Yusuf Alabarda : Terörle Mücadelede
Tepkisellikten Ön Alıcı Döneme

yusufalabarda@gmail.com

AK Parti hükümetleri 3 Kasım 2002’den bu yana ajandasında
var olan demokratikleşme hamleleri ile hem ülkenin önündeki engelleri aşmaya
çalışmış hem de terör ile mücadelede teröre hayat kaynağı sunan bataklığı
kurutmaya çalışmıştır. Bu kapsamda çeşitli defalar ülkede oluşturulan
çatışmasızlık ortamlarının en sonuncusu 11 Temmuz ve 15 Temmuz 2015
tarihlerinde terör örgütünün üst idari yapısı olan KCK Yürütme Konseyinin öne
sürdü- ğü sudan bahaneler ile sona erdirilmiştir. Türkiye, o günden bu yana
geçen yaklaşık iki yıl içerisinde başta PKK terörü olmak üzere tüm terör
örgütleri ile tarihinin en kapsamlı ve etkin mücadelesi başlatılmıştır.

Terör ile Mücadelede Ne Değişti? Ülke içerisindeki vesayet
odakları ile mücadelesini iktidara geldiği günden bu yana aralıksız sürdüren AK
Parti iktidarı, 2013 yılına gelinceye kadar hiç şüphesiz bu konuda
küçümsenmeyecek kazanımlara imza attı. O dönemde Baş- bakan olan Recep Tayyip
Erdoğan’ın Gezi Parkı Şiddet Eylemleri karşısında gösterdiği tavizsiz siyasi
liderlik ülkenin selameti açısından vahim sonuçlar doğurabilecek bir senaryoyu
akamete uğrattı.

Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’nin hemen arkasından
başlatılan ve seri bir şekilde birbirini takip eden 6-8 Ekim Kobane olayları,
Suriye ve Irak’taki iç savaş sonrası sınırlardan içeri gelen büyük göç
dalgasının yarattığı güvenlik ve ekonomik sorunlar, DEAŞ terör örgütü ile
Türkiye’nin ortak petrol ticareti yaptığına yönelik psikolojik harekat, 17/25
Aralık iktidara komplo girişimi ile MİT tırlarının durdurularak ülkeyi yöneten
siyasi kadroyu uluslararası arenada itibarsızlaştırma gayretleri ve en
nihayetinde 15 Temmuz 2016 tarihindeki kanlı askeri darbe girişimi ülkeye karşı
yürütülen hibrit harbin ne kadar çok parametreli ve köklerinin dışarıdan
beslendiğinin bir kez daha ispatı olmuştur.

İşte tüm bu yaşananlar siyasi karar mekanizmalarını,
sadece iç vesayet odakları ve terörle ile kanıksanmış bir mücadelenin yeterli
olmayacağına, özellikle Suriye ve Irak’ın bölgede istikrarsızlaşması sonucunda
ülke üzerinde artan tehdidin bertarafının ancak “bütüncül bir terörle mücadele
stratejisi” ile mümkün olabileceğine ikna etti. Bu kapsamda yeni olarak
nitelenen mücadelede şu parametreler ortaya konuldu:

Terörle Mücadelenin Yeni Konsepti

-Her türden güvenlik
politikalarının tayin ve tespitinde siyaset kurumu inisiyatifi tamamen eline
almıştır. (Bu husus aşağıda sıralanan tüm unsurların harekete geçmesinde başat
rolü olan ana unsurdur.)

-Terör ile mücadelede
sadece örgüt mensuplarını tasfiye etmekle iktifa eden bir anlayış yerine,
siyasetin belirlediği bir strateji ile varmak istediği noktayı tayin etmiş, bu
noktayı sürekli güncelleyebilen, güvenlik bürokrasisi ile arasındaki bilgi
asimetrisini her geçen gün kendi lehine kapatan bir irade ortaya konulmuştur.

-TSK ve güvenlik
sektörlerinde 15 Temmuz sonrasında yapısal ve mental reform hamleler ve bu
hamlelerin devamında sağlanan muazzam eşgüdüm gerçekleştirilmiştir.

-AK Parti
hükümetlerinin iktidara geldiği günden itibaren ülkenin önünü açma ve terör
sarmalını çözme maksatlı geliştirdiği ve tüm ülkede kendine uygulama alanı
bulan demokratikleşme hamleleri ve bu hamlelerin bir tezahürü olarak kazanılmış
halk desteği bugün terörle mücadelede olumlu bir biçimde hissedilmektedir.

– Demokratik yoldan
siyaset yapmanın yolları her daim açık bulundurulurken, elinde silah olan
örgütler ile her türden nedenselliği barındıran ilişki biçimine yönelik net bir
tavır sergilenerek mücadele edilmekte ve bu doğrultuda terör ile bağlantılı,
teröre destek veren yerel yönetimlere yasal neşter atılmaktadır.

-1990’lı yıllarda
uygulanan terör ile mücadele stratejisinin tam aksine seçilmiş siyasetin bir
tercihi olarak terörist ile vatandaş ayırt edilerek bölge halkının sürekli
nabzı tutulmuş ve destekleri sağlanmaktadır.

-Devlet mekanizmasının
davranış kodlarını elinde bulundurup bunları iç ve dış ortamlara sürekli
sızdıran FETÖ mensupları devlet mekanizmasından ayıklanmaktadır.

-İstihbarat alanında
daha etkin mekanizmalar (ihbar sistemi, teknolojik ve anlık istihbarat vb.)
ihdas edilmekte ve her türden istihbaratta milli bir sistemin tezahürü olarak
dışarıya bilgi sızıntısı önlenmektedir.

-Terör ile mücadelede
büyük oranda milli ve yoğun teknoloji kullanılmaktadır.

-Terörün maddi
kaynakları ve terör örgütünün her kademesindeki lider kadrosuna yönelik mevsim
kısıtı olmaksızın başarılı nokta operasyonları yapılmaktadır.

-Terör örgütünün gerek
yurt içi gerekse sınırlarımız dışındaki bölgelerden her türden silah ve
personel geçişlerini sağladığı alanlar -yukarıda bahsedilen yoğun teknoloji,
anlık ve insan istihbaratının iyi eşgüdümü sonucunda- örgütçe kullanılamaz hale
getirilmekte ve bu konuda daha akılcı yaklaşımlar belirlenerek terör örgütünün
manevra alanı oldukça daraltılmaktadır.

-Terörü asıl amacına
ulaştıracak olan ve halkta galeyana yol açabilecek araçların başında gelen,
terörün amacına hizmet maksatlı oluşturulmuş internet ve sosyal medya hesapları
ile yoğun mücadele gerçekleştirilmektedir.

2017 Yılı Terörle Mücadele Değerlendirmesi

Yukarıda özet olarak sunulan yeni terörle mücadele
konseptinin 1990’lı ve 2000’li yıllardaki mücadelelerden farklılaşmasına neden
olan parametreleri doğrultusunda 2017 yılının ve önümüzdeki yıllardaki
mücadelenin farklı sayfalar açabileceği kuşkusuz düşünülebilir.

Operasyonlar Devam Ediyor

Bu bilançoya ülke sınırları dışında icra edilen
operasyonlarda öldürülen PKK’lılar dahil edildiğinde İçişleri Bakanlığına göre
rakam 800 civarındadır. 2015 Temmuz ayından bu yana öldürülen toplam PKK’lı
sayısı ise 11 bin civarındadır. Terörle mücadele kapsamında uzun yıllardan bu
yana hava ve kara harekatları icra edilen Irak’ın Kandil, Hakurk, Zap, Metina,
Haftanin, Avaşin bölgelerine çok sayıda hava harekatı ile nokta kara
operasyonları icra edilmiştir.














































Ayrıca yeni güvenlik stratejisi doğrultusunda Türkiye’nin
uzun süredir ikaz ettiği, Suriye’nin Karaçok ile Irak’ın Sincar bölgesine
önleyici hava harekatı icra edilmiştir. PKK’nın DEAŞ ile mücadele görüntüsü
altında ele geçirerek Kandil’den Afrin’e kadar uzanan bir hattı kontrolü altına
almayı ve Türkiye’yi Ortadoğu’dan tecrit etmeyi planladığı terör koridoru, önce
Fırat Kalkanı Harekatı ile sonra da aynı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın
29 Nisan 2017 tarihli konuşmasından da açıkça anlaşılmaktadır ki Türkiye
terörle mücadele kapsamındaki yeni stratejisi doğrultusunda Menbiç’ten Kandil’e
kadar uzanan bölgede dizayn edilmek istenen terör koridoruna ön alıcı mahiyette
askeri, istihbari, siyasi ve ekonomik müdahalelerde bulunmaya devam edecektir.
Dolayısıyla Türkiye’nin kendisine karşı yürütülen ve ülkeyi
istikrarsızlaştırmaya, içine kapatmaya matuf hamlelere proaktif hamlelerle
karşılık vermeye devam etmesi gerekmektedir. Terör ile mücadele kapsamında
özellikle 15 Temmuz kanlı darbe girişimi sonrasında siyasetin inisiyatifi eline
alarak oluşturduğu yeni güvenlik konseptini geliştirerek uygulamaya devam
etmesi, 1990’lı yıllarda güvenlik sektörünün denetimsizliği ve siyasetin bu
alanı her anlamda güvenlik bürokrasisine bıraktığı zamanlara geri dönülmemesi
gerektiği gibi, terörle mücadelede asıl zemin kaymasına neden olan bu yılların
sık sık gündemde tutularak aynı hatalara tekrardan düşülmesinin önüne geçilmesi
gerekmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet