DERİN DEVLET & İSTİHBARAT SERVİSLERİ & İSTİHBARAT KONULARI & MİT VE TEŞKİLAT-I MAHSUSA

Japon
Büyükelçi Akio Miyajima’ya sormalı Atatürk’ün Japonya’ya gönderdiği
İstihbaratçı kimdi ?

Türkiye’deki görevine yaklaşık bir yıl önce başlayan
Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Akio Miyajima’nın ev sahipliğinde büyükelçilik
konutunda Japonya Öz Savunma Kuvvetleri Günü resepsiyonunda Türkçe konuşan Akio
Miyajima’nın, “-İki ülke arasındaki dostluğun ve iş birliğinin daha da ileri
gideceğini, İki ülke arasındaki mesafenin uzak olmasının bir anlam ifade
etmediğini” belirterek “-Türkiye ve Japonya iki devlet tek yürektir” demesi
dikkatimi çekti.(1) Sıcak ve içten bir konuşma olduğunu söylemeye gerek yok.
Azerbaycan’da atasözü gibi ezberlenmiş ve benimsenmiş, “Bir millet iki devlet”
sözüne ne kadar benziyor değil mi? Japonya ilgili radarlarıma takılan bir başka
haber Shoko Asahara’nın Japonya’da kurduğu ve metro istasyonlarına sarin gazı
yayan Aum Şinrikyo (Aleph) örgütü ile ilgiliydi. Japonya’da, 1995’te Tokyo
metrosunda 13 kişinin ölümüne ve bin kişinin yaralanmasına neden olan sarin
gazı saldırısı düzenleyen Aum Şinrikyo tarikatının lideri Şoko Asahara birkaç
gün önce idam edilmişti. Hatırlarsanız Nagazaki ve Hiroşima felaketinin
72. yılında “1945ʹte Japonya’ya atılan atom bombası Türkiye’yi işgalden
kurtardı” iddiaları gündeme getirilmişti. Bu iddialar, ‘istihbarat magazini’
denilebilecek türden yazılar kaleme alan istihbarat tarihçisi eski KGB yarbayı Igor
Atamanenko’ya aitti. Bu açıdan bakılırsa II. Dünya Savaşı sırasında
Japonlar atom bombasını göğüsleyerek Türkiye’yi Rusya’nın işgalinden
kurtarmıştı.

Her neyse. Japonya Büyükelçi Akio
Miyajima’nın sözleri üzerinden yürüyecek olursak Japonya ve Türkiye’nin iki
devlet bir yürek olması temennisinin manevi mimarı Türkiye Cumhuriyetinin
banisi Mustafa Kemal Atatürk ile Teşkilatı Mahsusa mensubu, Batı Sibirya
Tobolsk-Tara’da 23 Nisan 1857’de doğan, Konya Cihanbeyli Böğrüdelik köyüne
yerleşen ama kendisine bizzat Atatürk’ün emri ile Genelkurmay Başkanı Mareşal
Fevzi Çakmak’ın tevcih ettiği mukaddes görevi yerine getirmek için ilerlemiş
yaşına rağmen yollara düşen, 17 Ağustos 1944’te Tokyo’da hakkın rahmetine
kavuşan, Teşkilatı Mahsusa’nın Ortadoğu masası şefi Mehmet Akif Ersoy’un kadim
dostu Abdürreşid İbrahim’dir. Onun teşkilattaki görevi, 1. Dünya Savaşı
sırasında Almanların aldıkları esirler arasında bulunan Tatar, Başkurt
Türklerinin Osmanlı ordusuna kazandırılmasıydı. Berlin yakınlarında Zossen esir
kampına yerleştirilen Türklerin Osmanlı ordusuna devşirilmesi için Enver
Paşa’nın talimatıyla Almanya’ya giderek Esir kamplarında Müslüman Türklere
verdiği vaazlarla onları Halifenin safında çarpışmaya ikna etmeye uğraşır.
Emeği zayi olmaz, başarılı da olur. Bu esirlerden “Asya Taburu” adıyla bir
tabur oluşturulur, 7 Mayıs 1916’da İstanbul’a gönderilen bu tabur Irak
Cephesinde İngilizlerle savaşmaya gönderilir. Abdürreşid İbrahim ayrıca, savaş
sırasında ve sonrasında Teşkilat-ı Mahsusa (istihbarat teşkilatı) adına verilen
bazı görevleri yerine getirmiştir. Onlar genelde Rusya Türkleri ile ilgili
vazifelerdir.

Atatürk’ün Asya/Pasifik’te askeri
ve ekonomik bir güç olarak beliren Japonya ile Rusya ve Çin’e karşı geliştirmek
istediği işbirliği fırsatı, Japon Prensi Takamatsu’nun 31 Ocak 1931’de Türkiye
ziyaretiyle yakalandı. Prens Takamatsu beraberinde getirdiği samuray kılıcını
hediye olarak Mustafa Kemal Paşa’ya sundu. Aynı günün akşamı Marmara Köşkü’nde
prensin onuruna verilen ziyafette iki millet arasındaki bağlara değinen Mustafa
Kemal Paşa; “Türk ve Japon milletleri, öteden beri birbirine karşı içten,
dostça hislerle bağlıdır. Japon milletinin yüksek ve vatanseverce nitelikleri,
uygarlık yolundaki dikkate değer uygulamaları ve gelişmeleri, Türkiye’de daima
ilgiye ve içtenlikle izlenmiştir” dedi.(5) 31 Ocak 1931’de Japon imparatorunun
kardeşi Prens Takamatsu Türkiye’yi ziyaret ederek Atatürk ile görüşmesiyle iki
ülke arasında oluşan dostluk havası içinde Japonya’da Türkoloji çalışmaları
ilerledi. (6) Bu ziyaret sonrasında Japonya’ya gönderilecek asker ve gizli,
servis mensuplarının gönderilmesi hazırlığına girişilir. Görevlendirilecek
personelin seçimiyle ilgili bizzat Maresal Fevzi Çakmak ilgileniyordu. O
tarihlerde Japonya’nın Türkiye’de binbaşı rütbesinde; Imura isimli bir
Ateşemiliteri vardır. Mareşal Çakmak, Türkiye’nin de Japonya’da bir
Atesemiliteri olmasını arzu eder, ama Japonca bilen tek bir Türk subayı yoktur
orduda. Bunun üzerine Binbaşı Imura’nın da yardımı ile genç bir Türk subayı;
daha sonra Demokrat parti zamanında Genel Kurmay Başkanlığına kadar yükselecek,
Rüştü Erdelhun’u, Japonca öğrenmek ve Kraliyet ordusunda eğitim görmek üzere
Japonya’ya yollarlar. Rüştu Erdelhun Japonyada stajını başarı ile tamamlar ve
Yarbay rütbesine terfi ettirilerek Türkiye’nin Tokyo Ateşemiliterliğine atanır.
Gene bu tarihlerde, bu defa Fevzi Çakmak Paşa genç bir Türk Denizci subayı olan
Şevket Cavit Bey’i, bu defa, Bahriye’ye katkısı olması için staj için
Japonya’ya yollar. 1933 Kasım sonunda Şevket Cavit Bey öğretimini başarıyla
tamamlamak üzere iken aniden hastalanır ve verem teşhisi ile Amerikan
hastanesine kaldırılır. Kısa bir müddet sonrada vefat eder ve cenazesi
Türkiye’ye getirilir.

1930’da, konjonktüre göre II.
Abdülhamid’in temelini attığı Türk-Japon dostluğunun kuvvetlendirilmesi
gereğini duyan dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Tokyo’ya,
Japon lisanını bilen bir ataşemiliter arayışına yönelir. O yıllarda Türk
ordusunda Japonca bilen subay bulunmadığı gibi öğretecek ne bir okul ne de bir
öğretmen vardır? Ama ‘Türk yılmaz’ ilkesi gereğince Mareşal Çakmak hemen çözüm
üretir ve Japonya’nın Türkiye’deki askerî ataşesi Binbaşı İmura’yı Ankara’ya
davet ederek, bu isteğini iletir. Japon askerî ataşe de mareşalin bu uzak
görüşlü ve dostane arzusunu kendi ülkesine bildirir. Japon Genelkurmayı da bu
arzuyu büyük bir memnuniyetle kabul eder ve Binbaşı İmura’yı, Türk ordusunun
göstereceği adaya, şahsen Japonca öğretmesi için görevlendirir. Araştırma ve
değerlendirmeler sonunda Harp Akademileri’nde tabiye öğretmen muavini olan
Kurmay Binbaşı Rüştü Erdelhun’un da gönüllü olması üzerine 1931 yılından
itibaren akademideki görevine devam şartıyla, haftada iki kez Binbaşı İmura’dan
Japonca dersleri almak üzere seçilir. Kıta hizmetine çıkıncaya kadar Japonca
derslerine aksatmadan devam eden Kurmay Binbaşı Erdelhun’un, kıta hizmetinin
dörtte birinin bir Japon kıtasında tamamlamasının da, hem lisanını pekiştirmek,
hem de Japon ordusuyla daha yakın ilişki içine girebilmek açısından faydalı
olacağı düşünülerek, Japon Genelkurmay Başkanlığı’na teklifte bulunulur. Bu
teklif de Japon Genelkurmay Başkanlığı’nca kabul edilir ve Kurmay Binbaşı Rüştü
Erdelhun 1932 yılı Temmuz’un da Japon Hassa Topçu Alayı’nın I.Tabur
komutanlığına atanarak göreve başlar. Japonya’ya giden TSK’nın ilk kara subayı
Kurmay Binbaşı Erdelhun, Japon Komutan Binbaşı Yoşinaka’yla emrinde görevdedir.

Sınavları başarıyla vererek
rütbesi yarbaylığa yükseltilince 1932 Aralık ayından itibaren Türk
Büyükelçiliğinde askerî ataşedir. Japon hükümetinin Ankara’ya jesti gecikmez,
Binbaşı Yoşinaka Ankara’ya askerî ataşe atanır. Ataşemiliter Yarbay Erdelhun
görevinin son yılında 1937’de, lisanını ilerletmesi ve usulleri öğrenmesi için
Yüzbaşı Hayri Sanerle takviye edilir. Erdelhun Türkiye’ye dönünce
ataşemiliterlik görevini Yüzbaşı Hayri Saner üstlenir. Daha evvel belirttiğim
gibi bunlardan önce Yüzbaşı Şevket Cavit 1931’de Japonya’ya gönderilmişti.
Gayet zeki, kabiliyetli ve vatansever bir genç olan bu Türk subayı bir yıl
içinde Japoncayı öğrenmiş, sonra da topçuluk, torpido, telsiz ve seyir
kurslarını aldıktan sonra, Japon Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başlamış,
ancak öğreniminin sonunda, yakalandığı verem hastalığından tedavi gördüğü
Tokyo’daki Amerikan Hastanesi’nde 28 Kasım 1933’te ölmüştü. Şevket Cavit’in
ölümü Japon bahriyesi ve imparatorluk hükûmetini çok üzmüş, cenazesi büyük bir
törenle Türkiye’ye gönderilmişti. Ertuğrul şehitlerinden sonra Türk
bahriyesinin Japonya’daki ikinci kaybı Deniz Yüzbaşısı Şevket Cavit Bey’in
ardından, Japon dili ve askeri eğitim görmek üzere, Deniz Harp Okulu mezunu
Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat ve Deniz Harp Okulu mezunu Yüzbaşı Şerafettin
Karapınar Japonya’ya gönderilmişlerdir. Yüzbaşı Şerafettin Karapınar, 1935
Temmuzunda, Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat da aynı yılın Ekim ayında Tokyo’ya
gelmişler ve derhal Japon Bahriye Bakanlığı’nın seçtiği uzman lisan
öğretmenlerinden ders almaya başlamışlardır.

Avrupa lisanlarına pek
benzemeyen, bilhassa yazısı çok zor olan Japonca’yı öğrenmek için iki yıl daimî
olarak çalışmanın gerektiğini söyleyen bu subayların avantajları; kendilerine
yalnız Japonlarca meskûn olan bir mahallede ev kiralamaları ve lisan
öğretmenlerinden ayrı olarak, onları adeta gölgeleri gibi izleyen ve hep
beraber olan çok bilgili Kavabeti isminde bir kurmay yarbayın yardım etmesi
olmuştur. Her iki stajyer Türk deniz subayı, bir yılın sonunda Bahriye
Bakanlığı’nda yapılan okuma-yazma sınavlarını başarıyla vermeleri üzerine,
dersleri takip edebileceklerine kanaat getirildiğinden, Ocak 1936’da Yokosaka
Deniz Üssü’nde Topçuluk Okulu’na alınmışlardır. Bu okulu da başarıyla bitiren
bu iki Türk subayı Nisan 1937’de sevk edildikleri muhabere kursundan da mezun
olmuşlardır. Aynı yılın Haziran ayında seyir harekât, ekim ayında da torpido ve
mayın kurslarını başarıyla bitiren stajyer subaylar Aralık ayında Tokyo’daki
Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başladı. Japon yetkililer, Çin-Japon
Savaşı’nın en zor günlerinin yaşandığı günler olmasına rağmen, gerek okulda
gerek Japon adalarında gerek Kore ve Çin topraklarında ve hatta savaş alanlarında
yapılan kurmay gezileri sırasında türk subaylardan hiçbir bilgiyi
esirgememiştir.(8) Türk ve Japon ordusu arasında bu karşılıklı işbirliği devam
ettiği yıllarda, Mareşal Fevzi Çakmak’ın gizli görevle Japonyaya gönderdiği
Abdürreşid İbrahim’in Japonya’da bulunduğu yıllarda, Türkiye Cumhuriyeti’nin
Tokyo Büyükelçiliğinde; Cevat Ezine 1.1.1929-1.1.1931, Nebil Batı
1.1.1931-1.1.1936, Hüsrev Gerede 1.1.1936-1.1.1939 ve Ferit Tek
1.1.1939-1.1.1943’te görev yapmışlardı.

Teşkilatı Mahsusa raporlarına
göre Japonlar İslâm’ı kabul ederlerse dünyada önemli bir açılım
gerçekleşecektir. Ayrıca Asya kıtasında emperyalist emellerini gerçekleştirmek
isteyen İngiltere, Rusya, Amerikan’ın ancak Japonya ile durdurulabileceği
düşünülmüştür. Japonlarında kendilerine bu misyonu yükledikleri ve Türkleri
yanlarına çekmek istedikleri anlaşılıyor. Nitekim bu gaye ile ‘Asya Tehlikede’
başlıklı Japon istihbaratının kolektif çalışması HASAN HATANO UHO müstear
ismiyle önce Japonca neşredilmiş, daha sonrada bu kitap Abdürreşid İbrahim ve
M. Hilmi Nakava tarafından Türkçeye tercüme edilmiş, İstanbul’da
yayınlanmıştır. Bazı kaynaklarda bu kitabın Rusya tehlikesine dikkat çekmek
için İngiliz istihbaratının Hindistanlı Muhammed Barakatullah’a (Mevlana Abdul
Hafız Muhammed Muhammed Barakatullah) yazdırdığı belirtilir. Ancak bu doğru
değildir çünkü Muhammed Barakatullah Abdürreşid İbrahim’in yakın dostu ve
Teşkilatı Mahsusa’nın Hindistan sorumlusudur. Kitaba Japon asıllı yardımcısı
Hassan U. Hatanao’nun ismini verilmesini kendisi uygun bulmuştur. M. Hilmi
Nakava’da Japon asıllı Müslümandır. Gerçek ismi Hideo Nakao’dur. Genyousha
Cemiyeti ve Kokuryuukai (Kara Ejderha) Derneği’nin lideri Toyama Mitsuru
tarafından Asya Müslümanlarını Ruslara ve İngilizlere karşı ayaklandırması için
görevlendirilmiş, Japon istihbaratının önde gelen isimlerindendir. Üniversite
eğitimini Rusya’da tamamlayan kılıç ve döğüş ustası Hideo Nakao’nun ilk görev
yeri Gürcistan’dı ve burada Müslüman olmuştu. Kokuryuukai derneğine istihbarat
akışını sağlamış ve göndermeye başlamış ve Gürcistan’da Panasyacılık
propagandası yapmıştır. Bu derneğin günümüzde ABD’de faal olduğu ve İslam Ulusu
adı altında örgütlendiği söylenilmektedir. Hideo Nakao diğer ismiyle M. Hilmi
Nakava’da Gürcistan sonrasında İstanbul’a geçmiş, faaliyetleri ve gizli
görevini İngiliz istihbarat tarafından deşifre edilmesinden sonra Kurtuluş
Savaşı sonrasında Ankara’da yaşamış, Japon ve Türk istihbaratı adına Latin
Amerika ülkelerinde ve Meksika’da espiyonaj faaliyetlerinde bulunmuş, ölünce
Cebeci Asri Mezarlığına gömülmüştür.

Abdürreşid İbrahim; sağlık
durumundaki olumsuzluğa ve yaşlılığına rağmen ailesini de geride bırakarak 1933
Ağustos’unda İstanbul’dan yola çıkar, 12 Ekim’de Tokyo’ya varır. Japonya halkı
onu büyük coşku ile karşılar. Japon basını büyük ilgi gösterir ve İslâm dünyası
hakkında çok sayıda röportaj gerçekleştirilir. Japonya’da, 1909’da yeri alınan
caminin temelini attırır. Hizmetleri hızlandırır. Dört yılda tamamlanarak,
Tokyo’da bir büyük camii açılmasına vesile olup, buranın fahri imamlığını yapar.
İslâm dininin Japon yönetimi tarafından resmen tanınmasını sağlar. Tokyo’daki
Tatar ve diğer Müslümanların çocuklarına din ve tarih dersleri verir. Birçok
Japon’un İslâm dinini seçmesine vesile olur. Abdürreşit İbrahim’in Japonya’da
dostluk kurduğu en önemli şahsiyetlerden biri de hiç kuşkusuz Toyama
Mitsuru’dur. Japon milliyetçiliğinin ve Asyacılığının öncülerinden Toyama
Mitsuru, Mançurya’dan itibaren bütün Asya’nın Avrupalı emperyalistlerden
temizlenerek bölgedeki Asyalıların Japonya liderliğinde birleşmesini amaçlayan
Genyousha Cemiyeti’nin kurucusu ve aynı zamanda Kokuryuukai Derneği’nin de
manevi lideri, Japon milliyetçiliği ve Asyacılığının fikir babalarından Toyama
Mitsuru’yla da dostluk Genyousha cemiyetini kurmuş, Kokuryuukai derneğinin de manevi
liderliğini yapmıştır. Bu cemiyetler Mançurya’dan başlayarak tüm Asya’nın
Batılılardan temizlenmesini ve Asyalıların Japonya liderliğinde birleşmesini
amaçlamıştır.1909 yılında Abdürreşit İbrahim ve Toyama Mitsuru, bazı ileri
gelen Japonlarla beraber Tokyo’da, Ajia Gikai (Asya Meclisi) adlı bir cemiyet
kurmuştur.

Abdürreşid İbrahim merhumun
ismini anınca Japon dilbilimci ve İslam uzmanı Toshihiko İzutsu’yu hatırlamamak
olmaz. 1930’da üniversite talebesi olan Toshihiko İzutsu dil çalışmalarıyla
ilgilenmeye başlar ve Okawa Shumei’nin teşvikiyle Arapça öğrenmeye karar verir.
Ancak o dönemde kendisine Arapça öğretecek bir Japon hoca bulamaz. Hoca
arayışını sürdüren İzutsu Tokyo’ya gelir. Burada meşhur Sibiryalı âlim ve
seyyah Abdürreşid İbrahim’den kendisine Arapça öğretmesini rica eder.
Abdürreşid İbrahim, İzutsu’nun ricasını kabul eder. Böylece İzutsu, Abdürreşid
İbrahim’in öğrencisi olur. Dünyaca ünlü Japon ilim adamı İzutsu, ilk defa
Arapça sesleri Abdürreşid İbrahim’den duyduğunu ve onun sayesinde sesleri
telaffuz edebildiğini, yine onun sayesinde ilk defa Kur’an’ın Arapça okunuşunu
dinleyebildiğini söyler. İzutsu, hocası Abdürreşid İbrahim yorulup dersi kesene
kadar ondan Arapça çalışmıştır. Abdürreşid İbrahim bir gün ders esnasında,
öğrencisi Toshihiko İzutsu’ya -tevazu ile- aslında kendisinin çok iyi bir
Arapça hocası olmadığını, Arapçanın asıl üstadının o hafta Tokyo’ya geleceğini
ve artık daha bilgili bir hocadan Arapça öğrenebileceğini söyler. İzutsu
heyecanla Abdürreşid İbrahim’in bahsettiği hocayı beklemeye başlar ve
Tokyo’daki Tatar cemaatinin önde gelenleriyle birlikte yeni hocasını Yokohama
Limanı’nda karşılamaya gider. İzutsu’nun yeni Arapça hocası, büyük Tatar âlimi
Musa Carullah’tan başkası değildir.




















 Ruhları şad mekânları cennet olsun! Bir soru;
günümüzün Abdürreşid İbrahim’i, Toyama Mitsuru’su kim?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir