasıfları ve çabaları ile alakalıdır. Bu iradeye sahip olup, Teşkilât-ı Mahsusa
kadrolarına mensup olmasalar bile, aynı hedef doğrultusunda faaliyet gösterip,
aynı performansı sergileyen herkes, sahip oldukları ruh yapısı ve
sergiledikleri irade nedeniyle Osmanlının Son Nesli olarak tarihte yerini
almıştır.

Kaynakça:

1- Gülçiçek Günel Tekin,
Teşkilât-ı Mahsusa’dan Ergenekon’a Kayıplar, Yargısız İnfazlar ve Faili Meçhuller,
2. Bs, İstanbul, 2012.

2- Osman Selim Kocahanoğlu,
İttihat – Terakkî’nin Sorgulanması ve Yargılanması Meclis-i Mebusân Tahkikatı
Teşkilât-ı Mahsusa Ermeni Tehcirinin İçyüzü Dîvân-ı Harb-i Örfi Muhakemesi,
İstanbul, 1998. Osman Selim Kocahanoğlu, Dîvân-ı Harb-i Örfi Muhakemâtı Zabıt
Ceridesi Tehcir Yargılamaları (1919), İstanbul, 2007. Vahakn N. Dadrian-Taner
Akçam, “Tehcir ve Taktil” Dîvân-ı Harb-i Örfî Zabıtları, İttihad ve Terakkî’nin
Yargılanması 1919-1922, 2. Bs., İstanbul, 2010.

3- Vartkes Yeghiayan, Malta
Belgeleri İngiltere Dışişleri Bakanlığı “ Türk Savaş Suçluları” Dosyası, Çev.
Julide Değirmenciler, İstanbul, 2017.

4- Prof. Dr. Vahakn N. Dadrian’ın,
akademisyenler dahil bir çok Türk yazar tarafından rağbet gören tezlerinin;
“Teşkilât-ı Mahsusa ve sayıları 30 bine ulaşan gönüllüleri” şeklinde abartmalar
ve “en üst rütbeli Alman gerilla kumandanı Miralay Stange” şeklindeki
çarpıtmaları, “3 Aralık’ta Ardahan’ın Rıza’nın birlikleri tarafından ele
geçirildiği” gibi tamamen uydurma bilgilerle süslü olduğunu konusunda Bkz.
Mehmet Bilgin, Teşkilât-ı Mahsusa’nın Kafkasya Misyonu ve Operasyonları,
İstanbul, 2017.

5- Başta Cemal Kutay olmak üzere
onun izinden gidenleri bu grupta toplayabiliriz.

6- Bkz. Ahmet Tetik, Teşkilât-ı
Mahsusa (Umûr-ı Şarkıyye Dairesi ) Tarihi C.1 1914-1916, İstanbul, 2014.

7- Arif Cemil (Denker), 1. Dünya
Savaşında Teşkilât-ı Mahsusa, Arba Yayınları, İstanbul, 1977, s. 9






























































8- Kâzım Karabekir, I. Dünya
Savaşı Anıları, Cihan Harbine Neden Girdik? Cihan Harbine Nasıl Girdik? Cihan
Harbini Nasıl İdare Ettik: Irak Cephesi Erzincan ve Erzurum’un Kurtuluşu
Sarıkamış, Kars ve Ötesi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2011, s.144.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir