E. ALB. MUSTAFA
ÖNSEL : Cemal Temizöz’ü bir de benden dinleyin


Yıl 1993. Türkiye kaynıyor. Güneydoğu kaynıyor. PKK
terörü iyice azmış. Karakollara 500’den daha kalabalık militan gruplarla
saldırabiliyor. Tabir-i caizse kan gövdeyi götürüyor. Bu arada şehirlerde
de gösteriler tertip ediyor, gösteriye müdahale eden güvenlik güçlerine ateş
açıyorlar. Böylece güvenlik güçleriyle halkı karşı karşıya getiriyorlar.
Herhangi bir ölüm olursa propaganda hazırdır; “Katil devlet halkın üzerine ateş
açtı”. 


Durum içinden çıkılmaz hale geliyor. PKK, Apo’nun o
zamanki “bir avuç özgür vatan” konseptine uygun olarak başta Şırnak olmak
üzere, bazı bölgelerde eylemlerini alabildiğine yoğunlaştırıyor. O yıl devlet
net bir karar alıyor; Bunlarla kıyasıya mücadele edilecek. Önce bölgeye gözü
pek komutanlar gönderilecek. Araziyi kesinlikle kontrol altına alacak tedbirler
geliştirilecek. Şehirlerde, özellikle ilçe bazında seçilen jandarma
komutanlarıyla, vatandaşlarda kaybolmaya başlayan devlete güven yeniden tesis
edilecek, halk mutlaka kazanılacak, devamında koruculuk sistemi geliştirilecek
ve PKK’nın ülkeyi bölünme aşamasına getiren eylemleri önlenecek.


Bunun için özellikle jandarma komutanlarına çok iş
düşmektedir. Bendeniz kıdemli üsteğmen olarak Van’ın Başkale ilçesine, kıdemli
yüzbaşı olan Cemal Temizöz ise Cizre’ye jandarma komutanı olarak atanıyoruz.
Cizre, kırsal alanın yanı sıra PKK terörünün şehir içerisinde de en yoğun
görüldüğü yer o zaman. 1992’de pek çok gazete, “Cizre’ye dikkat!” başlığıyla
çıkıyor. Örgüt başta Sur, Nur ve Cudi olmak üzere çeşitli mahallelerde artık
devlet otoritesini kullanmaktadır.


İddialara göre, o günlerde de Cizre Belediyesi tıpkı
bugünkü HDP’li belediyeler gibi PKK’nın lojistik üssü konumundadır. Belediye
Başkanı Haşim Haşimi’dir. Şehirde, PKK’nın silahlı milisleri cirit atmaktadır.
Devlet yanlısı bilinen insanlar, hem de ağızlarına para sokulup, hakaret
edilerek elektrik direklerine asılmaktadır. Ki, bunlardan biri, benim de
yakından tanıdığım Alakamış Köyü Muhtarı Abdo Ay’dır. Artık halk, devletten
ümidini kesmiştir.


Cemal Yüzbaşı işte tam da buradan başlar. Cesaretiyle,
ferasetiyle, sorumluluk anlayışıyla, düşünülemeyeni yapışıyla, halkla kurduğu
sıcak ilişkiyle kısa sürede PKK’nın halk tabanını büyük oranda kaybetmesine
sebep olur. Başta Kamil Atağ olmak üzere, halkın büyük bir bölümünü devletin
yanında çeker. Ve PKK ile kıyasıya mücadele başlar. Yaşanan çatışmalarda,
aralarında Kamil Atağ’ın babası ve kardeşin de olduğu pek çok insan şehit
düşer. Sokak sokak yapılan müdahaleler sonucu Cizre, PKK’nın elinden geri
alınır.


Büyük olayların çıktığı 1994’ün aksine, 1995 yılı
Nevruz’u binlerce kişi tarafından, devlet erkânın da katıldığı büyük bir
coşkuyla kutlamıştır. Terör yüzünden ilçeyi terk edenler geriye dönmeye
başlamışlardır. PKK sevgisiyle tanıdığımız Hasan Cemal bile o günlerde (Aralık
1994) Cizre’deki bu değişimden bahseder. Cizre’nin önceki yıllarla
kıyaslanmayacak şekilde düzeldiğini, adeta bir huzur kenti haline geldiğini
ifade eder. Bu arada 1994 yılı belediye başkanlığı seçimi yapılmış ve PKK
mücadelesinin halk ayağında efsane haline gelen Kamil Atağ başkan seçilmiştir.
Hangi partiden biliyor musunuz; MHP’den. MHP, bölgede devlet otoritesi tesis
edilince, PKK’ya tepkinin toplandığı odaktır. Hemen burada Temizöz’ün davasında
bugünkü MHP yöneticilerinin hiç birini görmediğimizi belirtelim. Gerçi onlar
bugünlerde çok yoğun, Cemaate yapılan operasyonlara tepki gösteriyorlar. Neyse,
devam edelim.


1995 yılında Cemal Temizöz arkasında insanların
huzurla yaşadığı bir kent bırakarak, bölgeden ayrılır. Ama bölücüler onu hiç
unutmaz. “Bir avuç özgür vatan” hedefine engel olmuştur bu yüzbaşı. Halkın o
günkü ifadesiyle, “devlet geri gelmiştir.” O günkü yalın gerçek budur.


“GÜVENİN DEDİĞİN DEVLET BU MU?”


Aradan yıllar geçer. Yıl 2009; Cemal Temizöz artık
Albay ve Kayseri İl Jandarma Komutanıdır.


Bu sırada Kayseri’de bulunan Hava Kuvvetlerine bağlı
birlikte 3 astsubayın cemaatin emirleri doğrultusunda faaliyet gösterdiği tespit
edilir. Soruşturma sonucu, personeli fişledikleri, bazı bilgi ve belgeleri
dışarıdaki “abi”lere verdikleri, sistem bilgisayarlarına dışarıda hazırlanmış
manipülatif evrak girişi yaparak, birlik komutanına kumpas hazırladıkları
ortaya çıkar. Soruşturmayı yürüten Cemal Temizöz’dür. Ve cemaat düğmeye basar…


İlk önce Kayseri Barosu, başta başkanı Ali Aydın olmak
üzere (2010 yılında cemaat tarafından ödüllendirilerek HSYK üyesi oldu), olayı
protesto eden bir açıklama yapar. Açıklamada, Cemal Temizöz’ün şüpheli
astsubaylara, “Sizi Cizre’de yaptığım gibi asit kuyularına atarım” diye tehdit
ederek, baskı uyguladığı iddia edilir. O açıklama, Cemal Albayın deyimiyle,
“ölüm fermanı” gibidir.


Artık başta cemaat medyası, yandaş, hatta merkez
medyada “asit kuyuları” manşetlerden inmez olur. Ve toplum “asit kuyularına”
inandırılır. Ama daha sonra yapılan incelemelerde asit kuyularına rastlanmaz
tabii. Olsun, algı yaratılmıştır. Bazıları bugün bile bu argümanı hala
kullanmaktadır ya utanmadan…


Hemen çalışmaya başlanır. İki eski itirafçı bulunur; “Tükenmez
Kalem” ve “Sokak Lambası.” Kimin bulduğunu anlamışsınızdır. Diyarbakır
Emniyetinde, ama cemaatin emrinde görev yapan polisler. Bir de açık tanık
vardır. Adı Nuri Binzet. O da Midyat Cezaevinde yatarken, yine ilgili polislerin
vaatleriyle tanık olur. İlginç olan, “olayların yakın tanığıyım” diyen ve yer
tarifi veren Nuri o zamanlar 13 yaşındadır. Konu, o yıllarda olduğu iddia
edilen faili meçhullerdir. Onların ifadeleri sonucu, Cemal Temizöz cemaat
mensubu astsubaylarla ilgili başlattığı soruşturma daha bir ay bile olmadan
gözaltına alınır. Diyarbakır’a götürülür ve tutuklanır. Süreç çok hızlı
işlemektedir.


Onunla birlikte tutuklanan diğer kişi ise, 1993
yılında omuz omuza verdikleri Kamil Atağ’dır. Bu arada Cizre’de, gösterilen
yerlerde nerdeyse naklen yayınla kemik aranmaya başlanmışır. Malum basının yanı
sıra, bir kısım merkez medya bile “topraktan kemik fışkırıyor” şeklinde
başlıklar atmaktadır. Algı yaratılmıştır. Toplum, her “kemik fışkırıyor”
başlığını insan kemiği olarak düşünür olmuştur. Zamanın Cemal Yüzbaşısı, canını
ortaya koyduğu bir dönemden dolayı linç edilmektedir. Konulduğu Diyarbakır
Cezaevi ise tam bir kâbustur. Burada bulunan PKK’lı mahkûmlar, aleyhine devamlı
slogan atmaktadırlar. Her şey bir tarafa, ona en çok dokunan cezaevinde
birlikte kaldığı Kamil Atağ’ın kendisine “güvenin dediğin devlet bu mu?”
demesidir.


Evet aramalarda kemikler bulunmuştur. Ama bunların
çoğu tavuklara, diğerleri ise daha büyük hayvanlara aittir. Biraz büyükçe
olanları toplarlar. Hayvanlara ait olduğu çok açık olmasına rağmen bunlar Adli
Tıp Kurumu’na gönderilir. Algı önemlidir. Adli Tıp’a giden 13 parça kemiktir.
Ve sadece iki avuç kadardır. Sonuç, hepsinin hayvan kemiği olduğu raporla
ortaya konur. İHD’nin özellikle Diyarbakır Şubesi olayın başından beri işin
içindedir ve kazıların hepsine iştirak etmişlerdir. Ama çabaları boş çıkmıştır.
Elde, sadece çeşitli vaatlerle tanık yapılanlar kalmıştır. Davanın ilerleyen
yıllarında, onlar da kendilerine vaat edilen “şeylerin” tam olarak yerine
getirilmemesi üzerine, “kandırıldıklarını, aleyhte ifade vermeye
zorlandıklarını” söyleyerek tanıklıktan çekilmişlerdir. Ve davada sanıkları
suçlayacak delil kalmamış, dava dosyası çöp durumuna gelmiştir. Unutmadan ifade
edelim ki, bu olaydan bir yıl sonra, Cemal Albay Balyoz’dan da tutuklanmış ve
18 yıl hüküm giymiş, sonrasında tıpkı ben ve diğer Balyoz sanıkları gibi beraat
etmiştir.


BUGÜN: “DEVLET YİNE GİTMİŞ”


Temizöz geçtiğimiz günlerde bu çöp haline gelmiş
davadan da beraat etti. Ortalık yine ayağa kalktı; “Nasıl beraat edermiş…
Faili meçhuller yalan mıymış” vs. Yargı illa bunların istediği gibi karar
verecek. Yoksa yanlış içerisindedir. Bu ne çarpık ötesi, ne zalimce bir
yaklaşımdır. Bölücüler ve Cemaat yanlıları bir tarafa; Ya ülkenin bölünmez bütünlüğünden
yana tavır almasını beklediğimiz kimi şahıs ve kurumlar?


Hele de CHP’nin kurumsal kimliğini temsil eden
Kılıçdaroğlu’nun, “Faili meçhullerin üstü yargı eliyle örtülüyor” demesi?
Azıcık insaf. Bu açıklamayı yaparken yanında kim var? O zamanlar Diyarbakır
Baro Başkanı, bu davada da başından itibaren müdahil avukat olan, Wikileaks
belgelerinde ismi CİA’nın yan kuruluşu olan STRAFOR’un (Kodu TR705) elemanı
olarak geçen Sezgin Tanrıkulu. Söz konusu şahıs sadece bu davada değil,
Şemdinli, Ergenekon, Zirve Yayınevi cinayetlerinde de müdahil olmuş birisidir.
Yani nerede asker suçlanıyorsa, o karşı cephede yerini almıştır.


Ne yazık ki, Atatürk’ün kurduğu partide Genel Başkan
Yardımcısıdır. Kılıçdaroğlu’nun akıl vereni, bu konularda yol göstereni de
belli ki, bu şahıstır. Kılıçdaroğlu’na hatırlatmakta fayda var; “Kılavuzunuz
karga olmasın”!..


Peki, bugünkü Cizre, Cemal Temizöz’ün bıraktığı gibi
midir? Herkesin malumu olanı yazalım. Şu an için tıpkı 1992’de olduğu gibi Sur,
Cudi, Nur mahallerinin yanı sıra Yasef mahallesi de PKK’nın kontrolündedir.
Yapılan operasyonlar, yoğun baskılar sonucu yarım bırakılmış, o mahallelerde
yaşayan yüz bin kadar insan örgütün insafına bırakılmıştır. Yedi okul kapalıdır
ve bayrak direklerinde PKK paçavraları asılı durmaktadır. PKK sempatizanları
sözde “asayiş birimleriyle”, “kırıntı” olarak yol ve mahallelerde kontrol
yapmaktadır.


Yani 1993’de “gelen devlet”, bugün “giden devlet”
durumundadır. Bugünkü yalın gerçek de budur…


Mustafa ÖNSEL / E. Jandarma Kurmay Albay


Odatv.com