Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Prof. Dr. Altan ÇETİN : Barışı Pınarı’ndan İçmek




Suriye’de çöken devlet düzeni ülkenin kuzeyinde
dolayısıyla Türkiye’nin güneyinde ciddi bir siyasi/idari boşluk doğurdu. -
“Barış Pınarı Harekâtı” – DEAŞ – ABD, İsrail, Suud – PKK-PYD-YPG…




Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan,


Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. (Atsız)




2014 tarihli TASAM’da yayınlanan Arap
Pınarı’ndan (Ayn el-Arap) Temkinle Geçmek yazımızdaki, “… Bu arada PKK-PYD
çizgisinin kendilerinin meşrulaştırmak manasına gelen silahlandırılmaları
taleplerindeki pişkinliğe de bir aklıselimin ‘arkadaşlar ayıp olmuyor mu
fırsatçılıktan ne kazandınız ve ne kazanmayı umuyorsunuz?’ demesi
gerekmektedir” tespit ve sualimizin diplomatik karşılık ve ciddi muhatap
bulamaması, bugün devletimizin, kahraman ordumuz eliyle sahada gerçekleştirdiği
Barış Pınarı Harekâtı’na yol açmıştır. Tüm tali yorumlardan önce ve sonra işin
esası budur. Sesimize kulak vermeyenler şimdi silahlarımızın gümbürtüsüyle
karşı karşıyadırlar. Bugün Haseke ve Ayn el-Arap ile biteceği ilan edilen
Harekât’ın bu çerçevede gerçekleşmesi “kobanicilik” adına ve “kobaniciler” için
büyük bir can sıkıntısı sebebidir. Güya savaş karşıtı ironik barışçıl
söylemleri ile kimi kimden koruyup, Türkiye’ye neyin raconunu kesmekteler
bilinmez. Milli konular hiç kimse için iç meselelerin, emellerin mezesi
olmamalıdır. Hiçbir soyut bahane insanın zulme uğramasına gerekçe de olamaz.
Somut gerekçe üretemeyenlerin illa ki kafası karışık, niyeti de şüphesiz
bulanıktır.


Peki, o hâlde, bu harekâtın somut gerekçeleri
nelerdir?




Suriye’de çöken devlet düzeni ülkenin kuzeyinde
dolayısıyla Türkiye’nin güneyinde ciddi bir siyasi/idari boşluk doğurdu. Bu
boşluğun oluşması bölgede devlet altı aktörlerin küresel destekçileri ile
birlikte, bölge ve küre düzeyindeki planlarına dair stratejik ve taktik
hareketlerine yol açtı. Suriye bugün devlet olarak kendi topraklarında
silahlandırılan ve saha hâkimiyetleri sağlayan gruplara karşı asayişi
sağlayamıyor. Bu sebeple de komşuları açısından zaaf ve güvenlik sıkıntısı
oluşturacak sonuçlar ortaya çıkıyor.




Barış Pınarı Harekâtı, bahsedilen şartlar altında,
öncelikle Suriye’nin toprak bütünlüğünü haleldar eden terör içerikli ideoloji
ve yapılarıyla silahlı ve şiddete başvurmaktan kaçınmayan grupların ortadan
kaldırılması amacıyla gerçekleşiyor. Ülkenin kuzeyini bir uçtan diğerine
kaplamaya çalışan etnik muhtevalı gösterilen, bir başka sözde mezhebi terörü
DEAŞ sorununu kaldırmak bahanesi ile bölgeyi istikrarsızlaştıran ve Suriye’nin
toprak bütünlüğünü yok eden bir yapıya karşı yürütülen bu harekât, öncelikle
Suriye’nin yakın gelecekte baş etmesi mümkün olmayan bir terör yapılanmasını
mezhepçisi/etnikçisiyle yok ediyor. Dolayısıyla Barış Pınarına savaş karşıtlığı
falan gibi bahanelerle karşı çıkmak Suriye’nin toprak bütünlüğünün ABD, İsrail,
Suud vs. yardımıyla yok edilmesine taraf olmak demek değil midir? Hani herkes
Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanaydı? Arap Ligi(?) yahut Suudi Arabistan,
Arap toprağını bölmek isteyen bir gruba karşı neden Türkiye’ye parmak sallar?




Bu harekâtın başarıya ulaşması Suriye’deki çöken
devletin sonucu oluşan çatışma ortamında zuhur eden göç ve göçmenler sorununa
nihai son verecek mahiyette neticeler oluşturacağı neden görülmez. AB’nin
göçmenlik sebebiyle her türlü insan hakkı felaketini yaşayanların hakkını
görmezden gelerek elinde silahlarla, sınırlarımızda sivillere saldıracak kadar
gözü dönmüş tipleri müdafaa etmesi cürmü meşhut değil de nedir? Bölgede etnik
dönüşüm ve siyasi sürece dair yatırımlarının heba olması tehlikesi insan
haklarından daha mı önemlidir?  Bu
bakımdan Barış Pınarı Harekâtı bu göçmen krizine son verecek bir sahayı açarak
istikrarsız demografiyi yeniden yerine oturtacak bir imkânın kapısıdır.
Harekât’a bu bakımdan karşı olmak Aylan bebek gibi nicelerini trajedisini yok
sayıp, insan hakları facialarını görmezden gelip ucuz siyasi oyunlar uğruna
akan kanın sürmesine, bir ülkenin parçalanmaya devam etmesine yandaşlık olmaz
mı?




Bu Harekât her türlü sembolleriyle dünyanın
terör örgütü saydığı bir yapının içinden çıktığını göstermekten geri durmayan,
terörist başının resimlerini her yere koymaktan çekinmeyen, ideolojik ve
taktiksel bakımdan PKK olan bir yapıya karşı Irak’ta oynanan oyunun benzerinin
Suriye kaosundan yararlanılarak sahnelenmesine ve bu yolla siyasi ve ekonomik
rant şebekelerinin sınırlarımızı kana boyamasına itiraz etmek Türklerin en
tabii hakkı değil midir?
 

Kürt isminin arkasına saklanan terör odaklarının
küresel efendilerine vekaletçilik yapmalarına göz yummak ahmaklık, Harekât’a
karşı durmak ise küstahlık değil midir? Bu bakımdan bu harekât’a karşı durmak
Türklerin teröre dur dermesine karşı çıkmak demek değil midir? Sınırlarımıza
siviller üzerine yağan havan ve roketleri ne ile açıklayacağız. Suriye’de
saldırıya uğrayan masum Kürtlerin yardım çağrısı mıdır o bombalarla akan kan?




Bölgemizde teşkili istenen, haritaları çizilen
mahut devletçikler kurma işinin müteahhidi küresel güçlerin tepkisini anlamak
zor değil! Olayla çok farklı ve uzak bir yerden alakalı olmakla birlikte,
bölgemizde teşkil edilmek istenen mahut Şii hilâlinin, Türkiye’nin bu harekâtta
açık ya da gizli bir hedefi olmamasına rağmen, bir yönüyle parçalanması da bu
harekât ile söz konusu değil midir? İran neden bize karşıdır sorusu cevabını bu
konudaki yatırımların zarar görmesinde mi aramak lazımdır? Suriye meselesini
ABD karşıtı olarak suiistimal ederek sahada işler yaparken aynı anda ABD
destekli bir terör yapılanmasına karşı Harekât’a karşı çıkmak ve meseleyi
Suriye rejimi sosuyla bize yedirmeye çalışmak komşuluk hukukuna uyar mı? Din
kardeşliğine ise sıranın gelmesine kadar sırada daha çok hak var elbette… Ya da
öte taraftan ABD bunu neden göremez! Sınır cihatçılarla doldu diyen İran, kendi
ülkesini de tehdit eden etnik boyalı teröre karşı neden Türkiye’nin yanında
dur[a]maz?




Bunun yanında bu harekât Beşşar Esed’in Suriye
iç çatışmalarında düştüğü zor durumda birden ortaya çıkan DAEŞ ve akabinde güya
onunla mücadele için teşkilatlandırılan YPG-PKK yapıları bu harekât ile ortadan
kaldırılarak rejim yeniden Türkiye sınırına ördüğü terör duvarının altında
kalarak kendi halkının talepleriyle yüz yüze kalmayacak mı? Peki, Irak’tan
başlayarak İsrail’in derin siyaseti için oluşması muhtemel görülen
devletçiklere, enerji koridorlarına dair planlar da bu harekât ile sarsılmıyor
mu? Harekât konusunda İsrail-Filistin yönetimlerinin fikri müşterekliği ise göz
yaşartıcı. Lâkin bu konuda itidalli olmak; “Arap Baharı” sürecinde Türkiye’nin
bize şimdi parmak sallayan zihniyete karşı Arap sokağının gerçek kimliği ve
tarihi duruşu ve demokratik beklentilerinin yanında yer aldığı unutulmamalıdır.
Ama mevcut manzaraya karşı da romantik naiflikten kaçınılmalıdır. Çok mu komplo
teorisi denirse bunca yaşanandan sonra bırakın biraz da biz kâbuslarımızı
yazalım. Hülasa Türkiye’ye karşı yükselen her sesin ardında korunmak istenen
bir yatırımın olduğunu söylemek hayalcilik yahut komplo teorisi olmayacaktır.
Derdi bağcıyı dövmek olanlar ise diğer bir gurup elbette… Haysiyet Ya Hu!
 

Bu arada KKTC Cumhurbaşkanının sözleri “ah minel
garaib” dedirtirken, “Ruhun şad olsun, neredesin Rauf Denktaş?” demeden de
edemiyor insan!




“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi


Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi


Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın


Galib et; çünkü bu son ordusudur İslâm’ın”




(Yahya Kemal)


Türk, tarihte adalet, muvazene ve ahengin
mümessili oldu; Suriye için de dilenen budur; bu olmalıdır!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış