SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

TERÖRLE MÜCADELE & ŞEHİTLERİMİZ ve GAZİLERİMİZ

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI /// AYDIN SELCEN : Garib ve Köse suikastlarını anlamlandırmak

TERÖRLE MÜCADELE & ŞEHİTLERİMİZ ve GAZİLERİMİZ
Bu haber 27 Şubat 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş

AYDIN SELCEN : Garib ve
Köse suikastlarını anlamlandırmak


Garib’i
KDP verdiyse, Köse suikastına kim zemin hazırladı? PKK on yıllardır benimsediği
IKB’de eylem yapmama kuralını, birden bire ama kendine ikna edici inkâr
(“plausible deniability”) maskesi sağlayacak biçimde, Osman Köse’yi üçüncü
ellere katlettirmek için mi bozdu?


İlk görev yerim Cezayir’de bir
resepsiyonda, üç genç “ikinci” (yani büyükelçiden sonra gelen meslek memuru,
“müsteşar”) sohbet ediyorduk. Yanlış anımsamıyorsam Fas Büyükelçisi yanımıza
geldi, nezaket cümlelerinden sonra kendi ikincisine yeni öğrendiği bir iç
siyasi gelişmeden söz etti. Faslı müsteşar da “haberim var” dedi. Güngörmüş
Faslı büyükelçi muzip bir ifadeyle gülümsedi, bize dönerek “aferin,
müsteşarlığın birinci kuralı her konuyu misyon şefinden önce bilmektir, ben de
böyleydim” dedi, meslekte cesaretlendirici sözler edip yanımızdan uzaklaştı.
Biz de gülüşmüştük.


Benim gibi çokbilmiş “uzmanların” temel ve
tekrar eden hatası sanırım, kendi bilmedikleri kişi ve gelişmelerin, bizatihi
bilmemelerinden ötürü “önemsiz” olduklarını varsaymak. Diyar Garib’in kim
olduğunu bilmiyordum ve PKK/KCK yapılanması içindeki konumundan habersizdim.
KCK Yürütme Kurulu Üyesi Garib, 7 Temmuz günü Kandil’e dönüş yolunda Kortek
virajlarında, MİT’in “işaretlemesi”, Türk Hava Kuvvetleri’nin içinde bulunduğu
araca darbesiyle öldürüldü.


Türkiye’nin uzun terörle mücadele
tarihinde, böyle “İsrail usulü” denilebilecek hedef gözeten, tek vuruşluk
operasyonları çok değil, hatta pek yok. PKK lider kadrosunu eksiltmekte de yol
kat edilebildiği herhalde söylenemez. Bu defa, yerden yani KDP’den alınan
istihbaratla nokta atışı yapılmış. İstihbaratı veren KDP değil ABD miydi, yahut
KDP’ye istihbaratı ABD mi verdirdi, bilemiyoruz. “KDP” deyince de, Başbakan
Mesrur Barzani mi, Başkan Neçirvan Barzani mi anlaşılmalı, yoksa böyle bir
ayrım yok mu, onu da şimdilik kestiremiyoruz.


ABD deyince de CIA mı, CENTCOM mu, SOCOM
mu? “Böyle saçma soru olur mu” demeyin. YPG/YPJ, PKK’nin uzantısı. Değerli
Fehim Taştekin’in alandan yazı dizisini lütfen okuyunuz. 2003’ten bu yana Habur’dan
geçenleri karşılayan “Kürdistan’a Hoşgeldiniz” tabelasını unutun; IKB’den
Rojava’ya açılan gayrıresmi Semelka kapısında her yanda Abdullah Öcalan
portrelerinin asılı bulunduğunu aktarıyor Taştekin. Rojava’nın solunum borusu
Semelka kapısını Türkiye yurttaşlarına Ankara’yla eşgüdüm halinde kapalı tutan
da KDP.


ABD’nin orta vadede amacı Türkiye eliyle
Kandil’i mümkün mertebe “düzleyip”, evcilleştirip, marjinalleştirip, Rojava’yı
(“Fırat’ın Doğusu”) yeni merkez kılmak ve SDG’yi Türkiye’ye 1990’ların
itibaren, sonradan IKB yönetimine dönüşecek KDP/KYB gibi, ulusal güvenliğe
tehdit oluşturmayan bir meşru siyasi muhatap kılmak olabilir mi? Öyleyse,
Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Jeffrey Ankara’dayken, CENTCOM Org.
McKenzie’ye de Rojava’da SDG Komutanı Mazlum Kobane’yle poz verdiren
“strateji”, Garib’i de KDP üzerinden Türkiye’ye hedef göstertmiş olabilir mi?


Süleymaniye (1974) doğumlu Garib’in örgüt
üst yönetiminde “eli silah tutan” kesimde ağırlık sahibi olmaktan ziyade
diplomatik ve entelektüel yönüyle öne çıktığı anlaşılıyor. Çevre ülkelerle
ilişkilerde temayüz ettiği söyleniyor. “Çevre” ülkelerin içine hem İsrail, hem
İran dahil edilebilir mi? Her hal ve kârda, Garib’in Kandil’den söz konusu
temasları için inişlerinde IKB makamlarını mutaden bilgilendirdiği ve hatta
onlarla yüz yüze görüştüğü de biliniyor. Nitekim, öldürüldüğünde de KDP’den
ilgili yetkililerle bir toplantıdan çıktığı ileri sürülüyor. Öldürüldüğü nokta
ise KDP/KYB denetiminde değil, gri alanda.


ABD iç işleyişi bakımından, Garib’i “veren”,
diyelim CIA Operasyon Direktörlüğü ise, o birimin kanunen CIA Direktörü dışında
(CENTCOM, Bağdat Büyükelçiliği vs.) kimseye bilgi/hesap vermek, kimseden
talimat almak gibi bir yükümlülüğü yok. ABD’nin dış siyaseti, Türkiye’yle ikili
ilişkileri açısından da çelişki yok: SDG, Idlip, PKK, S-400 vb hepsi ABD için
ayrı ayrı yalıtılmış kompartımanlar. Pekiyi, Garib’i KDP verdiyse, Köse
suikastına kim zemin hazırladı? PKK on yıllardır benimsediği IKB’de eylem
yapmama kuralını, birden bire ama kendine ikna edici inkâr (“plausible
deniability”) maskesi sağlayacak biçimde, Osman Köse’yi üçüncü ellere
katlettirmek için mi bozdu?


Yahut Köse Suikastı, KDP içinde belli
belirsiz süren iktidar mücadelesinin konuya methaldar olmayan, karanlıkta
bırakılan tarafının Garib operasyonuna verdiği karşılık mıydı? Köse’nin, hassas
olduğu belli altı aylık geçici görevinin mahiyeti neydi? Bu geçici
görevlendirme KDP’nin ilgili makamlarına uygun kanaldan deklare edilmiş miydi?
Cinayetin RudawNet’te yayınlanan güvenlik kamerası kayıtlarında katillerin
Köse’nin çanta ve cep telefonunu aldığı görülüyor. (NRTTV’de yayınlanan karşı
açı güvenlik kamerası görüntüleri ise izaha muhtaç.) Bunlar acaba geri
alınabildi mi?


Malum, istihbarat da, belki fuhşun yanı
sıra dünyanın en eski mesleği. Yazılı kitabı, kuralı olmaz ama raconu yoktur
denilemez. Örnekse, eski KGB’li Putin, değiş-tokuş edilmiş casusu yıllar sonra
İngiltere’de öldürtmeye kalkarak raconu bozmuştu. Deklare istihbaratçılar
bulundukları ülke ilgili makamları nezdinde irtibat görevi yapar. İstihbarat
paylaşımı yapılan, bir anlamda “istihbarat müttefiki” ülke, aynı zamanda
istihbarat hedefi olmaz. Oluyorsa da, istihbaratçıyı ele verecek diplomatik
maske kullanılmaz.


Üstelik Köse suikastının yansımaları,
katillerin KDP Asayiş birimlerince yakalanmaları ve güvenlik kamerası
görüntülerinin IKB medyasına sızdırılmasıyla kalmadı. 25 Temmuz’da Dohuk ve
Batifa kırsallarında, yine Garib operasyonuna benzer biçimde, yerden yani yine
KDP’den alınan istihbaratla nokta atış yapılarak, iki ayrı araç hedef alındı ve
suikastın planlayıcıları oldukları söylenen PKK mensupları ortadan kaldırıldı.
Bu gelişmeyi de, KDP’nin iç iktidar çekişmesinin sürdüğü; KDP’nin PKK’nin
çizgiyi aşmasını yanıtsız bırakmadığı; Ankara içinde müzakere süreci yanlıları
ile karşıtları arasında mücadele olduğu; hatta PKK içinde de sızıntı ve/veya
görüş ayrılığı bulunduğu gibi farklı yaklaşımlarla yorumlamak mümkün.


Yazının başındaki büyükelçilik
müsteşarlarının “her şeyi herkesten önceden bilme” eğilimlerini aktarmıştım. Şu
“her şeyi bilen adam” videosunu görmüşsünüzdür:
İstihbarat ne işe yarar? Atanmış bürokratın (hariciye, istihbarat, askeriye)
siyasi görevi nerede biter, seçilmiş yöneticinin siyaseti nerede başlar? Ankara
da Erbil’deki olası iktidar çekişmesinin perde gerisinden tarafı mı, sahneyi
düzenleme çabası içinde mi? Mesut Barzani nerede duruyor? ABD, Kandil’i
“verip”, Mazlum Kobane ve SDG ile mi yol yürümek eğiliminde?


Yanıtsız soruları artırabiliriz:
S-400’lerle ilgili yaptırımları tetikleyecek “kırmızı” çizginin alım, kurulum
derken aktivasyona dek pembeleşmesinin, hatta F-35 programına geri dönüş
kapısının dahi aralanmasının ve sürecin Nisan 2020’ye dek yayılmasının
gerisinde başka bir uzlaşı mı var? Uzlaşı olsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Biz
Fırat’ın doğusundaki terör koridorunu paramparça etmekte kararlıyız. Ne
gerekiyorsa yapacağız. İzin almaya ihtiyacımız yok” der miydi? Yoksa ben nice
muhayyel öküzlerin altında, doğmamış buzağı sanrıları mı görmekteyim? “Nalet
olsun bu kafaya yaa, bilmediğim şey yok…”


Bana sorarsanız lider, vizyoner siyasetçi,
hayalleri uğruna değil, ülkesinin, temsil ettiği kamunun yararına, tüm bu
gerçek veya uydurulmuş bilgilerin, istihbarat oyunlarının dalgalarını Yavuz
zırhlısı gibi yarar, geçer, sonuca ulaşır. Örnekse, De Gaulle’ün yeterli saha
deneyimi, elinde yeterli istihbaratı yok muydu da, Fransa tam isyan bastırmada
üstünlüğü ele geçirmişken hem de, gitti Evian Anlaşması’nı imzaladı, ülkesinin
sömürgesi değil basbayağı denizötesi toprağı olan Cezayir’in bağımsızlığını
tanıdı?


Niyet, cüret, irade, sabır. Bakınız bugün,
CHP’nin artık tadilat filan değil yeni anayasadan, demokrasi cephesinden azına
razı olmayacağını, “Kürt Raporu” hazırladığını, seçim barajının düşürülmesinden
yana olduğunu biliyoruz. Demirtaş da, 16
Temmuz günkü savunmasında “Cumhurbaşkanı Erdoğan (…) demokratikleşme konusunda
bir adım atarsa biz de kendisine on adım atarız” dedi. Kimileri kariyerlerini, kimileri canlarını feda eder,
kimileri de nutuk söylemekle yetinir. Esas olan yüz yıllık Kürt meselemizin,
anayasal yurttaşlık, demokratik cumhuriyet, ortak vatan çerçevesinde bütüncül
çözümüne barışçıl yollardan ulaşmaktır.


PS – Barış Akademisyenleri’nin haklı
olduğunu bilmem için AYM kararını okumama gerek yok. Aralarından bazılarıyla
yıllar içinde arkadaşlık kurabilmiş olmayı kendi açımdan iftihar vesilesi
addederim. Barış Akademisyenleri çok hırpalandı ama hiç bükülmedi, hep dimdik, tertemiz
durdu. AYM kararının onların onurlu savaşımlarında somut olumlu bir aşama
oluşturmasını umarım. Hâlâ iştahları kaldıysa, kanunsuzca koparıldıkları
kürsülerine geri dönmeleri de kuşkusuz ülkemizin geleceğini aydınlatacaktır.





Aydın Selcen
kimdir?


1969 İstanbul doğumlu ve
Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler
Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı’nda meslek memuru
olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil
Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün “memuriyetten
istifa etti.” Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi
danışmanlık yaptı. 2015’den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye
konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.


Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER